PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kul İhvanî Duhâ Sûresi Sohbeti



nur-ye
Fri, 30.04.2010, 18:52
DUHÂ SÛRESİ SOHBETİ

KUL İHVÂNÎ
LÂTİF YILDIZ


Rubûbiyyet karşısında gözüken, Ubûdiyet- Kulluk İmtihanı Sahnesinde, vardır ZITlıklar.
Ve bizden de beklenen bu ZITlıkların bir kısmını yok etmek değildir.
Bir kısmını sâhiplenmek değildir TESVİYEdir. Rasûlî SEVİYEdir..
Mutfakla Tuvalet ikisi de aynı ayardadır tesviyelendiği zaman, seviyelendiği zaman hayatın gereçleridir.
Ateş kötü değildir. Ateş zulüm değildir. Ateş cehennem değildir!.
Ateş dengesiz olduğu zaman, düzensiz olduğu zaman CEHENNEM olur.
40° C deki bir ateş vücutta korkunç bir harâret yapar. Cehenneme çevirir.
30° C dereceye düşerse sıtmalar tutar. Vücut ısısı düşer. Titremekten duramaz insan, vibratöre döner.
Ama 37° C deki ısı ateş CENNETu'l- A'LÂ olur.
Onun için kışın evlerimizde soba yakar 20° C civârında tutarız ki cennet olsun diye. Cennet olsun diye İnşaallah!.

Şimdi burda ezan okunuyor.
“Lâ ilâhe illâ ALLAH ALLAHu Ekber ALLAHu ekber!”
Sanki Kâbe’nin içerisinde Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dört cepheye: “ALLAHu Ekber!” diyor.
Sonra ikiye bölüyor Beden ve Nefse.
“Eşhedu en lâ ilâhe illâ Allah!"

Kalb ve Rûha aynı şekilde.
Eşhedu en lâ ilâhe illâllah!"

“Hayyale’s- salah! Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l- aliyyi’l- azîm!.”
“Hayyale’l- felah! Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l- aliyyi’l- azîm!.”
"Lâ ilâhe illallâhu’l- Meliku’l- Hakku’l- Mubîn.
Muhammedu’r- Rasûlullâhu es-sâduku’l- va'du’l- Emîn!”
Âmennâ ve saddaknâ şahidnâ Ya RABBu'l-âlemin.

Allahumme salli ve sellim ve bârik ala seyyidina Muhammedin abdike ve nebiyyike ve rasûlike nebiyyi'l ummiyyi ve ala âlihi ve sahbihi ve ehli beytihi.

Allahumme Rabbe hâzihi’d-da'veti’t-tâmme ve’s-salâti’l-kâime âti Muhammedeni’l-vesîlete ve’l-fazîlete veb’ashu Makâmen Mahmûdeni’llezî va’addehu.
Amennâ ve saddaknâ şâhidnâ Ya RABBu'l-âlemin.

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz ezanı mutlaka tâkip edin ve tekrarlayın buyurmuştlur.

---- Abdullah İbnu Amr İbni’l-As radiyallâhu anhu: Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem:“Ezânı işittiğiniz zaman müezzinin söylediğinin aynısını (kelime kelime) tekrar edip söyleyin. Sonra bana salât u selâm okuyun. Zirâ kim bana salât u selâm okursa ALLAH’da ona on misliyle rahmet eder. (salât eder). Sonra benim için ALLAH’dan El-Vesîle’yi isteyin. Zirâ o, cennette bir makamdır ki mutlaka ALLAH’ın kullarından birisinin olacaktır. Ona sâhib olacak kimsenin ben olmamı ümîd ediyorum. Kim benim için el-Vesîleyi taleb ederse, şefâatim kendisine helâl olur (vâcib olur.)”
buyurdu. (Müslim, Salât 11 (384); Ebu Davûd, Salât 36 (522); Nesâî, Ezân 33 (2,23); Tirmizî, Salât 154 (208), İbni Mâce, Ezân 4 (720).

---- Câbir radiyallahu anhu’dan: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ezânı işittiği zaman (sonunda) kim: “Allahumme Rabbe hâzihi’d-dâveti’t-tâmme ve’s-salâti’l-kâime âti Muhammedeni’l-vesîlete ve’l-fazîlete veb’ashu Makamen Mahmûdeni’llezî va’addehu. (ALLAH'ım... Ey bu eksiksiz dâvetin ve kılınan namazın RABBi (sahibi)! MUHAMMED (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’e vesîleyi ve fazîleti ver. O’nu va’adettiğin (üzere) Makâm-ı Mahmûd üzere ba’s et (dirilt)” derse, ona kıyâmet günü mutlaka şefâatim helâl olur.” buyurdu. (Buharî, Ezân 8; Ebu Dâvud, Salât 28 (529); Tirmizî, Salât 157 (211); Nesâî, Ezân 38 (2,26); İbn Mâce, Ezân 4 (722)


Ezan dinlemek farz gibidir.
Hattâ Şâfîiler ezanı namazdayken takip ederler. Çok önemlidir çünkü.
Ama şimdi 15 dakîkada okuyorlar güzel okuyacağız diye akılları sıra. İnsanların kafalarını karıştırıyorlar.
Makamlarla uzata uzata okuyorlar. Bu yanlış bir şey.
Mânâsını, rûhunu kaybediyor ezan.
Halbuki ezan düzgün okunur, çabuk okunur.
İnsanlar iştirak eder. Ne dediğini anlar.
Böyle saatlerce değil esas. Bir ses değil, bu bir nefes değildir.
Bu Muhammedî bir şuurun, ceryanın ve nûrun rûha girişidir.
Fiilen iştirak etmek zorunluluğu vardır.
Hayyale's-Salah ve Felahlarda: “Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyi'l azîm” denir çünkü;

Hayyale's-Salah diyor: “Haydi ıslaha gel!. Dış âlemini ıslah et.

"Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm. Bunun için güç ve kuvvet bende yok Sende var Ya RABBi!” deyin!”

buyuruyor. Hadisi şerif bu.

“Hayyale'l-Felah: Haydi içiniz felah bulsun. Enfusunuz özünüz dendiğinde iflah olun dendiğinde yine aynı şeyi söylüyor: Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm..

Şimdi nasıl olacak da ıslah olmamış dış dengesizliğiyle Er-RAHİM Rahîmiyeti görülecek?.

Nasıl olacakta iflah olmamış bir iç düzensizliğiyle Er-RAHMAN Rahmâniyetine kavuşacak?

Bütün bunlar birbirine bağlı şeylerdir.

Şimdi nasıl olacak da: “İyyâke na’budu ” diyecek ıslah olmamış bir kişi?.
Nasıl olacak da iflah olmamış bir kişi “Ve iyyâke nestaîn” diyecek?.
Bunlar basit bir şey değil ki bir basitlik değil ki bunlar.
Kapı kilitli, anahtar yok. Bir duvarla mı karşılaşıyoruz.
Varsa bir kilit varsa bir anahtar gerekmeyecek mi?
İşte bütün bunlar hep birbirine bağlıdır.

Ama neylersin ki Muhammedî şuursuz, nursuz, sürursuz ve onursuz bir âlemde alışkanlık hâline dönmüş ibâdetler içerisinde insanlar kıvranıp durmaktalar.
Zamanlarımızı zanlarımızla zavara çevirmekteyiz.
Biliyorsunuz unu, un öğütülürken ayarı olmayan değirmen taşı avara kasnak ise unu zavar çıkarır.
Zavar öyle bir şey ki ancak hayvan yemi olur un olmaz çünkü iridir.
ALLAH bizi bağışlasın!

Evet. Basitçe bir basitten kastım hızlıca;

“Er-RAHMANi'r-RAHİM. Mâliki yevmi'd-dîn.”
Din gününün sâhibi, yevm, günün sâhibi ALLAH. Mâliki yevmi'd-dîn
Mâliki... neyin?
Yevm'in. Yevm nedir?.
Yevm, vücûda geliş ve yaşayış zamânı demektir.
Orda mevcud oluyor ve yaşanıyorsa budur yevm, gündür.
Din nedir din?.
Din, Nûrullah’ın dâimiyetidir. Nûrullah aslı dindir.
“Allahu nûru's-semâvâti ve'l-ard”dır zâten ALLAH'ın dini kâinatta geçerlidir şu an.
Hiçbir zerre bu dînin dışında, Nûrullah'ın Kurallarının dışında değildir.
İnsan aklından dolayı dışında olduğunu sanmaktadır.
Ve imtihan olmaktadır. Yevmi'd-dîn içindedir. Mâlikini bilir her şey.
Siz köpeğin derisini yüzseniz koyunluk yaptıramazsınız.
Çünkü o der ki ben yapamam “Mâliki yevmi'd-dîn”. der. Benim mâlikim var der.
O ancak ona sunulan sınırlar içerisindekini mükemmel yapar.
Mutlaka yapar. En muhteşemiyle yapar. En güzeliyle yapar.
Alıç Ağacı da öyle yapar. Kuş da öyle yapar.
Her ŞEY her şeyliğini sünnetullah tavır ve tarzı içerisinde yapar.
Harfiyyen yerine getirir!
Fakat insanoğlu bu ilâhi vasıfları kazandığından dolayı, esmâları yüklendiğinden dolayı, kendi üzerine aldığından dolayı, akıl elbisesini üzerine giydiğinden dolayı, akıl karanlığına büründüğünden dolayı, akıl rahminde yattığından dolayı, nakil güneşinin doğması lâzım.

Şimdi biraz sonra göreceğiz ki, iniş sırasına göre Kur’ân-ı Kerim'de o muhteşem karanlıkların, Leyl Sûresi'ni gördük bir ara.
Arkasından Fecr Sûresi'ni gördük.
Nasıl doğuran bir hayvan ya da doğuran bir kadın gibi fecrin acılarını, zorluklarını, geçişlerini, çıkışlarını göreceğiz.
Ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ALLAHu Zu'l-celâl'in Habîbullah'ı iken nasıl böyle düşünülmeyecek kadar ağır bedenî ve rûhî şeyler içerisinde, sıkıntılar içerisinde kalmasını göreceğiz!

Evet. “Er-RAHMANi'r-RAHİM. Mâliki yevmi'd-dîn.”
Din gününün sâhibidir.
İyyâke na’budu Ve iyyâke nestaîn.
İyyâke na’budu, biz var ya biz.
Evet. İyyâke na’budu, biz sâdece sana kulluk ederiz.
Biz kimiz?
Biz kimiz diyen Muhammed aleyhi's-salâtu ve's-selâm.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem. İmâm-ı Mutlak o çünkü.
ALLAH’ın Kur’ân-ı Kerim'ini Celle Celâluhu'nun Kur’ân-ı Kerim'ini getiren o. Okuyan O. Namazı kıldıran da O.

Namazdan kasıt SALLdır. SALL ALLAH’a ulaşımdır.
ALLAH’a ulaşım görevi Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’indir.

Çünkü öyle buyurmaktadır Kur’ân-ı Kerim'de ALLAHu Zu'lcelâl: “ALLAH ve Rasûlune teslim olunuz!.”
Şuna buna değil. Aslâ şuna buna değil. Teslim alanlar hâinlerdir.
Teslim ALLAH’a olunur. Biz birbirimizin elini tutmakla birbirimize teslim oluruz. Neden?
Neden olacak elektrik direkleri gibi birbirimize hizmet ederiz de onun için.
Birimiz birinin kulu değildir, kölesi değildir.
İyyâke na’budu sâdece SANA. Na’budu, ebade, ibad etmek ne demek ibad. Ebedî oluş arzusudur. Sonuca varış arzusudur öyle değil midir?.
Şimdi siz Konya'da Adana'da bir direk dikseniz.
Bu direği Keban'a nasıl götürürsünüz elektriğe.
Burdan oraya kadar hat çekersiniz.
Binlerce direk el ele verir de size öyle getirir o ceryanı.
İbad'dır. Ebedî oluştur.

ALLAHu Zu'l-celâl'in, RABBımızın o muhteşem HAYY olan nûrunu alıştır. HAYY olan onu alıştır.
Fî târihinde yaratmış çekmiş gitmiş değildir hâşâ.
İyyâke na’budu Ve iyyâke nestaîn,
Aynı şeydir ikisi de istemektir Arapça'da fiillerin başında.
Kâne Nûr-u aynımıza istemektir. Ben bir miktarını kullanıyorum demektir. Buzdolabı gibi, çamaşır makinası gibi, fırın gibi.
Ama yandıracağım fırınım. Ama donduracağım buz dolabıyım.
Fakat bir miktarını kullanmak istiyorum.
Ama kadınım, ama erkeğim, ama az akıllıyım ama çok akıllıyım.
Bir miktarını kullanmak istiyorum.
Nûrullah'tan bir pay istemektir istiâne budur.
İyyâke na’budu Ve iyyâke nestaîn,
İhdina's-sırât el-mustakîm...
İhdinâ, bizi, bize hidâyet et. Yol göster.
Aç önümüzü çünkü yaratan Sensin.
Nefeslerimizi yaratan Sensin.
Şu anda bize dirilik üfüren Sensin.
Her AN yok edip tekrar yaratan Sensin.
Sırat, öyle bir sırdır ki öyle bir sırattır öyle bir sırat kümesidir ki.
El Müstakim istikâmet üzere olsun.
Nedir istikâmet?
İstikâmet teslimiyetin sonucudur. İstikâmet teslîmiyetin sonucudur.
Teslim olmamış bir kişi, ıslah olmamış bir kişi iflah olamaz çünkü.
Sadâkat ve Samîmiyet yoktur.
O artık Sabır ve Selâmet beklemesin.
Bütün bunlar birbirine bağlı zincirlemedir.
Biz rahat anlayalım diye uğraşıyoruz.
Yoksa bunlar bütün kitaplarımızda vardır.
İhdina's-sırât el-mustakîm. Sırâtallezîne, hani var ya biz geçmişte gördük ya öyleleri var ki Sırâtallezîne en’amte aleyhim, sen onlara bütün nîmetlerini yağdırdın. Aleyhim üzerlerine yağdırdın.
Onun için Yunus Baba’nın sesi hiç kesilmiyor.
Her yürekte bir Yunus kanarya kuşu gibi ötüyor.
Her yürekte bir Yunus'un sevgisi var, muhabbeti var.
Her evde bir Emre var. Yunus Emre var.
İşte Tâhiri benim oğlumdur. Tâhir Emre'dir neden?.
Yûnus sevgisi vardır da ondan..
Ne yapmış Yûnus?
Nîmet verilenlerdendir, nîmet verilenlerdendir çünkü.
ALLAH'ın nimetini takdir edenlerdendir. Yüce yüreklidir.

İhdina's-sırât el-mustakîm Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayri'l-mağdûbi aleyhim ve le'd-dâllîn.
Katiyen katiyen katiyen gazâba uğrayanlardan değil.
Onları istemiyoruz. Onlar her şeye ihânet ettiler.
Yâni gaflet ettiler önce. Sonra cehâlete dönüştü yaraları azdı.
Sonra dalâlete sapıklığa dönüştü. Sonra ihânete dönüştü.
Bütün bunlar nasıl oldu. Nasıl oldu bunlar?
Bakın iki tâne âyet vardır Kur’ân-ı Kerim'de.

Dikkat edin bu şeytan denilen ikilik sizi ALLAH ile de kandırır diye. Lillâhi ğarur âyetleri.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ

--- “Yâ eyyuhe'n-nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ teğurrennekumu'l-hayâtu'd-dunyâ, ve lâ yeğurrannekum billâhi'l-ğarûr: Ey insanlar! ALLAH’ın va’di haktır, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o çok aldatıcı (şeytân) da ALLAH hakkında sizi kandırması!” (Fatr 35/5)

Ğarur: çokça aldatıcı (mübalağâ) Şeytân: (mal, makam, şehvet ve dünyâ işleri ile kandırıp) “ALLAH Kerîm’dir affeder! v.s.” dedirtir... Ya da normal yollarla avlayamadığı kimseyi: “Ne iyi ibâdet ediyorsun, senden başka daha iyi müslüman mı var!...” v.s. ile riyâya sokup soyar...

Dikkat edin ALLAH diye diye de kandırır.
Sağdan, soldan şurdan burdan vura vura sırât-ı mustakimden insanlar kaydırılmaya çalışılmaktadır.

Biliyorsunuz ki Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz Sahâbenin kenarında iki kişiyle sohbet ederken bir konuyu diğer sahâbeler ayrıldığı için onlar kendi arasında bir kısmının çok fazîleti yüksek insanlar olduğunu, bir kısmının ise hiç aldırmadığını konuşmaya falan başladılar.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bunu duydu. Geldi. Yere çömeldi. Eliyle. Mubârek eliyle kumları düzledi epeyce.
Sonra asasını çekti ortaya: “Benim ve bana uyanların yolu budur. Sıratı müstakim” Ne diyor “Başında ALLAH vardır”

---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kumu düzleyip âsâsı ile ortaya bir dikey çizgi çizdi ve: “Bu ALLAH’ın yoludur.” buyurdu. Sonra, o çizginin sağına ve soluna başka çizgiler çizdi ve: “Bunlar yollardır ve her yolun başında oraya çağrıda bulanan bir şeytân vardır!” buyurdu. (İbni Kesir, 2/190)

Sonra da şu âyeti okudu: “Şüphesiz bu Benim dosdoğru yolumdur. Bana uyun. (Başka) yollara uymayın. Zirâ o yollar sizi ALLAH’ın yolundan ayırır. İşte sakınmazın için ALLAH size bunları emretti.”
(En’âm 6/153)


---- İbn. Mes’ud (ra): “Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bize düz bir çizgi çizdi ve: “Bu rüşd yoludur.” dedi. Sonra bunun sağından ve solundan bir çok çizgiler daha çizdi: “Bunlar da bir takım yollardır ki herbirinde bir şeytân vardır, ona (kendisine) çağırır!” buyurdu ve En’âm 6/151-153 Âyetlerini okudu.” dedi.
(Buhârî, Rikak 4;Tirmizî, Kıyâmet 22; Ibn. Mâce, Mukaddime 1; Darimî, Mukaddime 23)

---- Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Yahudiler 71 fırkaya ayrıldı, birinden başka hepsi cehennemdedir. Hristiyanlar 72 fırkaya ayrıldı, birinden başka hepsi cehennemdedir. Ümmetim de 73 fırkaya ayrılacaktır, birinden başka hepsi cehennemdedir.” “O bir tane kurtulan fırka kimlerdir yâ Rasûlullah?” sorusuna: “Onlar benim ve ashabımın üzerinde gittiğimiz yola gidenlerdir.” buyurmuştur.
(Ebu Dâvud, Sünnet 1; Tirmizî, Îmân 18; Ibn. Mâce, Fiten 17; İ. Ahmed II/332)

----Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Ümmetimden bir fırka hak üzere galib olup duracaklardır: Velâ tezâlü taifetün min ümmetî zâhirine alâ’l-hakki.”
(Buhârî, Tevhid 29; Müslim, Îmân 247; Ebu Dâvud, Cihâd 4; Tirmizî, Fiten 51; Ibn. Mâce, Mukaddime 1)

İşte onun için sana biat edenlerin ellerinin üzerinde ALLAH’ın eli vardır.

… إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ

--- " İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim…: Muhakkak ki sana biat edenler ancak ALLAH'a biat etmektedirler. ALLAH'ın eli onların ellerinin üzerindedir….”
(Fetih 48/10)

Ne zaman, ne zaman?
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hayatta iken de şimdi değil mi?.
Şimdi başkasının eli mi var? Şeytanın mı eli var hâşâ!.
Bu gün, o gün, o gün bu gün. Gün diye bir mefhum yok AN vardır AN!.
Şu ANda yaşayanlar imtihandadır.
O günde yaşayanlar o gün olmuşlardır.
Bu ANda yaşayanlar geleceği düşünür, geçmişten ibret alabilir.
Ve ne buyuruyor Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bu benim yolumdur. “Benim ve bana sahip çıkanların yolu budur!”
Sağ tarafına çiziyor. Bunların başında şeytan vardır.
Neden çiziyor.
Benden daha dindar gözükenler çıkacaktır.
Dine zorluk getirecektir. Sıkıntı getirecektir.
Akıla hayâle gelmeyecek yollar koyacaktır.
İşler çıkaracaktır. Zorlaştıracaktır. Başka işlere götürecektir.
Baktığınızda hayretler içinde kalacaksınız çok dindar gözükecek ama Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme uymayacaktır.
Aşırı olacak. İfratta olacak. Bunların başında şeytanlar vardır.
Sola çiziyor bunların başında da şeytanlar vardır.
Benim dînimi hafife alanlar, olsa da olmasa da olur diyenlerinde başında şeytan vardır.
Bu söz haktır. Aklı olan için sonuç iki'dir.
Ya Hizbullah'tır ALLAH Celle Celâluhu ile bir olmuştur.
Ya Hizbu'ş-şeytan'dır. Hizbi şeytan gurubunda kalmıştır.
Bu akıl bu ikisinden biriyle mezara girecektir. Başka yol yok!.

وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِّتُنذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ فِيهِ فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ

--- “Ve kezâlike evhaynâ ileyke kur’ânen arabiyyen li tunzire umme'l-kurâ ve men havlehâ ve tunzire yevme'l-cem’i lâ reybe fîh(fîhi), ferîkun fî'l-cenneti ve ferîkun fî's-saîr(saîri).: Şehirlerin anası (olan Mekke'de) ve onun çevresinde bulunanları uyarman ve aslâ şüphe olmayan toplanma günüyle onları korkutman için, sana böyle Arapça bir Kur'an vahyettik. (İnsanların) bir bölümü cennette, bir bölümü de çılgın alevli cehennemdedir.”
(Şûrâ 42/7)

Bir fırka cennet, bir fırka ateş.
Burada orada fark etmez. Burada ALLAH’ın, orada ALLAH’ın.
En mükemmeli buradır zâten.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin en mükemmel hâli Muhammediyet hâlidir.

Habîbullah hâli ALLAHu Zu'l-celâl in Zâtındaki bir kokudur.
Ahmediyet hâli bizden çok uzaktadır yaratılış hâlidir.
Mahmûdiyet hâli bizim bulamadığımız bilemediğimiz Bâtınî bir haldir.
Ama zâhiri hâli herkes görmüştür. Taşa tutulmuştur. Alnından öpülmüştür, ellerini öpmüşlerdir ve de mübârek ayakları kan içinde kalmıştır.
Bizzât yaşamıştır bunları.
Ki bütün bunlar “gayri'l-mağdûbi aleyhim ve le'd-dâllîn” aman aman!.
Gaflet perdesinde kalanlardan, Cehâlet batağında kalanlardan ve Dâllin olanlardan etme!.
İhânet edenlerden de etme!.
Hani Fecr sûresinde gördük ya RABB'ım onlara nimeti bindirdi mi RABB'ım verdi verdi de Maşallah çok şükür der.
Kesiverdik mi ne der: “RABB'ım bana ihânet etti!.”
Hâinlik etti Hâşâ! der, âyet bu. Böyle nankördür insan.
İnsan yapısı böyle çünkü. Buna müsâittir.
Aynı insan aynı insan .
Evet Bütün bunlar aynı insan hâin insan, firavun insan, Mûsâ olur mu aleyhi's-selâm olur mu?.
Hâin, Halîfetullah olur mu?

Olur!
Ne zaman?
Döndüğü zaman. Öyle değil mi?
Kâbe’nin bir metrenin yanına varan sırtını dönse Kuzey kutbunda gibi olur. Çünkü döndü ya gidiyor.
Kuzey Kutbundaki yönünü kıbleye dönse Kâbe’deki gibi olur.
Döndü ya geliyor.
Dönüşler ne kadar önemli.
Vech vech işte bütün bu Fâtiha'ydı. Evet!..

nur-ye
Fri, 30.04.2010, 19:45
DUHÂ SÛRESİ SOHBETİ DevaMı

Senedi sıhhatli bir rivâyetle Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “ bu salâvâtı okuyana şefâatım vâcib olur.” buyurmuştur. İbni Kesir bu isnadın doğru olduğunu söylemiştir.



TÜRKÇESİ: Allahumme salli ve sellim ve bârik alâ Seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammedîn ve enzilhi'l-mak'adel mukarrabi indeke yevme'l-kıyâmeti Vâhşurnâ fî zumratihi tahte livâihi fî zılli arşike'l-mecîd İnneke alâ kulli şey'in kadîr.

MÂNÂSI: “ALLAH'ım! Efendimiz ve Sâhibimiz Muhammed (salallâhu aleyhi ve sellem)'e salât, selâm ve bereket dileklerimizi ilet, salât et ! Onu kıyâmet gününde yâkînlerin makâmında konuklandır. Ve bizi, Mecîd (ulu) Arşıyın gölgesinde onun livâ'sı (bayrağı) altında haşrolan zümresi içinde haşret. Şüphesiz ki sen herşeye kâdirsin!”

Bir salavât yapalım. 31 numaralı salavât Siirtli Hocamın derlediği salavâtlardan.
Senedi sıhhatli bir rivâyetle gelen bir salavâtı şerîfe'dir.
Bu salavâtı okuyana şefaatim vâcib olur buyurmuştur ve senedi sahihdir doğrudur.
Kendisinin Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sözü haktır.
Böyle buyurmuştur çünkü kendisi.
Bunu açıklamaktan bile zorluk çekmekteyiz.
Çünkü içindeki kelimeler kaid geçiyor.
Kaid çoban demek, baş komutan demek.
Makaid baş komutan olan çoban olan gibi.
Karîb yakındır, mukarreb en yakındır.
Kıyam yevmi’l- kıyam. Yevmi biliyoruz Muhammediyetin vücûda çıkışıdır, kıyamda.
Ben ne zaman ortaya çıkartırım Muhammediyetimi.
Hep kendi şahsiyetimi kullanmaktayım şu anda hepimiz.
Biz ne zaman içimizdeki Hakîkat-i Muhammediye'yi dışarı çıkarabiliriz de yevmi’l- kıyâme olur. Kıyâma dururuz.
Her namazda durmuyor muyuz kıyâma.
Kıyâma kâim olmaktır. Ne demek kâim olmak?
Muhammediyette en muhteşem şekilde var oluştur.
Şeriatta, Târikatta, Marifette Hakikatta Muhammediyet hakîkatının insanda fiilen, iliği gibi, kemiği gibi eti gibi sinirleri gibi fiilen olmasıdır.
Gerçek kıyam budur. Kıyâma kalkış.
Kıyâmet kopsa ne kopmasa ne. Ne olmuş kopacakta yâni.
Bildiğimiz kıyâmet, o gün geldiğinde kopacak, yok olacak âlem.
Bizimki ne zaman yok olacak. Bizim kıyâmet ne zaman kopacak?.
Bu kelimeler geçmektedir. Haşr geçmektedir.
Evet Allâhumme ALLAH'ım. Salli SALL et. SALL, çift Lâm ile yazılır.
SALL sıladır, SALL ulaşımdır, SALL Sıla-i Rahîmdir.

