PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kul İhvani alak suresi sohbeti



nur-ye
Mon, 03.05.2010, 20:41
KUL İHVANÎ ALAK SÛRESİ SOHBETİ

(7 Nisan 2009 Sohbeti)

Euzübillahimineşşeytânirracîm!

Bismillâhirrahmânirrahîm!

Şefâat Yâ Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem!

Allahümme salli âlâ seyyidinâ ve mevlânâ Muhammedîn abdike ve nebîyyike ve resûlüke ve nebîyyü’l-ümmîyyi ve âlâ âlihi ve ehl-i beytihi ve ashabihi!
Bi rahmetike Yâ erhame’r rahîmin!
İrhamnâ!

Subhâneke Allahümme ve bi hamdike eşhedu en lâ ilâhe ente vahdeke lâ şerike leke!
Estağfirruke veetevbileyke!

El hamdü lillahi rabbilâlemîn!

Salat, selâm, teslimiyet Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesselleme olsun inşallah.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem, Rasûlullah derken zaten biz Allah’tan başlamayız.
Rasûlden başlarız Rasûlullah yani.
Rasûl irsal eden demektir.
İrsaliye kesilir. Nakliyelerde, malzemelerde.
Ve İsale hatları denir. İsale Hatları denir SALL hatları yani.
Büyük su kanallarına, en büyüklerine ya da Keban dan elektrik getiren hatlara da İsale Hatları denir.
Oradan başkaları ayrılır çünkü ana damar anlamındadır.
Sall bütün özellikleriyle bir şeyi bir yere taşıyorsa o SALLdır.
Yani o aldığını aynen verecek.
Faturalardan önce kesilen irsaliye de yol için verilir zaten yolda kaçak vs. olmadığı tespit edilsin diye irsaliye kesilir.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem, Rasûlullah Allah’a irsal edici.
Her bakımdan aldığını aynen verici getirici ve rücuda da tekrar götürücü anlamında risal.
Türkçedeki gibi basit bir şey değil elçi değil yani devletin elçisi gibi elçi değil.
O işte yetkili ve etkili tebliğ edici.
Belağatle açıklayarak tatbikat yaparak sorunları çözerek tebliğ edici, tenzir edici, inzar edici, uyarıcı, uyandırıcı, ayıktırıcı.
Tebşir edici böyle bir teslimiyet ve istikamet üzere yaşandığında nasıl bir hayatta nihâyet bulacak bitmeyen bu hayat nasıl bir şekle dönüşecek.
Bunu müjdeleyen, iyilere iyi, kötülere kötü haber veren yani müjde veren sonuçları bildiren anlamında tebşir edici.
Bir âyette birkaç âyette de şâhid olucu. Onlara şâhid olasın diye.
İşte burada insanların bir kısmıyla şey yapamıyoruz.
Onlar Abdullah aleyhisselâm ile bedeni olar bir zaman Arabistan’da doğan Rasûlullahlığın en mükemmeli olan beden içerisinde her türlü en son aşamayı da yaparak.
Bir İnsan beşer bir şekilde yaşayan Abdullah Aleyhisselâm ile kâinatın yaratıldığı gün ilk yaratılan Allah’ın dışında ilk şey olan mâsivâ dediğimiz ana tohum ondan madde ve mânâ doğmuştur.
Yaratılan her şey doğmuştur.
O ise Nur-u Mimdir yani Rasûlullahlık Nurudur o.
Priz yani merkezden alıp prize kadar getiren irsal hakkı olan bu hususta yetkisi ve etkisi olan, görevli olan Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem. Rasûlullah, Allah’ın Rasûlü irsal edicisi anlamında.
Ona sonsuz salat ve selâm olsun.
Bu demek ne demek?
SALL olsun demek.
İnsanlar yazıyorlar Peygamber Efendimize dua ettik.
Kendisi Rahmetenlil Âlemin zaten.
Ona dua etmedik kendimize dua ettik yani.
Biz de bize verilen bu akıl nimeti, yaşadığı sürece onu tanısın, yani bilsin, bulsun, olsun yaşasın da gerçek şâhidi olsun.
“Eşhedu enla ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden Rasûlullah” sözü yerini bulsun.
Yalıncı şâhidi olmasın, hakikat şâhidi olsun.
Yaşasın çünkü. Yaşanmayan yalandır bu âlemde.
Bilmek şarttır, bulmak da şarttır, olmakta şarttır ama yaşamak da şarttır bu âlemde.
Onun için de sall zahirde ve batındaki Lütfullahın sahipliğidir.
Zahir ve batın Allahu Zülcelâlin nimetlerini, ikramlarını, güzelliklerini yaşamaktır ve çok önemlidir.
Çünkü zaman çok hızlı akan bir şeydir.
Çabuk geçer ve insanlar bir sürü, hepimiz bir sürü kargaşanın içinde beklemediğimiz bir zamanda beklemediğimiz bir şekilde geçeriz öbür tarafa. Ölmüş oluruz.
Bu ise çok ağır bir zarar verir.
Bu bakımdan Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem Efendimizi selâmla saygıyla anarız.
Bu aynı zamanda emirdir.
Allahu Zülcelâl kullarını kulluğa mecbur etmiştir. Zorla zoradan kastım yapmak zorundadır.
Muhtaçtır. Kulluk yapması ihtiyacı var zaten. Başka bir şeylikler yaparsa bunun ağır bedelini öder.
Memurdur emredilmiştir ve mahkumdur hükmedilmiştir insanoğlu.
Çünkü insan Allahu Zülcelâlin esmâları yüklü bir bilgisayar ana diski gibidir.
Bütün esmâlar yüklenmiştir.
Allah Âdeme esmâyı öğretti âyeti vardır.

وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَـؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

--- “Ve alleme ademel esmâe külleha sümme aradahüm alel melaiketi fe kale embiuni bi esmâi haülai in küntüm sadikiyn:Allah Âdem'e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi.” (Bakara 2/31)

Esmâdan kastım bütün esmâlar öğretilmiştir.
Neden esmâ?
Çünkü Allahu Zülcelâlin Zatı kendine mahsustur.
Bilinemezliktedir. Nasıldır, nicedir, ne olmuştur filan yoktur. O, O dur.
Sıfatları ona çok yakındır.
Sanki güneş diyelim ki güneş var güneş en yakın sıfatları.
Güneşi olan ısı, ışık vs. geldiği için onları görüyoruz ama neler geliyor Allah bilir.
Ultra geliyor başka şeyler.
Bir sürü daha bilinmeyen şeyler geliyor.
Bu sıfatlar aşama geçirip esmâ halinde yoğuşmaya başlar.
Bu esmâlar tecelli içerisinde takdir içerisinde maddeye dönüştüğünde, madde olarak gözüktüğünde eşya ismini alır.
Bu integral türev gibidir.
Eşya, esmâdan, esmâ sıfattan, sıfat zattan yaratılmıştır.
Bu doğrumudur doğrudur.
Eşya dediğimiz zahir âlem yerler ve göklerdir. Ve böyle âyet vardır.
Allahu nuru’s semâvati vel ard.

اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

--- “Allahü nurus semâvati vel ard meselü nurihi ke mişkatin fiha misbah elmisbahu fi zücaceh ezzücacetü ke enneha kevkebün dürriyyüy yukadü min şeceratim mübaraketin zeytunetil la şerkiyyetiv ve la ğarbiyyetiy yekadü zeytüha yüdiy'ü ve lev lem temseshü nar nurun ala nur yehdillahü li nurihi mey yeşa' ve yadribüllahül emsale lin nas vallahü bi külli şey'in alim: Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O'nun nûrunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu,) nûr üstüne nûrdur. Allah dilediği kimseyi nûruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.” (Nur 24/35)

Allah semâların ve yerin nurudur.
“Allahu nuru’s semâvati vel ard.”
Allah göklerde ve yerde ne görüyorsanız tümü bunların tümü Allahın nurudur.
Allah tır bunların nuru yani. “Allahu nuru’s semâvati vel ard.”
Allah bütün halk edilenleri yutmuştur. İhate etmiştir.

وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا

--- “Ve lillahi ma fis semâvati ve ma fil ard ve kanellahü bi külli şey'im mühiyta: Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır ve Allah her şeyi kuşatmıştır. (Hiçbir şey O'nun ilim ve kudretinin dışında kalamaz).” (Nisâ 98/126)

Allah her şeye muhittir yani kapsar.
Yutmuştur çünkü bütün resimler ressamın her bakımından kontrolundadır.
Böyle bir Allahu Zülcelâl sistemin merkezindede böyledir.
Yani Şah damarınızdan yakınım âyeti. Kaf Sûresinin 16. âyeti.

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ

--- “Ve le kad halaknel insane ve na'lemu ma tuvesvisu bihi nefsuh ve nahnu akrabu ileyhi min hablil verid: Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf 50/16)

Bu yakınım diyor ordayım demiyor.
Çünkü ordayım dese uzanımı olur.
Yakinim diyor. Hable’l verid. Tek ipiniz ne ise.
Habl ip demek verid tek demek.
Tep ipinizin içindeyim.
İnsanı insan yapan tek ip nedir diye mesela düşünüyoruz.
Şah damarı diye tercüme edilmiştir.
Ama Arapça’da şah damarı, bir doktor hable’l verid demez ona onun adı vardır.
Ama hablu’l veridi özellikle bizim İslam türk tefsirciler insanın en kıymetli yeri neresidir.
Şah damarıdır. O zaman buna şah damarı diyelim diye tercüme etmişlerdir.
Habl ip demektir Verid de varid varidat olan olay demektir.
Her şeyin olduğu ip. Şah damarı.
Bende akıl diyorum mesela. Bu şah damarı akıl diyorum.
Çünkü akılı çektiğiniz zaman hiçbir şey kalmıyor ortada. Ne yaratan ne yaratılan kalıyor.
Şah damarı yerinde durduğu halde.
Bu ilmi İlmullahta olduğu için Allah’ın külli şeyi, esmâsı her şeyi İlmullahta olduğu için, bilmede olduğu için, bilmeyle ilgili insanın kısmı ise akıldır.
Akıl bir oluşumdur çünkü. Vardır, yoktur, azdır çoktur gibi. Can gibidir.
Olduğu halde gözükmeyen, yaptığıyla belli olan bir şeydir akıl. Elektrik gibidir.
O yapar işleri ama elinizle tutmaya kalksanız onu bulamazsınız. Fakat işlerin anlarsınız.
İşte böylesine bir hable’l verid olan aklın da merkezinin merkezinde aklı halk eden bizatihi olduğunu, yakın olduğunu söylüyor.
Bu yakınlık gerekli, her an gerekli.
Çünkü canlılarda bir ana sorun var.
Bu gün tekniğin çözmek değil yakınından bile geçemediği bir durum var. Dirilik mefhumu.
Dirilik nedir ki nasıl bir mekanizme bir operasyon, bir alet, bir şeydir ki o, nasıl bir şeydir ki bu dirilik her an diri kalınabiliyor.
Bu besinle gıdayla.
Anladım bunlarla oluyor ama. Bu besin gıdanın getirdiği bir şey var.
Bunların üstünde, enerjinin de üstünde bir mefhum var.
Bu dirilik bu işleri yapıyor.
Yediğimiz tuzu, sodyum klorür madenini diriliğe çeviriyor.
Yine bir ara yazmıştık sitede.
Demir de kandaki demir muhabbet maşası demiştim ben ona.
İki değerli demir. Oksijenin iki eksiğini tamamlıyor.
Ama hiç zarar vermeden pas yapmadan yani onu en içerdeki hücereye kadar hemogrobin denilen şeyle taşıyor.
Hücre orda kendi işlemini yaptı mı. Eğer karbon dioksin verecekse. Tekrar getiriyor akciğere bırakıyor.
Yani işi sadece maşalık yapmak.
Ama bu iki değerlidir.
Halbuki kâinatta iki değerli demir çok zordur.
Ancak organik kara üzüm vs. gibi şeylerde bulunabilir.
Yoksa o muhakkak F2O3 tür yani. Üç değerlidir. Bizim pas dediğimiz.

Şunu demek istiyorum teknikte ve tasavvufta baktığımızda muhteşem bir güzellik görmekteyiz.
Ve bu bizim Rabbımızla ne kadar yakın olduğumuzu, daha doğrusu şu andaki diriliğimizi dahi bizatihi sanki kebanın elektriği gibi onun ilk yarattığı insana üfürdüğü üfürük nefha gibi.
Dirilik nefhası gibi şu anda da bizim şah damarımızdan yakın olan ve hepimizde aynısı olan aynı Rabb olan.
Sanki bir Keban merkezinden bütün aletlere üfürüyorcasına üfüren kendi sistemi Sünnetullahı içerisinde bir Allahu Zülcelâl, bir Rabbu’l Âlemini görüyoruz.
Bu kadar hazır ve nazır yani.
Siz nerede olursanız olun biz sizle beraberiz.
İkiyseniz üçüncünüz, üçse dördüncünüz âyetler.
Nereye dönerseniz dönün orada bizi göreceksiniz âyetler çok.

وَلِلّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللّهِ إِنَّ اللّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ

--- " Ve lillahil meşriku vel mağribü fe eynema tüvellu fe semme vechüllah, innallahe vasiun alim: Doğu da Allah'ındır batı da. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı) oradadır. Şüphesiz Allah'(ın rahmeti ve nimeti) geniştir, O her şeyi bilendir.” (Bakara 2/115)

nur-ye
Mon, 03.05.2010, 20:42
Demek ki bu kadar ve bütün hayatımızın her türlü işlemini dirilikle yaptığımız için, diri kalarak yaptığımız için ve dışarıdan da hava gibi yutulduğumuz için hiçbir zaman insanın kendisini bir onunla yaşadığının idrakine varması lâzım.
Ayrı görmemesi lâzım.
Ayrı görürse nasıl yapsın?
Yani hâşâ Mekke’de bir put var da Kâbe de ona dönüyor değil.
Beden kıblesi dir Kâbe.
Ruhun kıblesi nedir?
Ruhun zâten Rabbul Âlemininin Ruhudur.

Ruhumuzdan üfürdük diyor çünkü açık kendi kıblesi, öz kıblesi yani.
Bunu anladığı zaman, şah damarından yakin olanın kim olduğunu, yani yaratan olduğunu anladığı zaman bir resim bir ressam derdi kalmayacaktır.
Daha akıllı daha vicdanlı, daha şuurlu bir kulluk yapacaktır.
Bu kulluk bir ibadet kulluğu anlamında değildir.
Bu kulluk bir cennet cehennem anlamındaki bir kulluk da değildir.
Kar zarar kulluğu da değildir.
Bu böyle olduğunu bilme mutluluğudur.
Böyle olduğunu anlama ve bu hayatı yaratanla yaratılanın tevhidi halinde geçirmektir.
Sanki Lâ ilâhe benim İllâ Allah o gibi bir bütünlük içerisindedir tevhid.
Tek başına Lâ ilâhe değildir inkardır.
Tek başına İllâ Allah da tevhid değildir.
İlla ne olacak?
Lâ ilâhe küfrünü yapacak inkar edecek.
İllallah deyip İkrâr edecek.
Lâ ilâhe hiçbir ilah yoktur, hiç. Bu küfürdür.
İllâ Allah Allah hariç, Allah ilahtır dediği anda bu neyi kabul etmiş oluyor? Vallahi bi kullî şey’in muhit

وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا

--- “Ve lillahi ma fis semâvati ve ma fil ard ve kanellahü bi külli şey'im mühiyta : Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır ve Allah her şeyi kuşatmıştır. (Hiçbir şey O'nun ilim ve kudretinin dışında kalamaz).” (Nisa 98/126)

Beni hava gibi yutan Allah’ı kabul ediyorum ve şah damarımdan yakın olan Rabbu’l Âlemini kabul ediyorum.
Bu kendi aklını kabul etmek gibi, canını kabul etmek gibi kendi varlığını kabul etmek gibi çok açık ve net bir şeydir.
Yani hepimizin çok rahat anlayacağı bir şeydir.
Bu bir ihtiyaçtır Akıl için. Akıl buna muhtaçtır.
Yoksa düzene girmemiş bir kablonun ucundaki elektrik gibi ne yapacağını kendisi de bilmez. Kurala girmez.
Ve verilen süre ve imkanlar, imtihan için verilen imkanlar kullanılamaz. Azaben muhina, bir ihanet azabı içinde yaşar.

اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَن سَبِيلِ اللَّهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ

--- “İttehazu eymanehum cunneten fesaddu 'an sebiylillahi felehum 'azabun muhiynun.: Onlar yeminlerini kalkan yapıp Allah'ın yolundan alıkoydular. Bu yüzden onlara küçük düşürücü bir azap vardır.” (Mücâdile 104/16)

Sonuç da öyle olur zâten. Sonucu da öyle olur.
Çünkü akla ihanet en ağır ihanettir.
Akıl, Habli’l- Verid gibidir.
Sanki bir kablo gibidir ve bunun içerisinde sanki bir bize ne ediğini bilemediğimiz bir elektrik getiren üreten bir Habli’l Verid içinde bu Rabbu’l Âlemindin.
Şunu demek istiyorum.
Ben sen kendimizi sadece akla verelim. Akıl kalsın bizde.
Diğerleriyle uğraşmamak için, diğer şeylerin tümünü kaldıralım.
Bir tek aklımız kalsın.
Elimizde su hortumu gibi bir şey kalsın ve bunun içerisine bir su gelsin, dirilik gelsin.
Bunun içerisinde Rabbu’l Âlemin desin ki ben buradayım.
Kim bu?
Akıl!
İçerdeki kim?
İçerdeki de Nakil.
Yani bu sistemi yaratan Allahu Zülcelâl’in muradını ve emrini anlatan bildiren nakildir.
Neden ressam da resimler gibi şöyle çıksa da resimlerin arasına karışsa.
İşte sorun burada.
Bütün resimler yaratıktır.
Fakirdir, kendine ait bir şey yoktur.
Acizdir, yırtıp atabiliriz herkes yok edebilir.
Zelildir, kendine mahsus bir gururu, gücü, kibri, azameti, güç kullanması söz konusu olamaz. Çünkü zillet içindedir.
İzzet, ressama ait bir vasıftır.
Ona gücü yetmesi, yapması, etmesi ona aittir.
Ama bir âyettede de.

İzzet Allah’a aittir vardır doğrudur.

وَلاَ يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ إِنَّ الْعِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

--- “Ve la yahzünke kavlühüm innel izzete lillahi cemia hüves semiul alim :Resûlüm) Onların (inkârcıların) sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün izzet (ve üstünlük) Allah'ındır. O, işitendir, bilendir.” (Yûnus 51/65)

İzzet Allah’a ve Rasûlune aittir vardır doğrudur.

Bir tek âyette de var dır ki izzet Allah’a, Rasûlune ve müminleredir.