Sıla-i rahim diyoruz ya, yâni akrabaları ile bağları kuvvetlendirmek mânâsına.

ALLAH Teâlâ: "O rahim sözünü ben verdim." buyuruyor,

"Kendi Rahman ismimden çıkarttım, bu akrabalığa Rahim ismini ben verdim. Kendi ismimden ona isim bahşettim. (Femen vasalehâ) Kim Rahimine vaslederse..."

Yâni akrabâlarına iyilik yapar, iyilik gösterir, onlarla yakınlığını, dostluğunu devam ettirirse, onlara karşı sevgisini, hizmetlerini yaparsa, muhtaçsa ihtiyacını giderirse, açsa doyurursa, çıplaksa giydirirse, akrabâlık şartlarına riâyet ederse... "Rahimi, akrabasını kollayana, (vasaltuhû) ben de kollarım, ben de ona ihsan ikramda bulunurum. (Ve men kataahâ) Kim keser, koparırsa bağları, akrabalığı, rahimi koparırsa, akrabalığı koparsa, (kata'tü) ben de ona lütfumu keserim, onunla rahmet bağlarımı koparırım." buyuruyor.

Sıla-i Rahîm, Rahîm analarımızın bizi doğurduğu karınları, doğurdukları yerin adıdır.
Sıla-i Rahîm göbek bağıdır.
Biz HAYY Esmâsıyla ordan doğarız.
Bütün peygamberlerde öyle doğarlar ve Sıla-i Rahîm'le doğarlar.
Bunun için de hadisi şerif vardır.
Ben Er-RAHÎM ismimi kadın üreme organına verdim.
Sıla-i Rahîmi kesenlere lânet olsun hadisi vardır sahihtir. Neden?
Çünkü bu dirilik zinciri bu sistemden geçer.
ALLAH el-HAYY esmâsını bu sistem üzerinde yaratır.
Bu sistem bir şehâdet sistemidir.
Şehvet sistemi değildir. Hizbu'ş-şeytan için şehvettir.
Hizbullah için bir şehâdettir.
Analarımız, bacılarımız, kızlarımız, gelinlerimiz, kız kardeşlerimiz.
Akıllı olmak lâzım. Vicdanlı olmak lâzım.
İnsan gibi insan olmak lâzım.
ALLAH Dostlarının, Ehl-i Beyt Aleyhi's-selâmın ilimlerinden geçip Muhammedî, Kur’ânî ve Rabbanî insan olmak lâzım.

İnsan gibi İNSAN olmak lâzım..
SALLı iyi anlamak için.
SALL insan aklına yerleştirilmiş olan lânet ve lütuf iyi ve kötü, çirkin ve güzel şer ve hakkı yâni kısaca Lâ İlâhe inkarı ile İlla Allah ikrârını seviyelemektir.
Buna sâhip çıkıştır. Bir kısmını parçalayıp atış değildir.
Nârı Nûra çeviriştir.
Diri bir gül istiyorsanız naylon ve Japon gülü istemiyorsanız gerçek ALLAH gülü istiyorsanız gübre ile berâber bulacaksınız.
“Lâ İlâhe İlla Allah” diyeceksiniz.
“İstemiyorum Lâ İlâheyi ben gübresiz gül istiyorum. Altın tozu içinde naylon çiçek yetiştiririm!” diyorsanız piyasaya gideceksiniz.
Çok var! Fabrikalar kurdular. Davullar dövüyorlar ama hayy değil diri değil. Ama hayal.
Onun için SALLe sâhip çıkmamız lâzım.
Eğer “elimizin üzerinde ALLAHu Zu'l-celâl in eli olsun” diyorsak, başka yol yok.
Bu gün yapılması gereken şeyler bunlar.
Neden “Allahumme salli ve sellim” diyor.
Sellim nedir sellem. teslîmiyettir.
Onun için Kur’ân-ı Kerim'de buyuruyor ALLAHu Zu'l-celâl îman ettik demeyin teslim olduk deyin.

قَالَتِ الْأَعْرَابُ آمَنَّا قُل لَّمْ تُؤْمِنُوا وَلَكِن قُولُوا أَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْإِيمَانُ فِي قُلُوبِكُمْ وَإِن تُطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ لَا يَلِتْكُم مِّنْ أَعْمَالِكُمْ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

--- "Kâletil a’râbu âmennâ, kul lem tu’minû ve lâkin kûlû eslemnâ ve lemmâ yedhuli'l-îmânu fî kulûbikum, ve in tutîullâhe ve rasûlehu lâ yelitkum min a’mâlikum şey’â(şey’en), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).: A'râbîler îman ettik dediler, de ki: siz henüz îman etmediniz ve lâkin henüz îman kalblerinizin içine girmemiş olduğu halde İslâm'a girdik deyin ve eğer ALLAHa ve Rasûlune itâat ederseniz size amellerinizden hiç bir şey eksiklemez, çünkü ALLAH Gafur, Rahîmdir” (Hucurât 49/14)

Siz ağzınızla konuşuyorsunuz.
“İslâm'ım” diyorsunuz “Mü’minim” demeyin mü’min yürek kalbde olur çünkü.
Daha sizin sadâkatınız samîmiyetiniz denenmedi kaç kuruşluk sözünüz var belli değil daha.
Onun için diyor İslâm olduk deyin mü’min olduk demeyin.
Çünkü mü’min Allahumme salli ve sellim.
ALLAHım, Allahumme Allahummena Bizim ALLAHımız bizi SALL etmemizi, yaratan sensin çünkü.
Bu imkânları bize bahşet. Tercih ediyorum.
İstiyorum duâ ediyorum. Ben bu yönü kullanmak istiyorum.
Ve sellim sellim mi?
Ne demek sellim Muhammedî lütfu sırrı bana ulaştır yâni.
Bana bir yardım et. Ve bârik ve bereketli kıl.
Kun fe yekun rüşdüyle, rızâsıyla ru'yete çıkışıyla, ru'yet sırrının açığa çıkışıyla bereketli kıl.
Ve bârik alâ, kime diyorum ben bunu, kime üzere söylüyorum bu bendeki hangi priz istiyor.
Bir çok priz var herkes priz koymuş. 360° derecenin 359 una şeytan prizi konmuş bir tek KIBLEye Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm’ ın prizi konmuştur.
Arkasını Kâbe’ye dönen isterse hatimle namaz kılsın şeytanın adına kılmıştır.
Çünkü kıblesizdir o kabul değildir.
Kıble ne demektir? Kabul olunandır. Nedir kabul?
Bileliği kabul oluşudur, kalbî oluşudur. Kudretullah içinde oluşudur.
Ve Mevlânâ bizi VELÎ eden, ALLAH’ın Dostu edenimiz var ya hani.
Seyyidina dînimizin sâhibi ya da Efendimiz ve Mevlânâ hani bizi velâyete götüren.

Velâyet nedir?
Velâyet Lütfullah'ın vücûda çıkışının anahtarıdır.
Ben ilmin şehriyim Ali kapısıdır.

---- Rasûlullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem): “Ben ilmin şehriyim Ali kapısıdır. Şehre girmek isteyen kapıdan dâhil olmalıdır” buyurdu. (Hz. İbn-i Abbas’dan; Hâkim-i Nişaburî Müstedrek C. 3 S. 126)

Ne demek?
Ben ilimim ama edebsiz giremezsiniz, İblis gibi.
Girdiğinizi sanırsınız kullanamazsınız.
Allâme-yi cihan getirir bir tânesi yarar getirmez ona.
Çünkü edebsizdir. Haramdır, yasaktır zâten yar olmaz.
Çünkü İblis çok şey biliyor. Cennete girmiştir. ALLAHu Zu'l-celâl e rest çekmiştir. Sayısız konuşmuştur.
Bu gün bunları bir çok insanlar yapsalar eğer göklerde uçarlar, sihirbaz olurlar.
Dikkat etmemiz lâzım. Çünkü onlar değildir din.
Din, bu âlemde insanca yaşayıştır. ALLAHu Zu'l-celâl in emrettiği gibi yaşayıştır.
Namaz kılmak, orucu tutmaktır. Zekâtı vermektir.
Lâ İlâhe İlla Allah Muhammedu'r-Rasûlullah demektir.
Gökte uçmak kaçmak ayrı şeylerdir. Doğru değil.
Onlar zaman içinde gelişim içinde teşvik için vs için kerâmettir vs. dir oluyorsa o da ikramdır.
Olabilir ama bu bu böyle değilse bakın İblisin başına gelene.
Edebsizliğinden dolayı ne yapıyor. Hased ediyor.
Hased, Yalan doğuruyor. Bütün kötülükleri doğuruyor. Merhâmetsizliğin tek timsilı oluyor.
Ve Mevlânâ Muhammedin, o üç “MİM” li Muhammed Aleyhissalâtu ve's-selâm’ ın bizim salımızı teslîmiyetimizi ulaştırıver.
Ve enziruhu ve enzilhil mak’adel mukarrabbi indeke yevmel kıyâmeh;
O ki ona öyle inzal et ki, bizim SALLımızı selâmımızı beraket duâmızı öyle bir ulaştır öyle bir SALL et!
Buraya perçinle öyle bir teslim olalım ki.
Ve inzuhu, inzal et.
Türkçe çok zor bir dil dir Arapça'ya göre.
Yâni lâzım olan lâyık olanı nur payımızı ver bizim de ver.
Kimden?
Muhammed Aleyhissalâtu ve's-selâm’ dan başka çâremiz yok çünkü.
Biz ancak ondan elektrik alabiliyoruz ceryan alabiliyoruz. Nur alabiliyoruz.
Çünkü ALLAH’ın Rasûlu bir tâne, iki tâne değil hâşâ. Hayy.
ALLAHu Zu'l-celâl HAYY, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hayy. El an Hayy.
El-an şu Anda, Kur’ân-ı Kerim Hayy.
Her gün yağan yağmur gibi Hayy.
Şu ANda Allahumme salli dediğimiz ANda ALLAHu Zu'l-celâl kendi Kudretullahı dâhil salavâta girer. Salavâttadır zâten.

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
--- “İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne ale'n-nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ(teslîmen).: Muhakkak ki, ALLAH ve melekleri, peygambere hep salat ile ikramda bulunurlar. Ey îman edenler, haydi ona teslîmiyetle salat ve selam getirin!” (Ahzâb 33 /56)

“İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ(teslîmen).”

Şimdi şu anda ALLAH ve melekleri peygamberine SALL ediyorlar.
Yâ eyyuhellezîne âmenû, ey iman ettik diyenler sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ, hadi siz de SALL edin ve teslim olun.
Şimdi ALLAH devrede, onun için hiçbir zaman salavât dinlemekle olmaz.
İştirak edilmediği sürece karıştırılmamış olur ve büyük günahtır.
Onun için şöyle buyurmaktadır:

---- Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Ragime enfu raculin zukurtu indehu felem yusallî aleyye: yanında adım zikrolunup da bana salâvât getirmeyen kimsenin burnu sürtülsün!” buyurmuştur.
(Tirmizî, Daavat 100;İ.Ahmed II/254)

Çünkü çok tehlikelidir de onun için. Âyet vardır.
Bin kere birisi yanında “Muhammed” desin “sallallâhu aleyhi ve sellem” demek zorundasın.
Onun için Münir Hocam ne diyor: “salavatsız abdestsiz Mim li harflerini söylemeyin!” diyor.
Pazarda söylüyor atın eşeğin içinde diyor. Salavât getiriyor diyor ismini anarak salavât değil de mimli isimlerini kullanmasını istemiyor çünkü. Basit şeyler değildir.
Haaa edebsizse istediğini yapar.
Yapmıştır zâten ne Firavunlar gelmiş geçmiştir bu âlemden.
Ne katiller geçmiş 30 milyon insan öldürmüşlerdir ikinci cihan savaşında.
Nerde ikinci cihan savaşı târihte yerini bile bulamazsın.
Ama olmuştur. Bu günde olur. Tersi de olmuştur…

“Ve enzilhi'l-mak'adel mukarrabi indeke yevme'l-kıyâmeti”

Bu sana ulaşımların başında önderi, komutanı, çobanı, getiricisi ana hattı olan indeke senin katında Sana ancak o ulaşabiliyor çünkü.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, ALLAH’ın Rasûlu irsal edebiliyor teke. yevme’l kıyâmeh, ne zaman bu böyle oluyor.
Kıyâmete kalktığımız zaman, kıyâma kalktığımız zaman.
“ALLAHu Ekber” deyip de Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem e uyduğumuz zaman.
Fâtihayı okuduğu zaman, zammı sûreyle okuduğu zaman en başında RABBimizin karşısına durduğumuz zaman kıyamdan, kıyâma kalkan İNSAN…
Ve kıyâmın dışında Kur’ân okunamaz namazda. Kıyâmın dışında okunamaz.
Rüku’da okunamaz, secdede okunamaz. Teşehhüd oturuşunda okunamaz oturuşta yâni aşağıda.
Nedir burda teşehhüd miktarı oturmaktır diye Türkçeleştiriyor.
Makaiddir ordaki ettehiyyatı oturuşu.
Nedir mak'adel mukarrabbi, Mukarrab ALLAH’a en yakınlık makâmıdır ve Şehâdet Makâmıdır orası.

“Eşhedu en lâ ilâhe illâ Allah”

makâmıdır çünkü.
Bir tek rekatta söylüyorum.
Bir tek rekatta oturduğumuzu düşünün kıyamdan rüku’ya inen kimdir kıyamdaki ?
BEDENdir. Tümüyle berâberdir. Hepisi içindedir.
Kimdir başını eğen. NEFİS'tir.

“Subhâna Rabbiyel azîm ve bihamdihi!” evet.
Azîm olan Rabbime âyetler var biliyorsunuz.

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ

--- “Fe sebbih bismi rabbikel azîm(azîmi).: Fesibbih bismi rabbikel'aziymi.” (Vâkıa 56/74)

Fe sebbih bismi rabbikel azîm ismi okuyunca “Subhâne Rabbiye’l- Azîm ve bihamdihi”

Hamd ile RABBime başımı eğiyorum. Tesbih ediyorum. Subhândır.
Hiçbir aklın noksan bulacağı bir şey yok.

“Şu ANda tesbihte, atom dönmekte, kâinat dönmekte her şey onun hudûdu içerisinde yürümekte, yok olup var olmakta, bir ben ayık değildim, ayıktım başımı eğdim!” demektir.

“Subhâne rabbiye’l- Azîm ve bihamdihi, Subhâne rabbiye’l- Azîm ve bihamdihi , Subhâne rabbiye’l- Azîm ve bihamdihi Allahuekber!”.
Secde için ayağa kalkarken ne diyoruz.
“Semiallahu limen hamideh!”
Semiallahu, ALLAH duydu, kim ki hamd ettiyse ALLAH duydu.
Ordaki ifâde “Subhâne rabbiye’l- Azîm ve bihamdihi” dir hadislerde.

---- Es-Sa’di babasından veya amcasından naklediyor: “Rasûlullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) namazını kılarken dikkatle baktım, rükû’ ve secdelerde üçer kere “Sûbhanallâhi ve bihamdihi” diyecek kadar duruyordu.
(Ebu Dâvud, Salât 154 (885)

SALL kitabımızı okumuşsanız orda açıklamıştık hadisleri. Ama bizim Türkiyede özellikle gır gır gır “Subhâne rabbiye'l-Azîm Subhâne rabbiye'l Azîm” ne dediğini bilmeden adam sallayıp geçer.
Kalkarken de der ki ALLAH hamd edeni duydu.
halbuki hamd etmedi yalınız rüku’ yaptı.
Çünkü “Subhâne rabbiye’l- Azîm ve bihamdihi” onun doğrusu.
Rabbenâ lekel hamd: Ey RABBımız ve lekel sanadır. Elhamd sanadır. ….
Ayağa kalkış budur. Hamd ayağa kalkıştır kıyam değildir. Sonra secdedir.

“Subhâne rabbiyel alâ ve bihamdihi subhâne rabbiyel alâ ve bihamdihi subhâne rabbiyel alâ ve bihamdihi”

Rahmâniyet ve Rahîmiyet secdelerinde azîmliğin alâsı..
İşte bu ve sonra oturuyor.
Mi’racta Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem e gelen Ettehiyyatuyu okuyor.

Ettehiyyâtu şimdi diriliyorum.
Lillâhi ALLAH için diriliyorum.
Ve's-salavâtu, SALLarı ettim.
Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm’ ı duydum ve uydum, ALLAHı buldum.
Ve't-tayibâtu ayıplardan arındım.
Es-selâmu aleyke Ya Eyyuhe'n-nebî ALLAHın selâmı sana olsun Ya Eyyuhe'n-nebiyyi.
Bunu söyleyen kim ALLAHu Zu'l-celâl bunu buyuruyor.
Ne cevap veriyor?
Ve rahmetullâhi ve berakâtuhu es-selâmu aleynâ ve alâ ibadillâhi's-sâlihîn
bize tüm sâlihlere olsun.
Neden “Bana” buyurmuyor.
Kendisine selâm verildiği halde “Bize” buyuruyor Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.
Rahmet peygamberi onun için.
Onun Nûrundan yaratıldık. Bütün kâinat.
Bizim anamız yâni nebiyyu’l-ummiyy, ana...
Rasûlullah olarak söylüyor, Abdullah aleyhi's-selâm olarak değil.
İşte bu özelliği anlamamız lâzım.

Salâvâtımıza dönersek:
Vâhşurnâ fi zumratihi tahte livâihi fi zılli arşike'l-mecîd
Vahşurnâ, bizi haşret. Tekrar Rubûbiyyet şerefi ile hakîkatı çıkarıp ne yaptığımızı soracaksın ya.
Nasıl tiyatro oyunları oynamışız izleteceksin izleyeceğiz ya fi o zaman işte.
Zumratihi onun zümresinde yap bizi.
Bu Zumer Sûresinde felan bu zümreyi göreceğiz.
Tahte altında. Livâihi, bu livâihi sancak diye geçiyor.
Halbuki bu ulûhiyetin Hizbullah grubunun tümüdür yâni.
Bahtiyarlar gurubunun, kendine zulmetmeyenlerin, nankörlük etmeyenlerin gurubu livâihi.
Fi zılli içinde neyin zıllı gölgesinin içinde arşike'l-mecid o senin hani cûd vucûd yaptığın, ortaya çıkardığın mecid olan var ya işte o arşıyın gölgesindeki livâi’l- hamd sancağının altında bizi de haşret Yâ RABBi!.
Böyle bir duâ böyle bir istek böyle bir arzu.
Bunu peygamber aleyhi's-selâm buyurmuştur bu salavâtta.
İnneke alâ kulli şey’in kadîr, şüphesiz ki Sen her şeye kâdir kudreti olansın.
Biz bunu istiyoruz. Her şeye kâdir olan sensin Yâ RABBi!.
Böyle güzel bir salavâttır.
Salavâtlar bölümünde 31. salavâttır ve hârikadır.
Bu salavâtı okuyana salavâtım vâcip olmuştur.
İnsanlar şöyle zannetmektedir gır gır gır okusam olur mu?
Olur. Ne diyelim olur, olur.
Çünkü düşünün derseniz ki “çay içim!” içtiyseniz içtiniz.
Eee siz derseniz ki yapmadan “yaptım” diyorsanız yaptınız.
Hani demişler ya Nasreddin Hocaya:

“Abdestsiz namaz kılınır mı?”
“Kılınmaz!.”
“Eeee ben kıldım!”
“Kıldıysan oldu!” demiş. Ne desin.
Evet böyle bir güzel salavâttır inşaallah

nur-ye
Fri, 30.04.2010, 20:13
Aziz canlar değerli kardeşlerimiz biz hâşâ ALLAH’a sığınırız!
Bildiğim kendimize göre bir şeyler biliyorsak da kendimiz için biliyoruz.
İnsanlarla paylaşmamızın sebebi BİZ BİRlikte bir güzellik olsun.
Birlikte bir daha düşünelim.
Bunları bir araya getirelim.
Yazalım çizelim toplayalım derleyelim.
Çoluk çocuğumuza bir ışık açılsın.
Bir yol açılsın Kur’ân-ı Kerim'iz böyle sayfalar içinde kapalı kalmasın, işe yarasın.
Bunlar ne için gelmiş niye kullanılmakta neden lâzım?.
Bunları anlayabilmek için ALLAH'ın izni ve inâyetiyle biz bâzı kardeşlerimizle gece gündüz çalışıyoruz.
Çeşitli düşünceler içerisinde ve Kur’ân-ı Kerim bir bütündür, mozaik gibidir.
Nuh Aleyhi's-selâm dersiniz yirmi yerdedir.
Bir araya getirmediğiniz sürece Nuh Aleyhi's-selâmı toparlayamazsınız.
Ne bileyim Mûsâ Aleyhi's-selâm dersiniz param parça yerlerdedir.
Öyle îcab ettiği için fakat tümünü getirdiğinizde görürsünüz muhteşemliğini.
Fakat Kur’ân-ı Kerim iniş-nüzul sırasına göre yerleşmemiştir.
ALLAHu Zu'l-celâl emriyle Cebrâil Aleyhi's-selâm, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem için yerleştirmiştir.
Ama iniş sırasına göre okuduğunuz zaman, siz de o gün yaşasaydınız geliş aşamalarını yaşayacaktınız.
O gün yaşayanlar iniş sırasına göre okumuşlardır, yaşamışlardır Kur’ân-ı Kerim'imizi.
Yâni her âyet indiğinde bekleşiyorlardı sahâbeler.
Hatta müşrikler bekliyordu.

“Âyet indi mi âyet indi mi ne diyor?” diye, sürekli bu yüzden?

Duhâ Sûresini şimdi göreceğiz.
Bir süre âyetler inmeyince kıyâmet kopmuştur.

“Yok şeytanlar getirmedi. Yok şöyle oldu yok böyle oldu," saçmalıkları ve şamataları!.

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sıkıntıdan üzülüp acı çekmiştir.
Onun için İnşaallah Sûrelerin iniş sırasına göre gidiyoruz.
Daha öncesi, ilk baştan Alak, Kalem, Müzemmil, Müddessir, Fâtiha, Tebbet, Tekvir, A’la Leyl’i gördük.
Leyl ki her şeyi yutan ana karnı gibi akıl gibi, hayat gibi muazzam bir şeydir.
Örtücüdür Es-Settar'dır kapatır ve ne olduğu ancak ortaya çıkınca belli olur. Bu da bu Fecr'le işte bu Fecr'le ortaya çıkar.
Şafak Fecr'i gördük.
Fecr'i gördük, Fecr Sûresini çok muhteşemdir Fecr.
Çok iyi anlaşılması gerekir.
Hepimizin hayâtında FECRler vardır.
Belli bir zaman. Peygamber Aleyhi's-selatu ve selâm ömrünün ilk 40 yılı peygamber değildir ve müşriklerin içerisindedir.
Onların acımasız dertleriyle FECR'e gebe bir gece gibidir geçmiştir o kısım hayatı.
Bir gece gibidir Hıra Mağarası.
Bir Fecr'dir Cebrâil Aleyhi's-selâmın gelişi. Bir FECR dir.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:
"Yâ Haticem ört Beni!”
“Ört beni Yâ Hatice!”
demesi bir fecrdir Leyl'in doğurduğu.
Fecr'dir kendisi ve görevi için.

“Müddesir’de neyim varsa açıklamaya çıkıyorum artık güneş doğuyor!”
demesi.

Ve bir Duhâ’dır yâni güneşin en kızgın ısılı ve parlak ışıklı olduğu zamandır. Ne diyorlar 'Âişe Vâlidemize:
“Ne zaman başlar Duhâ Namazı vakti?.”

Diyor ki: “Deve yavrusunu çöle saldığınızda ayağı yanıyorsa Duhâ Namazı vakti başlamıştı!”
diyor.
Devenin yavrusunun ısınan kum üzerinde ayağı yanıyorsa eğer duhâ zamanıdır.
En şiddetli zamânı ışığın. Tam parlak zamânı kuşluk diyoruz.
Duhâ, ved duhâ.

Yeni gelen kardeşlerimiz için Fecr'e çok hızlı bir şekilde bir daha bakalım. Ve fecr, fecre yemin olsun.
Fecr'in içerisindeki CERR kökü çekiş köküdür.
Fecr kendi içindeki çekişlerdir.
Yani aklımızın çekişleridir.
Çekiş aynı zamanda uçuş demektir.
Ceryan da cerr kökünden meydana gelir. Fecrinden gelir.
Suların fışkırarak çıkması çekişden dolayıdır.
Yukarıya atılan taşın yere düşmesi yer çekişinden dolayı CERR'dir bunlar hep.
Hicret böyledir, hacer böyledir, hücre böyledir.
Hecr, akıl böyledir. Hepsi böyledir.
Kim çeker?
Akıl nakli çeker. Nakil CERR eder. Akıl onu CERR eder.

Ve'l-fecr, fecre yemin olsun.
Geceler, ışık ve güneşi çekiyor gibi.
Gündüz çekiyor gibi ve gündüzler geceleri çekiyor gibi.