يَقُولُونَ لَئِن رَّجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَعْلَمُونَ

--- “Yekulune lein reca'na ilelmediyneti leyuhricennel'e'azzu minhel'ezelle ve lillahil'izzetu ve liresulihi ve lilmu'miniyne ve lakinnelmunafikiyne la ya'lemune : Onlar: Andolsun, eğer Medine'ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır, diyorlardı. Halbuki asıl üstünlük, ancak Allah'ın, Peygamberinin ve müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler.” (Münâfikûn 103/8)

Müminlere aittir âyeti vardır.
Demek ki müminler de Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem Efendimize, Allahu Zülcelâl’e tam iman ettiklerinde teslim olduktan, İslam olduktan sonra iman ettiklerinde bu izzetin içerisine alınmıştır.
Bundan şunu söylemek istiyorum.
Demek ki;
Aklın kendisi “Lâ ilâhe”
“İllâ Allah” ise Naklin kendisi.
Bunlar bizim toplumumuzdaki ya da tarikat sistemlerindeki anlayışsızlık, irfansızlık, edepsizlik diyelim bunlar olmadığı için bu gün orada harman dalı dönülmektedir.
Akıl fikir ermeyecek bir takım hayat peşlerinde koşulmaktadır.
Çünkü İslam Kur’ân-ı Kerim kendisi zâten bilinmek üzere gelmiştir.
Aranan bulunmak üzere gelmiştir.
Bulduğunla olunmak üzere ve olduğunla yaşamak üzere gelmiştir Kur’ân-ı Kerim.
Kendisi de aynen Hayydır.
Her gün yağan yağmur gibi aynı yağmur sanılır.
Her gün yağan Fâtiha aynı Fâtiha değildir.
Ne bakımdan değildir?
Her günün yağmuru kendine aittir.
Her anın Kur’ân-ı Kerim de kendine aittir.
Her şey öyledir zâten aslında.
Çünkü bir “ Kûn fe ye Kûn” içerisindedir.
Her şey sonsuz bir hızla var edilip yok edilmektedir şu anda.
“ Kûn fe ye Kûn” vardır.
Bunu insanlar Atomun dönmesi sonsuz hızla dönüyor.
Bütün sistem dönüyor. Böyle şeyler yapıyor.
Fakat bu enerjiyi nerden alıyor dediğiniz de bakıp kalıyor.
Yakıtı nerden kendileri çözemedikleri şeyler demek istiyorum ama işin hakikati yok ediliş var edilişi,
Cuma günü söylemiştim çekirdek müthiş bir çekim gücüne sahiptir.
Rabbü’l Âleminde öyledir zâten.
Çekicidir yani muhakkak ki sistemi tutmaktadır bu belli bir şey.
Ama o elektronlar da ona koşmak için can atarlar.
Fakat bir var ediş yok ediş vardır ki bu elektronları cereyan ettirir.
Savurur ve dengeye alır.
Düzen kurar onlara.
Matematik formülleriyle fizik formülleriyle açıklanır bunlar.
Bu şekilde, bu şekilde diye kurallar konur, kanunlar çıkar ortaya.
Bu düzen kanunlarıdır.
Ama içteki dengeden dolayı böyledir bu.
Denge ve düzen kurulur.
Bu elektrikte de böyledir bildiğim kadarıyla yani şimdi pek çok şey böyledir.
Şimdi buradaki sesim diyelim ki Amerika’daki bir kişiye nasıl gidiyor, anında.
Yine bunun bir şu kilometre hızla gidiyorumun çok dışında bir şeydir bu.
Yine sistemin yok ediliş var edilişiyle Şe’enullah dediğimiz nabız atışıyla ilgilidir.
Elektrik de öyledir.
Keban’dan buraya yani bu akarak gelen bir su değildir.
Bağlantıyı kuran zerrelerdir fakat yok ediliş var ediliş teorisi burada da işlediği kanaatindeyim ben.
Bu denizlerde de olurdu.
Deniz dersiniz ki bu dalga dev dalgalar geliyor taa denizin derinliklerinden geliyor.
Halbuki o 50-100 metrelik yerdeki suyun hareketinden ibaret.
Kalkıyor iniyor, kalkıyor iniyor yani.
Kıyılarda belki biraz sürüklüyor ama içerilerde değil.
Bu bu da yok ediliş var edilişin eseridir.

Akıl algılayandır.
Akıl algılamadığı zaman ne zâhir vardır ne bâtın vardır. Hiçbir şey yok.
Onun için aklını aldıkları insanların yüreğini söküyorlar, çıkarıyorlar, geri takıyorlar.
Hiç ayıkamıyor.
Kollarını bacaklarını kesiyorlar ayıktığı zaman ancak diyor ki nere gitti.
Neden?
Çünkü aklı kendisinden alındığı için hiçbir tepki, hiçbir çare bulamamıştır. Kullanamamıştır demek istiyorum.
O zaman bu kadar kıymetli olan bi aklın Allahu Zülcelâl’in aynası akıl. Mazhar Aynası.
Mazhar, zuhurat yeri yani o olmazsa olmaz.
Bu ne demek?
Kadın olmazsa çocuk doğmaz demektir.
Çünkü çocuğun mazhar yeri görüntü aynası, yaratılış tahtası kadındır.
Eeee tarla olmazsa tohumu ne yapalım.
Aynen dirilik mazharı yine tarladır demek istiyorum.
Mazhar dediğimiz zuhur yeri.
Bu temelinde bütün sistem ikilik üzere kurulmuştur.
Aç kapa. Mekik Teorisi. Git-Gel! Var-Yok!
Bu bilgisayar sistemleri ikili sistem, hepsi ikili sistemdir.
Temelinde vardığı yokta ikidir ya var ya yok.
Bunun kullanımından ibarettir.
“Lâ İlâhe İllâ Allah” tır kısacası.
Bu iyi anlaşılmadığı zaman bir zorlama, yani başka çarem yok en iyisi öyle yapayım şeklinde gelir.
Çok iyi anlaşıldığı zaman zâten sistem içinde yürür.

Birazdan bir Kur’ân-ı Kerim’i iniş sırasına göre Kur’ân-ı Kerim’i incelemeye çalışıyoruz.
Çünkü Kur’ân-ı Kerim’i ilk geldiği gün hangisi geldi?
Alak Sûresi geldi.
Hiçbir şey bilinmezken, Kur’ân’ın “K” harfi yokken ilk gelen âyet “İkrâ!” Alak Sûresi yani Sûre olarak.
Ben buradan girelim de dedim o zaman bizde inceleyelim bakalım.
Diyelim ki biz Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem devrinde yaşıyorduk.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellemde diyor di ki: “Ben Rasûlullah’ım!”.
Herkeste ona diyorlardı ki: “Hayır sen Rasûlullah felan değilsin! Sen cinlenmiş bir adamsın, delisin!”
Kendi yakınları da dahil, amcaları da dahi. Taşa tutuyor.
Kimse böyle bir şeye ihtimal vermiyor çünkü insanlar her yere dağlara tepelere büyük putlar yapmışlar.
Her kavmin putları var.
Ve kendileri neden korkuyor, neyi seviyorlarsa böyle şeyler koymuşlar. Eee ve bu dört sene sürmüştür.
Sadece Hatice vâlidemizin, muhteşem annemizi.
O insan aklını durduracak kadar ileri görüşü yüce, seçilmiş oluşu yani.
Öyle bir sarmalaştır ki Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellemi, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem zelzele gibi titrerken yani.
O yorganına bastırmıştır, bağrına bastırmıştır ve seneler sürmüştür bu.
Hangi panayıra gitse Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem insan topluluklarına anlatabilmek için şehirlere gidiyor, kasabalara gidiyor ve her yerde taşlanıyor.
Yanında kim var hep Hatice Vâlidemiz var.
Nereye gitse arkasından gidiyor çünkü.
Engellemediği gibi diyor ki: “Ya Rasûlullah! Sen Allah’ın Rasûlusün.
Eminsin. Herkese iyiliği, hakkı hayrı, güzelliği ve doğrusu söylüyorsun. Sen Allah’ın Rasûlullahısın!”
Başka bir şehirdeki büyük bir hristiyan âlimi olan amcasına, Varakaya götüreyim seni.
Çok yaşlı fakat sen bunları ona söylediğinde sana söyleyecektir.
Hakikaten de öyle söylüyor zâten. Sen Rasûlullahsın.
Ömrüm yetseydi sana hizmet ederdim diyor.
Ortaya çıksaydın sana hizmet ederdim.
Bu senin söylediğin ancak Allah’ın peygamberi söyler.
Hep Haktır bu gördüğün.

Bana Cebrâil bir âyet getirdi.

اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ

--- “İkrâ' bismi rabbikelleziy halak : Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alak 96/1)

İkrâ, oku.
Neyle okuyacak?
Biismiyle, ismiyle oku.
İsmi nerden bileyim?
İsmi biliyor. Ana kartta var çünkü.
Yüklenmiş esmâları Allah’ın.
Bismi rabbike, Rabbiyin ismiyle oku. Senin Rabbiyin ismiyle oku.
Elleziy halâka, kim o?
Halk edendir!
İlk âyet bu.
Yani Kur’ân-ı Kerim’in iniş sırasına baktığımızda hakikaten hayret ediyoruz. İniş sırası çok önemlidir çünkü.
Yaratılış, halk edişle başlıyor.
Yaratanın Rabbü’l âlemin olduğunu söylüyor.
İkrâ, karae oku.
Karae Rabbın kudretini görmek demektir.
İçerdeki Rububiyyettir.
Rabb’ın rızasıdır. Ruyete çıkışıdır.
Kendi Rabb’lığını göstermesidir Rububiyyet.
Bir yaratık olacak ki insan, onu terbiye ede.
Allahu Zülcelâl tek başına iken Rabb ne yapacak.
Kimse yok ki, başkası yok ki o diyecek bir hal yok. Kendi kendindedir.
Onun için bir şeyi halk ettiği anda Rububiyyet sıfatı ortaya çıkıyor.
Onun yaratılması, gelmesi, gitmesi bütün vasıflarının muhattabı olan bir esmâ zuhura geçiyor.
O makineler çalışıyor.
İşte burada akla nakil buyuruyor ki “İkrâ' bismi rabbikelleziy halâka.”
Oku! Senin Rabb’iyin ismiyle oku ki o halk edendir.
Halâka halk etti.
Kimi?
İlk şeyi halk etti.
İlk şeyde küllü şeyi halk etti.
''Kûn fe ye Kûn'' çünkü.
Hesaba, kitaba, plana, projeye dayanmadığı için.
Allahu Zülcelâl kaza-kader, dileme ve yaratma sıfatını kullanarak hemen yaratıyor.
''Kûn fe ye Kûn'' yapıyor.
Kûn, Nunun Nurullahın kevniyete çıkışıdır.
Yani kâinata çıkış halidir Kûn.
Yani mânâ maddeye dönüşmüştür. Bu çok önemli bir husustur.
Allah bir şey değildir.
Yarattıkları bir şeydir ve akıl için yaratılmıştır.
Onun için buyuruyor;

Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem: “Allah ilk önce benim nurumu yarattı. Başka, Allah kalemi yarattı ilk önce. Bunların isimlerini aynı şekilde sayıyor. Allah aklı yarattı.
Aynen Nur-u Mim e diyor hepsini.

....... Câbir bin Abdullah (radiyallahu anhu)’dan: “Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Anam babam sana fedâ olsun, ALLAH’ın en evvel yarattığı şeyi bana söyler misin?” dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Yâ Câbir! eşyâdan önce, kendi Nurundan (Nurullah) senin Peygamberinin Nurunu yarattı.”
Ve şöyle buyurdu: “ O Nur ALLAH’ın kudretiyle dilediği yerlerde devredip gezerdi. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, cehennem, ne melek, ne gök, ne güneş, ne ay, ne cin ne de ins var idi.”
Ondan sonra buyurdu ki: “ ALLAH Teâlâ mahlûkatı yaratmak istediği zaman, o nuru taksim edip 4 parça yaptı:
İlk parçadan Kâlemi yarattı.
İkinci parçadan Levh’i yarattı.
Üçüncü parçadan Arş’ı yarattı.
Dördüncü parçayı taksim edip dört parça yaptı: İlkinden Gökleri yarattı. İkincisinden Yeri yarattı. Üçüncüsünden Cennet ve Cehennemi yarattı. Dördüncü parçayı yine taksim edip dört parçaya ayırdı: Birincisinden Mü’minlerin Gözlerinin Nurunu yarattı. İkincisinden Kalblerinin Nurunu yarattı ki o, ALLAH’ı bilmedir. Üçüncüsünden Dillerinin Nurunu yarattı ki o da Kelimeyi Tevhiddir....”
(İmâm Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404)

Ama bu hadisi görenler ne demiş.
İşte Allah önce Nur-u Nebiyyike peygamber Aleyhisselâmın nurunu yarattı.
Noktayı koyuyor.
Bir başka hadiste diyor ki kalemi yarattı.
Bir başka hadiste aklı yarattı ilk defa.
Bunları bir araya getirmiyor.
Getirde bunun hepsini desen ne fark eder hiçbir şey.
Değil midir Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’in, de ki aklı.
Allah verdiği seçilmiş aklı bilmeyen bulmayan, olmayan ve yaşamayan bir akıl akıl mıdır?
Değildir!
En zeki insanlardan birisi olan Ebu Cehil, Ebul Hikem iken hikmet sahibi iken, gerçekten hikmet sahibi muazzam bir şair, hatib her şeyiyle mükemmel ancak sistemin sahibin tanımada Rasûlullah’ı inkar etmiştir. Reddetmiştir.
Buna sebep kendi benlikleri, kendi eksikliklerinden dolayı olmuştur ve ibrettir.
İşte bu bu akıl ne olmuş?
Bu akıl tasına toprak dolmuştur şimdi. Yani ihanet etmiştir.
İşte bu bu şekilde bir sistem içinde yürüyoruz biz.
Kur’ân-ı Kerim’in ne kadar baştan ilk iniş sırasına göre gelişinin bizim için ne kadar önemli olduğunu söylemek için söylüyorum.

nur-ye
Mon, 03.05.2010, 20:43
İkinci âyete bakalım.

خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ

--- “Halekal'insane min 'alak : O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı.” (Alak 96/2)

Oku Rabb’inin ismiyle ki onun arkasından gelen Halekal'insane min 'alak.
İnsanı halk etti bir alaktan, alaktan.
İnsanı halk etti.
Bakın kimi?
Birinci âyette hiç söylüyor mu, buyuruluyor mu?
İkrâ' bismi rabbikelleziy halâkal, semâları gökleri yeri değil.
Oku ismiyle o Rabb’inin ki o yarattı. Tamam.
İkinci de kimi yaratıyor?
Halekal'insane min 'alak Bir alâkadan, alâkadan insanı yaratan Rabb’inin ismiyle oku yani. Oku!
Demek ki kanitanı göz bebeği insan.
Yani AKIL.
Ve bu bir alâkadan halk edilmiştir.
Nedir bu alâka, alak?
Bir kan pıhtısıdır.
Yani döllenmiş bir yumurtadır.
Bir erkek ve kadın yumurtalarının eşleşmiş halidir.
Kan pıhtısı halindeki tevhid sonunda doğan bir çocuğun adıdır.
Şehadet Şe’en Çocuğudur bu.
Bir kan pıhtısı halindedir daha.
Ve yumurta tekniğin daha çözemediği veya çökmek istemediği bilmiyorum.
Burada yine iki özellikle karşılaşırız.
Tıpkı bir tavuk yumurtasının içindeki kabuk, zar, beyaz, sarı ve sarının içerisindeki horozdan geçen, yumurtanın içerisinde taşınan şu ANda.
Dişi yumurtanın içerisinde taşınan erkek horozun orada yumurtasını görürsün.
Yani horoz dölünü görürsünüz yumurtanın içinde kırdığınız zaman.
Eğer bu normal kuluçkaya konsa.
Belli ısı belli zaman verilse.
Bu içerdeki eril olan yumurtanın içindeki, dişi yumurtanın içindekini yiyerek yumurtanın dolusu bir civciv haline dönüşür.
Bu tümünde böyledir.
Bir fasulyeyi dikseniz de böyledir.
Bakın çimlenmekte olan bir kaysı çekirdeğini açın.
İçindeki bu erkek üreme, yani diriliği getiren erkek hücre diğerini yiyerek kök salıncaya kadar bir kaysı çekirdeğinin içindeki dişi olan çekirdeğini içindekileri yiyerek kendi kök salıncaya kadar besinini sağlar.
Bu hepsinde böyledir.
Bu şimdi inceleyip incelemediklerini bilmiyorum ama kesinlikle kadın yumurtasıyla döllenen bir erkek yumurtasıyla döllendiği anda yine dişi yumurtayı yiyerek tutunacak bir şeyi buluyor.
Ve bu ne yapıyor bu gün bir tekniğin çözemediği bir şekilde bir oda gibi düşünün.
Kendisi otomatik olarak priz yerini buluyor.
Ve burada doğduğu zaman parmak kalınlığında bir göbek bağı görüyorsunuz. Ve bu göbek bağı ana rahminde bağlıdır.
Sanki prizden çekercesine çekilir.
Bu muhteşem bir alâkadır bu.
Alâka nedir?
Bağlantıdır. Rabb olmaktır, ilgidir aynendir.
Onun için zâten bir çocuk anasından doğduğu zaman çişte yapar.
Hemen çıkar çıkmaz çiş yapar.
Peki içerdeyken ne yapıyordu?
Bütün ihtiyaçları nerden görülüyordu.
Göbek bağından görülüyordu.
Bu öyle bir alâkadır yani.
Müthiş bir alâka vardır. İlgi vardır.
Rabb oluş vardır.
Tümleyiş vardır. Tamamlayış vardır.
“ Lâ ilâhe illâ Allah” lık vardır.
Sistemin tümünde böyledir.
Onun için biz tevhidi anlarken kahr olsun gübre, yaşasın gül demeyiz.
Kahrolsun Firavun, yaşasın Musa demeyiz.
Bize böyle emredilmemiştir.
Yaa. Seviyele bunları bakayım bir.
Aynı seviyeye getir bak!
Mecbur değilsin gübreyi yemeye, koklamaya.
Ama şunu unutma ki gübreyi kaldırırsan, gül yok.
Zülcelâl-i Vel İkrâm Celâli kaldırırsan, İkrâm yok.
Lâ ilâhe yi kaldırırsan, İllallah yok.
İnkar etmiyorsa kim kim ispat edilecek ki.
Onun için buyrulmakta. Eğer siz günah işlememiş olsaydınız, sizi yok eder başka bir millet yaratırdık. Onlar günah işlerlerdi. Bizde onları affederdik. Böylece merhameten yarattığımız ortaya çıkardı.

....... Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Bütün Âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir.” buyurmuştur.
(İbn Mâce, Zühd, 30)

.......Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.” buyurmuştur.
(Müslim, Tevbe, 9, 10, 11)

.......Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Günahtan tam dönen ve tövbe eden, o günahı hiç işlememiş gi bidir.” buyurmuştur.
(İbn Mace, Zühd 30)

Demek istiyorum ki burada SEVİYElemek bu kadar önemli.
Buraya buraya gelişim alâkayı anlatmak için.
Bizim Kur’ân-ı Kerimimiz neden mezarlıklarda okunsun?
Neden insanlarımız bunu hâşâ bir İngilizce, Fransızca bir şey okurcasına dışardan okusunlar?
Neden Arapça hiç anlaşılmaz olsun?
Neden bu alâkayı bilmeyelim biz?
Mealini görüyoruz zâten işte o kadar.
Tefsirini de okuyoruz neden üzerinde konuşmayalım.
Her şeyde konuşuyoruz da.
Çünkü bu geçmiş dönemin bir medrese ahlakıdır.
Kara kaplı kitap bilemezsin. Yanarsın. Dokunma gibi.
Getire getire nereye getirmiştir.
Kör cahil bir müslümana getirmiştir.
Anlamaz, dinlemez, yapmaz anlamadığı bir cehennemden korkar, anlamadığı bir cennete koşar.
Dolayısıyla da hayattayken hiçbir şey yapamaz.
Kendi de inanmaz zâten yaptığına.

Şunu demek istiyorum ama insan kendi canının, şu andaki diriliğinin dahi kendinde olmadığını, esas dirinin bir üfürüş olduğunu, durmadan üfürüş olduğunu, sanki Keban’dan gelen elektrik gibi Rabbü’l Âleminin durmadan üfürdüğünü, kendi diriliğini aynen aktardığını, çektiği anda da bu leşe dönüşüyor çünkü.
Bunu anlamasında ne mahsuru var. Hiçbir mahsuru yok.
İnsan kendi yaratanıyla olmaktan mı kaçınıyor.
Nasıl, benim şu makinem nasıl cereyandan kaçınacakmış ki.
O zaman ben ne yapıyım bunu yani.
Çöpe atmak lâzım.
Bu çünkü makine değil o zaman.
Bozuk ya da bir problemi var demektir.
Onunla tümlendiği zamanLâ ilâhe olan makinem cereyanı bulduğu an da illâ Allah makinesi olur.
“ Lâ ilâhe illâ Allah ” makinesi olur.
Yani iş yapar artık. Bu böyledir.
Elimde bütün bitkilerin tohumu var ama tarla yok.
Yani bu bir şeye yaramaz ki tümleyeni yok, tamamlayanı yok.
Tüm böyledir hayat memat tümü.
Ters gibi gelir ters değildir.
SEVİYElediğiniz zaman, yerli yerinde kullandığınız zaman size tarlalar dolusu gül verecektir o gübre.
SEVİYElemediğiniz zaman adam gidip gübrenin içine yatıyorsa diyor sa ki gübre niye yenmiyor, niye içilmiyor.
Niye işte SEVİYEleyemiyor aklı.
Belli bir yerde kullanma ilmi, edebi, irfanı ve erkanı olmadığı için bizi de Kur’ân-ı Kerimde bu yüzden öksüz kalmıştır.
Hatta yetim kalmıştır.
Ben zaman zaman söylüyorum.
İnsan Allah’tan korkmalı.
Kur’ân-ı Kerimi Allah’tan yetim Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’den öksüz bırakmamalı.
Bunu Elmalılı Yazır Hocam gibi.
Farhrettin Razî Allah razı olsun gibi çok yüksek seviyede akılları olan insanlar açıklamıştır.
Ama öyleleri vardır ki tefsirini okursunuz tepeniz atar yani.
Ne diyor bu dersiniz. Alâkasız şeyler, hiç. Evet.
Demek ki bizim Kur’ân-ı Kerimimiz böyle başlarken ilk gelen âyetler bunlar daha.
Daha kimse Müslüman olmuş değil yani.

اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ

--- “İkrâ' ve rabbükel'ekrem : Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir.” (Alak 96/3)

İkrâ’, tekrar oku, ve rabbüke’l ekrem, gerçekten Rabb’in Ekremdir. İkrâm edendir. Kerem edendir. Her şeyi karşılıksız verendir. Zülcelâli Velİkrâmdır çünkü. İkrâ’, oku. Şöyle oku ki
şunu da iyi bil ki Rabb’in şu anda İkrâm etmektedir.
Muhammedi rızayı “kûn” e çıkarmaktadır şu anda.
Yani ilk yaratılan noktanın içindeki ana kartı işleme sokmuştur ve devam etmektedir durmadan.
Ve her an, hepsinin diriliğini, hayylığın ve her şeyliğini var oluşunu yok oluşunun merkezinde kendisi vardır.
Şah damarınızdan yakınım âyeti bu anlamdadır.
Bizimkine yakın da atoma yakın değil mi yani.
O şey değil mi o aynı noktanın onun geneli değil mi.
Hepsi madde mânâ ne değişiyor.
Bütün resimlerin her zerresinde ressam yok mu?
Var.
Onun için insanlar daima kendisine bir put aramıştır.
Akıl öyledir çünkü kendisi puttur. Putluk yapmak ister.
Yani der ki ben başkasını bulamıyorum o halde ben kendimim der yani.
Bu da korkunç bir hatadır.
Böyle yaptığı anda Rabb’ısına pay veriyormuş gibi yapar o zaman derki o benim işte.
Kendisi her türlü emirlere karşı gelir.
Başka şeyler yapar.
Ondan sonra geçer Kur’ân-ı Kerimin birkaç tane âyetine, birkaç yerine bakar.
La huve illa huve mâdem ki küllü şeyi yutmuştur Allah.
Şah damarımdan yakındır.
İnsanı yaratmıştır.
Fiilleri de o yaratmaktadır.
Düşünceleri o yaratmaktadır o halde ben ne yaparsam o yapıyor.
Kim?
Bu Firavun olan bir akıldır.
Neden?
Neden olacak kâinat Kur’ân-ını okumuyor.
Ben kafamı duvara vurduğum zaman ne olur?
Kafamı çalıştırıp duvarı böyle yaptığımda ne olur.
Bunu vermiş çünkü.
Bu aklı bu imkanı bu kuralları koymuş, açık.
Ben çocuğu koyayım dışarıya da yeni doğmuş bebeği.
O merhametli Rabb’ımız dondurmasın.
Yani bir ele geçirse Rabb’ısını, oturtacak salona çöz bakalım soruları diyecek.
Bu kadar şey yani.
Çünkü akıl bu.

Onun içinde bütün tasavvuf sistemi Beden, Nefis, kalp, ruh yaratan, yaratılan tümü bunlar akıl tahtasındaki yazılardır.
Benim Allah dediğimi Allah benim dediğimdir.
Nedir desen bana?
Bir saat konuşurum ondan sonra susarım.
Bütün akılları toplasan susduramazsın.
Yani bitmez demek istiyorum Allah özellikleriyle, vasıflarıyla çünkü ona Allah diyoruz biz.
Kendisi de ona diyor zâten külli şey in deyip saymadan, siz ne kadar şey biliyorsanız tümünü iğnenin ucuna getirin.
Bir tek şeye indirin ben ona söylüyorum diyor.
Ötekilerle çünkü çok sonsuz.
Yaratıklar sonsuz, olaylar sonsuz, zamanlar sonsuz, zanlar sonsuz.
Bütün bu sonsuzların içerisinde insan aklı kaybolmasın diye Allahu Zülcelâl külli şeyin kadir diyor.
Yani kudreti kullî şeye yeten Allahtır.
Bir tek şeye indiriyor külli şey bir şey demektir zâten hepsini bir noktaya toplamış oluyor.
Ki bu hakikattir.
Bir tek Kûn fe yekunde bütün insanlar Âdem Aleyhisselâmın beline geçiverir.
Bir saniye içinde bütün kardeşler analarının göbek bağıyla babalarına aktarılıverir.
Bütün babalar babalarına aktarılıverilir.
Birkaç saniyede, saniye bile sürmeden bütün sistem geriye sömürülür. Yaratıldığı yere gider çünkü.
Tekrar dağılın desen aynı makine tekrar sahile inan fırlar, inen fırlar, inen fırlar.
Onun için zâten Kur’ân-ı Kerimde Allahu Zülcelâl biz onların zürriyetini şahane gemilerle taşıya taşıya getirdik buyuruyor ya.

وَآيَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

--- "Ve âyetül lehüm enna hamelna zürriyyetehüm fil fülkil meşhun ; Onların zürriyetlerini dopdolu bir gemide taşımamız da onlar için büyük bir ibrettir." (YÂSÎN 36/41)

Şeyi söylemek istiyorum Allahu Zülcelâl öyle bir sistem koymuş ki bunu maalesef insanlar kendi şeylerine göre açıkladır hep.
Biz onların zürriyetlerine şahane gemilerde taşıyarak getirdik.
Kim bunlar?
İnsanlar, hayvanlar ve diğer yaratıklar yani canlılar.
Hepsi böyledir.
Bir tavuk yumurtasını, bir tavuk yumurtasını tutsanız yaratıldığı tarafa ilk noktasına gidersiniz.
Mahşere doğru çevirseniz son civciv size selâm sallar.
Aynı tohumun içerisinden geçerler ve o diriliği de birbirlerinden diriyken alıp verirler.
Birisi ölüp dirilmez yani.
Herkes diriden diriye.
Şu anda diyelim ki çocuğunuz yeni doğdu.
Ondaki bu gemideki yüklü malzeme ne zaman inecek.
İskeleye yanaştığı zaman.
Nasıl?
Senden aldığı, babandan aldığı diriliği aynen vererek, aynen aktararak.
O kendisi o iskeleye yanaştığı zaman o da indirecek hamilesini, hamallık yaptığı kendisinin üzerinde taşımak zorunda olduğu o şeyi muhakkak bırakacak.
Bu bir nohutta da böyledir.
Bir kuş yumurtasında da böyledir.
Bir erkekte de böyledir. Evet.
Neyse onu şu anda bulamadım.
Ama Yasin süresindeki onların zürriyetini şahane gemilerle taşıdık.
Fulukul meşhun le biten âyet.

Evet bu dördüncü âyet Alak Sûresine bakın.

الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ

--- “Elleziy 'alleme bilkalem:
O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti.” (Alak 96/4)

Elleziy, o ki. Alleme, neyi.
Kalemi öğretendir. Kalemi öğretendir.
Hani Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem buyuruyor ya benim nurumdan halk etti. İlk yarattığı şey nurumdur.
İlk yarattığı şey kalemdir.
Kalem Elif Lam Mim çok önemlidir.
Muhammedi Lütfullahı gösterir.
İçerdeki Mim Muhammediyettir.
Yani Arabistanda yaşayan Abdullah Aleyhisselâmı demiyorum.
İlk halk edilen şey oluş.
Şey denilen ne ise yani.
Yaşayışa şe’ene sunulun nurun maddeye dönüşmüş hali gibi.
İlk madde yani. İşte bu lütfen gelmiştir.
Zorla, mecbur olduğundan felan değil.
Açıkca lütfen gelmiştir.
Peki Kaf nedir?
Kaf, kalptir, Kur’ândır, Kudretullahtır.
Allah kendi kadriyle kudretiyle bunu ortaya çıkarır.
Buna etki etki ve yetkisi vardır.
Buna gücü vardır. Kudreti vardır ki yapıyor zâten.
Bir yapan lâzım yalnız.
Bir yapan lâzım çünkü akla.
Akıl olduğu sürece hayır diyemez kimse.
Akıl bunu bulmak zorunda yoksa kendi sahip çıkar.
Der ki ben yaratıyorum.
Onun içinde böyle yapar zâten.
Bütün anlaşılmayan işleri yapar o zaman.
Burada kalem çok ilginç.
Ellezi alemle bil kitap değil kalem.
Yani siz bileceksiniz, bulacaksınız, yazacaksınız, yaşayacaksınız ve hesaba çekileceksiniz.
Onun için bakın nasıl alleme, kalemle alleme anlamak, öğrenmek, öğretmek hep.
Baba oğul, koca, öğrenci vs. gibi bütün sistem birbirine bilme ve bildirme konusunda imam.
Mahmut Hocam sağolsun buldu o âyeti.
Âyetül lehum, bir âyet daha var lehum onlar için.
Kim için?
Dinleyenler için yada dinlemeyenler için.
Yani insan aklı için.
Ve âyetül lehüm enna hamelna, enna biz var ya biz. Evet.
Hamelna, yükledik, hamele yüklemektir, taşımaktır. Taşıttık.
Biz onlara yükledik bunu.
Zürriyyetehüm, zürriyetlerini, yani insan neslini.
Bütün kıyamete kadar aynı kanı canı taşıyan sistemi.
Fil, içine.
Fülkil, filike Antalya da bilinir.
Filike gemi demektir.
meşhun, dopdolu şahane.
Bence şahane de buradan geliyor çünkü.
Hani diyoruz ya muhteşem de buradan geliyor.
İhtişamlı bir geminin içerisine yükledik.
Biz onları bir gemi gibi taşıtıyoruz.
Geminin içinde gemiler var.
Anneler çok iyi bilir ki kendi doğurdukları çocuğun çocuğunu da kendileri doğurturlar gelinlerinde.
Bu bunlar hep birbirinden çıkan gemilerdir.
Bu sistem Uluhiyet, sahiplik, yaşama sahiplik, hayya sahiplik, diriliğe sahiplik, Akla sahiplik.
Bu dünyaya gelebilme hakkına sahiplik ve çok hepimiz çok iyi biliriz ki milyarlarca spermlerden bir tanesi bu şansı yakalar geri kalan heba edilir.
Bu bu âleme geliş de öyle basit bir şey değildir.
Bu âleme gelmek bile bir lütfu keremdir yani.
Çünkü muazzam bir şeydir yaşamak.
Muhteşem bir şeydir, mukaddes bir şeydir.
Mübarek bir şeydir.
Yaşama idrak etmek, anlamak.
Bu Yâ-Sîn Sûresinde böyle buyrulmuştur.
Elleziy 'alleme bilkalem kalemi öğreten de O’dur.

nur-ye
Mon, 03.05.2010, 20:44
كَلَّا إِنَّ الْإِنسَانَ لَيَطْغَى

--- “Kella innel'insane leyatğa:Gerçek şu ki, insan azar.” (Alak 96/6)

Aklı ne güzel tarif ediyor bakın.
Kella innel'insane leyatğa. Sakın sakın şunu iyice bil ki kella, bu söylediklerimizin tersinde ne var dikkat et.
Onun yarattığını, birinci âyeti görüyorsunuz.
İkrâ bismikellezi halak. Oku Rabb’iyin ismini oku O yarattı.
Tekrar insanı basit bir alâkadan yarattı.
Bu alâka bir dişi ve eril, iki ayrı parçanın Lâ ilâhe ile İllallah parçasının bileşimi alâkasıdır.
İlgisidir, seviyelenmesidir.
Bilişmesi, buluşması, oluşması ve yaşamasıdır.
Tevhittir bu çünkü.
Onun için kadının üreme organına, anamızın, kızımızın, bacımızın ne diyor Er RahmâN İsmimin tecellîsi olan Er rahîm ismimi verdim.
Sıla-yı rahîmi kesenlere lanet olsun!

Benzer hadis:

....... Abdurrahman (Radıyallahu Anh) dan rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: Allah-u Teala buyurdu ki:“Ben Allahım, Ben Rahmanım, rahmi yarattım ve ismimden onun için yardım (Rahman ismimden onu ayırdım) onu ekliyeni ekledim, onu keseni kestim.” (Tirmizi Birr : 9)

ANA Sıla-yı Rahim ise Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem e SILadır..Salâvattır..

Bu teslimiyetten sonra Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem in SALÂT SILAsı başlayacaktır.

....... - Enes İbn-i Malik (Radıyallahu Anh) şöyle demiştir: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den işittim, şöyle buyuruyordu: “Kimi, rızkının kendisine genişletilmesi yahud ömrünün bakıyyesi (kalanı) kendisine uzatılması sevindirirse, o kimse hısımlarıyla ilgilensin (onlara iyiliği, ihsanı ekleyip dursun).”
(Buhari, Büyü:13, Edeb:22, Müslim, Birr:20-21, Ebu Davud, Zekat:45)

....... - Cübeyr İbn-i Mut’im(Radıyallahu Anh) dan rivayet edildiğine göre, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :“Sıla-i rahmi kesen cennete giremez.” buyurdular.
(Buhari, Edep :11, Müslim, Bin :18,19, Ebu Davud, Zekat:45, Tirmizi, Bin :10, ,Ahmed İbni Hanbel 3114,4/80,83,84,399)

Göbek bağı hakkını kesenlere.
Ne demek?
İhanet etmişlerdir akıllarına.
Çünkü onu ikilikte kalmış akıl, şeytanlaşmış bir akıl ancak şehvet yuvası sanır.
Tevhidi bulmuş, yaratılış sırrına ermiş kişi şehâdetin orada olduğunu anlar.
Onun için Allahu Zülcelâl, Rahîm ismini vermiştir oraya.
Bismillâhirrahmânirrahîm deki Rahîmi vermiştir.
Böyle hadis vardır kendi ismimi verdim diye.
Hadisi kudsidir bu. Sahih hadistir.

Demek ki tevhid seviyelenmesi bu kadar önemlidir.
Biz bundan çekiniriz geçiştirelim.
Neyi geçiştiriyorsun, geçiştirmekten kastın ne?
Bilmiyor muyuz biz gübrenin ve gülün ne olduğunu.
İşte bu tamamen şeytana teslim etmiştir.
Çünkü şehâdeti kaldırmıştır oradan.
Kadından doğmayan bir peygamber gösterin bakalım.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’i hadi doğurmayın kadından.
Bu ne?
Demek istiyorum ki doğru görmek, doğru anlamak zorundayız Kur’ân-ı Kerîm’i.
Böyle gelecek daha âyetler göreceğiz.
Çok açık ve net âyetler gelecek ileride.
Hayret diyeceğiz biz buna.
Neden böyle yapmıyorlar ki.
Neden alâkayı kan pıhtısı halinde biz Türkçede alâka diye neye diyoruz?
Kap pıhtısı ne demek? Nasıl bir kan pıhtısı bu?
Parmağımdan dökülen kan mı.
Hayır hayır.
Lâ ilâhe tarlasıyla İllallah tohumundan doğan bir tevhid var ortada.
Ve Allahu Zülcelâl’in muradı da budur zâten.
İkiliği kaldırın tevhidte beraberiz buyurmaktadır açık.
Sünnetullah, tavrı, tarzı, stili maddi manevi kanunları bilmece yapmaz.
Gizlenmek yapmaz. Açıktır, her şey açıktır.
Kafir müslim ayırmadan ortadadır demek istiyorum.
Böyle bir alâkadan insanı yarattık.
İkrâ Rabbukel Ekrem.
Oku oku. Ve senin Rabb’ın var ya El Kerîm olandır.
Küllü şeyi sadece hizmet için verendir.
Karşılıksız verendir. Mutlaka verendir.
Ayırmadan, kayırmadan verendir.
Kime?
Aklı olanlara. Mecnunlar var böyle aklı olmayan böyle deliler görürüz. Bunlar nedir?
Bunlar böyle ibret sahnesinde oynatan muhabbet fedaileridir.
Ancak cahiller onları taşa tutar.