تُولِجُ اللَّيْلَ فِي الْنَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الَمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَن تَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ

----"Tûlicu'l-leyle fî'n-nehâri ve tûlicu'n-nehâra fî'l-leyl(leyli), ve tuhricu'l-hayya mine'l-meyyiti ve tuhricu'l-meyyite mine'l-hayy(hayyi), ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb(hısâbın).: Geceyi gündüzün içinde sokarsın, gündüzü gecenin içine sokarsın, ölüden diri çıkarırsın diriden ölü çıkarırsın, dilediğine de hesabsız rızk verirsin”
(Âl-İ İmrân 3/27)

Tûlicu'l-leyle fî'n-nehâri ve tûlicu'n-nehâra fî'l-leyl,
Davar yüzer gibi nasıl da gecenin üzerinden gündüzü gündüzün üzerinden geceyi çekmekteyiz fark ediyor musunuz?.
Her zerresini nasıl da karanlığa ve aydınlığa boğuyoruz.

وَالْفَجْرِ

---- ''Vel fecr(fecri) : Andolsun fecre. ''
(Fecr 89/1)

İşte bunlar hep Ve'l-fecr, fecre yemin olsun AND olsun.

وَلَيَالٍ عَشْرٍ

---- ''Ve leyâlin aşr(aşrın): On geceye,''
(Fecr 89/2)

On geceye yemin olsun aşr geceye yemin olsun.
Aşrın on gecesine yemin olsun.
Yani beş beş geceye yemin olsun.
Sanki İslâm'ın zâhirine bâtınına yemin olsun gibi.
Zâhir ve bâtın İslâm'ın şartlarının karanlıklarına yemin olsun gibi. Yutuşlarına yemin olsun gibi.
Namaz var mı, savm var mı?.
O Hacc var mı. Zekât var mı?.

“Yok efendim, yok efendim, yok efendim?.”

Tevhid var mı?

“Bilmiyorum efendim!”

Leyâli’l- leyl zâten, veylenâ -Yazıklar olsun bize zâten.
Kendim için söylüyorum bunlar yoksa, veylena sorun sokaktakilere var mı yok mu? Nasıl bu? Yok neden yok?
Bâtın yok ki zâhir olsun. İçinde yok ki dışında olsun.
İşte o, Ve leyâlin aşr'dır, aşrdır.
Onun Rubûbiyyet şerefi şuhûda çıkmamıştır, ayniyete yâni aşrdır o.

وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ

---- ''Ve'ş-şef’ı ve'l-vetr (vetri).: Çifte ve teke''
(Fecr 89/3)

Halim can, Ve'ş-şef’i ve'l-vetr çiftlere yemin olsun teklere yemin olsun.
Çifte de yemin olsun teke de.

وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ

----''Ve't-tîni vez zeytûn (zeytûni) .: And olsun incire, zeytine,''
(Tîn 95/1)

Ve't-tîni, bir torbanın içindeki binlerce incir çekirdeğine tek tek yemin olsun.
Ve'z-zeytûn, zeytine de yemin olsun VAHDETe olsun.
Kesrete olsun vahdete olsun.
Lâ ilâhe İKİliğine yemin olsun.
Lâ ilâhe illâ Allah TEKliğine yemin olsun.
Aynı şeyler hep!

وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ

---- ''Ve'ş-şef’ı ve'l-vetr (vetri).: Çifte ve teke.''
(Fecr 89/3)

وَاللَّيْلِ إِذَا يَسْرِ

---- ''Ve'l-leyli izâ yesr (yesri). : Ve geceye, geçeceği sıra''
(Fecr 89/4)


Veş şef’ı ve'l-vetr.
Ve'l-leyli izâ yesr. Sırr sâhibi geçen gecelere yemin olsun. Ya da geceye yemin olsun.

İsra Sûresi gibi bu da isra, yesr gece yürümektir aslında.

هَلْ فِي ذَلِكَ قَسَمٌ لِّذِي حِجْرٍ

----Hel fî zâlike kasemun lizî hicr (hicrin).: Nasıl, bunlarda bir akıl sâhibi için bir yemin (edilir şey) var değil mi? ''
(Fecr 89/5)

Hel fî zâlike kasemun lizî hicr
Biz özellikle yeni gelen kardeşlerimiz için söylüyorum mânâ vermiyoruz âyete.
Mânâsı-meali var, herkeste var mealler, tefsirler var ordan okur herkes.
Biz kendimiz zevk ediyoruz böyle anlıyoruz diyoruz.
Âyete mânâ felan verdiğimiz hâşâ ALLAH’a sığınırız.
Öyle bir derdimiz dileğimiz yok.
Hel fî zâlike, yok mu bunda kasamun bir ALLAH’ın kısmı, kasemi, lizî hicr, hicr sâhibi olanlar için yok mu bu?.
İşte burdaki hicr Hicr-i İsmâil gibidir Hacc'daki. Hicr-i Hacer gibidir.
Kâbe’nin kendi içinden bir bölümdür, akıl gibidir.
Bu hücreyi girenler ancak akıl için çıkış yolunu bulacaklardır nakile.
Bu; CERRin, insanın kendi içindeki Rubûbiyyet cem’inin hakîkata çıkışıdır.
Yâni içimizdeki Rubûbiyyet Sırrının ya da ne ise oluşumunun can ve cisime geçişidir. Hakîkat oluşudur.
Bir insan içinden karar verir öyle işi yapar.
Çünkü bu bir cem’dir. Canında karar verir cismen yapar. Eğer diriyse.
Yok mu? Nasıl bunlarda akıl sâhibi için yemin edilir şey var değil mi?.
Yemin edilir şey var değil mi?
Yemin edilir değil mi?
Yemini basit görmediniz değil mi?
ALLAHu Zu'l-celâl neden geceye yemin etti?
Niye fecre yemin ediyor? Şafak söküyor buyuruyor.
Neden yemin ediyor ALLAH, Yaratan yemin ediyor.

nur-ye
Fri, 30.04.2010, 20:42
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ

---- E lem tera keyfe feale rabbuke bi âd (âdin) .: Görmedin mi RABB'ın nasıl yaptı Ad'e?
(Fecr 89/6)

E lem tera keyfe feale rabbuke bi âd, Sen görmedin mi Yâ Muhammed Sen ordaydın ya, Senin Nûrundan yaratıldı ya onlar.
feale rabbuke bi âd, neler yaptı Âd Kavmine Senin RABBin neler yaptı gördün ya!.

إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ

---- İrame zâti'l-ımâd (ımâdi): Sütunların sâhibi İram'e''(Fecr 89/7)

İrame, hani o irem bahçeleri kuran vardı ya dünyâda iken allı pullu köşkler hanlar hamamlar yiyip içenler cennetler kuranlar hani vardı ya!
zâtil ımâd, sutunlar sâhibi imadlar sâhibi, kazıklar sâhibi artık bu dünyâya kazık çaktık diyorlardı ya.
Üzerlerine kurmuşlardı ya hırslarının, kinlerinin, kibirlerinin şunlarının bunlarının akıl fikir ermeyen şeylerinin işte bu, işte bu.
Buna neler yapmıştı sen görmedin mi?.

الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَادِ

---- Elletî lem yuhlak misluhâ fî'l-bilâd (bilâdi).: ki, o ülkeler içinde bir benzeri yaratılmamıştı.
(Fecr 89/8)

Elletî lem yuhlak misluhâ fîl bilâd, ki onların misli yoktu beldeler arasında yaratılmış değildi kendilerine benzeri.

“Var mı bizim gibi”

diyorlardı.
Öyle bir Firavunluk yapmaktaydılar ve gizli yapmaktaydılar ki.
Bunların bir kısmı üzerlerine din elbisesi de giymiştir.
Bu saltanatlar, bu dünyâ saltanatları dünyâ cennetleri İremler yâni Hasan Sabbah’ın Esrara Cennetleri gibi!
Bunlara neler yaptı gördün mü?
Onlar ne diyorlardı:

“Beldeler içinde misli yaratılmamış!” diyorlardı.
Neler yaptı onlara?.

وَثَمُودَ الَّذِينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِ

----''Ve semûdellezîne câbû's-sahre bi'l-vâd (vâdi): Ve vâdilerde kayaları kesen (yontan) Semûd kavmine?''
(Fecr 89/9)

Ve semûdelleziyne câbû's-sahre bi'l-vâd,
Şu Semûd’a ne dersin Semûd’a bunlara daha önce konuştuk şeyleri vardı mânâları.
Onlar bu sahradaki vâdilerde câbû kayaları oyarak kendilerine yerler yapmışlardı hani.

“Artık burda eminiz!”

diyorlardı.
Hangi kayaları?
İnat kayalarını, kibir kayalarını, bütün bâtınî ve şeytanî kayalarını.

وَفِرْعَوْنَ ذِي الْأَوْتَادِ

---- ''Ve fir'avne zî'l-evtâd (evtâdi)
: Ve o kazıkların sâhibi Fir'avn'e" (Fecr 89/10)

Ve fir'avne zî'l-evtâd, ya şu Firavun’a ne dersin?.
Gerçek evtad sâhibi.
Evtad, kutub demektir, ana kazık demek.
Gavsu’l Âzam olan zâtın sağında ve solunda olan evtadlar vardır iki tâne.
Zâhir ve bâtın yöneticileri anlamında evtad denilir ona tasavvufta.
Elan vardır imâmiyet ve hilâfet bakımından İmâmı Hasan ve İmâmı Hüseyin aleyhumu's-selâm a bağlıdırlar. Evtaddırlar.

Hani var ya şu Firavun denilen ben

“en büyük Rabbım”

diyebilen insan oğlu var ya.

“Hiçbir şeyden RABB olmaz, olmaz, olmaz!.”

“Kimden olur peki?”

diyorsun.
En sonunda Firavun Nefsi diyor ki:

“Benden olur!.” Demekte..

فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى

---- ''Fe kâle ene rabbukumu'l-a’lâ. : Dedi ki: "Sizin en yüce Rabbiniz benim."
(Nâziât 79/ 24)


Gizli şirk, cehrî ve şirk, amansız şirk, zâlim şirk, nankör şirk câhil şirk…

الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِ

----''Ellezîne tagav fî'l-bilâd (bilâdi) .: Onlar ki memleketlerde tuğyan etmişlerdi de-azıtmışlardı. (Fecr 89/11)

Ellezîne tagav fîl bilâd
Ne yapıyor o Firavun Nefs?
Tağutluk yapıyor tagilik yapıyor azgınlık yapıyor.
Zülûmkârlık yapıyor. Nerde?
Fî'l-bilâd, hangi beldelerde?
Göz ülkesinde, kulak ülkesinde, beden ülkesinin her zerresinde dışarıda içerde nerde olursa ateş gibi gittiği yeri yakıyor.
Hiç yaratan da tanımıyor yaratılan da tanımıyor.
Böyle bir akıl ki ALLAH kimseye vermesin.
Tağav, tâğut yâni. Tâğut nedir?

“İlâh benim, hüküm benim!”

diyenlerdir tâğutlar.
Onun için Saidi Nursî Hazretlerinde felan vardır “tâğutlar” diye.

ALLAH’ın hükümlerini kaldırıp yerine yeni hükümler koyanlar anlamında doğrudur.

Ellezîne tağav fî'l-bilâd.

فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ

----''Fe ekserû fîha'l-fesâd fesâde) .: Oralarda bozgunculuğu- fesadı çoğaltmışlardı.''
(Fecr 89/12)

Fe ekserû fîha'l-fesâd, onların çoğu zâten fesaddır. Fesadı çoğaltmışlardır.
Onu fe ekseru bir tek şeyi, küsür yaparlar kesrete sokarlar.

Onların çoğalttığı tek şey vardır bâtıl ve şerdir. Fesaddır.
Durmadan bozgunculuk yapmaktır.
Hiçbir zaman tevhîde gelemezler.
Çünkü tevhidde BİRlik ve Vahdet vardır.
Kesrette fesad vardır. Gittikçe çoğalmak vardır.
Tevhide sokmamak için.

فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ

----''Fe sabbe aleyhim rabbuke sevta azâb (azâbin).: Onun için rabbın da üzerlerine bir azâb kamçısı yağdırıverdi.''
(Fecr 89/13)

Fe sabbe aleyhim rabbuke sevta azâb,
İşte onun için onların başına sabbe gökten şiddetli sağnak yağar gibi döküverdi, neyi?
Aleyhim, üzerlerine Rabbuke, Senin RABBın Yâ Muhammed Aleyhissalâtu ve's-selâm sevta, azâb, azâb kırbaçlarını indiri indiriverdi.
Her birisi birer leş yığını hâline geldiler.
Nefeslerini alamadılar, evlerine gidemediler.

إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ

---- ''İnne rabbeke le bi'l-mirsâd (mirsâdi) .: Şübhesiz ki Rabbın öyle mirsad ile- her an gözetmektedir ''
(Fecr 89/14)

İnne rabbeke le bi'l-mirsâd,
Şüphesiz ki senin RABBin Şah damarından yakın merkezin merkezinde bütün dâire üzerindeki çember üzerindeki her noktayı gözetlemektedir. Her nokta kendi nûrundandır kendinden kendinedir çünkü.

İnne rabbeke le bil mirsâd, Rasad, şüphesiz ki RABB'in öyle bir mirsad ile gözetlemektedir ki yâni mirsad gözetleme yeri.

Rasathâne gibi oradan izliyor sürekli, nerden ve kim?
Şah damarımızdan yakın olan sizden sizi...

فَأَمَّا الْإِنسَانُ إِذَا مَا ابْتَلَاهُ رَبُّهُ فَأَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَكْرَمَنِ

---- ''Fe emmel insânu izâ mebtelâhu rabbuhu fe ekremehu ve na’amehu fe yekûlu rabbî ekremen (ekremeni).: Ama insan, RABBi onu her ne zaman imtihan edip de kendisine ikramda bulunur, nimetler verirse: «RABBim bana ikrâm etti.» der. (Fecr 89/15)

Fe emmel insânu izâ mebtelâhu rabbuhu, eğer bir insanı RABBisi mübtelâ ederse.

Fe ekremehu, ona biraz ikram yaparsa ve na’amehu, nimetlerinden ikram yaparsa yekûlu rabbî ekramen der ki RABBim bana ikram etti.

“Sağolsun var olsun, ne büyük ikramlar verdi. Bir tânedir eşi benzeri yok RABBımın!” der.

وَأَمَّا إِذَا مَا ابْتَلَاهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَهَانَنِ

---- ''Ve emmâ izâ mebtelâhu fe kadere aleyhi rızkahu fe yekûlu rabbî ehânen (ehâneni).: Fakat her ne zaman da sınayıp rızkını daraltırsa: «RABBim bana ihânet etti.» der.'' (Fecr 89/16)

Ve emmâ izâ mebtelâhu fe kadere aleyhi rızkahu fe yekûlu rabbî ehânen
Ve emmâ izâ mebtelâhu fe kadere aleyhi rızkahu, eğer onun rızkını kısmayı takdir ediverirse fe yekûlu der ki, derler ki, rabbî ehânen,
“RABBim bana ihânet etti bak, RABBim bana ihânet etti!”

Bu kendi kelâmıdır ALLAHu Zu'l-celâlin: “RABBim ihânet etti!”der.

Onun için “azâben muhina” âyetleri gelecek ileride.
Azâben muhîna, ihânet azâbı!

Ben çok düşünmüştüm bunu ALLAH korusun “ne zaman insan ihânet azabına uğrar” diye kime ihânet edince bir numara akıl.

Kim ki aklına ihânet ederse, akıl kendine ihânet ederse azâben muhîna odur.
En ağır azab odur. Çünkü ihânet sapıklığın sonucudur.
Çünkü İhânet Dalâletin sonuncudur.
Çünkü Dalâlet Cehâletin sonuncudur..
Çünkü Cehâlet Gafletin sonucudur.
Dördünün son ucudur ve ağırıdır İhânet zirvesidir, aklın kendine edeceği kötülüğün..
Dikkat etmemiz için söylüyorum...

كَلَّا بَل لَّا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ

---- ''Kellâ bel lâ tukrimûnel yetîm (yetîme) : Hayır, hayır, doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz. (Fecr 89/17)

Kellâ, asla bel, bilakis lâ, bakın üçü de bunların olumsuzluk çeşitleridir.
Kellâ asla asla, bel bilakis lâ katiyen değil, şunu yapmıyorlar.
Tukrimûnel yetîm, Yetime bunlar ikram yapmıyorlar kardeşim.

Yetim kim?
Yetim, babasız çocuktur. Öksüz, anasız çocuktur.

Kim yetimdir?
Rûhunu kaybetmiş insan yetimdir.

Nefsini kaybeden kimdir?
Nefsini kaybeden Öksüzdür.

İkisini de kaybeden, ikisini de kaybeden duman olmuştur hem yetim hem öksüzdür.

Ne diyordu bizim Rahmetli Dibbâce bana yazdığı mesajda, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in öksüzü ve yetimiyiz.

Doğru, ALLAHu Zu'l-celâlinde öksüzü ve yetimiyiz.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'de öyle idi, hem öksüzdü hem yetimdi.

Onun için diyorum Ve'd-duhâ’da “ne darıldık ne kırıldık. Biz seni yetim bulmadık mı. Adını adımızla anmadık mı?.”

Bütün bunlar niye Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i teşhir etmek için, göstermek için “siz de böylesiniz” diye.
“Sizde böylesiniz. Siz de böylesiniz” diye.
Bunları anlamamız gerekiyor zevk etmemiz gerekiyor ki anlayalım.

Fecr Sûresi niye gelmiş ki acaba?
Fecr portakal, gibi elma gibi su gibi ekmek gibi bir şeydir.
Yememiz içindir, kullanmamız içindir.
Yaşamamız içindir, fecr etmemiz içindir.

nur-ye
Fri, 30.04.2010, 21:31
وَلَا تَحَاضُّونَ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ

--- ''Ve lâ tehâddûne alâ taâmi'l miskîn (miskîni).: Birbirinizi yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz.''
(Fecr 89/18)

''Ve lâ tehâddûne alâ taâmil miskîn, ''
Aslâ miskini taam ettirmekten HAZZ duymazlar. Taam nedir?.
Muhammedîyeti ayniyete çıkarma da tercih kullanmaktır, taraf olarak bizzât kullanmaktır.
Miskin kimdir?.
Miskin de bedendir yaa. En basitinden bedendir kardeşim.
Öyle ya kendini bilmeyen bir akıl, nakli bulmayan bir nefis, bu miskini nere götürürlerse oraya gidecek mecbûren değil mi yâni?.
Ne fark eder bunun için iyi-kötü eğri-çirkin mi olur istediğini yap!.
Miskin, gerçekte burdaki anlamı nedir ki?
Hiç bir ihtiyacını gideremeyen hangi dinden olursa olsun bir beldede bir garip-kalender-muhtaç-perişan kalmışsa o miskindir.

1980 yılında Antalya’ya gittiğimiz zaman bir müddet o zaman kayın pederin evinde oturmuştuk.
Saray Sinemasının önünde câmiye giderdik sabah erken.
Dönüşte Küpeli Fırınından sıcak ekmek alırdık.
Fakat bizim yolumuzun üzerinde hep yatalak zilzurna sarhoş gece-gündüz bağırıp duran birisi vardı, sürünerek yer değiştirir ve gölgeye geçerdi. Lâkabına “Dalgakıran” denilen ve Antalya’nın ilk ehliyetli şoförü imiş çok yaşlıydı ve cidden perîşandı!.
Fakat ne hikmetse bu zâtın karnı yarılmıştı, ve bağırsakları dışarı çıkıyordu eliyle içeri ittiğini gördüm ben, çok sarhoştu.
Şarab şişesi dâima yanında bulunurdu. Ve o yolun bir kenarı kemerli eski yapı loş ve içki kokan şarabçı dükkanlarıyla meyhâne doluydu o zamanlar.
Hâl sebze pazarı vardı küçük bir Halk Pazarıydı.
Şunu söylemek istiyorum ki, biz sabah namazından sonra eve dönerken ben ona bir ekmek bırakıyordum her gün. Sıcak bir ekmek bırakıyordum sâdece.
Başka bir şey almama imkân yoktu kapalıydı dükkânlar ve çok erken vakitti. Çok erkendi isterdim de alamazdım.
Şimdiki gibi sabah erken oluyordu.
Açık değildi. Sâdece fırınlar açık.
O zaman berâber câmiye gittiğimiz-döndüğümüz rahmetli kayın pederim derdi ki:

“Bu adam çok kötü adamdır. Baksan ya yanında şarab şişesi vardır. Buna iyilik olmaz!.”

Ben de derdim ki:
“Ama bu miskindir, yerinden kalkamazdır. Bizim buna bakmamız gerekiyor, biz buna sadece ikram etmek zorundayız. Mecburuz buna. Buna zekat düşer, fitre düşer buna yardım etmemek büyük günahtır.vs.”

Doğru söylüyordum. Ve bir gün ekmek vermedim.
Böyle bir şey oldu aramızda bayağı sert çıkınca, sonra getiririm düşüncesiyle hemen vermeden yürüdüm yanından.
Dalgakıran, arkamdan şarhoş sesiyle çağırdı:

“Hoca Hoca ekmeği ver de git!. Ekmeğimi götürme!”
Bunu şunun için söylüyorum, bizler imtihan ediliriz hepimiz.
Dalgakıranın bunu kendisinden duydum şu kulaklarımla canlar:

“Ben bu şehrim ilk ehliyet alan şoföruydum. Dalgakıran diye meşhurdum. Ne dalga kaldı ne kıran kaldı dökülüp inen bağırsaklarım kaldı ellerimde!. Ne bakan var, ne çeken var!.”

Gözümden dökülen kıvılcımları gizlerken fısıldarcasına ne demişti yalvarırcasına:
“Ar ediyorum amma birazdan gel, açılınca meyhâneler şuradan bana bir kırmızı horoz al, çarp kafasını getir, bir şişe Papazkarası en ucuzundan Canhocam!.”
Benden kırmızı şarab istemişti. Ve böyle anlatmıştı.
“Bir kırmızı horoz al kafasını çarp getir!”

Bunun da şah damarından yakın RABBısı vardı.
Ve o Rabbu'l-âlemin benim de RABBım senin de RABBın idi ve TEKti...
İki tâne RABBu'l-âlemin yok çünkü!.
Bütün bunlar imtihan sahnesidir. Bir oyundur.
O AN oynanır kayda geçer.
Tercihini yaparsın.
Ve Tercihlerle yön alan, her cANın bir masalı vardı bu ÂLEMde mış mış veya miş mişlerle!..

İşte miskin böyle bir miskindir.
ALLAH için yardım edilir.
“Ve lâ tehâddûne: HAZZ duymazlar” buyuruyor bak.
Hazz nedir rûhun duyduğu şeydir.
SÖZ, Bedenin-ağzın konuştuğudur.
SOHBET, Nefsin duyup uyduğudur.
ZEVK, Kalbin duyup uyduğudur.
HAZZ, rûhun duyup uyduğudur.
Son-Uc'tur çünkü HAZZ duymak.
Biz böyle söylüyoruz şiirlerde falan.
Aklı güdük insanlar, aklı başka yere angaje olmuş insanlar sanıyorlar ki uyduruyorlar kaydırıyorlar.
Yok efendim uydurmuyoruz kaydırmıyoruz dosdoğru söylüyoruz!.

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ وَلاَ تَطْغَوْاْ إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

--- Festekim kemâ umirte ve men tâbe meake ve lâ tatğav, innehu bi mâ ta’melûne basîr(basîrun). :O halde seninle berâber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.”
(Hûd 11/112)

--- “Festekim kemâ umirte:Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!”

Emrullahımızı duyuyoruz Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sesinden ve uymaya çalışıyoruz inşaallah onu söylemek istiyorum.
Benim söylemem senin söylemen önemli değil!
Zâten bakıyorum şimdi ne bileyim ALLAH râzı olsun Halim'in şiirleri şimdi Anka da başladı o da öyle birbirlerine benziyor.
Nûriye yazıyor başka, Mina yazıyor, herkes zevk güzellik içinde BİZ BİRliğini yaşıyoruz onu demek istiyorum.

“Ben belâsı” ndan kurtulmaya çalışıyoruz BİZ BİRliğinde.
Ve bu Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem güzellik ve özelliği içerisinde olması gerekiyor inşaallahu'r-RAHMAN.

وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ أَكْلًا لَّمًّا

--- Ve te’kulûnet turâse eklen lemmâ (lemmen).: Oysa mîrası dermecesine (helal haram demeden) öyle bir yiyiş yiyorsunuz ki!
(Fecr 89/19)

Ve te’kulûne't-turâse eklen lemmâ.

Bunların bir tek işi var. Ve te’kulûne “siz var ya siz, öyle bir yiyiş yemektesiniz ki” buyuruyor ALLAHu Zu'l-celâl mîrası öyle bir yiyorsunuz, eklen lemmâ ancak bu kadar olur yâni!.

“Haram mı-helâl mı, iyi mi-kötü mü, doğru mu-yanlış mı?” yok kardeşim!. Bulduğu onun hakkı.
Eğer yumurta gibi söbü(elips) olsun dünyâyı yutacak, hiç bakmayacak!.
Burdaki turâse çok ince bir kelimedir.

مَلِكِ يَوْمِ الدِّينِ

--- Mâliki yevmid dîn(dîne).: Din gününün mâliki- sâhibidir.
(Fâtiha 1/4)

“Mâliki yevmi'd-din”

يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ

--- Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li meni'l-mulku'l-yevm(yevme), lillâhi'l vâhidi'l-kahhâr(kahhâri). :O gün onlar ortaya çıkarlar. Onların hiçbir şeyi ALLAH’a gizli kalmaz. Bugün mülk (hükümranlık) kimindir? Tek olan, her şeyi kudret ve hâkimiyeti altında tutan ALLAH’ındır
(Mu'min 40/16)

“Bugün mülk (hükümranlık) kimindir?” diye sorarız buyuran ALLAHu Teâlâ kendi cevab veriyor ki: “Lillâhi'l-vâhidi'l-kahhâr :

Vahidu’l- Kahhar ALLAH’ın!”

Cevab verecek kimse yok.

Ama burda ne buyuruyor “mîrası öyle bir yiyorsunuz ki” hangi mîrası, kimin mîrasını?
Aklın kendi mîrasını.

وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّا

--- Ve tuhıbbûne'l mâle hubben cemmâ (cemmen).: Malı öyle bir seviş seviyorsunuz ki, yığmacasına!
(Fecr 89/20)

Ve tuhıbbûne'l mâle hubben cemmâ,

Öyle bir mal yâni Lutfullah, Muhammedî Lutfullahı kendinize mal edip öyle bir HABBE ile yâni öyle bir muhabbetle seviyor, cemma-toplayıp depolamaya oturuyorsunuz ki gökdelenler yapıyorsunuz üzerine de: “Mülk ALLAHındır” yazıyorsunuz.
Bu ne biçim oyundur?..

كَلَّا إِذَا دُكَّتِ الْأَرْضُ دَكًّا دَكًّا

--- Kellâ izâ dukketi'l ardu dekken dekkâ(dekken). :Hayır, hayır, yer üst üste sarsıntılarla düzlendiği zaman,
(Fecr 89/21)

Kellâ aslâ aslâ izâ dukketi'l-ardu dekken dekka
Hayır hayır kesinlikle hayır.
Var ya bu arz arz, bu beden bu kâinat dekken dekka olduğu zaman..

إِذَا زُلْزِلَتِ الْأَرْضُ زِلْزَالَهَا
وَأَخْرَجَتِ الْأَرْضُ أَثْقَالَهَا
وَقَالَ الْإِنسَانُ مَا لَهَا

--- İzâ zulzileti'l ardu zilzâlehâ.: :Yer o sarsıntıyla sarsıldığında,

Ve ahrecetil ardu eskâlehâ.: :
Yer, içindeki ağırlıkları çıkarıp dışarı attığı,

Ve kâle'l-insânu mâ lehâ:
Ve insan «n'oluyor buna?» Dediği vakıt

Elmalılı sâdeleştirlmiş: İnsan: «Buna ne oluyor?» dediğinde;
(Zilzâl 99/1-3)

İnsan der ki: “Buna ne oluyor?” kardeşim yaaa!.

50-60 yıllardır kullandığım elimi çekemiyorum.
Bir nefes daha alamıyorum.
Param parça olmuş, her kâinat dediğinde dekkan dekkâ olduğunda.
Nedir dekkâ, nedir Kaf kun fe yekundur.
Del nedir dâimiyettir.
Dekkan dekka nedir kopuştur bunlar.
Benim sandıklarını kişinin tek tek kaybetmesidir.
Neden dekkan dekkâ?
Zâhirde ve bâtındadır.
Niye dört tâne değil de iki tânedir?.

Çünkü biz Evvelimizi ve Âhirimizi kullanmamaktayız.
Biz sadece Zâhir Ve Bâtını yaşayan insanlarız.

İki yüzlüyüz, biz dört yüzlü mü olacağız?.
Bir bu başa bir de taa sona mı gideceğiz hâşâ?.

İşte oraya gitmek isteyen ahmaklar, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemi ANlayamamışlardır.
Onun için O’nun Nûrundan yaratıldığını kabul etmemektedirler ve onun için Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i Öldü sanmaktalar.
Evvel ve Âhir sırrını çözemez o ahmaklar.
Onun için kendi krallıklarını kurarlar.
Târikat adı altında kölelik sistemi kuruyorlar.
Cemaat adı altında soygun sistemi kuruyorlar.
Onun için Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in İZinden, YÜZünden, SÖZünden ve ÖZünden habersizdirler.
Onları kötülemek için söylemiyorum.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in hakkı ve hayr olduğu için söylüyorum.
Kim ki Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem adına hesâbına ve şerefine yaşıyorsa o kimse Muhammedî'dir.,

Kim ki Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in İNANCIna, sâlih tahkik îmanına TESLİM olursa bunu BİLirse.
Kim ki amellerini, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in SÂLİH AMELİnde BULursa,
Kimin ki ahlâkı, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in güzel ahlâkında OLursa.
Kim ki hallerinde Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in hakîkat hallerini fiilen YAŞArsa MUHAMMEDÎdir.
Lafınan, sözünen kimse bir şey olamaz.
Ancak kendi kendini kandırır hayal yâni.
Onun için dikkat etmemiz bakımından söylüyorum.
Bütün sözlerim bana âittir ve kendim içindir.
BİZ BİR-İZ kendimiz konuşup kendimiz dinliyoruz. .

nur-ye
Fri, 30.04.2010, 21:58
وَجَاء رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا

--- "Ve câe rabbuke ve'l-meleku saffen saffâ (saffen). :RABBinin emri gelip melekler saf saf dizildiği zaman,"
(Fecr 89/22)

Ve câe rabbuke ve'l-meleku saffen saffâ
Haaa yer beden ve nefis şöyle paramparça tuz-buz oldu değil mi?.
Kalktı mı Firavunluk?.
Bedenin köleliği kalktı mı Firavuna köleliği.
Firavun yerle bir oldu mu?.
Oldu!.. Ne oldu?

Ve câe RABBuke, “ Ve câe, geldiğinde Rabbuke RABBın geldiğinde ”

Ne yazıyor altta verilen meallerde: “RABBinin emri gelip” diyor.
Nerde emir Kur’ân'ımızda, âyette gösterebilirler mi?. Ve câe rabbuke, buyurulmakta, emir var mı orada?
Hayır, yok! Ve bu tefsirde anlam tamamlamaktır ancak gerçek anlamı da yok edebilmektedir.
Ve câe rabbuke , RABB'ın geldiğinde..
Vel meleku saffen saffâ, melekler saf saf geldiğinde.

Türçe ki bu arkadaşım, kardeşim. Bir tek Ömer Nasuhi Bilmen yazmış RABB'in parantez içerisinde (emri) diye.
Çünkü neden emri ekleyip yazıyorlar?.
Çünkü RABBini getirse korkuyor onu öyle açıklamaktan, neden?.
İnsanlar, Rablaşacakta onun için!.
Onu arıyorlar. RABB'ının uzanımını bulsa o da Rabblaşacak hristiyanlar gibi yâni. Ondan kork!..
Biz niye korkalım, Şah damarımızdan yakın oylan RABB'ımızdan niye korkalım?
Biz RABB mı olacağız hâşâ, Yok öyle arzumuz da korkumuz da!..

Ve câe rabbuke..

----Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

“Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu: kim ki kendini bildi RABBini bildi.”

Biz olmayacağımız şeyi niçin isteyelim haddimizi biliriz şükür ve KULuz...

Yaaaa Halim can, Ve câe, câe öyle hârika bir câe ki.
Biliyorsun içerdeki elif ulûhiyettir. Ca da cem'dir.
Bu geliş değildir aslında câe gelmek değildir.
Sizin içinizdekinin sizin aklınıza gelmesi gibidir.
Yâni öyle geliş ki bu sizdekinin size gelişidir.
Câe fiilinin kendisi çok âlemdir.
Başka gelmekler vardır 7-8 tâne Arabça'da gelmek fiili vardır belki.
Câe en ilginç olanıdır.

Halim Kök: Hocam, içten doğuş gibi değil mi?.
Topraktan suyun fışkırması gibi ya da tohumdan tohumun özünde meyveyi barındırıyor olması, onun olgunlaşıp açığa çıkıp zuhur etmesi gibi.
Yâni dış âlemde ona karşı bir benzerlik bulmak zor ama öyle gibi yâni ayrı değil de özünden ortaya çıkan gibi.

Kulihvani : Aynen dediğiniz gibi çünkü RABBu'l-âlemin şah damarınızdan yakın olmakla özünüzden, bizim âlemimiz dışında Özden de yakın ama kendi âleminden üfürüp durmakta zâten.
Âdem'i topraktan yarattık rûhumuzdan üfürdük bu anlamdadır.
Şu andaki üfüren kendisidir.
Atom her AN yok edilmeden yeniden var edilmektedir.
Onun için dönüyor zannetmekteyiz.
Birisi onu fırlatıp döndürüyor sanıyoruz.
Yok ediş var edişi yâni elektrik gibi Mekik Teorisi, Alternatif akım gibi. Gidiyor geliyor sanıyoruz. Gidip gelme yok.
Yâni Keban'dan buraya elektrik şu kadar hızla akıyor değil.
Bu bir öteleme bile değildir.
Doğrudan doğruya yok ediş var ediştir.
Kun fe yekun'dur, Şeenullah'tır.
Burda bile bakın Ve câe rabbuke, ne buyuruyor.
Ve câe rabbuke vel meleku saffen saffâ,
Kim miş bu melekeler.
Saf saf olanlar, elektronlar atomun etrâfındaki elektronlar gibi.
Kimmiş vahiy Ve câe rabbuke vel meleku saffen saffâ, ne imiş akıl?.
Akıl ve nakil nasıl oluyormuş?..

وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْإِنسَانُ وَأَنَّى لَهُ الذِّكْرَى

--- "Ve cîe yevmeizin bi cehenneme yevmeizin yetezekkeru'l-insânu ve ennâ lehu'z-zikrâ. :cehennemde ki, getirilmiştir; o insan o gün anlar, ama bu anlamanın ne yararı var ona?"
(Fecr 89/23)

Ve cîe yevmeizin bi cehenneme yevmeizin yetezekkerul insânu ve ennâ lehuz zikrâ. Hayy ALLAH. İşte o zaman onlar. Kıyâmet koptu ya.

İki türlü kopar kıyâmet. Bir hayra bir şerre kopar.
Şerre koptumu eyvah yazık olmuş “vay lena” diyecektir keşke toprak olsaydım.
İşte bu Ve cî’e bak yine câe fiili.
cî’e yevmeizin işte o anda cehennem denilen şey bu insan üzerindeki Muhammedîyet Hüviyetini kendisinin adına kullanış şeytan ikiliği bâtına çöktü mü ve “yetezekkeru'l-insânu” insan zikreder anlar ki ve ennâ lehuz zikrâ artık bu anlamanın bu zikrin ne faydası var ona.
Geçmiş zaman yâni bir fayda olur mu fecr anlatıyor hâlâ ALLAHu Zu'l-celâl.

يَقُولُ يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي

--- "Yekûlu yâ leytenî kaddemtu li hayâtî. :Der ki: «Keşke ben bu hayâtım için (sağlığımda hayırlar) göndermiş olsaydım.»
(Fecr 89/24)

Yekûlu yâ leytenî kaddemtu li hayâtî.
Eyvah ki ne eyvah. “Yekûlu” der ki “yâ leytenî” yazıklar olsun bana.
Yekûlu, der ki “yâ leytenî kaddemtu li hayâtî” bende takdim etseydim keşke hayâtım için.
Takdim etmek kademe kademe ilerlemek.
Kemâlat bulmak. Her gün yeniden doğmak.
Her gün cehâletleri temizleyerek kemâlatlarda doğmak. Kendini BİLmek.
Ehl-i Beyt Aleyhi's-selâm yolunda ALLAH dostlarıyla el ele olmak. Bunları BULmak.
Peygamber Aleyhi's-selatu ve's-selâmın yüreğinde OLmak.
Şah damarından yakın olan RABBımızla YAŞAmak.
Bunlar kademler değil miydi?.

Takaddüm değil miydi “li hayâtî”, li için hayâti hayâtım için.
Bu hayat bunun için verilmişti bana keşke bir şeyler yapsaydım.
Keşke keşke hayâtım için bir şeyler yapıp gönderseydim diyor.
Kademeye göndermek kabul ettikleri için takdim etmek.
“Buyurunuz!” demek için.
Hadi buyurun şimdi ne diyeceksin burdan götürdüğünü buyurun diyeceksin orda tarla mı var ekeceksin biçeceksin yâni.
Tüm bunlar burda oluyor. Hepsi olmuyor mu evet.
Hepsi burda oluyor işte bu tüm muhteşemlikler Halim can sevgili kardeşim...

“Yekûlu yâ leytenî kaddemtu li hayâtî.”
Şu an ona verilen El HAYY esmâsını El HAYY.

Elektrik cereyanı gibi verilen sürekli kullandığım El HAYY.
Durmadan bana pompalayan bu yürek ve bunun içindeki durmadan tesbih çeken kalb.
“ALLAH! ALLAH!” diye atan kalb.
Keşke duysaydım ve uysaydım bende diyecek o gün, o an o zaman. Cehennemciler.

فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُ أَحَدٌ

--- "Fe yevmeizin lâ yuazzibu azâbehû ehad(ehadun). :Artık o gün O'nun ettiği azâbı kimse edemez."
(Fecr 89/25)

“Fe yevmeizin lâ yuazzibu azâbehû ehad”
O gün bu korkunç bir azabtır bu.
Bu Azab nedir içerdeki BİLElik yâni BİRRe RABB'ın, Rubûbiyyetin zâhir bâtın bileliğine sâhip çıkışının âyân-ı sâbitiye'ye geçememeyişi doğuramamış bir hayvan gibi ölüşüdür.
Çok acı bir ölüştür.
Ama doğduğunda da muazzam bir Cemâle dönüşür doğarsa. Azâben Ahad gerçekten bu bir Ahadiyet azâbıdır. Körün körlüğünde azabtır yâni. Ahadiyet körlüğüdür çünkü bu. Bunu bu aslâ olamaz yâni. Ensenizi göremediğiniz gibi. Diyecek çok şey var. Evet bütün yevmler aynıdır. Çünkü yevm burda yok ama demin geçti evet.

Halim :25. âyetin başında var hocam.

Kulihvani :Var evet. Yevm şu andır.

Halim : Yevm, azîm gibi mi sanki hani azmedilenler için mi söylüyor gibi. Ben tam şey yapamıyorum. Şu anda söze dökemiyorum ama öyle canlanıyor.

Ordaki yevmeizin falan onlar ektir onlar bâzen oraya birleşirler bâzen ayrılırlar onlar bir kök değildir.
Yevmeizin yevm ayrıdır izin ayrıdır.
Ama yazılış bakımından birleştikleri için yevmeizin diyorlar ikisi bir kelime değildir.
Ayrı ayrı parçaların birleşimidir.
Kök değildir ama azab köktür. Ahad köktür.
Kökleri bilmek lâzım Arabça'da.
Eğer ve lâ diyorsun mesela ve ayrıdır lâ ayrıdır.
Ama birleşik yazınca ve lâ birleşiverir hemen.
Halbuki ve ve lâ ayrı ayrı şeylerdir, ve lâ bir kelime değildir.
O bakımdan söylüyorum ama yevm, yevm Mim’in hayâta çekiliş yaşayışıdır yâni.
Hayâta çekeceksin bir de yaşayacaksın.
Elektriği eve getirdin bitmez birde kullanacaksın onu yâni o zaman yevm'dir.
Şu AN OL-AN odur zâten. Yevm'dir şu AN OL-AN.
Muhammedî Hakîkatın ortaya çıkışıdır.
Ne bakımdan “kun fe yekun” bakımından.

Halim : Hocam işte geçen konuşurken söylemiştiniz ya AN'dan bahsetmişsiniz ya.
O zaman ÂN'ın şehâdetliğine ulaşamayan için azab, yâni ondan uzak olan için.
İDRAK edemeyen için, İŞTİRAK edemeyen için azab, buradaki azab.

Kulihvani : Elbette. Zâten hayâtım kardeşcağızım biliyorsun gece diye bir mefhum yoktur.
Gündüz diye bir mefhum yoktur.
Gece güneşin olmayışının adıdır.
Bunu Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyuruyor.

nur-ye
Fri, 30.04.2010, 22:08
Biliyorsunuz Âl-i İmrân 133. âyeti geldiği zaman.

وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
---Ve sâriû ilâ mağfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâ's-semâvâtu ve'l-ardu, uiddet li'l-muttekîn(muttekîne). :Ve koşuşun RABBinizden bir bağışlanmaya ve takvâ sâhipleri için hazırlanmış eni gökler ve yer genişliğinde olan cennete.”
(Âl-i İmrân 3/133)

Bizans câsusu bir arab gözetliyor.
Medîne’de diyor ki onun kralı: “Git bak orda bir şeyler oluyor. Ne oluyor zararlı mı faydalı mı bir bak bakayım bir?.”
Adam bilgin bir adam râhib yâni.
Bekliyor âyetleri hayret ediyor. “Ne bunlar ne böyle?” diye.
“Âyet ne bu gelen âyet?.”
“Ya Muhammed Mü’minlere genişliği yerden göklere kadar olan cennetlere koşun dedin. Genişliği yerlerden göklere kadar olan cennetlere koşun dedin.”
Adam bir düşünüyor diyor ki: “Gideyim kendisine sorayım!.”
Geliyor: “Yâ Muhammed. Böyle bir âyet var mı?.” “Evet var!.”
Ama sen: “Genişliği yerden göklere kadar olan cennetlere koşun deyince cehenneme hiç yer bırakmadın ki!” diyor.
“Cennetle doldurdun yeri göğü!” diyor.

----Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in cevâbı ne güzel bakınız :
“Fe Subhânallah ben güneş doğdu diyorum. Sen gece nereye gitti diyorsun?.”
Bu o kadar önemli ki.
Ben Fahrettin Râzi Efendimizin tefsirini okuyunca hamd etmiştim.
Kafamdaki bir çok soruyu kaldırdı çünkü bu benim.
Hakîkaten ben:
“Güneş doğdu diyorum sen hangi geceden bahsediyorsun. Ben cennet geldi diyorum hangi cehennemden bahsediyorsun.. Cana cereyan geldi” diyorum.
“Nûru Muhammed geldi” diyorum.
“Nûrullah geldi” diyorum.
“Ben kendimi ve Sen kendini ve RABBini bildin” diyorum.
Sen hangi cehennemden kanattan bahsediyorsun.
İşte bunun gelmeyişi aynen Halimcanın dediğini buyuruyor bak!.

وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ

---“Ve lâ yûsiku ve sâkahû ehad (ehadun).: Ve onun vurduğu bağı kimse vuramaz”
(Fecr 89/26)

Kimse bunun vurduğu bağı “ve sâkahû” düğümü “ve sâkahû ehad” kimse vuramaz.
Öyle bir kör düğümdür ki bu kendi kendine kör düğümdür ki ALLAH korusun hiç kimse çözemez çünkü bir tek o kendiyle ilgilidir.
Yâni nasıl ki kimse onun yerine su içemezse, idrar yapamazsa şehâdet getiremezse RABBısıyla baş başadır o kim olursa olsun.
Kim ki RABBım yaratmışsa o ancak şah damarından yakın olana hesap vermek zorundadır. Bu kördüğümü kendi kurduğu için.
Bu kadar ağır bir suçtur. Nasıl anlatılıyor bakın şafağa çöküşü.

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ

---“Yâ eyyetuhe'n-nefsu'l-mutmainneh (mutmainnetu).: Ey o RABBına muti' olan nefs-i mutmeinne!”
(Fecr 89/27)

Bakın nereye geldik. Lütfen dikkat edin.
Nasıl anlatıldı bu korkunç karanlıklar, korkunç olaylar.
Bir aklın kendi kendini böyle zorluklara sokuşunun yanında yukarıdan beri anlatıldı kimler bunlar diye.
Kimler ebediyete sâhib çıkanlar.
Kimler Semud'lar.
Âd'lar ne bileyim ben İrem'ler böyle dünyâ cennetlerin tapucuları, öte böteciler şucular bucular.
Bunlar nasıl getirdi diye.

“Yâ eyyetuhen nefsu'l-mutmainneh” ey nefis Halim Kök, Latif Yıldız, şu, bu, tek tek sayıyor.
Ey nefis taşıyanlar. Yâ eyyetuhen nefs te olanlar Zâhid Can.
“Yâ eyyetuhen nefsu'l mutmainneh” tatmin olmuş nefis.
Bakalım bi tatmin olmuş ne demek.
Mutmainnenin içindeki en uçtaki îmanı görüyorsunuz.
Bizzât sizde tarf-i ayn oluştur.
Gözünün nûru gibi oluşudur sizin sizde oluşudur ve Muhammedî oluştur. Mutmainlik Muhammedî seviyendir.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin güzellik ve özelliklerinin içinde oluştur İnşâallahu'r-rahmân.
Böyle bir teslimiyet, böyle bir istikâmet içinde kalıştır ve bunu fiilen yaşayışa geçiştir.
Şunun bunun için değil kendi için de değil.
Yaratan celle celâluhu böyle murad ettiği ve böyle emrettiği için.
Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm'a böyle içerde rûhen duyuş ve uyuştan dolayı mutmainnedir o nefis.
Artık bu nefis ALLAH’ın izni ve inâyetiyle kendi başına bir Firavunluğa kalkışmayacak demektir.
Çünkü tam duydu ve uydu.
Mutmaindir, tatmin olmuştur. İtminâna ermiştir. Huzûra ermiştir.
Huzurda hazırdır. RABBısı hazırdır huzurda onun.
Erdemlidir, dürüsttür, sadâkat ehlidir. Samîmiyet, sabır ve selâmeti dileyendir.
Mutmaindir. Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh ey tatmin olmuş nefis.

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً

---“İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh (mardıyyeten).: Sen dön o RABBına hem râdıye olarak hem merdıyye de” .
(Fecr 89/28)

İrciî dön. Çöplük hangi çöplükte lehvun ve lâibun oyun ve eğlence bahçesi olan bu âlemden bu imtihan sahâsından şimdi dön.

وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الآخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ

---" Ve ma'l-hayatu'd-dunya illa leibu'v-ve lehv ve le'd-dâru'l-âhiratu hayru'l-li'llezîne yettekun e fe la ta'kilun: Dünyâ hayâtı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttakî olanlar için âhiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdiremiyor musunuz?”
(En’âm 6/32)

Akla diyor onu, nereye dönsün?.
Nakle. Nakil nerde?
Habli’l- Verid. Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm.
“İlâ rabbiki” RABBine dön netice olarak. İrci’î ilâ rabbike RABBine dön.
Nasıl dönecek. Râdiyeten O'ndan râzı olarak.
RABBından râzı olarak dön.

Merdiyeten O da senden hoşnut olarak, râzı olarak ne güzel değil mi. Ne güzel.
Yâni RABBısından râzı, RABBısı da ondan râzı.
Böyle bir ruc’u olur zâten.

“Rızâ olmadan îtiraz varsa saçımın telini alamazsın beni öldürmen lâzım. Ama râzı edersen kesinlikle başımı veririm.”

İşte bu râzıyeten merdiyeten sırrıdır ve Nefis makâmıdır.
Mutmaine nefisten sonra gelen Nefs-i Râdiye Nefs-i Merdiye'dir bunlar. İnsanlarımız bizler de dâhil ne yapıyoruz.
Nefis şöyle nefis böyle.
Nefis uçtuk, kaçtık nefis zannediyoruz halbuki tüm bunlar bizde yaşanması lâzımdı.
Râzı olmuş bir nefis. Râzı olunmuş bir nefis.
Hep başkaları için düşünüyoruz başkaları bize desin ki.
Şah damarımızdan yakın olan RABBımız ne diyor ki.
Her an HAYY olan hazır olan Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ne diyor?
ALLAH Dostları her an yanımızda himmetleri ile, ne diyorlar?.
İnsanlar bize şunu desin bunu desin dese ne demese ne.
Hepsi dese ki cennete git cehenneme git ben öyle mi yapacağım.
Yok, ben kendi yolumda gitmeliyim, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin izini izlemeliyim.
ALLAH Dostlarının izini izlemeliyim.
Dışarıdaki gülürtü patırdı beni ilgilendirmez.
Ne oluyor ne kalıyor. Sihirbazlık değildir bu âlem şehâdet âlemidir.
Bir masal, hikâye âlemi değildir.
Öyle binlerce tesbih çekme zamânı değildir.
Dönen kâinatta dönme zamânıdır.
Eşhedu en Lâ İlâhe İllâ Allah zamânıdır.
Subbuh zamânıdır. Sabahın oluş zamânıdır.
Karanlıkların fecre doğuşudur sabahların, duhâ'ların.
“İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh”

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي

---“Fedhulî fî ibâdî.: Gir kullarım içine”
(Fecr 89/29)

“Fedhulî”, dâhil ol. “fî ibâdî” kullarımın arasına. Gir kullarımın içine.
Ey gönül huzûruna ermiş olan ruh diyor.
Ruh mu nefs?
Nerde ruh. Ruh demiyor mu başka yerde ALLAHu Zu'l-celâl.
Rûhu nerden çıkardın. Adam tercüme ediyor ruh diye.
Ruh sanki ALLAHu Zu'l-celâl ruh demiyor mu başka yerde rûhumuzdan yarattık diyor.
Niye burda nefis diyor da sen ruh anlamaktasın!.
Nefsi küçük gördüğü için ALLAHu Zu'l-celâl'in büyük gördüğünü o küçük görmek istiyor.
Ona göre Nefsi Emmâre öldürülmeliydi zâten çoktan.
“Fedhulî fî ibâdî.” kullarımın arasına gir.
Bunlar tefsirlerde görüyoruz. Ahrette kullarımın arasına gir diyor.
Âhirette kulluk mu var. İmtihan mı var da kulluk olsun.
Âhiret hesap sahâsı.
Kul imtihan sahâsında olur.
İmtihan bitmiş okul kapanmış sen hâlâ ey imtihandaki çocuk diyorsun haa.
İmtihan mı kaldı. İmtihanda olan olur o.
Kulluk yapıldığı yerde kul vardır.
“Fedhulî fî ibâdî” şimdi, şimdi, şimdi.
Sen bunları şimdi yaptın zâten.
Yâni burada mutmainne nefis oldun ahrette mutmainne nefis falan olmazsın.
Orda hiçbir şey olamazsın zâten olduğunu oldun.
Râdiyeten, râzısın burada RABBından râzısında râzısın ahrette ne râzı olacaksın?

Merdiyeten RABBım benden râzı. sen şurda râzı et bakıyım.
Şurda şurda sağlam iş. Elinde zâten.
Şâhidi olacaksın. “Ben şâhidim Sana” diyeceksin o şâhidlikle gideceksin.
Şimdi şurda râzı ol râzılaş el sıkış bakıyım hadi.
Râdiyeten merdiyeten “Fedhulî fî ibâdî” kullarımın arasına gir.
Kim bu kullar?
Kulları mı. Oku Kur’ân-ı Kerîm'i göreceksin.
Yâ Muhammed tabi’ olanların, biad edenlerin ellerinin üzerinde ALLAH’ın eli var onlar işte onlar.

إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا

---"İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen).: Muhakkak ki sana biat edenler ancak ALLAH'a biat etmektedirler. ALLAH'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de ALLAH ile olan ahdine vefa gösterirse ALLAH ona büyük bir mükâfat verecektir.”
(Fetih 48/10)

Kebana giden direkler.
Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm'ın nûrunu diriden diriye, ALLAH için Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem için ALLAH Dostları için aktaranlar.
Damlasına sâhib çıkmayanlar.
Yâni elektrik direkleri gibi sessizler, kimsesizler, sesi izler, izler izler hepimiz Muhammedîyiz çünkü.
Hâlis muhlis sıdk ve adl Muhammedî'yiz hamd olsun.
Bir Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Yolunda, Onun adına, onun hesâbına O'nun şerefine Hasbî Hizmeti esas alırız.
Kendimi adımıza dâvâ sâhibi oluşları şerefsizlik sayarız.
Korkunç günah sayarız.
Çünkü biz Muhammedî Melâmiyiz.
Biz başka RABB tutmayız.
Başka peygamber bilmeyiz.
Başka ALLAH Dostu tanımayız.
Kendimiz kendimizi öne atamayız.
Biz böyle bir edeb görmedik.
İlim görmedik. Edeb, İrfan, Erkan görmedik.
Varısa İblis'in Şeytan'ındır o.
Bizde ondan değiliz.
Îmâen dahî değiliz.

Birbirimizi çok severiz.
ALLAHu Zu'l-celâl ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve ALLAH Dostları Kaddesallâhu Sırrahu için severiz.
Birbirimizi şah damarımızdan yakın olan RABBımızın hatırına severiz.
Kendi kişiliklerimizi, şeytanlıklarımızı, hevâ ve heveslerimizi şeytâniyette kullanmamak için çünkü biz şeytanlarımızı Müslüman etmek isteriz.
Çünkü biz Muhammedîyiz. Şerre uşaklık etmeyiz inşâallah.
Bu bakımdan birbirimizin hizmetçisiyiz.
Bu bakımdan birbirimizin dînimizde dünyâmızda ve ahretimizde birbirimizin her bakımdan ne demek.
Geçmişlerimiz için neler yaptık bilmiyoruz hiç birimiz de birbirimizinkini bilmeyiz.
Ama “bizi affet!” dediğimiz anda;
“Ya RABBi biz Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in gönül köşkünde BİRliktelik kurduk BİZ i affet geçmişimizi!”
dediğimiz anda tövbe birliğimiz MUHAMMEDÎ TÖVBE BİRLİĞİMİZ doğar.

فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوَاكُمْ

---" Fa’lem ennehu lâ ilâhe illâllâhu vestagfir li zenbike ve li'l-mu’minîne ve'l-mu’minât(mû’minâti), vallâhu ya’lemu mutekallebekum ve mesvâkum.:

Bil ki, ALLAH'tan başka ilâh yoktur. (Habîbim!) Hem kendinin hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! ALLAH, gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.”

(Muhammed 47/19)

TEVBE BİRliğimiz var Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'le, BİZ BİRliğmiz var.
Gelecek için duâda Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'le DUA BİRliğimiz BİZliğimiz var.
Yaşarken hangi işleri yapalımda birbirimize vasiyetleşirken Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in râzı olduğu işleri yapalım RIZA BİRliğimiz BİZliğimiz var.
Son nefeste şehâdetimizin hepimizin Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sesinden olması için duâlarımız her şeylerimiz bir değil mi şehâdetlerimiz bizim. ŞEHÂDET BİZ BİRliğimiz var.

nur-ye
Sat, 01.05.2010, 18:12
“Fedhulî fî ibâdî” işte biz böyle kulların içine dâhil et bizi. Dâhil ol. Gir!
Yaşayan insanlar. ALLAH Kâmilleri. ALLAHu Zu'l-celâli bilip, ALLAHu Zu'l-celâli yaşayanlar kaderleriyle yaşarlar.
Kimi çöpcüdür. Kimi şucudur kimi bucudur ama yürekleri birdir.
Kaderleri başkadır.
Kimi sıkıntılı yaşar, kimi rahat yaşar kimi şöyle onlar ayrı şeylerdir.
Onlar ALLAH direkleridir.
İster Meyhânenin kapısında olsun.
İster Mekke'nin kapısında olsun.
İster meyhânenin içine takın ister Mekke'nin içine Kâbe’nin içine fark etmez.
İçlerindeki nur Nûr-u Muhammed ve Nûrullahtır.
Kaderlerindeki nereye takılıp nereye dikildiklerini onu yaratana soracaksın. Kim diktiyse ona soracaksın.
Bu bilinç bu ruh içindedirler.
Onlar oyunu iyi bilirler. ALLAH hayırlar versin.
“Fedhulî fî ibâdî” hadi kullarımın arasına gir.
Nerde? Bu dünyâda diyor.
Benim yorumum, yâni yorum değilde ben öyle zevk ediyorum.

وَادْخُلِي جَنَّتِي

---“Vedhulî cennetî.: Gir Cennetime” (Fecr 89/30)

Vedhulî cennetî, cennetime dâhil olun.
Cennetle can arasındaki fark cennette Nun'un (Nûr'un) çift oluşudur can'da ise tek oluşudur.
Biz Muhammed’in Nûr'unu kullanırız.
Cennette nurlar cem’ olmuştur.
Nûrullah başka Cemâlullah dediğimiz şey.
Başkaları ne derse desin fenâfillâh ya da benzeri şeyler söylerlerse söylesinler.
Biz cennetteki Nûrullah ve Nûr-u Mîm olarak görüyoruz.
Zâten aynıdır bu. Farklı değildirl.

“ALLAHu nûrus semâvâti vel ard” dır yâni daha başka şey anlanmaz.
Böyle niye gözüküyor. Oyun oynanmak için gözüküyor.
Tiyatro bittiği zaman herkes kostümünü çıkardığında hiç kimse ne kraldır ne köledir.
Sâdece kostümlerden dolayı oyunu oynayıp oynamadığı sorulacaktır.
Bu belli bir şey. Oynayan böyle olacak oynamayan böyle olacak gibi. Basit.
Zâten oyun ve eğlence bahçesidir Dünyâ Hayâtı.
Sakın sizi aldatmasın, kandırmasın.
Sonsuz sürecek zannetmeyin.
Fedhulî fî ibâdî, Vedhulî cennetî, cennetime girdin. Evet.
Vedhulî cennetî, cennetime gir. Hadi giriver artık.
Cennetî: benim cennetime... Ne kadar güzel değil mi.
Cennetin içine gir buyurmuyor. "Cennetime" buyuruyor cennetime...
Cennetinize de demiyor. Benim cennetime diyor başka yerde yok.
Bir tek yerde nerde Fecr'in sonunda şafağın son noktasında güneşin doğduğu yerde.
Ebedî güneşin doğduğu yerde.
Batmayan güneşin doğduğu yerde.
Duhan'ın geleceği yerde. Böyle bir güzellik özellik vardır.
Allahumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin Abdike ve Nebîyyike, ve Rasûlike ve Nebîyyi’l-Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve sahbihi ve ummetihi...

ALLAHu Zu'l-celâl lutfu kerem etsin izzeti şerefinden inşâallah.
Şu yarım nefeste geçiverecek, cereyan kesilince bir sâniye de sönüverecek hayâtımızda bize Muhammedî Şuuru ALLAHu Zu'l-celâl lutfetsin.

BİLdirsin, Muhammedî Nûr'u BULdursun, Muhammedî Surur da OLdursun, sırlarının içinde ve Muhammedî Onuru o yüce Nûru Nûrullahı YAŞAtmak şerefini bahşetsin hepimize.

Din bizliğimizi ve birliğimizi dâima diri kılsın ALLAH Dostları, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellem ve ALLAHu Zu'l-celâl El HAYY esmâsında dînimizde dünyâmızda ve âhiretimizde dâima inşâallah.

Bu özellik ve güzellik içerisinde gelip geçelim ki cennetlere “Fedhulî fî ibâdî Vedhulî cennetî” olalım inşâallah.
Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellemin yüreğinde olsun hepisi İnşaallah!..

Değerli canlarımız;

Fecr Sûresini de araya sıkıştırdık şükür.
Ancak bir âyet var Bağ Âyeti..
Bu bağlar nelerdir ki eğlal gibi boyunlarda takılı..

وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ

---“Ve lâ yûsiku ve sâkahû ehad (ehadun).: Ve onun vurduğu bağı kimse vuramaz”
(Fecr 89/26)

إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلاَلاً فَهِيَ إِلَى الأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ

---''İnnâ cealnâ fî a’nâkıhim ağlâlen fe hiye ile'l-ezkâni fe hum mukmehûn (mukmehûne).: Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler- lâleler- demir halkalar geçirmişiz, onlar çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı gözleri aşağı somurtmaktadırlar”
(Yâ-Sîn 36/8)

“Ve lâ yûsiku ve sâkahû ehad”
Bu BAĞı kimse vuramaz.
Hangi BAĞı?
İşte bu her türlü ENGEL-EĞLÂLlerden oluşan, güneşimizn doğmama bağını.
Ebedîyen hattımızı kesen BAĞ..
Almış penseyi “şak!” diye kesmiş hocam, kendi bağını kesmiş.
Bunun CAN Ceryanını ebedîyyen alması mümkün mü?.
Tercihini Bâtıla ve Şerre kullandı.
Nefsine zulmeden kullar kısmına kullandı bu adam.
Kullanmıyor mu?
Kullanıyor, kullanıyor, adam: "Ben şeyhim!” diyor işte duyuyorsunuz.
Gerçekten şeyhlik yapıyor yâni.
“Gidin o köye orda bir canlı erkek bırakmayın öldürün!” diyor.
İzledik Televizyonda Mardin’de, hem de kendi akrabâları olan 44 kişinin topunu yok ettirmiş.
Oradaki garibim devletin memuru İmamı da öldürüyorlar ki şâhid olmaya!.
Bu ne? Kim yaptırıyor bu tercihi?.
ALLAHu Teâlânın: “Yapın!” diye emrettiği kaderi mi, yoksa: “Bir cana kıyan tüm insanları öldürmüş gibidir” anlamı açık âyetlerle şiddetle yasaklayıp Hizbu'ş-şeytan olmayın emrimi!..

Tamam buraya kadar ne yaptık. Böyle bir şeyle geldik.
İyi de terâzinin öbür tarafı ne olacak.
Duyan ve uyanlar ne olacak?.
“Ve kalu semi'na ve aseyna: Duyduk ve isyan ettik!” diyor bunlar.
Kardeşim anladık da neler yapacak bunlar.
“Ve aseyna” isyan ediyoruz, Biz şeytanın isyan tarafındayız.
Bilinçli olarak doğrudan doğruya yâni gerçek bu.
Bir kısmı da diyor ki yok öyle değil.
“Ve kalu semi'na ve ateyna” ikisi de âyet bunun.

Duyduk itaat ettik.
Biz Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellem DUYduk ve UYduk kardeşim.
ALLAH tarafındayız, Hizbullahtayız!..
ALLAHı böyle bilmekteyiz ve böyle inanmaktayız.
Cehenneme koysa da böyle inanmaktayız. Ne yaparsa yapsın.
O zaman işte o zaman bakıyoruz ki ALLAHu Zu'l-celâl.
Bakın benim için Kur’ân-ı Kerim'de buraya girdiğim zaman hayretler içinde kalırım ve çok severim.
Fecr Sûresinin bu âyetleri muhteşem müjdedir çünkü.
“Yâ eyyetuhe'n-nefsu'l-mutmainneh Ey o RABBına muti' olan nefs-i mutmeinne! Ey tatmin olmuş nefis."
Burdaki mutmaine mainne nedir içerdeki mainne görüyorsunuz değil mi. Harfi AYNidir.
Âyân-ı sâbitenin sıfırıdır, göz açıp kapamaktır. Sizin içindir.
Tarfetu’l- AYN yâni tarftır.
Bu îman tarafı oluştur yâni.
Taraf nasıl Arabça Türkçe nasıl anlatsam bilemiyorum ama.
Bu kelimelere girince dağılıyorum.
Şunu söylemek istiyorum ki mutmainne olmuş, tatmin olmuş artık bir endişesi kalmamış, orda burda RABBısını aramıyor.
Her “yerde olan” ı aramıyor.
Gözünü aramıyor göz.
Akıl kendisini aramıyor.
“Men arefe nefsehu fakat arefe Rabbehu-Nefsini BİLen RABBını BİLir” olmuş.
Yâni bir nefis ki bedenini bilmiş kendini bulmuş.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'le olmuş ALLAHı RABBini Celle Celâleuhuyu yaşamış.
Böyle yâni sistemi kurmuş.
Tesviyelemiş, seviyelemiş.
“Lâ İlâhe de “l┠yı BİLmiş. “İlâheyi” BULmuş. “İll┠yla OLmuş. “ ALLAH” la YAŞAmış.
Tesviye, seviye var.
Göz-Gez-Arpacık-Hedef diyor ondan sonra ATIŞ nereye gidiyor.
Dış AHADİYETe gidiyor. Hedefe.
Çünkü tam seviyede. Gez bir yerde, göz bir yerde Arpacık bir yerde, Hedef bir yerde ATIŞ karavana.
Bin kerede olsun. Belki söylemiştim.

Rahmetli Hacı Osman Efendiye. Antalya’dayken: “Çok tevhid çektiriyorsunuz. Durmadan çek diyorsunuz.
Bıktım usandım tevhidinizden!” felan dedim benim sarhoş zamanlarımdı. Sarhoştan kastım şarab değildir. ALLAHu Teâlâ Aşkıdır.
O zaman: ''Evlat sen böyle çok çekme şunun dördünü bir araya getir bir atış yap. “ Lâ İlâhe İlla ALLAH'' de bunu söyleyen RABBul Âlemin olacaktır. Biz Aksaray'dan duyar gelir ayağının altını öperiz. Artık çekmezsin!.”
İtin kavurga yediği gibi.
Ordan burdan şangur şungur tangur tungur teneke sesi.
Avara kasnak, dese ne demese ne.
Teybe doldururum akşama kadar bir milyon kere söyler ne olmuş.
Kendim için söylüyorum.
Var mı “Nefsini bilen RABBini bilen”
“Lâ İlâhe İlla ALLAH Muhammede'r-Rasûlullah” diyecek Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yüreğinde ve sâhibinin sesini duyacak Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellem'in ağzından ALLAH’ın sesini duyacak var mı?.
Bu mesele İşte onun için buyuruyor “Yâ eyyetuhe'n-nefsu'l mutmainneh” ey tatmin olmuş, mutmainne olmuş nefis.
İtman olmuş Nefs-i Mutmainne'ye söylüyor bunu.

Kim bu “İrci’î ilâ rabbike râdiyeten merdiyeten” bak “rucu et!.”
İlâ RABBike, RABBine dön. Dön!.
Nerde RABBı?.
Şah damarından yakın. “Râdıyeten: râzı olarak dön!.”
Merdiyeten O da senden râzı olarak.
Nasıl seviyelendi bakın.
Ben Lâ İlâhe ye râzı oldum.
İlla Allaha, nasılda ikram ediverdi seviyeleyiverdi.

İrci’î ila rabbike râdiyeten merdiyeten râzı olmuş ve râzı olunmuş olarak. Fedhulî fî ibâdî, Fedhulî dâhil ol gir hallol.
Hallol tamâmen boşalmış HİÇlikten HEPliğin içine akmış anlamında.
“fî ibâdî,” “fî” içine ibâdî âyân-ı sâbite gibi gözüken fakat onun içinde gizli olan ebedîlik sırrına ermiş.
Ellerinin üzerinde ALLAH'ın eli olan gerçekten gerçekten dosdoğru.
Emrolunduğu gibi dosdoğru olanların Ellerinin üzerinde üzerinde ALLAHu Zu'l-celâlin eli.

Tevhid tüccarlarının, tasavvuf simsarlarının, alıcıların vericilerin bir derdi olanların dâvâsı dâveti vs. olanların işi değil bu iş.
Onlar çöplükçü dışarıda kalanlar onlar leşçidir, hizmetçi değildir.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i tenzih ederiz.
ALLAHu Zu'l-celâl i tenzih ederiz.
ALLAHu Zu'l-celâl HAYYdır şu ANda, işinin başındadır.
Şu AN şe’endedir.
Bizler çoluk çocuk değiliz. Hamd u senâ olsun hiç birimiz.
Bütün dünyâyı verseler dahî RABBımızın bir tek noktasına değişmeyiz.
Niye değişelim ki onlar mı yaratıyor ki. Hayır.
“Fedhulî fî ibâdî” “kullarımın arasına gir.”
İçine gir içine “fî ibâdî” buyuruyor zâten.
Bu da hayret edilecek bir şey.
Kul kulun içine yâni iç içe geçişler Kalb'den Kalb'e HAKK dostu ile HAKK’a giden yol HAKK Dostlarının kalbinden geçer dediğimizde budur.
Tesbih gibi özden öze dizilirler de öyle olur.
Görüntüyle değil yürekle olur.
Ben yüreğimi bir tesbih dizer gibi Barbaros'un yüreğine diziyorsam imâmiyemiz.

Hepimiz bir olsak imamiyemiz Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm “ALLAHu Ekber!” buyurduğunda bir kumun içinde gömülü olsak dahî kaldırılındığında biz kalkarız.
Geri kalan çatlak, patlak avanak avaralar tümü yerde kalır.
Bu sırr mustakîm ipi böyle bir iptir.
Urvetu’l- vuska vardır. Habli’l- verid vardır.
Vardır tabi Tebbet'de vardır.
Habl, Arab saçı gibi örülmüş ip vardır.
Şeytan ipi de Tebbet'de vardır.
Binbir tânesi bin birinin içine girmiştir kimse çözemez onu.
Mesed ipidir. “Fî cîdiha hablüu'm-mi'm-mesed: Gerdanında fitillisinden bir ip olduğu halde.” vardır o da iptir.
Yüz bin tâne sebep bulur.
Halbuki İslâm Dîni çok kolaydır.
İslâmiyet “Lâ İlâhe İlla ALLAH Muhammeder Rasûlullah” bitti.
Şart şart var mı?
Asla yok! Hiçbir şartı yok.
Cenâbet ol. Kâfir ol. Ne olursan ol. Buyur gel!. Hiçbir şartı yok.
Kendi. Kendi şart. Şartsız şarttır TEVHİD.
Kendi şarttır ama şartı yoktur.
Kendi olmadan da hiçbir şey yapamazsın.
İstediğin kadar yap hepsi sıfırdır.
Böyle bir dindir. Onun için buyuruyor:“Lâ İlâhe İlla ALLAH'' diyen cennete girer.

---- Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Kimin (hayatta söylediği) en son sözü lâ ilâhe illa Allah olursa cennete girer.” buyurmuştur.
(Muaz İbni Cebel (ra) dan; Ebu Dâvud, Cenâiz 20-3116)

“Bizde dedik!” diyor adam.
Dedik de kurban olduğun dedik de neren dedi.
Kim dedi ALLAH aşkına. Elin mi dedi. Ayağın mı dedi?
Bu ses nerden çıktı yâni. Buna bakmak zorundayız.
“Fedhulî fî ibadî Fedhulî cennetî” cennete de dâhil ol. Gir. Dâimen gir!
Cennet dediğimiz şey âlem bir iştir.
Cunun, cenin, ana karnındaki döllenmiş yumurta.
Can, cin, cenne cunne, zırh demek, kalkan demektir cunne meselâ koruyan anlamındadır. Kalkan gibi koruyan.
Hakîkaten öyledir zâten içinde canı korumaktadır.
Burda Nûr-u Mim ve Nûrullah cem’i anlatmaktadır acizâne zevkim.

nur-ye
Sat, 01.05.2010, 18:31
İşte böyle bir Fecr var.
Şöyle iki üç dakîka şey yapalım söz hakkı tanıyalım.
Bir şey sormak isteyen, öğrenmek isteyen varsa onu dinleyelim.
Sorusu olan var mı.

Halim :Hocam hani şeyden hadisten bahsetmiştiniz Efendimizin.

“Ben güneş doğdu diyorum. Sen gece nereye gitti diyorsun.”

Şimdi okuduklarımızdan aklımda kaldığı kadarıyla hani cennetlikler cehennemlikleri görecek diye bir şey var zihnimde de.
Şimdi tabi güneş doğunca gece olmayacak.
O zaman cennetlikler cehennemlikleri nasıl görecekler onu merak ettim hocam.

Kulihvani : Burada belirtilmek istenen şey şu, Cehennem ehli olan için cennet yok.
Cennet ehli olan için cehennem yok.
Kur’ân-ı Kerim'de âyet var diyor ki. Siz cennetteki yerlerinize vârissiniz. Demek ki Onlarda sizin cehennemdeki yerlerinize vâristir.

وَنَزَعْنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمُ الأَنْهَارُ وَقَالُواْ الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي هَدَانَا لِهَذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلا أَنْ هَدَانَا اللّهُ لَقَدْ جَاءتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ وَنُودُواْ أَن تِلْكُمُ الْجَنَّةُ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

--- “Ve neza'nâ mâ fî sudûrihim min ğıllin tecrî min tahtihimu'l-enhâr(enhâru), ve kâlû'l-hamdu lillâhillezî hedânâ li hâzâ ve mâ kunnâ li nehtediye lev lâ en hedânallâh(hedânallâhu), lekad câet rusulu rabbinâ bi'l-hakk(hakkı), ve nûdû en tilkumu'l-cennetu ûristumûhâ bimâ kuntum ta'melûn(ta'melûne): :Bir halde ki derunlarında kîin kâbilinden ne varsa hepsini söküp atmışızdır, altlarından ırmaklar akar «hamdolsun o ALLAH'a ki hidâyetiyle bizi buna muvaffak kıldı, o bize hidâyet etmese idi bizim kendiliğimizden bunun yolunu bulmamıza imkân yoktu, hakîkat RABBımızın Peygamberleri emri hakk ile geldiler» demektedirler, ve şöyle nidâ olunmaktadırlar: işte bu gördüğünüz o Cennet ki buna amelleriniz sebebiyle vâris kılındınız”
(A'RÂF 7/43)

Bu ne demek?
Demek ki insanlar tercihten dolayı iki kaderli yaratılıyorlar gibi.
Bu ne demek siz İzmir'den İstanbul'a doğru gidersiniz öyle karar verirseniz bu kaderiniz çalışacak.
Ama diyelim ki Muğla’ya gidecekseniz o kaderiniz çalışacak.
Çünkü iki yerde yeriniz var diyor.
Siz hakkı ve hayrı seçtiğiniz için onlarda seçmediği için onların yeri size kaldı diyor.
Siz de şerri seçmediğiniz için şerr yeri onlara kaldı.
Bu ne demek birisi gözünü kör ediyor. Güneş yoktur diye.
Biz onu görmez miyiz.
Kişi uyuyor rüyâlar görüyor diye biz onu görürüz.
Onun kendisinin güneşi görmemesi çok yazık yâni.
İşte bütün mesele bu.
Yoksa olmuş olmamış anlamında demiyor Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.
Cehennem yok demiyor ki gece de yok demiyor. Yâni sen

“cehâlet nerde?”

diyorsun oysa Ben:

“Kemâlat güneşi doğdu cehâlet yok!”
diyorum sen hâlâ cehâletten bahsediyorsun buyuruyor.
Müslim ve mü’min için cehennem olur mu diyor.
Elbette her yer cennettir. Doğrudur zâten.
Hiçbir yerde hiçbir zaman hiçbir halde mü'min bir kişi Müslim bir kişi kâfir olamaz ki, zâten olmaz ki olsun.
O anlamda canım. Evet. Anlatabildim mi bilmem.

Halim : Anladım inşaallah hocam. ALLAH râzı olsun.
Şey gibi şimdi inkar eden o inkârın farkında değildir.
Onu bilen ancak doğrusunu bilen onun söylediğinin inkâr olduğunu, yanlış yolda olduğunu bilir onun gibi anladım hocam.

Kulihvani : Doğru söylüyorsunuz zâten Muhammedî Melâmette firavun da olsa şu anda hayatta olsaydı biz derdik ki:

“Gel kardeşim Mûsâ ol!.”

Çünkü biz bilemeyiz onun kim olduğunu.
Dünyânın en kötüsü dahî olsa Muhammedî Merhâmete, Muhabbete, Hasbî Hizmete ve Hakîkate Lâyık ve lâzımdır.
Çünkü içerisinde şah damarından yakın RABB'ı vardır.
Ona karşı oluşumuz işinden dolayıdır.
Ve herkes işinden dolayı kötüdür zâten kendi adından dolayı kötü değildir.

Şimdi bakıyorsun Hakan, bizim Hakan iyi bir adamdır gerçekten.
Ama hırsızlık yaparsa ne olur. Hırsız Hakan olur.
Avcılık yaparsa avcı Hakan olur.
İyilik yaparsa iyi Hakan, kötülük yaparsa kötü Hakan olur.
Hakan aslında şah damarından yakın olan ALLAH’ın kuludur.
Tersi de böyledir. İyi Hakan'dır, Güzel Hakan'dır, şöyledir böyledir güzel vasıflarla anılmaya başlar.
Demek ki onun için zâten Şafîi Mezhebi diyor ki;
“Ben îmânı, sâlih amel işlenirse kabul ederim!”

Sâlih ameli olmayanın îmânını kabul etmiyorum diyor İmâm-ı Şâfii Efendimiz.

İmâm-ı Âzam Efendimiz de diyor ki:
"O kimse bu gün namaz kılmıyor ama yârın kılabilir, namazı inkâr etmemekte!” diyor.

“Îmânı kabul edelim de sâlih ameli de şart koşalım.”