Hatırlarsınız. İmam-ı Azam Efendimizin meşhur son zamanlarında hatta bizzat yaşadığı evinin penceresine gelen bir sarhoş, şarabı dolduruyor dolduruyor geliyor.
“Senin gibi imama ben söyle yaparım!.”
Basıyor küfrü. Etrafa da:
“Dokunmayın benim bülbülüme, dokunmayın benim bülbülüme!”
Bülbülde durmuyor ki her gün geliyor yani.
Bir gün demişler ki tak etti bunun yaptığı yani.
e yapsalar durduramıyorlar çünkü.
Belli saatte geliyor oraya zil zurna sarhoş.
“İmam-ı Azam burada mısın?”
“Buradayım oğul!”
“Ben var ya sana şöyle ederim, böyle ederim!”
Çoluğu çocuğu, akrabası herkes var orada.
Herkesin sigortası atıyor.
Bir gün yakalamışlar götürmüşler karakola.
Yatırmışlar falâkaya.
Baba bir bakmış ses yok.
Çıkmış demiş ki çocuklara. Çocuklara: “ Bizim bülbül niye gelmedi.”
Küçük çocuklar da demişler ki:
“Dede onu götürdüler karakolda dayak atıyorlar ona!”
Falâka deyince. Baş kabak, yalın ayak.
İçeri girip ayakkabı giyinmemiştir. O haliyle koşmuştur.
Yani şimdiki pijamalı gibi.
Kendisi imamdır.
Yani o devrin hükmünü, kanunu uygulayıcıdır kendisi.
Her söylediği emirdir şeriat bakımından olması gereken birisidir yani. Koşarak varıyor ki dayak tam.
“Niye dövüyorsunuz siz bunu?”
“Efendim size küfür etmiş!”
“Bana küfrettiyse size ne?”
“Efendim işte!”
“Hayır efendim!” diyor. “Bu adam kimseyi rahatsız etmiyor. Bu adam geliyor benim pencereye. Bana söylüyor söyleyeceğini yani. Ben şikâyetçi değilim!.”
“Tamam bırakalım Efendim!”
Bırakıyorlar.
Bizimki paçayı kurtarınca gidiyor tabii.
Eksik kalan küpündeki şarabı da dolduruyor meyhaneden.
Tekrar koşarak geliyor.
Yine pencereden içeriye veriştiriyor yani.
“İmam sen gelip beni kurtardın ama ben sana şunları yaparım!
Öyle edeceğim. Böyle edeceğim!.”
Bir dönüyor ki. Bizim imamımız namaz kılar gibi elini göbeğinin üzerine bağlamış kafasını eğmiş, gözünden yaş dökülüyor.
“Sen ne biçim adamsın imam? Ben sana böyle makas görmemek küfürlerle küfür ederken sen bana kıyam mı duruyorsun. Ne demek istiyorsun?” deyince ne diyor:
“Dururum evlat, dururum. Sen benim muhabbet aynamsın. Seni ibret sahnesinde oynatan Allah beni hikmet sahnesinde imam yaptı. Ben sana bakarda saçlarımı sakalımı tararım. Sen benim velinimetimsin. Sen benim gübremsin. Sen olmasan ben nasıl olurumum. Ben sana nasıl saygı duymam!”
Bu ne muhteşem anlayıştır ve doğrudur.
Onun içinde uyandıramadıklarımızı, ayıkdıramadıklarımızı yerle bir etmeye hakkımız yoktur.
Yani çözersen iyilikle çöz. Başka yol yok.
Çok benim hoşuma giderdi bu ve de doğrudur…

Evet. Elleziy 'alleme bilkalem. O kalemle öğretmeyi, öğretendir. Allemel'insane ma lem ya'lem.
Hiç bilmediği şeyleri de öğreten o dur.
Esmâyı insana yükleyen o dur ana kartına.
Kella, sakın sakın şunu unutma yalnız.
Bakın çok dikkat etmek lâzım.
Bu altıncı âyet yukardan.
ilk inen âyetlerin altıncısı.
Kella, hiçbir zaman şunu aklından çıkarma demektir kella. innel'insane leyatğa, şüphesiz ki insan azgınlık üzere yaratılmıştır.
Azgındır yani. Muhakkak azıtır insan. Kesinlikle.
Neden? Neden azıtır?
Çünkü kendini kendine yeterli görür akıl.
Akıl kendisini ben tamamım der yani.
Ben Firavunum “Rabbuküm Al┠der.

فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى

--- " Fekale ene rabbukumul'a'la. Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi.” (Naziat 79/24)

“Ne Rabb’ından bahsediyorsun.
Ben burada açıkta Rabb’ınım senin.
Şah damarından ne yakın Rabb arıyorsun.
Hepinizi ben yaratmadım mı. Bu cennet bostanı. Ben sulamıyor muyum bağlarınızı, bahçelerinizi!” diyor firavun.
Herşeyi ben yapıyorum size. Benden ala Rabbikum Ala benden ala Rabb mı olur.
Bu Allahu Zülcelâl altınca âyette.
Bakın ne kadar harika.
Kella innel'insane leyatğa kesinlikle, liye muhakkak muhakkak ama.
Taği turyan eden, tağut.
Tuğyan, yet, tağa hep bunlar azgınlık köküdür.
Leyatğa kesinlikle bu ilerde azıtır.
Bunu unutma yalınız.
Nedir tağa galibiyeti kendinde görür.
Taraf olur kendisi Allaha karşı.
Bütün güç ve kudreti ben yapmıyorum şu anda.
Ben yapıyorum. O halde o yok der.
Geçici olsun, yarım nefeslik olsun.
Mâdem ki bana vermiş ben ona göstereceğim der.
Yine YâSîn Sûresinde, biliyorsunuz biz onu bir nutfeden yarattık.
Şimdi gördün mü karşımızda bize nasıl bir hasımın mubin oldu bak.

أَوَلَمْ يَرَ الْإِنسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ

--- " Evelem yeral insanü enna halaknahü min nutfetin fe iza hüve hasiymün mübin: İnsan görmez mi ki, biz onu meniden yarattık. Bir de bakıyorsun ki, apaçık düşman kesilmiş.” (YâSîn 36/77)

Öyle bir iğnenin ucu bile olmayan bir şeyden yarattığımızı görüyor musun adamı ne diyor: “Allah var!” diyor. “Yok!” diyor.
Yarım nefesini kesiversek vasiyetleşmeye gidemez evine barkına. Sayhaten, vahideten bir tek çığlık duyarsınız.
Haaaah der o kadar.
Gördün mü bu insanın azğınlığını kim yapıyor bu insanın azgınlığını akıl yapar.
Akıl o kadar önemlidir.
Neden korkmuştur.
Özellikle Türkiye deki tasavvuf akıldan. Çözememiştir.
O kadar çözememiştir ki. Hz. Mevlana dahi çözememiştir.
Bak ne diyor beşinci ciltte.
“Ey akıl! Bindiğim eşek.
Deniz kenarına getirdiğin için teşekkür ederim.
Git otla. Ben yeni bir alet buldum denize açılmak için aşk diyorlar!”
Bunu neyle söylüyor.
Akılla söylüyor akılla.
Aklı kullanarak akla söylüyor bunu.
Oysa aşk denilen şey nakilleşmiş aklın adıydı.
Ne dir rüşd.
Babalaşmış çocuğun adıdır. Baba olacak çocuğun adıdır.
Rüşd, rüşde ermek.
Nasıl dersin ki sen beş yaşındaki çocuğa baba diye? Baba mıdır bu.
Nasıl demezsin diyelim ki ergenliğe ermiş bir çocuğa baba olamaz diye nasıl diyorsun. Diyemezsin.
Akılda böyledir.
Ergenliğe ulaşmamışsa boş konuşur.
Ulaşmamışsa konuşmasa da doğrudur.
Akıl nakli bilmeli, bulmalı, olmalı ve yaşamalı.
Nasıl bilmeli?
İşte bilmeli.
Nasıl bulmalı?
İşte bir kablo mablo bir şey bulmalı.
Keban’a gidecekti ya. Keban’da olmalı ve yaşamalı yani ceryanda gelmeli.
Yoksa işte havanda su döver gibi yada bilmem ben dolapçı beygiri gibi dört nala koşar artık.
Testi yapar, şunu yapar.

Ama bir metre yol alamaz çünkü döner aynı yerde.
Ne Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’e gidebilir ne de başka bir yere gidebilir.
Döner aynı yerde yani.
Halbuki AKIL, Allahu Zülcelâl’in aynasıdır. Halifesidir.
Ve ileyhi turceun Ve ona döneceksinizi, bu çarşıdan çıkmadan onu bulursun.
Yaşanmayan yalandır şehâdet âleminde.
Allah Ez Zâhirdir. Açık çırılçıplaktır.
Giydirmeye çalıştıklarına bakma Rabb’ımızı.
Ve bununla ilgili bütün mekanizma vardır.
Allahu Zülcelâl’in kendisi hayydır şu anda.
Hayyı veren o dur zâten hayylığı yapan o dur şu anda.
Elektrik gibi durmadan hayy püsküren kendisidir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem ilk yaratılan nokta olarak bütün noktaların anasıdır ve hayydır zâten.
“Eşhedü en lâ ilâhe illâ Allah ve Eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasûluhu.”
Abduhu kim?
Arabistan’da yaşayan Muhammed Aleyhissalâtü vesselâm.
Rasûluhu kim?
İlk halk edilen nokta. Rasûlullah Allah’ın Rasûludur.
Rasûlullah kalktı kendisiyle.
Rasûl, irsal bâtına çekilip hayy olarak devam ediyor.
Ama biz zâhirde yaşıyoruz.
Şimdi hayalen mi Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’le irtibat kurarız. Hayır.
Nebidir aynı zamanda Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem.
Nübüvvet bize fiziki olarak madde olarak, genetik kart gibi aktarımlar getirmek zorundadır.
Bunlar bize direkt olarak lâzımdır.
Onun için Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’in nübüvveti Ehl-i Beyt velâyetinde derc olmuştur
Ne diyor kendisi buyuruyor Rasûlullah Efendimiz:
“ Ya Ali! Vallahi sen Musa’ya Harun ne ise sen de bana o sun.”
Nedir Musa Aleyhisselâma Harun?
Anaları birdir, kardeşidir.
“Ya Ali! Sen böyle benim kardeşimsin. Ancak benden sonra peygamber yok.”
Sen Harun değilsin. Peygamber değilsin kardeşimsin de.

....... Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem: “Yâ Ali! Ben sana yetmez miyim?”
Hz. Ali Efendimizin durumu çok enteresandır: “Ya Rasulallah Sen herkesi dost yaptın, arkadaş yaptın, bana kimseyi kardeş yapmadın” diyor.
Allah (C.C.)’ın Sevgilisi Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem de:
“Ya Ali Ben sana yetmez miyim? Ben de senin kardeşinim. Musa’ya nispetle Harun ne ise, sen Bana nispetle osun” buyuruyor.
(Aclunî, Keşfu’l hafâ, II, 382, 3177).

Nübüvvet nereye gitti?
Nübüvvet Fatma tül Zehra Vâlidemizde zâten. Yaaaah.
Onun için velâyet, velâyetin kablosu kim?
Ali Keremullahi veche.
İlim şehrinin kapısı Ali’dir.

....... Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem: “Ena medinetül ilmi ve aliyyün babuha!: Ben ilmin ehriyim, Ali ise kapısıdır.” Buyurdu.
[Deylemî]

Ben ilim şehriyim. İlim şehrinin kapısı Ali’dir.
Neden?
Edebsiz girilemez o ilim şehrine de onun için.
Edebsiz girmeye kalkışanlar iblistir.
Bunlar elbise giydirirler hep.
Kendilerine elbise giydirirler.
Küfür elbisesi giydirirler halbuki Halifetullah.
Şah damarından yakın olan şu anda Rabb’ısını taşıma, yani beraberler fakat yok der o.
Elbise giydirir.
Elbis yapar iki şeylik yapar. Şeytanlık yapar.
Hakka batılı giydirir iblislik yapar.
Neden akıl?
O akıl, ilimsiz kaldı, edebsiz kaldı, irfansız ve erkansız kaldığı için böyle yapar.
Kimdir Ali Keremullahi veche?
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’in oğlu gibi büyüttüğü bir çocuktur.
Aklı ermezken yanına aldı.
Çok çocuğu var diye. Bende Ali’ye bakacağım demiştir, bakmıştır.
Çünkü kendisine bakmıştır Ebu Tâlib. Oğlu gibi büyütmüştür.
Keremullahi veche demek, hiç Allah’tan başka vechini, yönünü dönmedi demektir.
Hani yukarıda diyorduk ya biraz önce okuyorduk ya o İkrâm eder.
Kerem haaah.
İkrâ ve Rabbüke’l Ekrem diyordu ya.
Keremullah’a veche olan Ali’dir.
Keremin kapısıdır çünkü.
O Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’in oğlu gibidir.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’in damadıdır. R
asûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’in kardeşi gibidir.
Çünkü onun koruması altında nübüvvet gelmekte bize.

nur-ye
Mon, 03.05.2010, 20:47
كَلَّا إِنَّ الْإِنسَانَ لَيَطْغَى

--- “Kella innel'insane leyatğa:Gerçek şu ki, insan azar.” (Alak 96/6)

Aklı ne güzel tarif ediyor bakın.
Kella innel'insane leyatğa. Sakın sakın şunu iyice bil ki kella, bu söylediklerimizin tersinde ne var dikkat et.
Onun yarattığını, birinci âyeti görüyorsunuz.
İkrâ bismikellezi halak. Oku Rabb’iyin ismini oku O yarattı.
Tekrar insanı basit bir alâkadan yarattı.
Bu alâka bir dişi ve eril, iki ayrı parçanın Lâ ilâhe ile İllâ Allah parçasının bileşimi alâkasıdır.
İlgisidir, seviyelenmesidir.
Bilişmesi, buluşması, oluşması ve yaşamasıdır.
Tevhittir bu çünkü.
Onun için kadının üreme organına, anamızın, kızımızın, bacımızın ne diyor Er RahmâN İsmimin tecellîsi olan Er rahîm ismimi verdim.
Sıla-yı rahîmi kesenlere lanet olsun!

Benzer hadis:

....... -Abdurrahman (Radıyallahu Anh) dan rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: Allah-u Teala buyurdu ki:“Ben Allahım, Ben Rahmanım, rahmi yarattım ve ismimden onun için yardım (Rahman ismimden onu ayırdım) onu ekliyeni ekledim, onu keseni kestim.” (Tirmizi Birr : 9)

ANA Sıla-yı Rahim ise Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem e SILadır..Salâvattır..

Bu teslimiyetten sonra Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem in SALÂT SILAsı başlayacaktır.

....... - Enes İbn-i Malik (Radıyallahu Anh) şöyle demiştir: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den işittim, şöyle buyuruyordu: “Kimi, rızkının kendisine genişletilmesi yahud ömrünün bakıyyesi (kalanı) kendisine uzatılması sevindirirse, o kimse hısımlarıyla ilgilensin (onlara iyiliği, ihsanı ekleyip dursun).”
(Buhari, Büyü:13, Edeb:22, Müslim, Birr:20-21, Ebu Davud, Zekat:45)

....... - Cübeyr İbn-i Mut’im(Radıyallahu Anh) dan rivayet edildiğine göre, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :“Sıla-i rahmi kesen cennete giremez.” buyurdular.
(Buhari, Edep :11, Müslim, Bin :18,19, Ebu Davud, Zekat:45, Tirmizi, Bin :10, ,Ahmed İbni Hanbel 3114,4/80,83,84,399)

Göbek bağı hakkını kesenlere.
Ne demek?
İhanet etmişlerdir akıllarına.
Çünkü onu ikilikte kalmış akıl, şeytanlaşmış bir akıl ancak şehvet yuvası sanır.
Tevhidi bulmuş, yaratılış sırrına ermiş kişi şehâdetin orada olduğunu anlar.
Onun için Allahu Zülcelâl, Rahîm ismini vermiştir oraya.
Bismillâhirrahmânirrahîm deki Rahîmi vermiştir.
Böyle hadis vardır kendi ismimi verdim diye.
Hadisi kudsidir bu. Sahih hadistir.

Demek ki tevhid seviyelenmesi bu kadar önemlidir.
Biz bundan çekiniriz geçiştirelim.
Neyi geçiştiriyorsun, geçiştirmekten kastın ne?
Bilmiyor muyuz biz gübrenin ve gülün ne olduğunu.
İşte bu tamamen şeytana teslim etmiştir.
Çünkü şehâdeti kaldırmıştır oradan.
Kadından doğmayan bir peygamber gösterin bakalım.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’i hadi doğurmayın kadından.
Bu ne?
Demek istiyorum ki doğru görmek, doğru anlamak zorundayız Kur’ân-ı Kerîm’i.
Böyle gelecek daha âyetler göreceğiz.
Çok açık ve net âyetler gelecek ileride.
Hayret diyeceğiz biz buna.
Neden böyle yapmıyorlar ki.
Neden alâkayı kan pıhtısı halinde biz Türkçede alâka diye neye diyoruz?
Kap pıhtısı ne demek? Nasıl bir kan pıhtısı bu?
Parmağımdan dökülen kan mı.
Hayır hayır.
Lâ ilâhe tarlasıyla İllallah tohumundan doğan bir tevhid var ortada.
Ve Allahu Zülcelâl’in muradı da budur zâten.
İkiliği kaldırın tevhidte beraberiz buyurmaktadır açık.
Sünnetullah, tavrı, tarzı, stili maddi manevi kanunları bilmece yapmaz.
Gizlenmek yapmaz. Açıktır, her şey açıktır.
Kafir müslim ayırmadan ortadadır demek istiyorum.
Böyle bir alâkadan insanı yarattık.
İkrâ Rabbukel Ekrem.
Oku oku. Ve senin Rabb’ın var ya El Kerîm olandır.
Küllü şeyi sadece hizmet için verendir.
Karşılıksız verendir. Mutlaka verendir.
Ayırmadan, kayırmadan verendir.
Kime?
Aklı olanlara. Mecnunlar var böyle aklı olmayan böyle deliler görürüz. Bunlar nedir?
Bunlar böyle ibret sahnesinde oynatan muhabbet fedaileridir.
Ancak cahiller onları taşa tutar.

Hatırlarsınız. İmam-ı Azam Efendimizin meşhur son zamanlarında hatta bizzat yaşadığı evinin penceresine gelen bir sarhoş, şarabı dolduruyor dolduruyor geliyor.
“Senin gibi imama ben söyle yaparım!.”
Basıyor küfrü. Etrafa da:
“Dokunmayın benim bülbülüme, dokunmayın benim bülbülüme!”
Bülbülde durmuyor ki her gün geliyor yani.
Bir gün demişler ki tak etti bunun yaptığı yani.
e yapsalar durduramıyorlar çünkü.
Belli saatte geliyor oraya zil zurna sarhoş.
“İmam-ı Azam burada mısın?”
“Buradayım oğul!”
“Ben var ya sana şöyle ederim, böyle ederim!”
Çoluğu çocuğu, akrabası herkes var orada.
Herkesin sigortası atıyor.
Bir gün yakalamışlar götürmüşler karakola.
Yatırmışlar falâkaya.
Baba bir bakmış ses yok.
Çıkmış demiş ki çocuklara. Çocuklara: “ Bizim bülbül niye gelmedi.”
Küçük çocuklar da demişler ki:
“Dede onu götürdüler karakolda dayak atıyorlar ona!”
Falâka deyince. Baş kabak, yalın ayak.
İçeri girip ayakkabı giyinmemiştir. O haliyle koşmuştur.
Yani şimdiki pijamalı gibi.
Kendisi imamdır.
Yani o devrin hükmünü, kanunu uygulayıcıdır kendisi.
Her söylediği emirdir şeriat bakımından olması gereken birisidir yani. Koşarak varıyor ki dayak tam.
“Niye dövüyorsunuz siz bunu?”
“Efendim size küfür etmiş!”
“Bana küfrettiyse size ne?”
“Efendim işte!”
“Hayır efendim!” diyor. “Bu adam kimseyi rahatsız etmiyor. Bu adam geliyor benim pencereye. Bana söylüyor söyleyeceğini yani. Ben şikâyetçi değilim!.”
“Tamam bırakalım Efendim!”
Bırakıyorlar.
Bizimki paçayı kurtarınca gidiyor tabii.
Eksik kalan küpündeki şarabı da dolduruyor meyhaneden.
Tekrar koşarak geliyor.
Yine pencereden içeriye veriştiriyor yani.
“İmam sen gelip beni kurtardın ama ben sana şunları yaparım!
Öyle edeceğim. Böyle edeceğim!.”
Bir dönüyor ki. Bizim imamımız namaz kılar gibi elini göbeğinin üzerine bağlamış kafasını eğmiş, gözünden yaş dökülüyor.
“Sen ne biçim adamsın imam? Ben sana böyle makas görmemek küfürlerle küfür ederken sen bana kıyam mı duruyorsun. Ne demek istiyorsun?” deyince ne diyor:
“Dururum evlat, dururum. Sen benim muhabbet aynamsın. Seni ibret sahnesinde oynatan Allah beni hikmet sahnesinde imam yaptı. Ben sana bakarda saçlarımı sakalımı tararım. Sen benim velinimetimsin. Sen benim gübremsin. Sen olmasan ben nasıl olurumum. Ben sana nasıl saygı duymam!”
Bu ne muhteşem anlayıştır ve doğrudur.
Onun içinde uyandıramadıklarımızı, ayıkdıramadıklarımızı yerle bir etmeye hakkımız yoktur.
Yani çözersen iyilikle çöz. Başka yol yok.
Çok benim hoşuma giderdi bu ve de doğrudur…

Evet. Elleziy 'alleme bilkalem. O kalemle öğretmeyi, öğretendir. Allemel'insane ma lem ya'lem.
Hiç bilmediği şeyleri de öğreten o dur.
Esmâyı insana yükleyen o dur ana kartına.
Kella, sakın sakın şunu unutma yalnız.
Bakın çok dikkat etmek lâzım.
Bu altıncı âyet yukardan.
ilk inen âyetlerin altıncısı.
Kella, hiçbir zaman şunu aklından çıkarma demektir kella. innel'insane leyatğa, şüphesiz ki insan azgınlık üzere yaratılmıştır.
Azgındır yani. Muhakkak azıtır insan. Kesinlikle.
Neden? Neden azıtır?
Çünkü kendini kendine yeterli görür akıl.
Akıl kendisini ben tamamım der yani.
Ben Firavunum “Rabbuküm Al┠der.

فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى

--- " Fekale ene rabbukumul'a'la. Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi.” (Naziat 79/24)

“Ne Rabb’ından bahsediyorsun.
Ben burada açıkta Rabb’ınım senin.
Şah damarından ne yakın Rabb arıyorsun.
Hepinizi ben yaratmadım mı. Bu cennet bostanı. Ben sulamıyor muyum bağlarınızı, bahçelerinizi!” diyor firavun.
Herşeyi ben yapıyorum size. Benden ala Rabbikum Ala benden ala Rabb mı olur.
Bu Allahu Zülcelâl altınca âyette.
Bakın ne kadar harika.
Kella innel'insane leyatğa kesinlikle, liye muhakkak muhakkak ama.
Taği turyan eden, tağut.
Tuğyan, yet, tağa hep bunlar azgınlık köküdür.
Leyatğa kesinlikle bu ilerde azıtır.
Bunu unutma yalınız.
Nedir tağa galibiyeti kendinde görür.
Taraf olur kendisi Allaha karşı.
Bütün güç ve kudreti ben yapmıyorum şu anda.
Ben yapıyorum. O halde o yok der.
Geçici olsun, yarım nefeslik olsun.
Mâdem ki bana vermiş ben ona göstereceğim der.
Yine YâSîn Sûresinde, biliyorsunuz biz onu bir nutfeden yarattık.
Şimdi gördün mü karşımızda bize nasıl bir hasımın mubin oldu bak.

أَوَلَمْ يَرَ الْإِنسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ

--- " Evelem yeral insanü enna halaknahü min nutfetin fe iza hüve hasiymün mübin: İnsan görmez mi ki, biz onu meniden yarattık. Bir de bakıyorsun ki, apaçık düşman kesilmiş.” (YâSîn 36/77)

Öyle bir iğnenin ucu bile olmayan bir şeyden yarattığımızı görüyor musun adamı ne diyor: “Allah var!” diyor. “Yok!” diyor.
Yarım nefesini kesiversek vasiyetleşmeye gidemez evine barkına. Sayhaten, vahideten bir tek çığlık duyarsınız.
Haaaah der o kadar.
Gördün mü bu insanın azğınlığını kim yapıyor bu insanın azgınlığını akıl yapar.
Akıl o kadar önemlidir.
Neden korkmuştur.
Özellikle Türkiye deki tasavvuf akıldan. Çözememiştir.
O kadar çözememiştir ki. Hz. Mevlana dahi çözememiştir.
Bak ne diyor beşinci ciltte.
“Ey akıl! Bindiğim eşek.
Deniz kenarına getirdiğin için teşekkür ederim.
Git otla. Ben yeni bir alet buldum denize açılmak için aşk diyorlar!”
Bunu neyle söylüyor.
Akılla söylüyor akılla.
Aklı kullanarak akla söylüyor bunu.
Oysa aşk denilen şey nakilleşmiş aklın adıydı.
Ne dir rüşd.
Babalaşmış çocuğun adıdır. Baba olacak çocuğun adıdır.
Rüşd, rüşde ermek.
Nasıl dersin ki sen beş yaşındaki çocuğa baba diye? Baba mıdır bu.
Nasıl demezsin diyelim ki ergenliğe ermiş bir çocuğa baba olamaz diye nasıl diyorsun. Diyemezsin.
Akılda böyledir.
Ergenliğe ulaşmamışsa boş konuşur.
Ulaşmamışsa konuşmasa da doğrudur.
Akıl nakli bilmeli, bulmalı, olmalı ve yaşamalı.
Nasıl bilmeli?
İşte bilmeli.
Nasıl bulmalı?
İşte bir kablo mablo bir şey bulmalı.
Keban’a gidecekti ya. Keban’da olmalı ve yaşamalı yani ceryanda gelmeli.
Yoksa işte havanda su döver gibi yada bilmem ben dolapçı beygiri gibi dört nala koşar artık.
Testi yapar, şunu yapar.

Ama bir metre yol alamaz çünkü döner aynı yerde.
Ne Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’e gidebilir ne de başka bir yere gidebilir.
Döner aynı yerde yani.
Halbuki AKIL, Allahu Zülcelâl’in aynasıdır. Halifesidir.
Ve ileyhi turceun Ve ona döneceksinizi, bu çarşıdan çıkmadan onu bulursun.
Yaşanmayan yalandır şehâdet âleminde.
Allah Ez Zâhirdir. Açık çırılçıplaktır.
Giydirmeye çalıştıklarına bakma Rabb’ımızı.
Ve bununla ilgili bütün mekanizma vardır.
Allahu Zülcelâl’in kendisi hayydır şu anda.
Hayyı veren o dur zâten hayylığı yapan o dur şu anda.
Elektrik gibi durmadan hayy püsküren kendisidir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem ilk yaratılan nokta olarak bütün noktaların anasıdır ve hayydır zâten.
“Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasûluhu.”
Abduhu kim?
Arabistan’da yaşayan Muhammed Aleyhissalâtü vesselâm.
Rasûluhu kim?
İlk halk edilen nokta. Rasûlullah Allah’ın Rasûludur.
Rasûlullah kalktı kendisiyle.
Rasûl, irsal bâtına çekilip hayy olarak devam ediyor.
Ama biz zâhirde yaşıyoruz.
Şimdi hayalen mi Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’le irtibat kurarız. Hayır.
Nebidir aynı zamanda Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem.
Nübüvvet bize fiziki olarak madde olarak, genetik kart gibi aktarımlar getirmek zorundadır.
Bunlar bize direkt olarak lâzımdır.
Onun için Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’in nübüvveti Ehl-i Beyt velâyetinde derc olmuştur
Ne diyor kendisi buyuruyor Rasûlullah Efendimiz:
“ Ya Ali! Vallahi sen Musa’ya Harun ne ise sen de bana o sun.”
Nedir Musa Aleyhisselâma Harun?
Anaları birdir, kardeşidir.
“Ya Ali! Sen böyle benim kardeşimsin. Ancak benden sonra peygamber yok.”
Sen Harun değilsin. Peygamber değilsin kardeşimsin de.

....... Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem: “Yâ Ali! Ben sana yetmez miyim?”
Hz. Ali Efendimizin durumu çok enteresandır: “Ya Rasulallah Sen herkesi dost yaptın, arkadaş yaptın, bana kimseyi kardeş yapmadın” diyor.
Allah (C.C.)’ın Sevgilisi Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem de:
“Ya Ali Ben sana yetmez miyim? Ben de senin kardeşinim. Musa’ya nispetle Harun ne ise, sen Bana nispetle osun” buyuruyor.
(Aclunî, Keşfu’l hafâ, II, 382, 3177).

Nübüvvet nereye gitti?
Nübüvvet Fatma tül Zehra Vâlidemizde zâten. Yaaaah.
Onun için velâyet, velâyetin kablosu kim?
Ali Keremullahi veche.
İlim şehrinin kapısı Ali’dir.

....... Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem: “Ena medinetül ilmi ve aliyyün babuha!: Ben ilmin ehriyim, Ali ise kapısıdır.” Buyurdu. [Deylemî]

Ben ilim şehriyim. İlim şehrinin kapısı Ali’dir.
Neden?
Edebsiz girilemez o ilim şehrine de onun için.
Edebsiz girmeye kalkışanlar iblistir.
Bunlar elbise giydirirler hep.
Kendilerine elbise giydirirler.
Küfür elbisesi giydirirler halbuki Halifetullah.
Şah damarından yakın olan şu anda Rabb’ısını taşıma, yani beraberler fakat yok der o.
Elbise giydirir.
Elbis yapar iki şeylik yapar. Şeytanlık yapar.
Hakka batılı giydirir iblislik yapar.
Neden akıl?
O akıl, ilimsiz kaldı, edebsiz kaldı, irfansız ve erkansız kaldığı için böyle yapar.
Kimdir Ali Keremullahi veche?
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’in oğlu gibi büyüttüğü bir çocuktur.
Aklı ermezken yanına aldı.
Çok çocuğu var diye. Bende Ali’ye bakacağım demiştir, bakmıştır.
Çünkü kendisine bakmıştır Ebu Tâlib. Oğlu gibi büyütmüştür.
Keremullahi veche demek, hiç Allah’tan başka vechini, yönünü dönmedi demektir.
Hani yukarıda diyorduk ya biraz önce okuyorduk ya o İkrâm eder.
Kerem haaah.
İkrâ ve Rabbüke’l Ekrem diyordu ya.
Keremullah’a veche olan Ali’dir.
Keremin kapısıdır çünkü.
O Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’in oğlu gibidir.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’in damadıdır. R
asûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’in kardeşi gibidir.
Çünkü onun koruması altında nübüvvet gelmekte bize.

Bu kâinatta iki anne vardır.
İkisi de muhteşemdir.
Birisi zâhirde, birisi bâtında.
Bâtındaki Meryem Aleyhasselâm vardır tekdir.
“Ya Meryem! Sen bütün kâinattaki kadınların en yücesisin.” Âyettir bu. Tek.

وَإِذْ قَالَتِ الْمَلاَئِكَةُ يَا مَرْيَمُ إِنَّ اللّهَ اصْطَفَاكِ وَطَهَّرَكِ وَاصْطَفَاكِ عَلَى نِسَاء الْعَالَمِينَ

--- " Ve iz kaletil melaiketü ya meryemü innellahestafaki ve tahheraki vastafaki ala nisail alemin: Melekler şöyle demişlerdi: «Ey Meryem, Şüphesiz Allah seni süzüp seçti, seni tertemiz yarattı ve seni alemin kadınlarına üstün kıldı!” (Âl-i İmrân 3/42)

Zâhirdeki Fatma tül Zehra Vâlidemizdir.
Kıyamete kadar gelecek bütün saf kan Ehl-i Beytin anasıdır.
Soysuzluk yapmayanların anasıdır yani.
Edeble, İlimle, Edeble, İrfanla ve Erkanla Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’in kanını, canını, Kur’ân-ı nı taşıyan Ehl-i Beyt Aleyhisselâm. Nübüvvet sırrını taşırlar.
Yani diri olan bize diri lâzım olan malzemeleri taşırlar.
Aynen fiş piriz gibi. Elimiz değse onların eline Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’in kanına, canına değmiş gibi olu veririz.
Neyi getiriyorsa bir saniye Keban’ın tümünü buraya yükler çünkü.
Bu el almak, kol almak hep budur. İşin doğrusu budur.
Ama bu gün nereye gelmiş.
Kim kime neyin elini veriyor. Öbürü ne alıp ne veriyor.
Anlamak mümkün olmuyor.
Bir Pazar kurulmuş ki akıl fikir erecek gibi değil.
Sonuç?
Allah yardım etsin sıfır.
Böyle miydi?
Böyle değildi. Onun için bunlar anlaşılamamıştır.
Kendisi de böyle necip bir aileden gelmiştir Münir Derman Hocam.
Otel odalarında ölmüştür.
Etrafında üç beş tane kadın kalmıştır.
Bu günkü bu düzenbazlar, üç kağıtçılar doğru söylemiyorlar.
Doğru konuşmuyorlar.
Ankara’ya gittiğimde konuştuk biz Zafer Kitabevindeki şeyle.
Onu, Münir Derman Hocayı yıkayıp, kefenleyen insan o.
Kaç kişi vardı diye sordum?
Yedi kişi. İki erkek gerisi kadın.

Şunu demek istiyorum.
Onlarda böyle usul yoktu.
Münir Derman dört üniversite bitirmiş bir insan.
Bizim köydeki çobanların gidip de orada trilyoner olduğu yerde on yıl profesörlük yaptı.
Kazancını meyhanede, şurada burada yemedi.
Hüsnü Babalara dağıttı ve kendisi de öyle hiç israf bilmeyen bir insandır. Böyle bir.
Neden?
Neden olacak saff kan Ehl-i Beyttir de onun için.
Kimseye tenezzül etmeyen, yüklenmeyen. Allah’tan korkan, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’den utanan, Allah Dostlarına karşı bir edebi olan.
Ne diyor kendi şeyinde?
“Ben üç ihlas bir Fâtiha da hocama gönderirim!”
“Çünkü çok ekmeğini yedim. Ömer Hocam. Çok.”

Şunu demek istiyorum.
Burada benim ile Allahu Zülcelâl’in aracısı değil.
Aracı konuşuluyor birde aracı ne aracısı.
Bana lâzım ve lâyık olan şeyler var.
Mesela anam babam gibi.
Anam babam, benim aracım mı yoksa lâzım ve lâyık mıdır.
Olmazsa olmazlarım mıdır.
Çıkartıyor aradan aracıyı Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’i Rabb’ısıyla baş başa.
Hangi Rabb’ısı?
Şeytan Rabb’ısıyla.
Okumuyor çünkü Kur’ân-ı Kerîmi. Kabul etmiyor zâten.
Kendisi zâten şeytan Kuranı haline gelmiş hâşâ. Tanımıyor.
Bu bunları niye söylüyorum.
Biz çeker gidersek hiç değilse çocuklarımız demesin ki biz duymadık.
Biz duyduk desinler.
“Ve kalu semi'na ve eta'na”
“Duyduk itaat ediyoruz!” desinler.

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ

--- “Amener rasûlü bi ma ünzile ileyhi mir rabbihi vel mü'minun, küllün amene billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rusülih, la nüferriku beyne ehadim mir rusülih, ve kalu semi'na ve eta'na ğufraneke rabbena ve ileykel masiyr:Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah a, meleklerine, kitablarına, peygamberlerine iman ettiler. "Allah'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır" dediler.” (Bakara 2/285)

“Ve kalu semi’na ve aseyna” âyeti de vardır.

وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا آتَيْنَاكُم بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُوا قَالُوا سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُوا فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ إِيمَانُكُمْ إِن كُنتُمْ مُّؤْمِنِينَ

--- “Ve iz ehazna misakaküm ve rafa'na fevkakümüt tur, huzu ma ateynaküm bi kuvvetiv vesmeu, kalu semi'na ve asayna ve üşribu fi kulubihimül icle bi küfrihimv kul bi'sema ye'müruküm bihi imanüküm in küntüm mü'minin:Hatırlayın ki, Tûr dağının altında sizden söz almış: Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!” (Bakara 2/93)

Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden değiştirirler, dillerini eğerek, bükerek ve dine saldırarak (Peygambere karşı) "İşittik ve karşı geldik", "dinle, dinlemez olası", "râinâ" derler. Eğer onlar:

مِّنَ الَّذِينَ هَادُوا يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَيًّا بِأَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِي الدِّينِ وَلَوْ أَنَّهُمْ قَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَأَقْوَمَ وَلَكِن لَّعَنَهُمُ اللّهُ بِكُفْرِهِمْ فَلاَ يُؤْمِنُونَ إِلاَّ قَلِيلاً

--- "Minellezine hadu yüharrifunel kelime am mevadiihi ve yekulune semi'na ve asayna vesma' ğayra müsmeiv ve raina leyyem bi elinetihim ve ta'nen fid din ve lev ennehüm kalu semi'na ve eta'na vesma' venzurna leane hayral lehüm ve akveme ve lakil leanehümüllahü bi küfrihim fe la yü'minune illa kalila:Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden değiştirirler, dillerini eğerek, bükerek ve dine saldırarak (Peygambere karşı) «İşittik ve karşı geldik», «dinle, dinlemez olası», «râinâ» derler. Eğer onlar «İşittik, itaat ettik, dinle ve bizi gözet» deselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olacaktı; fakat küfürleri (gerçeği kabul etmemeleri) sebebiyle Allah onları lânetlemiştir. Artık pek az inanırlar.” (Nisâ 4/46).