Onun için Arabistan'a giderseniz sizin beş gün mü yedi gün mü namaz kılmadığınıza şehâdet etsinler sizi döverler.
Nikahınızı kıymazlar.
Hanımınız sizin için boşanma dâvâsı açar şer’i mahkemede, bir günde boşar sizi bir haftadır namaz kılmıyor diye.
Vehhâbî sistemidir çok aşırıdır şiddetlidir.
Demek istiyorum ki bunlar ifrata ve tefrite gitmiş olabilir fakat bir başka tersini söylemek için söylüyorum.
Bizde de yok canım ne olacak.
Adam da canı sağolsun ya ömründe alnını secdeye koymadı.
Oruç tutmadı.
Efendim başka Hacc zâten yok parası yok.
Zekât'ta zâten bilmiyordu evet.
Şehâdeti konusunda ne diyor?
Zaman zaman söylüyordu.
Bu kaç yaşında?
Diyelim ki şu yaşta bu yaşta çoluk çocukta değil.
Bütün bunlar neden bizi bu saatlerde bizi böyle birbirimizi bir şey mi satıyoruz bir şey mi anlıyoruz.
Biz kendi aklımız fikrimiz, vicdânımızdaki Muhammedî güzellikleri özellikleri seviyelemeye çalışıyoruz birleşik kaplar gibi.
Ben çok biliyorum. Sen az biliyorsun.
Böyle bir şey hâşâ asla olamaz.
Hepimiz birbirimizin SEVİYElenmesine çalışıyoruz.
Bir müddet sonra el ele verdiğimizde gerçekten bildiğimizi söylememiz gerekir.
Ama şu anda alt yapı oluşuyor diye böyle bir birliktelik kurmaya çalışıyoruz.
Ve sizlerden ben şahsen gerçekten çok faydalanıyorum.
Samîmi olarak söylüyorum, neden faydalanmayayım ki.
Çok güzel şeyler yazılıyor çiziliyor söyleniyor.
Bütün kardeşlerimiz gerçekten hârika bir şekilde ilerliyorlar.
Benim anladığım kemâlat böyledir.

Yoksa ben sana şu kadar bin şu zikri çek.
Bu kadar çekersen uçarsın.
Bu kadar çekersen kaçarsın.
Ne uçacaksın. Şah damarından yakîn yere mi uçacaksın?
Evet. Gariban’ın dediği gibi.
Şu anda içi başka yerde olan bir insanı buraya getirseniz sıkıntıya girer.
Ama bizi de onların yanına getirirseniz sıkıntıya gireriz.
Bunu kendim öyle düşünürüm.

Tesettür içinde böyle.
İçinde bulunduğu şartlar ve iç âlemi bakımından örtünemeyen birisine siz zorla örtün deseniz ona zulümdür.
Çünkü içi bunu henüz çözememiştir.
Tersi de böyledir.
İçi bunu çözmüş diyor ki:

“Ben tesettür âyetine kesin uyacağım ve bunu yüreğimle istiyorum!”

diyorsa buna da aç deseniz bu da zulümdür.

Bütün mesele nerdedir?

Mesele şuradadır: İlâhi İlm'i, Velâyet Edeb'i, Muhammedî İrfan'ı, RABBâni Erkân'ı öğreteceksiniz.

Eğitim ve Öğretimini yaptıracaksınız.
Hazmettireceksiniz, çözdüreceksiniz.
Vicdânındaki RABBisiyle BİLiştirip, BULuşturup, OLuşturup, YAŞAtacaksınız.
Eğer gerçekten Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ben kendim için söylüyorum.
Çöl Kervanında köpekseniz.
Bir şey bekliyorsanız, rütbe mütbe bekliyorsanız Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında değil.
Çünkü kendisinden başka kimsede rütbe yoktur.
Bir tek İmâm-ı Mutlak'ta rütbe vardır.

Muhammedin Hür Askeri diye ALLAH Dostu vardı.
Şimdi gözükmüyor. Gelirdi eskiden.
Öldü mü kaldı mı bilmiyorum.

“Sen Muhammedin Hür Askerisin, onbaşı çavuş da var mı?”

dediğimde büyük bir yemin ederek dedi ki:

“Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Rasûlullah RÜTBElidir, geri kalan için havaya elini üfürdü, kimsede rütbe yoktur asla!” dedi.

Cemaat gibi canım.

“ALLAHu Ekber!” diyen imam ve cemaat gibi.
Cemaatın içinde biz burda istediğine giydir sen elbiseyi.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzûrunda sıfır yâni. Hiç.
Onun için burda uçup kaçanlar, kendilerine göre hayâli İrem Bağı kuranlar. Boşa kurmuşlar demek istiyorum.
RABBımız kusurumuza bakmasın.
Biz bir taraf değiliz.
Onların derdinde değiliz ama insanlarda oynamasınlar diye.
Evet. Buyur Barbaros Can. Ne diyorsun.

Barboros:
Onu diyorum hocam dediğiniz gibi işte kişiyi bu yoldan alıkoyan her şey onun güneşini tıkayan bir gölgelik yapan, ona engel olan bir şeydir.
Bu gün Altın sözlere Bawa hazretlerinin çeviriler yaptım ekleyeceğim sonradan.
Onlardan birkaç tânesini okuyayım.
Diyor ki:
Oğlum dünyâ etrâfa gidip karma.. karma.. demeyi kolay bulur.
Fakat sen bunun üzerinde irfânın ile tefekkür etmelisin.
ALLAH cennet, cehennem, hayr şer ve onun bütün niteliklerini ve bütün servetini insana verdi.
Eğer insan bunu yedi irfan seviyesine doğru alır şerri red ederken hayr olarak kabul ederek yaşarsa yâni yaparsa artık onun için karb olmayacaktır.
Onun karbı olarak bahsettiği şey işte insanın insana gelen düşünceler vehimler şunlar bunlar ve insanı sürekli aynı şeyin içerisine itmiştir aklın o dönüşü içerisinde sürekli aynı çember üzerinde dönüp dönüp çıkamayışı kalışı.
Yeni yeni sürekli doğuşlar kendi hareketleri içerisinde, aklın içerisinde bu çember içinden bir türlü çıkamayışı.
İşte onda sâdece rahmet pırıltısı yerleşecek yâni bu insanda eğer insan bu yedi irfan seviyesini doğru anlarda şerri red ederken hayr olanı kabul edip yaparsa artık o kişide karma olmaz diyor.
Yâni onda rahmet pırıltısı yerleşecektir.
Bu nasıl olur diyor nasıldır diyor.
Bulutlar ayı kapattığı ve onun nûrunun belirmesine izin vermediği zaman bu ayın karmasıdır diyor, ay tutulurmuş gibi kendi kendine bir an. Çünkü örtülmüş artık.
Fakat bulutlar dağıldığı anda biz sâdece yayılan nûru görürüz.
Bulutlar gibi senin kendi karmanda, senin irfan nûrunu örten kapatan şeydir.
İrfan bulutları ve karanlığı dağıtarak parlak nûru açığa çıkarabilirse orada artık karma marma olmaz.
Çünkü karanlık ve gölgeler karmadır diyor.
İrfan gölgesiz tam bir nur olarak parladığı zaman karma otomatik olarak geri çekilir.
Daha sonra artık karma yoktur orda sadece bütünlük tamlık vardır yâni mükemmellik vardır.
Karmanın ne olduğunu anla diyor.
Karma düşünce perdesidir ki o düşüncenin embiriyonik sûretini örttüğü gibi irfânını örter.
Eğer irfan tamlık, bütünlülük ve mükemmellik kazanırsa karma uzaklaştırılmış olur.

Bunu anla ve ona göre hareket et. Ve o zaman hakîki bir inanç sâhibi olarak bir mü’min olarak güneşin dünyâya parladığı gibi parlayacaksın.
Sonra ne karma ne de karanlık seni etkileyecektir diyor.
İşte o zaman Bawa Hazretlerinin dediği gibi güneş doğdu artık Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in hadisindeki gibi karanlık gitti o kişi için.
Ama onun yanında olan başka bir kişi için aynı ortam içerisinde.
O adamın karanlığı o adam hâlen üstüne örtmüş olduğu için zulmet içerisinde hâlen buna devam ediyor olacak.
Şimdi demek istediği bakın burda diyor ki karma otomatik olarak geri çekilir.
İrfan gölgesi tam bir nur olarak parladığı zaman karma otomatik olarak geri çekilir.
Hani hatırlayın Derman Hocam'ın bir yazısının içerisinde hani karafatmalar vardı işte hamam böcekleri ışık çıktığı zaman, yâni ışıkta vücutlarında asit olduğu için onun algıları ışığa karşı hassâsiyeti olduğundan hemen karanlığa kaçıverir.
Çünkü onun organik yapısı odur.
Gider hemen taşın arasına giriverir.
Bir ışık yakın odanın içerisine bir anda kaçıverirler sağa sola.
Işık var diye kaçarlar, tahammül edemezler.
Vampir filmlerinde vampirlerin güneşe tahammül edemedikleri gibi.
Güneş çıktığı zaman bütün vücutları paramparça oluyor yanıyor işte, yok olup gidiyor.
O yüzden hep karanlığı seçiyorlar.
Karanlıklarda geceleyin dolaşıyorlar.
Kan emerler falan filan böyle filmlerde var ya gösteriyor onun gibi.
O kişiler aynı Mûsâ Aleyhi's-selâm'ın o Nil Nehrini işte o kan görünmesi durumu gibi.
Kıbleye baktığı zaman onun sözleri HAKK Teâlâ'dan gelen vahiyleri efendim.
ALLAH sözlerinin kelâmının Mûsâ Aleyhi's-selâm'ın etrâfındaki insanlara yapmış olduğu o tebliğlerde o Kıptîlere kan gibi görünüyor fakat onun sözlerinden içen başka insanlar için.
Mûsâ aleyhi's-selâm'ın izleyen, tâkip eden o zamanki hakîkat ehli o insanlar için yâni Mûsâ'yı tâkip eden kişiler için ise o belki de Kevser Şarabı gibi bir şarab .
O şarabı içiyor Cennet Suyu'nu içiyor.
O yüzden her ikisi de aynı ortamda, her ikisi de aynı yer içerisinde birisi cennet birisi de cehennem görmekte ve herkes gözlüğünün rengince...
Yâni böyle düşünmekteyim. Teşekkür ederim.

Kul İhvani :
Ben teşekkür ederim. Gerçekten güzel.
Zâten karma dediği şey onun, Nefsin Hevâ Ve Hevesi, ŞUHHAsı .

وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِن قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِّمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

--- “Vellezîne tebevveû'd-dâre ve'l-îmâne min kablihim yuhıbbûne men hâcere ileyhim ve lâ yecidûne fî sudûrihim hâceten mimmâ ûtû ve yu’sirûne alâ enfusihim ve lev kâne bihim hasâsah(hasâsatun), ve men yûka ŞUHHA nefsihî fe ulâike humu'l-muflihûn(muflihûne) : Kendilerinden önce o yurdu (Medîne'yi) hazırlayıp îmânı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim Nefsinin “CİMRİ VE BENCİL TUTKULARINDAN” korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.” (Haşr 59/9)

Nefsin kendi aklın etrâfına kurduğu Egoist Kalkan.
Ki o Kalkan, imtihan için konmuş zâten geçilmesi gereken ve istenen bir SIRAT KÖPRÜSÜdür.
Hevâ heves dediğimiz Kur’ân-ı Kerim’de ve şuhha-şaha kalkışı, çok aşırı istekleri bunlar kalktığı zaman ve zâten nefsin kendisi bilmesi bu demektir.

O cehennemi o hücreyi, o kendi etrâfındaki zarı yâni ipek böceğinin kozası, ipek böceği kozayı delebilmeli ki kelebek olabile.
Kul da Kendini BİLip RABBını BİLe!
Bu bir ANA gerçek!.
Kendi kafasına ördüğü bu ŞUHHA Çadırından Çıkması Cehâletini geçmesi lâzım.
Zâten Bawa Baba'nın da çok güzel bir şekilde halk dilinde anlatışı da hep bu gerçekler bakımından ve dediğiniz çok doğru.
Gece kozası, gündüzü doğuracak zâten.
Doğurursa gecedir doğurmazsa ebedî kalırsa ebedî cehennem olur.

İnşaallahu'-RAHMÂN “Ve'd-Duh┠ya geçelim inşaallah.
Ve'd-duhâ biliyorsunuz Kur’ân-ı Kerim Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'le ilgili çok önemlidir ve de başlarda sıkıntılar içinde inmiştir.
Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem buna üzülmüştür.
Vahiy kesilmiştir.
Vahiy kesilince bütün müşrikler kâfirler vahiy gelmiyor artık diye çeşitli ağır sözler söylemişlerdir.
Ve hakîkaten vahiy gelmemiştir.
Peygamber Aleyhi's-salâtu ve's-selâm hâşâ kendinden uyduracak değildi ki!.
Bu yüzden dışarı çıkamamıştır.
Hatice Vâlidemiz çok büyük yardımları olmuştur kendisine.
Yardımdan kastım bunlar da gereklidir demek istiyorum.
Ve çok bayağı problem olmuştur.
Duhâ Sûresi bundan sonra gelmiştir.
Bu olaydan sonra gelmiştir ve okuyunca hemence: “ALLAHu Ekber!” buyurmuştur Peygamberimiz Aleyhi's-selâm.
Bizler için de Kur’ân-ı Kerim’i hatmederken “Duh┠dan sonra son “Nas” a kadar bitince “ALLAHu Ekber!” demek sünnettir.

Bütün sûrelerde Duhâ’dan sonra gelen sûrelerin sonunda: “ALLAHu Ekber!” “ALLAHu Ekber!” biter.
Elem neşrahı okursunuz “ALLAHu Ekber!” bitirirsiniz.
Her ne okursanız “ALLAHu Ekber!” başlamıştır artık.
Sebep “ALLAHu Ekber!” ALLAH çok şükür ki ALLAHu Zu'l-celâl bunu getirdi.
İşte o günkü yahudiler de bütün bu müşriklerden daha çok Yahudiler fitneciydi.
Çok bilgili insanlardı çünkü onlar.
Ticâretin ellerinde şimdi olduğu gibi her şeylerinde çok iki yüzlülerdir. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme Rûhu ve Zu'l-karneyn i Ashâb-ı Kehf i falan sordular.
Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de İnşaallah demeden; "size yarın bildiririm” buyurdu.

İşte bu “İnşaallah” ALLAH'ın izniyle dememesi, denmemesi “ALLAH dilerse” söylerim dememesi denmemesi de bir hikmettir.
Öyle olmasaydı zâten Duhâ inmezdi.
Öyle bir sistem ki bu hiç kimse Peygamber Efendimiz dahî olsa muhakkak ne ise öyle kullanılıyor.
İşte bu söyleyişten sonra bir müddet vahiy gelmiyor gelmeyince de olaylar başlıyor işte.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hatice Vâlidemize işte:“ALLAHu Zu'l-celâl bana darıldı kırıldı.”

buyurması. Bir şeyler oldu.
Öteki diyor başka birisi diyor.
Müşrikler diyorlar:

“Artık Muhammed’e şeytanları darıldı da bir şey getirmiyor!”

gibi saçma sapan sözlerle saldırmaya başladılar..
Terk etti, gazâb etti gibi.
Çeşitli şeyler müşrikler öyle diyorlar.

“Muhakkak ALLAH ona gazâb etti bak gördünmü sesi kesti”

diyorlar.
Ondan sonra bu âyetler inmiştir.

Ve bir başka rivâyette meselâ üçüncü âyet için bu âyet neydi:

--- "RABBin seni terketmedi. (Sana) danlmadı da..."
(Duhâ, 3).

Cebrâil (a.s), Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e biraz geç vahiy getirdi.

Bunun üzerine müşrikler bu arada,: "Muhakkak ALLAH ona gazâb etti ve onu terketti"

demeye başladılar da, bunun üzerine Cenab-ı HAKK, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e bu âyeti indirdi.

Suddî şöyle der: Cebrâil (a.s) Hz. Peygamber (s.a.s)'e kırk gün gecikerek geldi.
Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s) bu husûsu, Hz. Hatice (r.a)'ye açtı.
Hz. Hatice (r.a) de, "Belki de senin RABBin, seni unuttu veya sana öfkelendi!" dedi.

Şu da rivâyet edilmiştir: Ebû Leheb'in karısı Ummu Cemîl, Hz. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e:

"Ey Muhammed, şeytanının, seni terkettiğini zannediyorum..." demiştir.

Hasan el-Basrî (r.a)'nin de şöyle dediği rivâyet edilir:
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e vahyin gelmesi gecikti.
Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Hz. Hatice (r.a)'ye bu durumu anlatmak amacıyla:
"RABBim beni terketti ve bana öfkelendi..." buyurdu

bunun üzerine Hz. Hatice (r.a): "Seni, hak olarak gönderen o zâta yemin ederim ki... sana, böylesi bir ikram ile işe başlayan o zât, bunu mutlaka tamamlayacaktır" dedi.

İşte bunun üzerine de âyeti nâzil oldu.

Ebû Leheb ve karısı Ummu Cemil Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e çok çok hakâret ettiği için; Alev Babası, karısı da
“hablu'm-mi'm-mesed: Gerdanında fitillisinden bir ip” buyuruluyor.

O kadın yok mu diyor

“arab saçı gibi kadın”.
Öyle bir ip ki binbir lifli fitne halatı, döğülmüş kırbaç gibi..

Ama Hasân-ı Basri Ehl-i Beyt Aleyhi's-selâm'dan Efendimiz buyuruyor ki
“Vahiy gecikti" diyor

"Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme.”

Bunun üzerine Hatice Vâlidemize bu durumu anlatmak amacıyla kendisi
“RABBim beni terk etti, bana öfkelendi” buyurdu.

Bunun üzerine Hatice Vâlidemiz Radiyallâhu anhâ da:"Seni, hak olarak gönderen o zâta yemin ederim ki... sana, böylesi bir ikram ile işe başlayan o zât, bunu mutlaka tamamlayacaktır" dedi.

İşte bunun üzerine de âyeti nâzil oldu.

İşte burda Sâliha eş budur İslâm'da.
İslâm'da çok büyük emeği vardır Hatice Vâlidemizin. Temelinde çok çokkk!.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in o bedenen çekmekte olduğu her insanın en ağır yükünü çekerken bir direk ve sanki ayağının biri oluşu sol ayağı oluşu çok hârika bir şeydir.
Nefislerin eşleşmesi ile pek ilgili bu husus.
Dişil ve Eril tarafların birleşimiyle direk ilgili olduğunu zannediyorum.
Onun için de Hatice Vâlidemiz’in yerini hiç birisi alamamıştır diyorum.
Onun için yirmibeş yıl başkasıyla evlendiği halde üç tâne kocasının üçü de sağken ve dünyânın en yakışıklı insanı en güzel insanı iken yirmibeş yaş daha büyük ve 15 yıl yaş fark varken O’nu seçmiştir hamdolsun.
25 sene birlikte yaşıyorlar asla ikinci bir evlilik yok.
Kendisinden başka tek evli kimse yok o zaman.
Çünkü Kıyâmete kadar gelecek olan Ehl-i Beyt aleyhi's-selâm'ı taşındığı için.
Aynı şekilde Fâtıma Vâlidemizde tek evlilikle devam ediyor ondan sonra çok evleniyor Hz. Ali Efendimiz.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz de öyle Hatice Vâlidemizden sonra çok evleniyor.
Yâni bunlar hep bir töre değildir bunlar İlâhi Kânun'dur. Sünnetullah'dır.
Ehl-i Beyt Aleyhi's-selâm bu kıyâmete kadar ALLAHu a'lem böyle bu sistem yürür gider.
İşte bu bu rivâyetler var.

Buradaki kelimeler çok şey kelimeler öyle zor ki:

“Mâ veddeake rabbuke ve mâ kalâ. :RABBin seni terketmedi ve darılmadı.”

"Mâ Veddeake" vedâ etmedi sana vedâ etmek.
"Ve mâ kalâ" içinden konuşmak. Buğz etmek gibi böyle ne dediği anlaşılmayan bir ışık gibi "kalâ".
De ki değil. Ordaki ke de zâten hıfz edilmiştir yok edilmiştir.
Halbuki "veddeake" sana vedâ et "mâ" medi olumsuzluk edatı.
"Veddaake" vedâ etmedi "Rabbuke" senin RABBın.
"Ve mâ" yine yapmadı ne yapmadı "kalâ" sana "kal" yapmadı.
"Kal", ALLAHu Zu'l-celâle konuşmaktır. Yâni söz değildir.
Dedi kodu şey gibi böyle buğz etmek gibi.
Esas maksadın dışında olmak gibi.
Devre dışı kalmak gibi bir şeydir.
Bunu daha detaylı göreceğiz inşaallah.
İşte bu rivâyetler vardır.

nur-ye
Sat, 01.05.2010, 19:19
İşte burada Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Rusuliyet Ve Nubuviyet görevlerinden Rusûliyetin kesilmesi mümkün değil ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Nûrundan Âlemler rahmet bulduğu İLK AN dan beri HAYY SON AN a kadar da HAYYdır hamdolsun.
Ama Nübüvvet dini fiilen icraata sokuş Abdullah Aleyhi's-selâm'la direk ilgilidir. Bedenen Nefsen, Fiilen yaptığı için bu bunun azledilmesi mi var.
Bu mümkün değil.
Böyle bir şey oldu böyle bir şey kesintiden dolayı oldu .
Olduğundan değil. Kırk gün geçti bir şey yok.
Herkes bekliyor bir şey geliyor bir şey yok.

“Şimdi tamam tam vakti, şimdi ne diyeceksek diyelim!.” Diyorlar.
Öbürleri bekliyor: Hani sen bize söyleyecektin rûh'u, Zülkarneyn'i ve Ashâb-ı Kehf'i sormuştuk, kimlerdir bunlar. Bize açıklamalar yapacaktın. Hiçbir şey gelmiyor ne oldu?”

Aziz kardeşlerim,

Kur’ân-ı Kerim Anlayışımızı bu güne de getirmemiz lâzım.
Bu o gün için geldi Kur’ân-ı Kerim'imiz!
Bu gün hâlâ masal olarak mı okuyacağız?.
Bu gün Duhâ yok mu bizim için. Fecr yok mu Leyl yok mu. Duhâ yok mu?
Bizim güneşimiz doğmayacak mı bizim gündüzümüz gelmeyecek mi?.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem o gün buyurdu da bu gün buyur muyor mu?.
ALLAHu Zu'l-celâl o gün buyurdu da bu gün buyurmuyor mu?.
buyuruyor her AN!.
Ve'd-Duhâ zâten on bir âyettir.
Baştan aşağıya birer kere okuyalım kafamızda yerler olsun ondan sonra döneriz.

وَالضُّحَى

---“Ve'd-duhâ: Kuşluk vaktine andolsun,”
(Duhâ 93/1)

Ve Vallâhi gibi yemindir.
ALLAH'ın üzerine yemin ederim gibi yemindir burda.
Berâberlik eki değil. Ve'd-duhâ duhâya yemin olsun.
Duhâ duhâ neyse duhâ.
Hakîkat Ziyâsına yemin olsun duhâ. Hakîkatın Ziyâsına yemin olsun. Kuşluk vaktine yemin olsun. Fecrden sonra..

وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى
---“Ve'l-leyli izâ secâ : “Karanlığı iyice çöktüğü' zaman geceye,”
(Duhâ 93/2)

Geceye yemin olsun iza seca sâkinleştiği zaman, sukûna erdiği zaman, secde ettiği zaman.
Yâni “seci” olduğu zaman. Yâni cem’ine sâhip çıktığı zaman.
Nasıl çıkar sâhip geceye?.

“Lâ ilâhe İlla Allah” nasıl çıkar ortaya?.

“Lâ ilâhe” Gecesi, “İlla Allah” Gündüzüyle SEVİYElendi mi bunun adına ne denir?.

EL YEVM – Ve'd-Duhâ denir.

“Ve'l-leyli izâ sec┠sâkinleştiğinde, karanlığı yatıştığında, her şeyi örtüp bürüdüğünde..
Çok zor kelimeler secâ kök olarak.

Şimdi desek ki: “Sanki “Ve'l-leyli” Hitam Bulan Nübüvvet Nûrunun Maddî-Mânevî hayâtın ebeden devâmı için, “Ve'd-duh┠Velâyetine derci-kablodaki ceryan gibi gelişidir” desek kıyâmeti koparır cübbeliler..

مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى

---“Mâ veddeake rabbuke ve mâ kalâ : Rabbin seni terketmedi ve darılmadı.”
(Duhâ 93/3)

Mâ hayır, geçmiş zamanın olumsuz ekidir mâ.
İki tâne mâ vardır biri şey mânâsına gelir ismin başına gelince, fiilin başına gelince olumsuz yapar onu.
“Mâ veddeake” vedâ etmedi sana.
Veddeana dense bize olurdu.
Oradaki -ke- sen. Muhatap kimle konuşuyorsa ona.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e buyuruyor hitap O, O’na. “Mâ veddeake rabbuke ve mâ kalâ.”
Vedâ etmedi RABB'in. Bir şey yapmadı. Bir buğz da etmedi yâni sana darılmadı kırılmadı ya da “gıllıgış yok!” diyorlar ya...

وَلَلْآخِرَةُ خَيْرٌ لَّكَ مِنَ الْأُولَى

--- “Ve le'l-âhıretu hayrun leke mine'l-ûlâ : Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan (âhiret dünyâdan) daha hayırlıdır.”
(Duhâ 93/4)

Şüphesiz ki senin için âhiret sonucu, başlangıçtan daha hayırlıdır.
Bunlar olacak, çünkü gece hâmileliktir.
Bir kadın gibi bir hayvan gibi düşünün.
Fecr doğumdur. Bunlar elbette olacak.
Fakat Duhâ da gelecek sonuç daha hayırlıdır. Hep öyledir.
Zu'l-Celâli Ve'l-ikramdır ALLAHu Zu'l-celâl.
Celâlinden ikram edecek.
Ve le'l-âhıretu hayrun leke mine'l-ûlâ...

---- "Kişi, sevdiğiyle berâberdir'”
(Keşfu'l-Hafa 2/202.)

---- Cündeb ibn Süfyan da şöyle der: "Hz. Peygamber (s.a.s), parmağındaki bir taşı atarak, "Sen, kanayan ve karşılaştığı şey, ALLAH yolunda sayılan bir parmak değil misin?" buyurmuş.
(Buhâri, Cihad, 9; Müslim, Cihad, 112 (3/1421).