Bir tane ikisi zıt âyettir onların.
Duyduk ki isyan ediyoruz. Çünkü Firavunluğu kabul ediyoruz.
Onlarda etsinler.
Yine âyet vardır. Oku ya Muhammed dirilecekler seni duyacak, ölülere sözümüz hakk olsun. Biz kalkmıyoruz kardeşim diyenler duymadık demesinler sadece.

لِيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ

--- " Li yünzira men kane hayyve ve yehikkal kavlü alel kafirin: Diri olanları uyarsın ve kâfirler cezayı hak etsinler diye.” (Yâ-sîn 36/70)

Bunlar hep insanı tehdit değildir uyarıdır.
Yazık olmasın, yazık olmasın, yazık olmasın.
Tüm bu güzelliklerin sebebi.
Kella innel'insane leyatğa
Dikkat et, dikkat et ki bu insan azgınlık üzere halk edilmiştir.
Azgınlık programları yüklüdür kendisinde
Dünyanın en zâlimi olabilir.
En merhametlisi de olabilir.
O zaman beni Allah azıtır, o zaman beni Allah âlim yapar.
Sen ne yaparsın? Her işi kendin yaparken bu hususta neden öyle düşünürsün? Neden bakmıyorsun Kur’ân-ı Kerîm’e?
İki tane yol gösterdik, iki tane kader çizdik.
Buraya giderseniz buraya çıkarsızı,
Buraya giderseniz buraya çıkarsınız.
Seni yaratan benim.
Yolu yaratan benim.
Kanunu koyan benim.
Mecbur tutan da benim ve yapıyorum.
Çünkü ben yaratanım.
Çıkın çıkabiliyorsanız sahamın dışına.
Çıkabiliyor muyuz?
Kaldırın aklınızı.
Kapatın mezar kapısını konuşun.
Ve bu gün ölümü kaldırsanız kaç kişi kalır Allah’a inan.
Sorun kendi vicdanlarınıza.
Gerçekten de Allah’a inanmak lâzım dır mı, lâyık dır mı bir sorun.
Onun için biz büyük söz değil hâşâ Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’in buyurduğunu buyuruyoruz.
Bizim imanınız Cebrâil Aleyhisselâmın imanı gibidir.
Bizim imanımız Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’in imanı ile aynı seviyededir.
Çokluk yokluk değil.
İsterse Akdeniz gibi olsun onunki, bizim ki de bir tas olsun ama “Allahuekber” dedi mi biz onun “Allahuekber” ine uyarız.
Biz aynı yerdeyiz. Aynı seviyedeyiz yani çokluk benim işim değil.
Ben bir damlayım, o bir deniz ama aynı seviyedeyiz.
Ne gökyüzünde ne de yerin dibinde olamayız. Bunu demek istiyorum.
Bu insan azgınlık üzere de halk edilmiştir.
Bunlara rağmen.

أَن رَّآهُ اسْتَغْنَى

--- “En reahüsnağna: Kendisini artık ihtiyacı yokmuş görmekle.” (Alak 96/7)

Neden azgınlık yapar bu?
En, şundan dolayı ki, şunun için ki mazhar yapıyor.
Reahüsnağna, kendisini müstağni görür, Ben kani görür, ben kendime yeterliyim görür yani.
Ben güçlüyüm.
Benim elim, benim hayatım benim şunum, benim bunum.
Yaratan ne oluyor, yaratılan ne oluyor.
İnsanlar, başkaları ne oluyor.
Ben herkesin hakkını da yerim. Hukukunu da yerim.
Kötülük yaparım. Her şeyi yaparım.
Benim gücüm var çünkü.
Tagniyim, ganiyim çünkü yani.
Ne diyor firavun: “ Ey haman! Sen bana göklere bir kule yapda. Bir de yay ok getirinde şu Musa’nın rabbısını vuruyum indireyim aşağıya.” Âyet bunlar. Yaaah.

وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَا أَيُّهَا الْمَلَأُ مَا عَلِمْتُ لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرِي فَأَوْقِدْ لِي يَا هَامَانُ عَلَى الطِّينِ فَاجْعَل لِّي صَرْحًا لَّعَلِّي أَطَّلِعُ إِلَى إِلَهِ مُوسَى وَإِنِّي لَأَظُنُّهُ مِنَ الْكَاذِبِينَ

--- “Ve kale fir'avnü ya eyyühel meleü ma alemtü leküm min ilahin ğayri Fe evkid li ya hamanü alet tiyni fec'al li sarhal lealli ettaliu ila ilahi musa ve inni le ezunnühu minel kazibin :Firavun: Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilâh tanımıyorum. Ey Hâmân! Haydi benim için çamur üzerine ateş yak (ve tuğla imal et), bana bir kule yap ki Musa'nın tanrısına çıkayım; ama sanıyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir, dedi.” (Kasas 28/38)

Ne diyor sihirbazlara sizde benim okun ucuna bir balık taksanız ya havada. Bu kendisini müstağni görmekle gerçekten çok bir azgınlığa düşür. Kendisinin muhtaç olmadığını zanneder.
Kendisinin yarım nefesini Allahu Zülcelâl kesse kıpırdayamayacağını düşünemez.
Düşünse de o noktaya gelmediği sürece halbuki

إِنَّ إِلَى رَبِّكَ الرُّجْعَى

--- “İnne ila rabbikerrü':Kuşkusuz dönüş Rabbinedir.” (Alak 96/8)

İnne, şüphesiz olan şudur ki. ila rabbikerrü' bu var ya sonunda sonunda nihâyetinde rücu eder.
Mecburen döner gelir Rabbisine.
Çıktığı noktaya tekrar döner gelir bu. Çare yok.
Bunu görüp duruyor zâten.
Ki kurtulmuş ki bundan o kurtulacakmış.
Akla söylüyor bunu.
Kesinlikle döneceği sonunda buradır.
Her kim olursa olsun.

أَرَأَيْتَ الَّذِي يَنْهَى

--- “Eraeytelleziy yenha.: Gördün mü şu men edeni,” (Alak 96/9)

Baksan ya şu nehyedene, yasaklayan, engelleyene bir bak.
Kim engelliyor?
Bir akıl başka bir aklı engelliyor.
Bir kişi başka bir kişiyi engelliyor.
Bu azgınlık itaatı engelliyor.
Halbuki bunlar gül gübre gibi anlaştıkları takdirde muazzam bir şeydi.
Çünkü inkarı olmayanın İkrârı yoktu.
Gübresi olmayanın gülü yoktu.
Bunla seviyelendiği zaman, uyuşum sağladığı zaman Hakk doğardı.
Yani altın tozunun içerisinde gül tohumu ektik diye, en kıymetliye ektik hadi kalk deyince kalkmaz.
Onun için çölde çöl komanda yetiştirilir gibi çöl adamı yetiştiriliyor.
Akla hayale gelmedik çilelerden geçiriliyor.
Bir insanın dayanması mümkün değil diyorsunuz.
Adete ne bileyim ben Eğridir deki komanda taburu gibi.
Her türlü sıkıntıların içerisine.
Peygamber aleyhisselâmda öyle.
En büyük çileleri biz çektik diyor Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem.
İnsan olarak denenirken.
Bizim gibi denenmiştir.
Daha beter denenmiştir.
Doğmadan babası gitmiştir.
Kendini bilemeden annesi gitmiştir.
Yetim ve öksüz kalkmıştır dağlarda bağlarda.
Kim diyormuş onu şu hem yetim hem öksüz olan mı?

--- Bismillâhirrahmânirrahîm,

Elemneşrahleke sadrek. Ve adağna anke vizrek, ellezi engada zahrek. Ve refağna leke zİkrâk. Feinne maal usri yüsran. Inne maal üsri yüsra feiza ferağte fensab ve ila rabbike ferğab.
1.Biz, senin göğsünü yarıp-genişletmedik mi?
2.Ve yü Kûnü indirip-atmadık mı?
3.Ki o, senin belini bükmüştü;
4.Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi?
5.Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır.
6.Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.
7.Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et.
8.Ve yalnızca Rabbine rağbet et.

Nasıl şahlanıyor. Biz sana neler yaptık bak!..

nur-ye
Mon, 03.05.2010, 20:48
Bismillâhirrahmânirrahîm

1. Vedduha.

2. Velleyli iza seca.

3. Ma vedde'ake rabbüke ve ma kala.

4. Ve lel'âhiretü hayrün leke minel'ula.

5. Ve lesevfe yu'tıyke rabbüke feterda.

6. Elem yecidke yetiymen feava.

7. Ve vecedeke dallen feheda.

8. Ve vecedeke 'ailen feağna.

9. Femmel yetiyme fela takher.

10. Ve emmessaile fela tenher.

11. Ve emma binı'meti rabbike fehaddis.


Biz seni yetim olarak bulmadıkmı, seni gani kılmadık mı?
Şunları şunları yapmadık mı.
Allahu Zülcelâl Eraeytelleziy yenha şu nehyedene bir baksan ya engelleyene bir bak.
عَبْدًا إِذَا صَلَّى

--- “Abden iza salla :
Namaz kılarken bir kulu (Peygamber'i namazdan)” (Alak 96/10)

Abden iza salla, kim engelliyor bir bakın?
Bir kul ki, bir akıl ki, bir insan ki.
İza salla, sall yapmak istiyor.
Bir gölge aslına kavuşmak istiyor.
Anlamak istiyor.
Yani benim şu âletim Keban’la zâten buluşukken diyor ki bir de ben bileyim buluşukluğumu yani.
Sall, siladır irsaldir.
Her türlü vasıflarıyla birlikteliktir.
Ne ise özellikleri aynı özelliği taşımaktık.
Sall dır bu, sila-yi rahîmdir.
Bak sen şu kula ki, şu akıla bak ki, nakil bağıyla aslıyla buluşmak isteyen aklı sallı engelliyor.
Kim bu azgın. Kendi tuğyan ediyor.
Tağut. Tağut nedir?
Bir milleti yada bir insanı sapıtan insanlar tağuttur.
Firavundan beterdir hele bu günün tağutları.
Firavun onların yanında çok masum kalır.
Abden iza salla, sıla yapmak için sıla yapanı engelleyen o kulu gördün mü sen.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’i de engellemiştir.
Kâbe’nin önünde namaz kılıyor diye.
Getirin yeni kesilmiş bir işkembe deve işkembesini, üç beş kişi getiriyorlar. Yarıyorlar yarısını.
Tefeye kafa girecek kadar yani.
Bir belli bir yer girecek kadar yarılmış bir işkembeyi pisliğiyle beraber başına geçiriyorlar ve Gözüken sadece dizleri.
Çıkmak için Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem uğraşıyor.
Fakat kimse yaklaşamıyor şerlerinden.
Ebu Bekir Radiyallahu anh dahi uzaktan diyor ki: “Rabb’ım Allah dediği için adamı öldürecek misiniz?”
Kim geliyor?
Fatma Vâlidemiz. Yaaah.
Daha genç, çok genç böyle çok genç. Ağlayarak.
Bunlar hep yaşanmıştır.
Kâbe’nin önünde namaz kılmanın bedeli budur denmiştir.
Ama o Kâbe’deki putları şehre girdiği andan itibaren doğru Kâbe’ye.
Hiç kimseye bir şey demeden.
Dışarıdaki putları yerle bir edin.
Ya Ali gel içeriyi temizleyelim. Temizlenmiştir.
Bir tane put kaldı yukarıda.
Çıkarıp çıkarıp atıyorlar çünkü.
Onlar da çağrışıyorlar: “Şu putumuz gitti, Meta’mız gitti, Uzza’mız gitti. Şunumuz gitti, Bunumuz gitti!” ağlaşıyor o putçular.
Ama o bir tane put gelmiyor.
Ne diyorlar?
“O putu almaya Muhammed’in gücü yetmedi hâşâ!”
Merdiven bulunurdu belki.
Gidip getirmek lâzım, zaman lâzım.
Ne diyor Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem:
“Ya Ali! Ben mi senin omzuna basayım, çıkayım. Sen mi benim omzuma basıp çıkacaksın!”
Ali Efendimiz pehlivan, yiğit insan. Güçlü yani.
Mantıken akılla Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem çıkmalı.
“Siz bilirsiniz Ya Rasûlullah!”
Edebe bak. Çözemedi.
“Ya Ali! Sen beni taşıyamazsın. Çık omzuma. Ben yavaşça kalkarım. İkimiz dikildiğimiz zaman sen o puta ulaşırsın. İndir onu aşağıya!”
Bu nübüvvet sırrıdır bu.
Bu güç bu imkan bu günde devam etmektedir aynı şekilde.
Bu günde Ali Keremullahi veche Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem Efendimizin omzunda o putları indirmektedir.
Ali Efendimizin üzerinde, omzunun üzerinde onun kanı, canı, imanı Kur’ânı gelmektedir bu günde Allah’ın inâyetiyle.
Ve böyleyse böyledir yalnız bunu diyorum.
Değilse zâten değildir.
Böyle bir gösteriş bir dışarıya karşı elbise giyer gibi el alma el verme, tarikata girme tarikattan çıkma gibi bunlar basit şeylerdir.
Esas olan işte öyle bağlanıştır.
Yani ağır mı gelir Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’in omzuna çıkalım da putumuzu indirelim demek.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem Allahu Zülcelâl in hizmetinin üzerine basmakta şu anda, İkrâmının üzerine basmakta herkes.
Onun için zâten sorun ya.
Ve bütün bunlar putlar temizlendiğinde bir daha namaz kılıyor orada Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem. İmam oluyor.
Allahuekber dediğinde putçu kalmıyor neredeyse.
Kimi kahren, kimi kerhen, kimi tav’en çeşitli şekillerde “Allahuekber!” e iştirak ediyorlar genellikle.
İşte gördün mü Abden iza salla.
O insana bakar mısın ki o salletti, sall edeni engelliyor. Sıla edeni engelliyor.
Bu ne demek?
Muhammed Aleyhissalâtü vesselâm’ e yada Veliyullaha teslim, selâmet bakımından el birliği biz birliği yapmada engelliyor.
Başka?
Ehl-i Beyt Aleyhisselâma edeb birliğini engelliyor.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’e irfan birliğini engelliyor. Dolayısıyla Allahu Zülcelâl’e erkan, rükun, şart, kural koymuyor.
Kendi canı ne isterse onu söylüyor.
Kendi keyfince bir Rabb yaratmaya çalışıyor, ya da kiralamaya, satın almaya çalışıyor.
Kelimeleri ters kullanıyorum ama doğru kullanıyorum.
Oysa, yaratan şah damarımızdan şu anda yakın hazır nazır ve onu kullanmaktayız, onun diriliğini kullanmaktayız şu anda.
Tıpkı Keban’daki elektriği gibi el Hayyı fiilen kullanmaktayız.
Çünkü bir tek hayy vardır o da Allahu Zülcelâl’dir.
O açıktır. Âletlerde kullandığımız o dur.
Onun diriliğidir onu demek istiyorum.
Buna dikkat etmek lâzım.
İşte bu Sallı, bu ulaşımı, bu bilişimi, buluşumu, oluşumu ve yaşayışın tümünü sall diyoruz biz.
Bunun için bendeki fişin bu “Lâ ilâhe fişinin illallah” prizine takılması meselesi var.
Sall budur. Benim teslim olmam lâzım.
Onun istikamet vermesi lâzım bana ki gideyim oraya.
Burada teslim oluş bir krallık kulluk değildir.
Ben senin elini tutsam sende benim elimi tuttun.
Elleştiktir bunun adı. Teslimleştiktir.
Ben sana teslim sen bana teslim sen biziz.
Teslim olmamışsak zâten elleştik değil kafaları da birleştirsek yine ayrıyızdır.
Mümkün değil çünkü. Bu elektrikte felan çok görülür.
Fiş yerinden oynadı mı duman atar oradan.
Kontak yapar çünkü. Daha beter yapar.
Bütün bunlar tasavvuftaki tarikattaki teslimiyetlerin tam olmayışındandır.
Yürekler paslı, pisli uzak yakın oturmuyor yerine.
Mutain değil çünkü. Oynak kaypak, yağlı pisli paslıysa nasıl olacak, olmuyor.
Onun için neden diyoruz ki Muhammedi bir Melâmî.
Melâmet, Allah’ın lütfunu olduğu gibi kabul eden demektir.
Hiç kimsede noksan aramayan herkeste mükemmeli seyreden demektir.
Her yürekte yaratanın var olduğunu bilmektir.
Allah’tan korkmak, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’den utanmak Allah Dostlarının bu nimetlerine karşı saygılı olmak.
Sadakat, samimiyet, sabır ve selâmet yoksa bu teslimiyet nasıl olacak?
İstikamet nasıl bulunacak?
İstediğiniz kadar söyleyin. Kafasını kesin boşa kesersiniz.
Siz paslı bir fişi tertemiz bir prize sokun, yalıtkan bir şeyi iletken bir prize sokun bin kere Kur’ân hatmedin bir kere elektrik geçmeyecektir.
Çünkü bir edebsizlik yapmaktasınız. Edebe uymamaktasınız.
İstediğinizi söyleyin asla ceryan alamazsınız.
Halbuki sadık olsaydınız mutlaka verilecekti.
Çünkü hakkımızdı.
Aramayacaktık bulunacaktı.
Sormayacaktık söylenecekti.
İstemeyecektik verilecekti.
Allahu Zülcelâl kendisi böyle buyuruyor zâten.
Başta dedi ya deminden.
Oku oku.
İkrâ Rabbüke’l Ekrem. Oku oku, İkrâm eden O’dur oku.
Maddi manevi İkrâm eden O’dur.
Aklı da veren O’dur, akıl tasını veren de O’dur.
Bu dünyayı veren O’dur.
Aynayı konyayı veren odur.
İkrâm eden O’dur oku.
Başka Abden iza salla bu sall edeni, nehyedeni gördün mü?
Erayte ne dersin sen?
Bak bakayım şu işe.
Erayte öyle bir kelimedir.
Gördün mü demek ama sen ne diyorsun hele bir fikrini söyle gibi.


أَرَأَيْتَ إِن كَانَ عَلَى الْهُدَى

--- “Eraeyte in kane 'alelhüda:Baksan a o hidayet üzere giderse” (Alak 96/11)

Eraeyte in kane alelhüda, Bu sall eden kişi bakar mısın şu işe?
Gerçekten Allah’a gidiyor, hidâyete giden dost doğru bir yolda ise bu da bunu engelliyorsa…

أَوْ أَمَرَ بِالتَّقْوَى

--- “Ev emara bittakva: Yahut takvâyı emrediyorsa?” (Alak 96/12)

Ev veya, emara bittakva, yada bu diyorsa ki diğer insanlara Allah’tan korkun bunu emrediyorsa yani.
Diğer insanlara diyor ki bunun ilmini, edebini, irfanını, erkanını öğrenelim.
Dost doğru yapalım.
Bu hayatta yaşarken Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem bilelim, bulalım.
Beraber olalım ve onun şehâdeti ile şehâdet edelim ki biz bu hayal âlemindeki şehâdetten şu anda hakikat zannettiğimiz âlemi yaratan ve şu anda da işinin başında olan Allah’a şâhid olalım demesin mi yani.
Fena mı bunu demesi de nehyediyorsun diyor azgın olana.
Tağaya diyor bunu.
Aynı insanda bunlar zâten.
Firavunluk ve Musa’lık insanın kendi üzerine yüklenen özelliklerdir ki onun için ortaya çıkıyor zâten.
Lâ ilâhe insanın kendindedir.
Şeytan insanın kendindedir. İkilik.
Niçin buyuruyor Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem.
Onun için buyuruyor Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem.

Evet.bu İkrâyı bir daha hani tekrar aldık ki bunu temel olduğu için iyi bilmemiz gerekiyor.
Ev emara bittakva, kavi olmayı emrediyorsa, takva kaviliktir.
Ne demek kavi olmak?
Sadakat sahibi olmaktır.
Samimiyet sahibi olmaktır.
Sabır sahibi olmaktır.
Selâmeti hedeflemektir.
Ben bu dünyaya kazık çakmaya gelmedim.
Gözü kırılan bir iğneyi çöpe atılırken, çatlayan bir bardak çöpe atılırken.
Benim gibi muhteşem bir makineyi Allah, akıllı bir makineyi keyif için yaratmamıştır. Bir sebep vardır.
Akıl bunu bulacaktır kendinde zâten.
Kaviliği emrediyorsa, ömrünü kavi kılıyorsa.
Ev emara bittakva ömrünü kavi kılıyorsa.
Emretmek aynı zamanda ömür kelimesidir köküdür yani.
Emere erliktir, güvenirliliktik, yiğitliktir yani.
Emere bittakva kavi olmayı emrediyorsa.

أَرَأَيْتَ إِن كَذَّبَ وَتَوَلَّى

--- “Eraeyte in kezzebe ve tevella :Ne dersin o (meneden, Peygamber'i) yalanlıyor ve doğru yoldan yüz çeviriyorsa!” (Alak 96/13)

Eraeyte ne dersin, baksan ya şuna.
İn kezzebe ve tevella buna bakıp bakıpta bu dost doğru gidenlere bakıp bakıpta şâyet yalan söylüyorsun derse.
Ve tevella geri dönürse, geri dönerse.
Dinliyor anlıyor fakat geri dönüyor bunda Allah kimseye vermesin bu da kötü bir şeydir.
İşte Nuh Aleyhisselâmın karısı, Lût Aleyhisselâmın karısı, Nuh Aheyhisselâmın oğlu, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’i büyüten Ebu Tâlib, amcası Ebu Lehep aynı kanı taşıyor.
Kezzebe ve tevella yalanlıyor ve geri dönüyor.


أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللَّهَ يَرَى

--- “Elem ya'lem biennallahe yera : (Bu adam) Allah'ın, (yaptıklarını) gördüğünü bilmez mi!” (Alak 96/14)


Elem ya'lem biennallahe yera. Hayret bir şey. Bilmiyor mu bu?
Elem, medi mi, miyor mu, medi mi.
Ya’lem bilmiyor mu.
Bienne şu şeyi ki. ennallahe yera Allah görüp duruyor.
Bunu nasıl bilmiyor bu?
Bunu halkedenin göreceğini nasıl bilmiyor. Yok iken halk edenin.
Elem ya'lem biennallahe yera şu anda şu anda yera. Görmekte olduğunu yani.
Kur’ân-ı Kerîm’in geldiği gün değil, kıyametin geldiği gün de değil. ebediyen görücü olduğunu bilmiyor mu biennallahe yera.
Çünkü bide bizde öyle hastalık vardır.
Bir âyet oldu mu bu âyet müşrikler için indi.
Bizim müşrikler ne olacak?
O gün onlar yine bana göre şey insanlarımış.
Hiç olmazsa ota, çöpe tapıyorlarmış.
Taşa maşa tapıyorlarmış.
Şimdi akıl fikir ermeyecek şeylere tapıyorlar.
İnsanlar insanlara tapıyorlar.
Hayallere rüyalara tapıyorlar.
Allah diye kendileri bir şeyler uydurup tapıyorlar.
Oysa Allahu Zülcelâl’in kendisi ortada. Ez Zâhir.
Kur’ân-ı Kerîm’i ortada diri gökten yağan yağmur gibi yapmakta Peygamber Aleyhisselâm hava gibi içimizde.
Ehl-i Beyt Aleyhisselâm her an içtiğimiz su gibi içimizde.
Ama akıl öyle akıl uyuyor, öyle kötü uyurgezer ve öyle kötü bir sarhoş ki ne yiyip ne içtiğinden haberi yok.
Elem ya'lem biennallahe yera Allah’ın şu anda görmekte olduğunu bilmiyor mu bu?

nur-ye
Mon, 03.05.2010, 20:48
كَلَّا لَئِن لَّمْ يَنتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ

---“Kella lein lem yentehi lenesfe'an binnasiyeh : Hayır, hayır! Eğer vazgeçmezse, derhal onu alnından (perçeminden), yakalarız (cehenneme atarız).” (Alak 96/15)

Kella hayır hayır, kesinlikle, olmaz.
Ne olmaz?
Lein lem eğer ki. Yentehi nihâyet vermezse lenesfe'an binnasiyeh kesinlik lenesfe’an.
Biz bunu çok sefih alçak birisi olarak sürükleriz.
Binnasiyeh nasiye, şeyi, ense şeyinden yani perçeminden.
Kesinlikle şunu bil ki asla onun dediği gibi olmaz bu iş.
Eğer buna nihâyet vermezse.
Bakın lein muhakkak ki muhakkak ki lem yentehi, nihâyet vermezse buna, bu haline lenesfe'an biz onu öyle bir yakalarız ki tutarız ki binnasiyeh nasiyesinden.
Nedir nasiye?
Allah’ın verdiği bütün her şeye sahip çıkış.
Bunları saydı.
Allahu nuru’s semâvati vel ard değil miydi öyleydi.
Ne diyor bu adam?
Bu sahipliğin nurluğu bana aittir diyor.
Bu ağır bir âyettir bu.
Şah damarından yakın Rabb’ısını bırak Vallahü bi külli şey’in muhit olan Allah’ın yerine oturtuyor kendisini.
Onun için sahiplik yapıyor.
Her şeyi kendisinde görüyor.
İşte bunun perçeminden biz yakalarız.
Yakalamıyor mu ne demek yakalamıyor mu?
Valla bir sayha bile yok yani.
Cereyanı kesti mi yığıla kalıyor koca şehir.
Lenesfe'an binnasiyeh bundan vazgeçmezse muhakkak muhakkak onu biz sürükleriz.
Öyle bir ona iş keseriz ki nihâyet vermezse o nasiyeyi alın perçeminden yani.
Nasiye, secdeye tenezzül etmeyen kafanın kakülünden perçeminden yakalarız, sürükleriz yani.
Onun hiç hep kullandığı ellerini kullanamaz, konuştuğu dillerini kullanamaz hale getiririz.
İbreti âlem haline sokarız Allah korusun yani. Allah’a sığınırız.
Kella lein lem yentehi lenesfe'an binnasiyeh andolsun eğer vaz geçmeyecekse bu muhakkak onu perçeminden yakalayıveririz.
Nasıl bir perçem ki bu?

نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ

--- “Nasiyetin kezibetin hatieh : O yalancı, günahkâr alından (perçemden)” (Alak 96/16)

Nasiyetin öyle bir nasiye ki bu hiç nasihat dinlemeyen böyle bir zalım bir şey nasiyedir ki.
Kezibetin hatieh bunun işi gücü yalan ve hatadır.
Cani yani hatieh bu.
Ağır hatalar yapar. Hata dediğimiz şey değil.
Yanlış yapmanın çok ötesinde. kezibetin hatieh hem kendi hataya düşer, hem de başkalarını oraya sürükler canilik yapar yani kendisi olsa kendi başını yedi dersin ama daha da beter demek istiyorum.
Nasiyetin kezibetin hatieh.

فَلْيَدْعُ نَادِيَه

--- “Felyed'u nadiyehu.
O, hemen gidip meclisini (kendi taraftarlarını) çağırsın.” (Alak 96/17)

Felyed'u nadiyehu o zaman çağırsın nadiyesini.
Kendisinin nida edip de yanına yaklaşan yardımcıları vardı ya hani bu yola sokanlar, bu yolu tercih edenler.
Herkesin meclisi vardır.
Meyhaneye gitsen, meyhaneciler.
Kahvehaneye gitsen kahvehaneciler.
Her yerin bir cemaati vardır.
Hapsaneye gitsen hapseneciler.
Hastaneye gitsen hastaneciler.
Camiye de gitsen camicileri bulursun.
O işte nadiyelerini çağırsınlar.
Felyed'u nadiyehu dua etsinler çağırsınlar.
Nadiyeten kimlerse onun kurultayları, meclisleri çağıracakları, encümenleri yani tanıştıkları kimlerse çağırsınlar.

سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ

--- “Sened'uzzebaniyete.Biz de zebânîleri çağıracağız.” (Alak 96/18)

Sened'uzzebaniyete muhakkak biz de zebanilerimizi çağırırız. Kim bunlar? Nurullah bileliğine kendine maal edenlerin engelleyicileri zebaniler. Cehennem bekçilerini çağırırız.

كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ

--- “Kella la tüti'hü vescüd vakterib :Hayır! Ona uyma! Allah'a secde et ve (yalnızca O'na) yaklaş!” (Alak 96/19)

Kella la tüti'hü vescüd vakterib asla, kesinlikle la tüti’hü itaat etme. Vescüd secde et ve yaklaş.
Sakın sakın. Ne sen kendi nefsinin, aklıyın içerisine yüklenmiş olan bu ikilik şeytanlığına, azgınlığına, tağalığına değil itaata, tağaya değil itaya itaata dön.
Buna asla itaat Hakka itaat et azgınlığa itaat etme.
İçindeki yada dışarıdaki gelen mikrop gibi giren ya da senin üretmek zorunda olduğun ve ürettiğin mecburen geçmen gereken o köprüyü. Sende onu atlaman lâzım.
Atlamadığın sürece mikrop gibi bekler sende çünkü o.
Muhakkak onu yenmen lâzım.
Bunu atlaman lâzım. Bunu atlamak içinde yollar gösterilmiştir.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem bunun için gelmiştir. İşi budur yani.
Kella la tüti'hü itaat etme, vescüd secde et Rabbine sücud et, sücud cömertliktir.
Cevad vardır. Cavid vardır Kur’ân-ı Kerîm’de esmâlardan El Cevad Allah’tır.
Cüd kelimesinin kökü bir nimet halk ediliştir.
Bu vav aldı mı ortaya çıkar biliyorsunuz.
Vücud oldu mu nimet ortaya çıkar görülür artık.
Sıla vav aldı mı Vasıl olur sıla gözükür artık.
Yani bizzat görürsünüz vücudunuz gibi görürsünüz.
Vücudunuz gibi görürsünüz.
Bu kelimeler bu harfler V harfleri fiilerin başına geldiği zaman mânâ olarak onu ortaya çıkarırlar.
Ve vav özelliği tasavvufta böyle bir özelliği vardır.
Vescüd, sücud secde et.
Cud, Se sahiplik veriyor bu cömertliğe bu İkrâma.
Sen ne yapıyor ben ne yapıyorum.
Ensemden perçemimden yakalayacağım demişti ya o alnı koyup Subhane Rabbiyel ala bi hamdihi diyorum.
Sen sistemin halk eden Yüce Rabbımsın Hamd ile bunu kabul ediyorum. Doğrusu da budur.
Bunu kabul etmek benim için yüceliktir zâten.
Etmemekse çok ağır bir hatadır.
Hatiyetin katibetin ve yalandır.
Güneş yok deyince güneş yok mu olacak birisi öyle diyor diye.
Yok kendisine yok. vescüd vakterib yaklaş, secde et ve yaklaş, kariyb ol. Eeee işte bu. 19 âyettir.
Ben besmele on dokuz harfitir.
Ondokuzla ilgili çok şey biliyorsunuzdir.
Cehennemin bekçileri de on dokuzdur.
Besmele de ondokuzdur.
Cennetin bekçisi de besmeledir o da on dokuzdur.
Bu harika bir iştir.
Alak Sûresi ilk inen Sûredir.

Şimdi ben düşünüyorum.
O gün bedevi dediğimiz çoğu köle olan o insanlara ilk inen Sûre budur.
Bu gün bu günün tekniğine rağmen anlamakta güçlük çekiyoruz.
O gün anlaşılmıştır bu.
Daha hiçbir namaz, ibadet gelmeden, yasaklar gelmeden Sümeyye Vâlidemiz çölün ortasında çarmıha gerilmiştir.
Dört deve dört eline ayaklarına bağlanıp, Lâ ilâhe İllallah Muhammeder Rasûlullah demeyeceksin.
Başka bir kelime yoktu çünkü.
Namaz felan gelmemişti.
Serbestti her şey zina içki miçki hiçbir şey yasak .
Hiçbir şey yasak yoktu çünkü.
İlk İnen Sûre bu çünkü.
Tek ben Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem Rasûlullah diyordu başka bir şey yok.
Deme develeri çapraz yürütürüz.
Kolların bacakların oraya buraya gider param parça ederiz.
Derim.
Dersen buyur.
Develer yürüdüğünde gerçekten insanların, o annemizin param parça olmuş vücudunu her deve bir tarafa çekip götürmüştür parçalarını.
Sen ne diyorsun ihtiyar?
Vallahi Sümeyye doğru söyledi.
İndirin.
Aynı akıbet.
Anne ve babayı böyle seyreden Ammar Radiyallahu anh. Sen ne diyorsun genç?
Vallahi ben tanımıyorum dediğiniz kişiyi tanımıyorum yani ne diyeyim.
Anam babam doğru söylüyor desem bana da aynı şeyi yapacaksınız.
Hayır desem. Hayır desem anam babam kendini niye feda etti.
Ben kendini çok iyi tanımıyorum.
Haaa bu genç daha kararını vermemiş. Verdiği zaman ona da yaparız.
Bu haber oradaki deveyi çeken kölelerin içinde müslüman olanlar var gizli Müslüman hepisi.
Gidiyorlar Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’e diyorlar ki Ammar böyle dedi.
Ve ana babaya böyle yaptılar.
Çünkü orada işkence yapıyorlardı onlara.
Günlerce. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem gelmişti bir kere onlara müjdelemişti.
Şahadetiniz islamın ilk şehâdeti bereketli olsun diye hayır görün diye.
İlk şehitlerdir onlar karı koca.
Kadın ve erkek ilk şehitlerdir islamda. İlklerdir.
Allahuâlem hira dağına yakın bir çöl var.
O düzlük var. O düzlükte olduğunu sanıyorum.
Ve her gittiğimde onların çığlığını duymak istemişimdir.
Hiç değilse şahâdet olarak duyuyum diye rica etmişimdir yani yalvarmışımdır.
O sesi, o zamanki sesi buraya getirinde dinleyeyim demişimdir.
Bir duyayım yani.
Nasıl çağırmışlardı parçalanırken.
Ben bunlara dikkat ederim.

Bitireceğim şimdi. Aksaray’da baş mühendistim.
Mamasın barajından o kerevit nedir o denizde yetişen hayvanlar.
Gölde yetişenler. Yengeç değil de neyse işte.
Bunları diri diri şeyde yapıyorlarmış. Kızgın yağa atıyorlarmış.
Gece oraya gitmiştik.
Oraya ihale alan balıkçılar bize İkrâm olsun diye ondan canlı.
Zehirlermiş ölünce o.
Onun için de diriyken tutulması lâzımmış.
Benim haberim yoktu.
Otururken içerden bir şey başladı. Ses.
Aman ya Rabbi.
Bu ne böyle dedim?
Dediler ki kızgın yağa atıldılar onun için bu hayvanlar böyle ölünceye kadar böyle bağrışırlar.
Kan beynime sıçradı yani.
Bir fırladım dedim canınız cehenneme sizin. Ben hayatta yemem bunu.
Çığlığı unutmuyorum halen.
Can çığlığı. Benim en …… yerim.

İşte Sümeyye Vâlidemizin, Ammar Radiyallahu anhu babasının çığlıkları islamın ilk şahadet çığlıklarıdır.
İslam onun üzerien basmıştır.
Ve olay kölelerin neredeyse tümünü İslam yapmıştır.
Ve Böyle sahip çıkan Muhammed Aleyhissalâtü vesselâm’ ı tutmayalım da bu zâlimleri mi tutalım.
Yaaaah. Allah Celle Celâlehu.
O halde o yasaklayana uyma, itaate uy.
Vescûd başını yere koy. Gölgeni kaybet.
Secdede gölge kaybolur çünkü.
Aslıyla birleşir yata düşer.
Benlik kalkar.
Şah damarından yakın olan Rabb’ısıyla buluşma olur, oluşma olur daha doğrusu.
Sonra oturur şahadette yaşar.
Ben senin şâhidin oldum değil mi Ya Rabbi.
Oldun. Radiyeten.

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ

--- “ Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh : Ey huzura kavuşmuş insan!” (Fecr 10/27)

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً

--- “İrci'iy ila rabbiki radiyeten merdiyyeten : Sen O'ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön.” (Fecr 10/28)

“Ya eyyetühen nefsül mutmeinneh” tatmin olmuş işi anlamış nefis.
“İrci'iy ila rabbiki” şimdi Rabbine dön artık.
Dönebilirsin yani hak ettin.
“Radiyeten”, sen O’ndan razı oldun.
“Merdiyeten” O da senden razı oldu.
Onun için çifttir oradaki secde.
“Radiyeten merdiyeten” secdeleridir.

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي

--- “Fedhuliy fiy 'ibadiy : (Seçkin) kullarım arasına katıl” (Fecr 10/29)

“Fedhuliy fiy 'ibadiy.”
Hadi kullarımın içine gir!
Nerede?
İşte onlar şuhûd yapıyorlar şu anda.
Yapmıyor muyuz?