Keşfu'l Hafa, 2/163. Hadisin devâmı meâlen şöyledir:

---- "Eğer beli bükülmüş yaşlılar ve emzikli çocuklar olmasaydı belâlar üzerlerinize sel gibi akardı, (ç.)."Hikmet, mü'minin yitiğidir"
(Keşfü'l-Hafa 1/363.)

---- İmam Ali (kv), Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle dediğini rivâyet etmiştir:"Ehl-i câhiliyyenin yaptıkları şeylerden sâdece iki şey yapmaya yeltendim. Ama her defasında ALLAH, benimle istediğim o şey arasına girip, bana mâni oldu. Artık bu iki şeyden sonra, ALLAH bana peygamberlik görevi ile ikramda bulunana kadar (ve ondan sonra), hiçbir kötü şey yapmaya yeltenmedim. (O iki şey de şu idi:) Bir gece, Mekke'nin yüksek yerlerinde benimle berâber koyun güden Kureyşli bir çocuğa "Keşke benim koyunlarıma da göz-kulak olsan da, Mekke'ye gidip gençlerin sohbetlerine (eğlencelerine) katılsam"
dedim ve bu istekle oradan ayrıldım. Derken yolumun üzerindeki ilk eve vardım ve bir def-zurna (eğlence) sesi duydum. Onlar , "falan oğlu falan, falan kızla evleniyor" diye ilan ediyorlardı. Onları seyredeyim diye oturdum. ALLAH bana bir uyku verdi, ben de uyuya kaldım. Güneşin dokunuşu beni uyandırdı. Hz, Peygamber (s.a.s) sözüne şöyle devam eder: "Arkadaşımın yanma döndüm. O bana, "Ne yaptın" diye sorunca, "Birşey yapmadım" deyip, hâdiseyi anlattım. Yine bir başka gece arkadaşıma aynı şeyi söyledim. Derken ALLAH Teâlâ, bana bir uyku verdi, yine güneşin dokunuşu beni uyandırdı. Artık bu iki şeyden sonra, ALLAH bana risâlet görevi ile ikram edinceye kadar, böylesi mâlâyânî (lüzumsuz) şeylere yeltenmedim."
(Kenzü’l-Ummal, 11/32135, 12/35438.)

---- "Çocuğunuza, Muhammed adını koyduğunuzda, ona değer veriniz ve oturduğunuz mecliste ona yer açın..."
(Kenzû'l Ummal, 16/45108; feyzu'l-Kâdir, 1/385.)


وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَى

---“Ve le sevfe yu’tîke rabbuke fe terdâ.
:Elbette RABB'in sana verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın.” (Duhâ 93/5)

Bu Âyetimiz hakkında;
---- Ali ibn Ebî Talib (kv) ile İbn Abbas (ra)'tan şu rivâyet edilmiştir:"Bu ifâde, bu va'd, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem 'in, ümmeti için şefaatçi olması va'didir."
Rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, bu âyet nâzil olunca: "Ümmetimden birisi cehennemde iken, ben hâlimden memnun (razı) olamam!" buyurmuştur.
(Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 23/210.)

---- Câfer es-Sâdık (r.a): "Benim Dedemin rızâsı, hiç bir muvahhidin cehenneme girmemesinde yatmaktadır" derken,

Muhammed Bâkır'ın da, şöyle dediği rivâyet edilmiştir: "Ehl-i Kur'ân, Kur'ân'daki en ümit bahşedici âyetin,
---"Ey, nefislerine karşı haddi aşmış olan kullarım. ALLAH'ın rahmetinden ümidi kesmeyin"
(Zümer, 39/53)

âyeti olduğunu söylerler. Halbuki, biz, Ehl-i Beyt ise, en ümit bahşedici âyetin:

---"Muhakkak RABB'in sana verecek de sen de memnun olacaksın"
(Duha, 93/5)

âyeti olduğunu söylüyoruz. Vallâhi, bu âyetle kastedilen, şefaattir. Şefaat hakkı, o, yâni Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Razı oldum, yeter!" deyinceye kadar, "Lâ ilâhe illa Allah" diyen herkes hakkında, ona verilmiştir." buyurmuştur.

Ve le: Ve elbette, mutlaka
Sevfe: Yakında olacak ki,
Yu'tî-ke Rabbu-ke: Sana verecek, ihsan edecek Senin RABB'in
Fe terdâ: Böylece sen râzı olacaksın

Velesevfe muhakkak ki yapacak bunu .
Yu’tîke sana verecek. Îtâ edecek. Îtâ âmiri diyorlar ya. Ödeyecek yâni ödeme âmiri. Yetkili olan.
Yu’tîke sana verecek. Îtâ edecek.
Rabbuke senin RABB'in.
Fe terdâ kesinlikle sende bundan râzı olacaksın .
Rızâ bulacaksın. Verecek de vereceksin.
Her AN “Rahmetenli’l- Âlemin” OL-AN a “RABBu’l- Âlemin” OL-AN ın VERmesine Dikkat ediniz ki Cebrâil var verişte…

أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَآوَى

---“E lem yecidke yetîmen fe âvâ : Bir yetim iken, seni bulup da barındırmadı mı?” (Duhâ 93/6)

E lem yecid-ke yetîmen: Seni yetim bulmadı mı?
Fe âvâ: Sonra barındırdı, ev bark sâhibi kıldı.

Fe âvâ, bildiğimiz hani ev var ya ev, sanırım Arapçadan gelme ev ve evlenmek. .
Ev barınmak yâni bir yer bulmak barınmak anlamında.
Seni bir yetin olarak bulmadı mı senin RABB'ın .
Barındırmadı mı ev bark sâhibi yapmadı mı?


وَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدَى

---“Ve vecedeke dâllen fe hedâ : Ve seni yol bilmez iken, doğru yola yöneltip iletmedi mi?” (Duhâ 93/7)

Ve vecede-ke dâllen: Ve seni dalâlette olanların arasında olma, , hidâyette olmama - dalâlette olma hâlinde buldu.
Fe hedâ: Sonra hidâyete erdirdi..
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kırk yıl yaşamıştır kavmi içnde ve İslam Dîni gelmemişti.

---"Sen, kitab nedir, îman nedir bilmezdin"
(Şûra, 42/52)

---"Sen, daha önce gâfillerden idin"
(Yusuf, 12/3)

---"Eğer şirk koşarsan, şüphesiz amellerin boşa gider"
(Zümer, 39/65)

Gibi âyetler yanında:

---"Sizin arkadaşınız, ne saptı ne de azdı"
(Necm, 53/2) âyeti de vardır.

Elbette biz Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem için SALL ve DALL düşünecek değiliz.
Biz sâdece âyetleri anlamaya çalışmaktayız inşaallah
Ve vecedeke, yine bulmadı mı dallen şaşırmış haldeyken?.
Fe hedâ, kendi yolunu göstermedi mi?
Şaşırmış bulup da yola iletmedi mi?.
Sen hiçbir yol bilmezken doğru yola seni götürmedi mi?
Vecedeke bakın vecedeke yi görüyor musunuz vücud vücud vecedeke bulmak olarak tâbir ediliyor.
Demek ki insan kendi vücûdunu bilse bilmek olmuyor, bulması lâzım en azından.
Onun için zâten şeriatı bülbül gibi bilenler velâyeti bulamadığı için edebi bulamadığı için Profesör oluyor amma adam, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme “Rahîm” demeyi çok görüyor.
“O geldi gitti!” diyor.
“Biz Kur’âna bakarız” felan diyor.
Sapık olmak durumunda kalıyor.
Ve vecedeke dâllen o seni dâll, SALL içinde değil SALL değil DÂLL halinde bulup fehedâ hidâyet kime buyuruluyor bunlar Abdullah Aleyhi's-selâma buyruluyor.
Anadan öksüz, babadan yetim amcasında de evsiz barksız.
Kim bakacak, kim edecek hâlinde büyümüş bir hayat.
Ve öyle zamanlar öyle anlar geliyor ki 4 yıl panayırlara gidiyor.

“Ben ALLAH’ın Rasûluyum!”

Buyurunca taşa tutuyorlar dövüyorlar.
Vuruyorlar. Akla gelecek her şeyi söylüyorlar.

“Bu delidir, cinlidir!.” Vs.

Kendi akrabaları. Ebu Leheb peşinde:

“Vurun gitsin gelmesin bir daha buralara!"

Bir yıl değil 3 yıl, 4 yıl böyle sürmüştür.
Tek Hatice Vâlidemiz: “Sen ALLAH’ın Rasûlusun!” demiştir.

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Nedir bu benim başıma gelen!”

Akıl kullanılmıştır.
Nübüvvet fiilen yaşanarak yapılmıştır.
Bunları Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, hâşâ bir Bizans kralı gibi gelmemiştir.
Tek başına. ALLAH yanına Hatice Vâlidemizi O’na hizmetçi vermiştir. Emrine vermiştir.
Îsa’ya Meryem aleyha's-selâmı verdiği gibi Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimize de Haticetu’l- Kübrâ Vâlidemizi vermiştir.
Öyle ki malıyla, canıyla, ırzıyla, hayâtıyla her şeyiyle TESLİM OLmuştur.
İSTİKÂMET BULmuştur.

nur-ye
Sun, 02.05.2010, 09:26
Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellem efendimizin elbisesi olmuştur.
Gecesi olmuştur. Bundan doğmuştur Hıra'nın güneşi.
Bundandır kıyâmet koptuğunda nefisler eşleşir.
Nefsun vahidetun'den yarattık nefislerinizi tekrar eşleştiririz.
Burada bizim buradaki çöplükteki eşleşmek değildir.
Etrâfımızdaki hayvanların eşleşmesi gibi eşleşmek üreme değildir.
Çok başka şeyler vardır.
Diğer Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin hanımları hangi yönde nelerdir.
Bunlar ayrı ayrı Nübevvet Sırları'dır. Gerçekten sırlarıdır.
Onun için Münir Derman Hocam çok titizdir.
Ne diyor “küfürdür küfür” diyor.
Açıkca “Nübüvvet Sırrını açma!” demekte..
Girmeyin, girmemek.
Ama biz zevk olarak diyoruz ki hakîkaten çok doğrudur.
Akıla vurduğunuz zaman hayret edersiniz.
Hayret edersiniz, ama nakle vurduğunuz zaman Haticetu’l- Kübrâ, Mehdi Aleyhi's-selâm’ın NİNEsidir.
Ne Hatice değil mi?
Gerçek neticeyi gören ve yaşayan ANNEmiz aleyha's-selâm.
Ve vecedeke dâllen fe hedâ!.. İşte budur canlarımız..


وَوَجَدَكَ عَائِلًا فَأَغْنَى

--- “Ve vecedeke âilen fe ağnâ. :Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?”
(Duhâ 93/8)

Ve vecede-ke âilen: ve seni yokluk buldu
Fe ağnâ: sonra gani kıldı, zengin kıldı..

"A'il", ihtiyaç sâhibi mânâsınadır.
Bu kelime daha sonra, lyâli (âilesi) olmasa bile, "fakir" mânâsına kullanılır olmuştur.
Biz, Seni yoksulun yoksulu, yâni ekmeğe muhtaç halde bulup da Fe ağnâ ganî etmedik mi? Etmedik mi?

Tek başına girdiğin Haticetüu’l- Kübrâ Vâlidemizin yanında sen kervan sâhibi olmadın mı?

---- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem üzgün bir şekilde Hz. Hatîce'nin yanına varır. Haticetu’l- Kübrâ O’na: "Sana ne oldu?" deyince, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:
"Zaman, kıtlık zamânıdır. Şimdi ben şâyet, senin malını harcayacak olursam, o zaman malın tükenir. Bundan dolayı da senden utanırım. Yok eğer, malını harcamayacak olursam, ALLAH'tan korkarım" dedi. Bunun üzerine Haticetu’l- Kübrâ, Kureyş'i çağırdı. İçlerinde, Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk de vardı. Hz. Ebû Bekir şunları anlatmaktadır: "Hz. Hatice, altınları çıkardı. Bu altınlar, çokluğundan dolayı, ayağının dibinde oturanları göremeyeceğim bir seviyeye yükseldi. Sonra da Hz. Hatîce şöyle dedi:
"Şâhid olun, bu mal, onun malıdır, onundur. İsterse dağıtır harcar, isterse yanında alıkor!"
(Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 23/220.)

فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ

--- “Fe emme'l-yetîme fe lâ takher. :Öyleyse, sakın yetimi üzüp kahretme.”
(Duhâ 93/9)

Fe emmâ el yetîme: artık , amma, fakat yetime
Fe lâ takher: bundan sonra kahretme, üzme!..

Fe emmâ fakat öyleyse, mâdem ki böyle.
Fe emmâ ama bir şey söyleyim mi şimdi, öyleyse bak dikkat anlamında.
Fe emmel yetîme fe lâ takher :Öyleyse, sakın yetimi üzüp kahretme. sakın.
Katiyen yetime kahretme!

وَأَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْ

--- “Ve emme's-sâile fe lâ tenher : İsteyip dileneni azarlayıp çıkışma.”
(Duhâ 93/10)

Ve emmâ es sâile: ve amma, fakat isteyen i
Fe lâ tenher: bundan sonra azarlama!

İsteyene nehretme, tenhar nehretme köpürmek, coşmak, fışkırıp çıkmak.
İsteyene, dilenciye el açana nefsin köpürmesin!.

Yetimin hakkını, ilim ve hidâyet isteyenlerin hakkını; daha sonra da, ALLAH'ın nimetleri karşısında O'na şükretmesini tavsiye emredilmiştir.

Sâil-Dilenci maddî bir şey istediği gibi mânende ister.
İbn Ümmî Mektûm ed-Darîr, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in huzuruna gelip: “Bana, ALLAH'ın sana öğrettiği şeylerden bir şeyler öğret!" dedi.
Bunun bu hareketi, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in gücüne gitti de, yüzünü ekşitti. İşte bunun üzerine (Abese, 80/1) âyeti nâzil oldu.

وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ

--- “Ve emmâ bi ni’meti rabbike fe haddis. :RABBinin nîmetini durmaksızın anlat.”
(Duhâ 93/11)

Ve emmâ bi ni'meti rabbi-ke: Ve amma, fakat ni'metini senin Rabbin, Rabbinin.
Fe haddis: Artık bahset, anlat.
Fakat Rabbiyin nîmetlerinden fehaddis bahset, anlat.
Hadis olarak söyle . Rabbiyin nimetlerini söyle.

Bu nimet; Kur'ân-ı Kerim, Rasûliyyet, Nübüvvet, Velâyet, Abdiyyet, Muhammediyyet, Mahmûdiyyet, Ahmediyyet, Habibiyyet, Ebedî Kevser vs. olabilir..

---- Emiru'l-Mü'minîn Ali (kv)'nin oğlu Hz. Hüseyin: "Bir iyilik yaptığında, onların da sana uymaları için, onu kardeşlerine anlat" buyurur.
Emiru'l-Mü'minîn Hz. Ali'ye, sahâbe-i kirâmın durumu sorulup da, onun onları güzellikle yâdedip, hasletlerini tadâd etmesi meselesi de, işte buna varıp dayanır. Çünkü, onlar, Emiru'l-Mü'minîn Ali (kv)'ye: "Biraz da kendinden bahset" dediklerinde. Emiru'l-Mü'minîn Ali (kv): "Yavaş olunuz, zira Cenâb-ı HAKK, kişinin kendi nefsini tezkiye etmesini yasaklamıştır" dedi. Bunun üzerine Emiru'l-Mü'minîn Ali (kv)'ye: "ALLAH Teâlâ, "RABBinin nimetlerini anlat" diye buyurmamış mıdır?" şeklinde bir hatırlatmada bulunulunca da, Emiru'l-Mü'minîn Ali (kv): "O halde şimdi ben anlatayım. Benden istenildiğinde verdim; sorulduğunda söze başladım. Göğsümde pekçok ilim bulunmaktadır. O halde bana sorunuz" demiştir.
(Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 23/224-225.)

Hemen arkasından İnşirah Sûresi gelecek.
Tüm bunlar genellikle berâber okunur.
Bakıverelim bir dakika.


İNŞİRAH SÛRESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm.

أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ

--- “E lem neşrah leke sadrak(sadrake). :Biz, senin göğsünü yarıp genişletmedik mi?”
(İnşirâh 94/1)

Elem neşrah leke sadrak biz senin göğsünü, sadrını şerh edip şeraha şeraha Rubûbiyyet hakîkatının şehâdete çıkışıdır şeraha. Karpuzu ikiye yarıp içine bakmak gibidir. Şah damarından yakın olanın ortaya çıkışı gibidir şeraha. Sadrek senin sadrında nefsin yapmadık mı.

وَوَضَعْنَا عَنكَ وِزْرَكَ

--- “Ve vedâ'nâ anke vizrak(vizrake). :İndirmedik mi senden o yükünü?”
(İnşirâh 94/2)

İndirmedik mi senden o yükünü. Ve vada’na anke vizreake indirmedik mi senden o bağrını, yükünü. Hicrini .


الَّذِي أَنقَضَ ظَهْرَكَ

--- “Ellezî enkada zahrek(zahreke). :Ki o, senin belini bükmüştü;”
(İnşirâh 94/3)

O senin sırtını eziyordu, kemiklerini gıcırdatıyordu . Zar etmişti bütün zahrını kemiklerini iniltisini çıtırtısını duyuyordun. Çıtırtısını sesini gıcırdatıyordu . Sırtında gıcırdamaktaydı o senin. Öyle bir öyle bir zâr çektiriyordu ki sana enkada enkaza çevirmişti enkaza. Çıkıp yerle bir edecekti yâni öyle bir yük. Bu ne yükü?

وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ

--- “Ve refa’nâ leke zikrak(zikreke). :Ve yükseltmedik mi senin zikrini”
(İnşirâh 94/4)

Senin zikrini Eşhedu en lâ ilâhe illâ ALLAHve Eşhedu enne Muhammede'r-Rasûlullah

Allah ve Rasûlune teslim olunuz.
Allah ve Rasûluna îman ediniz.
Allah ve Rasûlune tâbi olunuz.
Allah ve rasûlune itaat ediniz

şeklinde refa’na yücelmedik mi kendini bizimkinin yanına.

فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا

--- “Fe inne maa'l-usri yusra(yusren). :Demek ki zorlukla berâber bir kolaylık var”
(İnşirâh 94/5)

Demek ki fe inne şüphesiz ki me’a'l-usri yusra zorlukla berâber bir kolaylık varmış sünnetullah'da çünkü Zu'l-celâli ve'l-ikram' mış.

إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا

--- “İnne maa'l-usri yusrâ(yusren). :Evet o zorlukla berâber bir kolaylık var”
(İnşirâh 94/6)

Gerçekten öyle. Neden iki kere. Zâhir ve bâtın. Evet ikisinde de öyle. Evet.

فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ
--- “Fe izâ ferağte fensab. :O halde boşaldın mı yine kalk yorul”
(İnşirâh 94/7)

O halde fe iza ...dığında ferağte târih olduğunda, bomboş olduğunda hiç olduğunda fensab hemen intisap et, bağlan.
Yeni bir işe. Lâ İlâhe İllâ ALLAH dedim ama demin dedim.
Şimdi geldi şimdi dedim yine şimdi geldi.
Bunun hep söylemek mesele değil, şuurunda ol!.

nur-ye
Sun, 02.05.2010, 09:36
وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ

--- “Ve ilâ rabbike ferğab: Ve ancak RABBına rağbet et, hep ona doğrul”
(İnşirâh 94/8)

Ki sen neden böyle boşalıp doluyorsun boşalıp doluyorsun nefes alıp veriyormuş gibi.
Şunun için. Rağbet etmek için RABBine.
Ve ile rabbike ferğab doğrudan doğruya rağbiyetini reğabiyetini.
Ne demek rağbet BİLEliğin gâlibiyetini yâni kendi RÜŞDüne erişi bu insanın kendi içindeki.
İçindeki rağbet . İçindeki rağbet oluşu.
Böylece insan RABBısına karşı rağub olur. Rağbet dileyen olur. Rağib olur . Rağbet, rağbetin içinde neler vardır.
Rağbet edebilmek için rağib olabilmek için içerdeki gaybı da biliyorsunuz gaybe'yi .
Bileliğin gaybiyeti. Öyle bir bilelik ki RABBul Âlemin konuşuyor gibi.

“Eli olurum ayağı olurum. Gözü olurum BENimle görür BENimle konuşur BENimle der” diye hadis-i kudsîler var.

---Hz. Ebu Hurayra (radıyallahu anh) anlatıyor:"Rasûlullah (aleyhi's-salâtu ve's-selâm) buyurdular ki: "ALLAH Teâla hazretleri şöyle ferman buyurdu: "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden birşey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himâyeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü'min kulumun rûhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem."
(Buhârî, Rikak 38.)

Yâni o kulumun ayağı olurum buyurmaktadır ancak bu ayak ne ayağı ki?. “Gözü olurum görür. Kulağı olurum.”

Yâni rağbet bu rağbet Sadâkat ister, Samîmiyet ister, Sabır ister, Selâmet ister.

Muhammedî bir Gayreti BİLmek gerekir.
Muhammedî bir Merhâmeti BULmak gerekir.
Muhammedî bir Muhabbette OLmak gerekir.
Muhammedî bir Hakîkatı YAŞAmak gerekir.

Rağbet kolay bir iş değil ki.
“Ve ilâ rabbike fergab”
“ALLAHu Ekber!” diye bitiyor biliyorsunuz.
Bundan sonraki bütün sûreler “ALLAHu Ekber!” diye bitirmek lâzım ve sünnettir.

İNŞİRAH Sûremizi bir daha gördük.

İşte bizim Duhâ'mız böyle bir duhâdır.
Gerçekten ALLAHa şükürler olsun.
Ve'd-duhâ hârika bir sûredir. 11 âyettir. Mekke'de inmiştir biliyorsunuz.
İlk sûreler olduğu için zâten orda inmek zorundadır.
Burda bir çok incelikler vardır.
Gerçekten Ve'd-duhâ duhâ'ya yemin olsun.
Kuşluk vaktine. Güneşin parlayıp böyle her tarafa sıcaklar çöktüğünde.
Burdaki bir gariblik daha vardır bir şey daha vardır.
Ve'd-duhâ El-Duhâ'dır el-duhâ.
Herkesin bildiği bir duhâ'dan bahsediliyor.
Bu duhâ hakîkat ziyâsına ulaşım.

Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm’ın yüreğinde:

“Çok şükür Ya RABBi evimize elektrik geldi bak görüyor musun?”

dediği bir ANdır.
Hakîkat Güneşi Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm’dır.

Enbiya Sûresinin 107. âyeti biliyorsunuz Rahmeten li'l-âlemin'dir âlemlere rahmet olarak gelmiştir.

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ

--- “Ve mâ erselnâke illâ rahmeten li'l-âlemîn(âlemîne):Biz seni âlemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.”
(Enbiyâ 21/107)

1. ve mâ erselnâ-ke : ve seni biz göndermedik
2. illâ rahmeten : rahmetten başka, sadece rahmet olarak
3. li el âlemîne : âlemlere, âlemler için

Başka bir yerde santral yoktur.
Başka bir yerde cAN CERRyAN ı yoktur.
Başka bir yerde NÛR-u MiM yoktur.
Rahmeten li'l-âlemin OL-AN O’dur.
Kim ki âlemin içindeyse ki Âlem ne demek?
Elif Lâm Mim'dir. Nedir Ayn Lâm Mim?
Herkesin kendi başına teke tek TEVHİD İmtihanı Sahâsına-ÂLEMe çıkıp BEN de VARım dediği yerdir.

Kişilik verildiği ve denendiği yerdir.
Rol verilen yerdir. Taşsın, kuşsun şu'sun bu'sun denilen yerdir.
İşte bu burada Rahmeten li'l-âleminin OLuşunun Güneşinin Lâm'lığı vardır. Yâni Elif Lâm el takısı almaktadır onu demek istiyorum.
Bu da aynı zamanda bilinen bir Duhâ'dan bahsedildiğini söylüyorum.
Tâ-Hâ Sûresinde de böyledir.
İnsanların kuşluk vakti toplanması istenmiştir. Ne zaman?
Mûsâ Aleyhi's-selâm'la sihirbazların çarpışmasında kuşluk vakti toplayım toplansın diyor.

Duhâ yine Mûsâ aleyhi's-selâm'ın Şuayb aleyhi's-selâm'ın kızlarının koyunlarını sulama Vakti de yine duhâ'dadır.
Bir hadis aklımda Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den şimdi tam mealen şöyle aklımda kaldı ki yazmıştım sanıyorum.
Fikir o kadar önemli ki firavunun sihirbazları çok akıllı insanlar.
Belki de yılana benzeyen. Çok çünkü müthiş bir teknik var o zaman.
Bizde yok o teknik. Şu günün tekniği o piramitleri yapamamakta.
Bu modern çağda o kaç kat olduğunu hatırlayamadığım 41 mi ne.
Bunca Kat aşağıya güneşin ışığını indirecek bir sistem henüz bulunamamıştır bu teknik sistemde.
Çok garib bir şey o.

Ne yapıyorlar belki de civa mı doldurmuşlar torbalara.
Yılana benzer torbaların ki.
Gece yapmıyor sihirlerini hiç. Gündüz ve en sıcak Duhâ'da yapıyorlar.
Ve onu attıkları zaman gerçekten şiddetli sıcak altında belki civa mı akıtıyor nasıl akıtıyorsa yılan gibi hareket ediyor.
İnsanlarda kaçıyor korkuyor. Ve böyle şeyler yapıyorlar.
Ama Mûsâ Aleyhi's-selâm âsâsını atınca.
Âsâ ne idi? Sâhiplik AYNiyeti .
Ne yaparsın diyor ben onunla koyunlarıma ot toplarım, şunu yaparım bunu yaparım dediği şey AKILdır.

قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّأُ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَى غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مَآرِبُ أُخْرَى

--- “Kâle hiye asây(asâye), etevekkeu aleyhâ ve ehuşşu bihâ alâ ganemî ve liye fîhâ meâribu uhrâ: Mûsâ dedi ki: “O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm.”
(Tâhâ 20/ 18)

1. kâle : dedi
2. hiye : o
3. asâye : benim asamdır
4. etevekkeu : ben dayanırım, yaslanırım
5. aleyhâ : onun üzerine, ona
6. ve ehuşşu : ve yaprak silkelerim
7. bi-hâ : onunla
8. alâ ganemî : koyunlarım üzerine
9. ve liye : ve benim için
10. fî-hâ : onda vardır
11. meâribu : faydalar, menfaatler
12. uhrâ : diğer, daha başka


“Ama ona dayanarak yürürüm mecbûrum” diyor göreceğiz Mûsâ Aleyhi's-selâm ki çok.
Taşa vurdum mu on iki tâne kaynak buyuruyor. Su kaynağı. “Âsânı bir vur taşa!” buyuruyor Ha-CERR e .

وَإِذِ اسْتَسْقَى مُوسَى لِقَوْمِهِ فَقُلْنَا اضْرِب بِّعَصَاكَ الْحَجَرَ فَانفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْناً قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَّشْرَبَهُمْ كُلُواْ وَاشْرَبُواْ مِن رِّزْقِ اللَّهِ وَلاَ تَعْثَوْاْ فِي الأَرْضِ مُفْسِدِينَ

--- ''Ve izisteskâ mûsâ li kavmihî fe kulnâdrib bi asâke'l-hacer(hacere) fenfecerat minhusnetâ aşrete aynâ(aynen), kad alime kullu unâsin meşrebehum kulû veşrebû min rızkıllâhi ve lâ ta’sev fî'l-ardı mufsidîn(mufsidîne):(Yine) Hatırlayın; Mûsâ kavmi için su aramıştı, o zaman biz ona: "Âsânı taşa vur" demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti. ALLAH'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın.”
(Bakara 2/60)

1. ve iz : ve olmuştu, olduğu zama
2. isteskâ : suya kavuşmayı istedi
3. mûsâ : Musa
4. li kavmi-hî : kendi kavmi için
5. fe : o zaman, böylece
6. kulnâ : biz dedik, söyledik
7. idrib : vur
8. bi asâ-ke : senin asan ile
9. el hacere : taş, kaya
10. fe : o zaman, böylece
11. infeceret : fışkırdı
12. min-hu : ondan
13. isnetâ aşrete : 12
14. aynen : göz, pınar, kaynak
15. kad : oldu, olmuştu
16. alîme : bildi
17. kullu : bütün hepsi
18. unâsin : insanlar
19. meşrebe-hum : onların içeceği yer, kendi içecekleri yer
20. kulû : yeyin, yeyiniz
21. ve işrebû : ve için, içiniz
22. min rızkıllâhi (rızkı allâhi) : Allah'ın rızkından
23. ve lâ ta'sev : ve haddi aşmayın, azmayın, asi
24. fî el ardı : yeryüzünde
25. mufsidîne : fesat çıkaranlar (fesat çıkarıcı kimseler)

İşte Böylesi bir ÂSÂ bu aziz canlar!
Bütün sihirbazlar bakıyorlar ki kendi yılanları mılanları kalmamış yutmuşlar.
Oturup düşünüyorlar. Bir düşünelim bakalım diyor.
Ve az sonra karar veriyorlar.
“Biz Mûsâ ve Hârun’un RABBına inandık!.”

وَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ

--- “Ve ulkıye's-seharatu sâcidîn(sâcidîne): Ve sihirbazlar secdeye kapandılar.”
(A'râf 7/120)

1. ve ulkıye : ve atıldılar (secdeye kapandılar)
2. es seharatu : sihirbazlar
3. sâcidîne : secde eden kimseler.

قَالُواْ آمَنَّا بِرِبِّ الْعَالَمِينَ

--- ''Kâlû âmennâ bi rabbi'l-âlemîn(âlemîne) :"Âlemlerin RABBine îman ettik" dediler.”
(A'râf 7/121)

1. kâlû : dediler
2. âmen-nâ : biz îmân ettik
3. bi rabbi el âlemîn : âlemlerin Rabbine

رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ

--- “Rabbi mûsâ ve hârûn(hârûne): "Mûsâ'nın ve Hârun'un RABBine..."
(A'râf 7/122)

1. rabbi : Rabbine
2. mûsâ : Musa
3. ve hârûne : ve Harun

Firavun ise: “Öyle mi inandınız mı sizi dallara asacağım, çapraz keseceğim!” diyor. İstediğini yap diyorlar. Biz inandık. Hepsini asıyor.

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de buyuruyor ki: “Bir saat tefekküre bakar mısınız. Kuşluk vakti müşrik olanlar ikindi vakti şehit oldular!” Hepisi de en kötüsü idi, Firavuna Firavunluk yaptıran onlardı zâten.
Çünkü o kadar kıymetliydiler.
Firavuna “Rabbımız!” dedikleri için insanlar diyorlardı ki: “Bunların Rabbısıysa bizim de Rabbımız Firavun” diye.
Fakat ne garip şey ki hepsini öldürdü Firavun ve şehid oldular.
Diye de bir hadis geldi aklıma.
İnsanların kuşluk vakti toplanması Ve'd-duhâ vaktidir onu demek istiyorum. Kısaca şöyle geçiyoruz sonra geri döneceğiz.

Ve'l-leyli iza secâ.

وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى

--- “Ve'l-leyli izâ secâ : “Karanlığı iyice çöktüğü' zaman geceye,”
(Duhâ 93/2)

Secâ ettiğinde geceye yemin olsun.
Onunla ilgili secâ kelimesi üzerine o kadar büyüklerimiz çok konuşmuşlar ki işte efendim yapıştığı zaman, karanlık çöktüğü zaman, rüzgârın kesildiği zaman, sükûnete erdiği zaman.
Sanki duhânın tersiymiş gibi.
Duhâ nasıl böyle her şeyin muhteşem olduğuysa o da karanlığın en muhteşem yutuculuğun en muhteşem olduğu zaman gibi.
Sanki 18 yaşında bir deli kanlı ve 18 yaşında bir kız gibi.
Zıtların zıttı gibi falan.
Secâ mutlak sakinleşmek bir şeyin kararını bulup kendi kararlılığında karanlığın karanlığı neyse orda durmak en karanlıkda.
Duhâ nedir duhâ da zıddıdır.
Işığın en parlak olduğu dengedeki hâlidir ondan dahası olamayan haldedir. İkisi de vucede'dir.

Bu Arablarda işte bahr-i saci durgun deniz, harf-i saci baygın bakan göz gibi. Leyl-i saci suskun durgun rüzgârsız çöl gibi gece gibi.
Seciye de bu sakinleşme mânâsından gelmektir.
Tessiye mesela örtmek mânâsında kullanılmaktadır.
Secâ zamânı iyice durgunluğuyla tam kararması her tarafı örtüp yutması anlaşılabilir.
İbni Arabî en şiddetli hal olarak diğer büyüklerimiz de çeşitli şeyleri bu hususlarda söylemişlerdir.

nur-ye
Sun, 02.05.2010, 09:46
هُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ لِتَسْكُنُواْ فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَسْمَعُونَ

--- “Huvellezî ceale lekumu'l-leyle li teskunû fîhi ve'n-nehâra mubsırâ(mubsıren), inne fî zâlike leâyâtin li kavmin yesmeûn (yesmeûne) : O, odur ki içinde durup dinlenesiniz diye sizin için geceyi yaptı, gündüzü de göz açıcı, elbette bunda dinliyecek bir kavm için bir çok âyetler var”
(Yûnus 10/67)

1. huve : o
2. ellezî ceale : ki o kıldı, yaptı
3. lekum : sizin için
4. el leyle : gece
5. li teskunû : sukûn bulmanız, dinlenmeniz için
6. fî-hi : onun içinde, onda
7. ve en nehâre: ve gündüz
8. mubsıren : basireti (görmeyi) sağlayan
9. inne : muhakkak
10. fî zâlike : bunda
11. le âyâtin : elbette âyetler vardır
12. li kavmin : bir kavim için
13. yesmeûne : işitirler

Yunus Sûresi 67. âyetinde o içinde sakinleşiniz diye geceyi sizin için yaratandır. Kadın da böyledir.
Bununla ilgili âyetler bütün birbiriyle gelir her aklın yerine biraz daha ayığını korsanız dünyânın düzenini bozarsınız.
Kimse dünyâda kalmaz. Çalışan adam bulamazsınız.
Onun için de her şey merkezinde gerek.
Kaderinde gerek. Kader ve kadarında gerek.
Her telden adam olacak bir düzen içinde yürüyecek anlamında söylüyorum.
Burda akıl ve nakil. Akıl gece gibi nakil gündüz gibi.
Güneş Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem gibi düşünün.
Ay Hz. Ali Kerremullâhi veche.
Yıldızlar ALLAH Dostları gibi.
Canan kardeşim bu konularda bu bakımdan söylüyorum, bunlar böyledir demiyorum.
Düşünebilir insan onlarda bizim için yol göstericilerimiz gibidirler hep.
Karanlıklardan kurtaran aydınlığa güneşe götüren Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'le ulaştıran ana kaynaklarımız gibidirler.
Andolsun kuşluk vaktine ve sukûna erdiği zaman geceye.
Secâ ve'l-leyli iza secâ burdaki secâ câ'ya sâhib oluştur.
Cea içimizdeki geliştir.
İçimizdeki can canın nerden geldiğidir aslında.
Can nerden gelir nedir can?
Bize sürekli mi geliyor?.
Biz ottan çöpten mi alıyoruz neyi alıyoruz ottan çöpten. Aldığımız ne?
Esas diriliğin mefhumu yediğimiz besinlerden mi geliyor yoksa bu yediğimiz besinleri diriliğe çeviren bir mekanizma mı var bizde?.
Bunlar gerçekten düşünülmesi gereken şeyler.
İnsanlara karanlığını giydirdiği zaman geceye.
Gece karanlığı getirip görmüyor.
İnsan kendi akıl karanlığını kendine görüyor.
Gece insanlarla dindiğinde.
Gece dinmiyor gece aynı gece fakat geçenlerde Nûrullah'la Hacı Bayram’a gitmiştik.
Gittiğimizde baktık ki in cin yok. Şehir sıfır!
Sabah namazına giden birkaç kişi görüyorsunuz yollarda.
Herkes yatmış, dinmiş secâ olmuş.
Burda ALLAH karanlıkları ve nûru yarattı.

Neden bir önceki Sûrede gece önceydi de burda Duhâ önce gece sonra. Bunda da hikmetler vardır.
Buna dikkat etmemiz gerekir. Neyin nerde nasıl anlatıldığına.
Mesela Âl-i İmran Sûresinin 43. âyetinde secde et rukûya git derken Hacc Sûresinin 43. âyetinde rukûya... var secde edin... var.
Bunlar çok dikkat isterler. Secde et rukuya git.
Burda ise rukûya git secde et diyor.
Oysa bir başka namaz daha var da secdeden mi kılınıyor.
Yoksa zâhir bâtın secdesi mi aynı aynaya baktığımızda sağ tarafımız sol tarafımız mı gibi.
Öyle düşünülebilir düşünmek mümkün.
Burda yemin ne demek kasem yemin.
Yemin neden gece gündüze yeminler ediyor.
Cehâlete kemâlata yeminler ediliyor. Burda ne denmek isteniliyor?
Bunlara bakmamız gerekecek.
Tüm bunlar tümü Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i çok iyi anlamamız lâzım.
Nûr-u Muhammedi bulan Duhâ'dır Bulmayan leyl içinde kalır.
Karanlıkta kalır çünkü.
Hakîkat kendinde var.
Fakat doğuramadığı için bulamadığı için anlayamaz.

İnşallah Duhâ'yı da çok iyi şekilde çalışalım.
Ben de, sizler de okuyun düşünün.
Biraz daha geliştirerek birlikte yürütelim.
Ve çok çeşitli şeyler söylenmiştir. Söylenebilir.
Ve'd-duhâ Ve'l-leyl ikisi de el elle geliyor.
Ve'l-Leyl Ehl-i Beyt kadınlarıdır.
Ve'd-duhâ Ehl-i Beyt erkekleridir baştan söylüyor Peygamber Aleyhi's-selâm dediğimiz anda iki dediniz mi araya birilerini sokacak değiliz.
Ehl-i Beyt Aleyhi's-selâm girer.
Bu gün Muhammedî Kadınla Muhammedî Erkekler gibi düşünülebilir mi düşünülebilir çünkü el takısı aldığı için söylüyorum.
Herkesi cem’ edemezsiniz.
Bunların belli özelliklerinin ve güzelliklerinin olması ve uygunluklarının bulunması gerekir.
Burda her iki halde de ve'd-duhâ da da ve'l-leyl'de de İslâm'ın öksüz ve yetim olduğu.
Dâima da böyle gideceği buna da dikkat etmek lâzım.
Garip geldi garip gider gibi.
Böyle güzellikleri var.

----Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “İslâm garib olarak başladı ve başladığı gibi (günün birinde) garib hâline dönüşecektir. Fe tubâ li’l-gurâbâ: Ne mutlu gariblere (sıddık ve âdil Muhammedî âşıklara!)”buyurmuştur.
(Ebu Hureyre (ra) dan; İbni Mâce, Sünen, Fiten- 3986 ve Müslim Enes bin Mâlik (ra) dan; İbni Mâce, Sünen, Fiten-3987 Zevâid Abdullah İbni Mes’ud (ra) dan; İbni Mâce, Sünen, Fiten 3988 ve Tirmizî)

----Abdullah İbni Mes’ud (radiyallahu anhu) demiştir ki: “Garibler kimlerdir” diye soruldu da Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Kabîlelerinden (İslâmiyet için) ayrılıp uzaklaşanlardır”buyurmuştur.

İşte herkesin birilerinin ya da birşeylerin peşine düşdüğü âhir zamanda Muhammed (Aleyhi’s-Selâm)’ı tercih edip izini izleyen gerçekten garibler. Fitne artmış, insanlar bozulmuş ve dini vecîbeler yapılmıyor ya da istismar ediliyorsa İslâmiyet ilk günleri gibi garib ve kimsesiz kalmış demektir.

---- Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Bedee’l-İslâmu gariben. Ve seyeudu kemâ bedee gariben fe tubâ li’l-gurâbâ: İslâm garib başladı. Ve (günün birinde) tekrar başladığı gibi garib olacaktır. Ne mutlu o gariblere!” buyurmuştur.
(Ebu Hureyre (ra) dan; Müslim, Îmân 232 (145); Tirmizî,Îmân 13; İbn Mâce,Fiten 15; Darimî,Rikak 42; İ.Ahmed I/184)

---- Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “İslâm garib başladı ve tekrar başladığı gibi garib olacak, yılanın deliğine çekildiği gibi iki mescidin arasına çekilecektir.” buyurmuştur.
(Abdullah ibni Ömer (ra) dan; Müslim,Îmân (146))

مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى

--- “Mâ veddeake rabbuke ve mâ kalâ :RABBin seni terketmedi ve darılmadı.”
(Duhâ 93/3)

1. mâ veddea-ke : sana veda etmedi, seni terketmedi
2. rabbu-ke : senin Rabbin
3. ve mâ kalâ : ve darılmadı


Senin RABBin sana vedâ etmediği gibi böyle gıllı gıyş yok yâni böyle bir kendin yaptığından dolayı sana yapılan bir şey yok .
Bu bir kader tecellisidir.
Burdaki vedde’ake tevdii etmek.
Hani Vedâ etmek. ALLAHa ısmarladık bir daha görüşemeyeceğiz ya da ne zaman görüşebileceğiz gibi böyle bir şey yok.
Aslında ordaki duâyı görüyorsunuz.
Duâ ayniyet dâiminin verilişidir.
Size size ayniyet olarak diyorlar ki maaş veriyorum kardeşim ayda 500 lira.
Sen bununla idâre edeceksin yâni devam edeceksin.
Üç günde bitirirsen ne olursun aç kalırsın diyor .
Duâ da böyledir. Duâ asıldan ayna geçişte bir imkândır .

“Yâ RABBi Sende olan ikramlardan bana birazını aktarır mısın onu kullanmak istiyorum" maddî manevî gibi ifâdedir.
Çünkü zâten biliyorsunuz kıyâmet sûresi 36. âyette insan başı boş bırakılacağını mı zannediyor.

أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَن يُتْرَكَ سُدًى

--- “E yahsebu'l-insânu en yutreke sudâ(sudân) :İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor?”
(Kıyâme 75/36)

1. e : mi
2. yahsebu : zannediyor
3. el insânu : insan
4. en yutreke : terkedileceğini, bırakılacağını
5. suden : başıboş, sorumsuz

Hani hiç kimse rahmet ve yardımdan dolayı yoksa hâşâ ALLAHu Zu'l-celâl öyle bir kızarak mızarak değil.

Ya lütfen bırakılır ya da helak etmek, kahretmek için bırakılır.
Burdaki düşünülen nedir vahiydir. Vahiy nedir?
Vahiy hayâtın anasıdır, cereyanıdır akılların.
Bu bir ikramdır bu bir rahmettir merhâmet güzelliktir.
İşte bunun gelmeyişi işte gelmeyişi işte güneşin doğmaması gibi gecenin sürmesi gibi sürdürdü.
Ne zaman ki Ve'd-duhâ indi güneş bomba gibi doğdu. Görülmüştür. Vedde’ake, kişilerin insanlara “ALLAHa emânet olun!” demesi gibi elvedâ kökünden gelmekte çünkü.
Burdaki esas kâla diyor kâleke aslında o.
Ama kef ve'd-duhâ sonu a ile bittiği için sonu kâfiye gibi hıfz edilmiştir.
Yâni olduğu halde yazılmamış var aslında vadde’ake diye çekmek zorundasınız o fiil çünkü.
Yâni sana vedâ etmedi, sana buğuz etmedi ya da sana darılmadı demek için ke'yı koymak zorundayız fakat konmamış Kur’ân-ı Kerim çünkü bu bir hıfz etmedir.
Çok vardır böyle. O bakımdan demek istiyorum.
Aslında kelimenin kökü kâlahu kallihu kelimesidir.
Bu ise bir kişi bir kişinin böyle hani şöyle şöyle yapmamalıydı.
Şunu şunu da yapmasaydı gibi niye öyle yapıyor gibi onun için konuşması gibi buğuz falan deniliyor ama kötü anlamından değil.
Yâni kipler yapıyor neden yaptı onu.
Öyle yaparsa böyle yaparım gibi ifâdelerden de doğmuştur.
Peki burda mesela vatteakum demiyor. Size demiyor sana diyor.
Bizim için niye diyor.
Kişi sevdiğiyle berâberdir buyuruyor Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.

---- Enes b Mâlik (r a )’den rivâyet edilmiştir: Bir adam Rasûlullah (s a v )’e gelerek: Ey ALLAH’ın Rasûlu kıyâmet ne zaman kopacaktır? Diye sordu Rasûlullah (s a v ), namaza kalktı ve namazını bitirince; “Kıyâmetin kopmasını soran kimse nerededir'' Buyurdu Adam: Benim Ey ALLAH’ın Rasûlu dedi Bunun üzerine Rasûlullah (s a v ): “Kıyâmet için ne hazırladın?” buyurdu Adam: “Kıyâmet için fazla namaz ve oruç hazırlayamadım fakat ben ALLAH’ı ve Rasûlunu seviyorum” dedi Bunun üzerine Rasûlullah (s a v ) şöyle buyurdu:
“Kişi sevdiğiyle berâberdir, sende sevdiğinle berâber olacaksın buyurdu. Müslümanların Müslüman olmaları dışında bu söze sevindikleri kadar başka bir şeye sevindiklerini görmedim ”
(Ebû Dâvûd, Edeb: 113; Müslim, Birr: 50) Tirmizî: Bu hadis sahihtir

---- Enes b Mâlik (r a )’den rivâyete göre, Rasûlullah (s a v ) şöyle buyurdu: “Kişi sevdiği kimseyle berâberdir Hayır ve şer kazandığı her şey kişinin kendisinindir ”
(Ebû Dâvûd, Edeb: 113; Müslim, Birr: 50)

Tirmizî: Bu hadis, Hasan-ı Basrî’nin, Enes’den rivâyeti olarak hasen garibtir Bu hadis değişik şekillerde de Peygamber (s a v )’den rivâyet edilmiştir

---- Safvân b Assâl (r a )’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Tok sesli bir bedevî geldi ve: “Ya Muhammed! Bir kimse bir toplumu seviyor fakat her yönden onlar gibi olamamıştır, bu kişi ne olacak?” dedi Rasûlullah (s a v ) şöyle buyurdu: “Kişi sevdiğiyle berâberdir ” (Ebû Dâvûd, Edeb: 113; Müslim, Birr: 50)

Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir Ahmed b Abde ed-Dabbî, Hammad b Zeyd vâsıtasıyla Âsım’dan, Zir’den, Safvân b Assal’dan, Mahmûd’un hadisinin bir benzerini bize aktarmıştır.

وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللّهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

--- ''Ve mâ kânallâhu li yuazzibehum ve ente fîhim, ve mâ kânallâhu muazzibehum ve hum yestağfirûn(yestagfirûne).Halbuki sen içlerinde iken ALLAH onlara azâb edecek değil idi, istiğfar ettikleri halde de ALLAH onlara azâb edecek değil
(Enfal 33)

Tümümüz ondayız zâten.
RABBın sana, ashâbına, seni sevenlere kıyâmete kadar buğuz etmeyecek anlamı vardır burda.
Sana kim duydu ve uyduysa tümün.
Tüm değil o bizi sokmadan direk Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in imâmiyetini almıştır.

Bütün bu sûrenin gelmesine sebeb de işte bu âyetle olmuştur.
Bunlar böyle demişlerdir.
Şeytanlar böyle diyor, öteki böyle diyor şöyle diyor dedi.
Onlara cevab olarak gelmiştir.
Bunu Ebû Leheb'in hanımı falan açık açık söylemiştir.
Başka hadislerde vardır.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sormuştur: “Ya Cebrâil! Ben seni özledim” demiştir. Cebrâil Aleyhi's-selâm da demiştir ki. “Biz ancak RABBimin emriyle ineriz!”
Meryem Sûresi 64. âyet

Biz de kendi başımıza çıkıp çıkıp gelmeyiz . Emir kuluyuz gibi şeyler vardır.
Bunlar bize ibrettir.
Rûhu’l- Kudus'tur kendisi Cebrâil Aleyhi's-selâm'ın.
Kuduslüğünü bilmiyorum ama Ruh bize dâirdir.
Her can felan. Onun için her canlı irtibat hâlindedir RABBısıyla Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem e dikkat etmek lâzım.
Neden diyorum?
Akıl çok akıllıdır yamandır.

Mâdem ki Keban’a ulaşıyorum o zaman aradaki diğeri nakli kaldıralım der mi der.
Çünkü kendisi Keban olmaya karar verdiği için onun için de edebsiz ilim İblis’in diyoruz.
Hiçbir bu günün âlimi iblis kadar akıllı olamaz.
İblis kadar bâtını yaşamış olamaz.
Ama edebsizlik konusunda anlaşıverirler Hizbu'ş-şeytan oluverirler derhal. ALLAH bizi korusun!
Hepimizi. Akıllarımızı korusun!.
Selim etsin, sâlim etsin!
Teslim olanlardan istikâmet bulanlardan kılsın inşallah!

Biz inşaallah Önümüzdeki Cuma'da buraya tam olarak devam edeceğiz. Yâni şeye Ve'd-duhâ'ya daha doğru gireceğiz.
O zaman inşaallah burda bırakalım.
Çünkü birde insan belli bir zaman içinde akılları belli bir şeyde de kalıyor. Bir de tabi inşaallah önümüzdeki zamanlarda daha aktif olalım birlikte düşünelim taşınalım.
Herkes fikirlerini söylesin daha gelişkin olsun.

Allahumme Salli ve Sellim ve Bârik alâ seyyidinâ Abdike ve Nebiyyike ve Rasûluke Nebiyyi'l-Ummiyyi ve alâ âlihi ve sahbihi ehli beytihi.
Subhâneke Allahûmme ve bihamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk
Subhâneke Allahumme ve bihamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerîke leke estağfiruke ve etûbi ileyk
Subhâneke Allahumme ve bihamdike eşhedu enla ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerîke leke estağfiruke ve etûbi ileyk
Elhamdu lillâhi Rabbu'l-âlemin.

ALLAHu Zu'l-celâl bizim geçmişimizi Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin TEVBE istiğfarına bağışlasın BİZi BİR etsin!
Geleceğimiz hak ve hayr versin.
Duâlarımızı Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellem efendimizin duâlarında BİZi BİR etsin!.
Yaşadığımız sürece yapacağımız işlerden râzı olmamızı, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin râzı olduğu işlerden kılsın!
Ve bizi rızâ bizliği ve birliği içerisinde Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellem Efendimizde BİZi BİR etsin!.
Son nefeslerimizde Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin o mubârek sesiyle sözüyle özüyle şehâdetine iştirak nasip etsin.
Eşhedu en lâ ilâhe illâ ALLAH ve Eşhedu enne Muhammede'r-rasûlullah şehâdetiyle şereflenip bu âlemden o âleme şâhid olarak geçelim BİZi BİR etsin! İnşallah!

ALLAH Celle Celâluhu hepimizi Muhammedî Gayrette, Merhâmette, Muhabbette Hasbi Hizmette ve Hakîkatta kılsın inşallah!

Esselâmu aleykum ve Rahmetullah ve berakâtuhu!

nur-ye
Sun, 02.05.2010, 10:52
Nakil Kur’ÂN
Devr ü Devr-AN
UY-AN dUY-AN
AKIL Her AN...





ZEVK 3749


İkİ AN-A lı Be-Beğim!. BiRi AHMed (sav) BiRi Kur’ÂN
Resûlun dUY-AN UY-Ana, BiRR ü Takvâ PîRi Kur’ÂN
NeFSin BİLen- PîRin BULan, NuR-u MîM de HaZıR OL-AN
Her Anışta Yağmur Gibi, Yeni YAĞar DiRi Kur’ÂN!..

29.01.10 12:24
Ayazağa camisi..stnbl..