“Ettahiyyatü lillahi vesselevatü vettayibatü esselâmü aleyke eyyühennebiyyi ve Rahmetullahi ve beraketü ve aleyna ibadillahis sâlihin.”

Ne diyor Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem: “Bizim üzerinize olsun.
Sâlih kulların üzerine olsun!”
Kim onlar bütün Sâlihler, sulh insanları.
Şimdi, kıyamete kadar. İbadi huu olan kullarımın içine gir.
Ne diyor adam bu âyete: “Âhirette diyor kullarımın içine gir!”
Âhirette kulluk yok. Anlamıyor.
O buraya yakıştırmıyor çünkü.
O zâten burada elinden gelse Rabb’ımız da yok diyecek.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’i öldürüyor yani. Yok diyor.
Bir kendi kalıyor zâten .
Onun için Muhammedi Melâmet hayal üzere değildir hakikat üzeredir.
Yaşanmayanı yalan kabul eder.
Yanlış kabul eder en sonunda yalan kabul eder.
Doğrusu böyledir çünkü.
Şâhid dediğin yalancı şâhid olmaz. Dost doğru olur.
Onun için Allahu Zülcelâl burada:

كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ

---“Kellâ la tüti'hü vescüd vakterib: Hayır! Sakın sen ona uyma; secde et ve Rabbine yaklaş.” (Alak 96/19)

Derhal secde et!.
Kendi benliğini Rabbınla biliştir, buluştur, oluştur ve yaşat vakterib ve yaklaş.
Evet bu Alak Sûresini bir daha geçtik.
Hem bir dönelim bakalım diye ilk gelen Sûre bu işte daha Fâtiha felan gelmedi yani.
İlk gelen Sûre bu.
Ve o günkü insanlara geldi.
O çöl bedevisi denilen dedikleri insanlara geldi.
Fakat onlar da böyle bunu karşıladılar.
Ve böyle buldular, bildiler oldular ve yaşadılar.

“Allahümme salli ve sellim ve barik alâ seyyidinâ Muhammedîn abdike ve nebîyyike ve Resûlike ve Nebîyyû’l-ümmîyyi ve âlâ âlihi ve’s-sahbihi ve Ehl-i Beytihi.”

Evet Barbaros : “Benim hiç gücüm yoktu hocam bütün gün kalkamadım. Demek ki şu anda biraz şöyle açılır gibi oldum ama bilemiyorum!” diyor.
Gelirse kendisi söyler herhalde evet.
Böyle bir hayat, böyle bir kader, böyle bir takdir sanki geçmiş yok. Gelecek yok. Şu anda her şey.
Çünkü şu andan başka bizimle ilgili bir an yok.
Geçen kayda alınıyor ve asla müdahele etme imkanımız yok.
Gelecek gelmiyor getirme imkanımız yok.
Sadece bir yarım nefeslik dilimi ilmek atar gibi durmadan arka arkaya bunu kalbimizde sürekli ikaz ediyor zâten bunu yapıyorum şu anda diyor.
Kaç yıl yaşarsan yaşar ben hiç durmadan böyle yürüyeceğim durursam problem çıkacak zâten diyor.
Bu bu anların içinde oluyor her şey fakat biz sürekli sanmaktayız.
Aslında elektrik gibi.
Git gel mekik teorisi yaşamaktayız.
Her an yok edilip var edilmekteyiz.
Nefesin dışında.
Her atom böyledir çünkü.
Bütün kâinat böyledir yok ol var ol.
İki kere aynı malzeme kullanılmaz iki aynı anda yani.
Allah hâşâ bundan münezzeh.
Onun için eşyanın yaradılış sırrı Muhammedi bir sırdır.
Dost doğru bir sırdır.

Evet. Yani bir an belki saniyenin kaçta kaçı bilmiyorum ama bir anda varız biz.
Ve bu an sürekli ilmek atar gibi atıldığı için biz sürekli yaşıyoruz sanıyoruz aslında her an kendi içinde kapanmakta çünkü.
Allah seriü’l hesaptır yani.
Projeleri açıp ne yapmışın diye arıyor yok onlar insanları uyarmak için, insanları yüreklendirmek için.
Aklı çağırmak için kûn geliş, gelişim Safaları içindir.
Bu bakımdan da dikkat etmemiz gerekiyor.
O zaman her an da bir sall lâzım, sıla lâzım, ulaşım lâzım her an.
Öyledir zâten. Yaa ne olacak beş dakika elektrik kesilse ne olacak deyemezsin.
Bir saniye elektrik kesilse benim işimi bitirir burada yani.
Bağlantımızı keser sizinle benim sılamı keser.
Şimdi Ahmet El Bedevi Hazretlerinin ikinci salavatı var onu okuyorum da okuyamaz hale gelirim yani.
Ne buyuruyor meşhur Bedevi.
Çünkü peçeli, çünkü onun yüzüne bakan yaşamıyor.
Böyle bir celâlli böyle bir muhteşem insan.
Zarar verdiğinden değil.
Kendisinin anlattığı bir şey vardır.
İki kitabı vardır internette yok.
Ben tarayıpta aktaralım diye Ankara’ya götürmüştüm tarayıcı olmadığı için orada kaldı onlarda. Onları iki kitabı da çok şeydir
.Ahmedi Rufai Efendimizin de öyledir.
Bu bir tane öğrencisi, çok sevdiği bir öğrencisi yaaaa hocam hep biz sizi sohbetlerde peçeli görüyoruz. Zâten çıkmıyorsunuz.
O da diyor ki Celâlettin galiba ismi.
Celâlettin can pahasıdır.
O kadar çok istiyor ki adam fırsat bulup peçesini kaldırdığı anda yığılıp kalıyor yanı.
Kendi canım kendi canımı vurdu diyor.
Onu çok seviyor çünkü.
Bu zat Ahmedi Bedevi Hazretleri ana babadan çift Ehl-i Beyttir yani.
Annesi Ehl-i Beyt kızı.
Babası zâten Ehl-i Beyttir.
Ehl-i Beytlik babadan yürür.
Ama başlangıcı anadandır.
Meryem Aleyhasselâm gibi. İsa ibni Meryem gibi.
Hüseyin İbni Fatımadır.
Nübüvetlik adı.
Velâyetin kaynağı Fatma Vâlidemizdir.
Ali Efendimiz değildir.
Ali Efendimiz velâyettir. Nübüvvet değildir.
Velâyetin velâyet tarlasının tohumudur.
Esas işi yapan kanı canı getiren Muhammed Aleyhissalâtü vesselâm’ ın öz kanını canını getiren Fatma Vâlidemizdir. Birebir olan.
Bu ama kendisinden sonra da kızlarından yürümez. Hiç.
Mesela Hüseyin Efendimizin kızı Ehl-i Beyttir onun doğurdukları değildir.
Ama Zeynel Abidin Hazretlerinden gelen bütün erkekler kıyamete kadar Ehl-i beyttir.
Çünkü başlangıçtan böyledir.
Nübüvvet Fatma Vâlidemizde derc olmuştur ve yürür.
Yani bize lâzım olan peygamberlik ulaşımları mecbur olduğumuz taşımaya velâyet içerisinde gelmektedir.
Peygamberlik adı altında değil velâyetin içinde gelmektedir.
Su mu lâzım, ekmek mi lâzım sa.
Bir peygamber var da ondan geliyor değil ama diri olan bir yaşayan bir diri olan bir ehl-i beyt var.
Nübüvvet, onda zâhirdir, diridir yani hayydır.
Bu kendi seçeneği değildir.
O ise öyledir değilse zâten değildir.

nur-ye
Mon, 03.05.2010, 20:49
Bu Ahmedi Bedevî Efendimizin meşhur bir salavatı vardır;



Seyyid Ahmed el Bedevî Hazretlerinin salâvâtıdır.

TÜRKÇESİ: Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ nuril envâr Ve sırril esrâr Ve tiryâkil ağyâr Ve miftâhi bâbil yesâr Seyyidinâ Muhammedinil muhtâr Ve âlihil ethar Ve eshâbihil ahyâr Adede niamillahi ve ifdâlihi.

MÂNÂSI: Ey Rabbim, nûrların nûru, sırların sırrı, ağyâra tiryâk, bolluk kapısının anahtarı, Seyidimiz, seçilmiş olan Muhammed (salallahu aleyhi ve sellem)'e, onun tâhir âline ve hayırlı ashâbına, Yüce Allah'ın nimetleri ve fazlı adedince, salât ve selâm ediver!. Onları mübarek kılıver!.

Allahümme salli, Allahım sall et, sıla ettir.
Sıla-i Rahîm ettir, ulaştır. Biliştir, buluştur, oluştur ve yaşat.
Ve sellim ve bunu sellim kıl, selim kıl, selâmette kıl, teslim kıl, İslam kıl, teslim olmuş kıl bunu iyice sağlama al yani. Salim yap.
Ve bârik ve bereketli kıl yani kıyamete kadar bizden de üresin bu.
Bizden de üresin, kesilmesin. Hayrı cariye dir sâlih evlat.
Bir kere salavat getirmemizden bütün geçmişteki tüüüüüm zincirimizdekilerin tümü babalarımız, dedelerimiz şerefyab olmaktadır, rahmet bulmaktadır.
Sâlih evlatları bıraktık da çok şükür bak.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’e yağan yağmur bizim yüreklerimize geliyor çok şükür diyecekler, derler.
Âyetler hadisler vardır bunlarla ilgili.
Ve bârik ala nuril envâr, kime olsun bu salavatımız?
Onun üzerine ki nurların nurunun üzerine.
Nurların nuruna olsun.
Nurun ala nur nurul envâr tüm nurların nuru, nurların anası olan nurların nuru, Allah’ın nurundan nuru alan ve bütün nurların anası olan o nur sahibine, nur-u mim sahibine salatü selâm olsun.
Ve sırrıl esrar, sırların sırrına olsun.
Hani var ya şu perdeler, perdeler, perdeler.
Merdivenler merdivenler.
Hani var ya çocukluk, gençlik, delikanlılık, bu şu aşamalar.
Hani var ya her nefes alış verişler ve her nefesin kendi sırları.
Sırdan maksat nedir. ……
Sahip olmak demektir.
Ve sırril esrâr ve tiryâkil ağyâr. Öyle bir tiryâk öyle bir ilaç öyle bir deva ki ağyarlık koymuyor. Kayrılık koymuyor. Ayrılık koymuyor. Pis pas öte böte koymuyor. İkilik koymuyor.
Bi nefsin vahidetün den doğan iki nefis tekrar nefsin vahidetüne dönüşüyor ne ayrılığı ne gayrılığı. Bir damla su gibi oluyorlar.
Ne hidrojeni ne oksijeni kardeşim burada bir damla su var diyorsun.
Yok öyle değil bunun aslında bunun bir tanesi var ya Efendim bu oksijenin tekiydi yani.
Kâinatta yakmayacağı birisi yok.
Öyledir oksijen tek yakıcı, korkunç yakıcıdır.
Hidrojen de en şiddetli yanıcıdır.
Böyle zıttır bunlar birbirine ama antipottur.
Bilir, bilirlerse bilişirlerse, buluşurlarsa, oluşurlarsa yaşama çıkan bir damla söndürücü sudur. Rahmettir.
Onun için Allahu Zülcelâl buyurmaktadır ki her canlıyı sudan yarattık. Adam hala suyu aramaktadır dışarıda.
Önündeki suya bakmadığı için.
Hala bu kafada olduğu için, bu düşüncede olduğu için kendi anası, bacısı kardeşleri dahil olmak üzere kadın şeytandır demektedir.
Kadın yakıcıdır Şeytan aracıdır. Şu dur budur. Konuşur.
Oksijenden beterdir. Bunu bunu neden söyler.
Çünkü bir damla suyu çözemedi daha o.
Ne zaman ki tam zıttıyla bir ana geldiği anda gübreyle gül gibi ne oluyor.
Reyha doğuyor. Ruh doğuyor.
Gülle gübreden koku ruh doğar.
Reha ruh demek. Ruh ise beden temasının nefis görmesinin kalp duymasının ötesinde ruhun hissetmesidir.
Allahın Rabb’ının kokusunu hissetmesi.
Hissetdiği zaman zâten kendinde konuşan Rabb’dır.
Çünkü Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem makamına geçmiştir yani Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem yüreğindedir artık o su.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’in duyduğunu duyar, gördüğünü görür Allah’ın izniyle.
Bu bir hüner değildir, üstünlük değildir.
Bu Allahu Zülcelâl’in kanunudur. Hakkıdır.
Bunun için bir şey yapmıştır.
Bu sadakat göstermiştir.
Samimiyet göstermiştir.
Çaba göstermiştir. Sabır göstermiştir.
İnanmıştır kimse inanmazken ona.
Demiyor muydu deminden bu kadar çok engellediler ki, salldan engellesinler, nehyetsinler sakın sen onlara bakma yoluna devam et diye.
Vescüdü vattarib ne olacak. Necdetle yaklaş.
Engelliyorlar beni bunlar.
Durma kardeşim, durma.
Şeytanı Müslüman et. Etmezsen başını derde sokar, sokar, sokar. Her yerde sokar.
Neden?
Çünkü ne diyor bakın ve tiryakil ağyâr ağyarlıkların tek ilacıdır. Yarsızlıkların yar olmayışların, yar etmeyişlerin edemeyişlerin yaşayamayışların tümümün temelinde ağyârlık vardır.
Zıtlık vardır, itiraz vardır. ne kadar olumluluk varsa olumsuzluk vardır.
Netice de şeytanlık vardır. İblislik vardır.
İblislik Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’de yoktur.
Ve tiryâkil ağyâr. Ve miftâhi bâbil yesâr bakın öyle bir miftâh anahtar ki yesâr, Rabbi yesâr vela tuassir.
Kolaylığın kapası o miftah anahtarıdır.
Yusur, yesâr kolaylık, bolluk, ganilik, senin oluş her şey.
İşte bir sadakat bir samiyet gösterdi bir salkım üzüme razıydı bağı verdi.
Ne bağı Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’de buyuruyor ki ne varsa alın sahip çıkmayın.
Dağıtın helalı hoş olsun.
Onun için Allah hepimize yardım etsin. Bizi bağışlasın.
Çölde Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’de dahil kimsenin kendisine ait bir şey yoktur.
Kimse sahip çıkamaz.
Sahip çıkan haindir ve zâten orada girmemesi lâzımdır yani giremez demek istiyorum.
Sahip çıkılmaz.
Yemek içmek serbest herşey dağıtılabilir bir damlası benim diyemezsin.
Dememen lâzım. Çünkü denmeyen yerdir orası.
Böyle midir?
Böyledir istersek isterseniz, biz gidiyoruz ervaha soralım.
O dilsizler, söyleyemezlerden, konuşamazlardan bir ses alamayacağız.
Ey Aksaray’ın en zenginleri!
Gelin bakın bir tapulu tarlalarınızda binlerce nasıl tapu doğdu.
Muhsin ağa vardı. Biz 1965 de okurken.
En büyük bahçe onlarındı top sahasının bitişiğinde.
Ucu bucağı belirsizdi.
Şimdi sanıyorum iki üç bin tane apartman yapılmış.
Çok tapu çoğalmış her şey çoğalmış.

Öyle bir Muhammed Aleyhissalâtü vesselâm ki kolaylık kapısının anahtarı. Seyyidina dinimizin sahibidir, seyidimizdir.
Muhammedinil muhtâr, o Allahu Zülcelâl’i ihtiyar etti. Seçti.
Kendisinin seçerek halk ettiği tek tebliğci, tenzirci, tebşirci etkili yetkili olan, Allah’üa irsal edici olan, taşıyıcı.
Bildirici,buldurucu oldurucu ve yaşatıcı olan, şu anda da olanlar da onun içindedir.
Hep aynı şeyi söylüyoruz eğer haksa.
Demeyim mi.
Demeyim mi bizim bu prizin kablosu Keban’a bağlıysa demeyim mi.
Ne yapayım ben yani bir aküden alıyorsa ya da bir korsan santraldan alıyorsa 320 wolt değil, 220 değilde 500 wolt veriyorsa. 50 veriyorsa. Vermiyorsa.
Kanunu düzeni kendi kuruyorsa adam.
Bir ilahi düzen yoksa, emir yoksa sonuçta ben onunla imtihan olacaksam onu demek istiyorum.
Muhtar, ihtar edendir. Etkili, yetkili olan seçilmiş ve görevinde tek olan demektir.
Ve âlihil ethari, onun Tâhir ailesine. Tâhir pak demektir. Tertemiz demektir.
Oradaki herre kökü huri köküdür. Rububiyyet hüviyeti taşır. Harra gibi.
Hani bakır kabı kalaylamadan önce kızgın ateşte bir yakar üzerine nişadırı attığında anayı çıkarı verir hiçbir şey bırakmaz.
Tâhir pak tertemiz demektir.
Ve âlihil ethari, ethari tertemiz olan yüce Peygamberimizin ve ethari. Ve eshâbihil ahyâri, hayrın hakkı duyup da hayrı işleyen sahabelerine.
Hakkı duyuyorlar Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem’den hayrı işlemeye koşuyorlar.
Öyle koşuyorlar ki Medine’de sahih hadis vardır.
Şimdi ismi aklımda değil ama buhari de hepsinde var.
Ya Rasûlullah! Benim iki tane hanımım var.
Birini boşasam da şu kardeşleştiklerimizin hanımları orada kaldı. Mekke’de kaldı. Yapabilir miyim musade eder misin? Ben birini boşayacağım o onunla evlensin.
Bu şekilde olmuştur.
Hayırda yarışın.
Ekmek paylaşılmıştır.
Can paylaşılmıştır.
Hayırda böyle yarışmışlardır ve âyetler vardır Kur’ân-ı Kerîm’de hayırda yarışın.

Şerde yarışmayın hayırda yarışın diye.
Ve eshâbihil ahyâr, o hayırların hayır ashabına.
Hayırlı ashabına, hayırın kendisi olmuş ashabına.
Adede niamillahi ve ifdâlihi o kadar ki Allahu Zülcelâl’in ne kadar nimeti varsa,
ve ifdâlihi ve onun fazlası, faziletlisi varsa o kadar çok bizim sall ve selâmımızı ediver Ya Rabbi.
Bereketli kılıver. Mübarek kılıver. Bizim için bereket kaynağı kılıver.
Esallik kılıver. Eselim kılıver. Teslim yerimiz olsunlar.
Sall yerimiz olsunlar.
Neden ölü taşıyıcılara sall diyorlar?
Sall, salacaya bindi, sala bindi gidiyor diye.
Çünkü son noktaya götürürler onu.
O salla mezara kadar taşırlar sonra atarlar, koyarlar yere.
Üstüne toprağı kapatırlar.
Hesabını kendi görür.
Geçende söylemiştim. İşte bir Yuh Baba vardı.
Öyle diyor. Gördü mü yuh yuh yuh arkadan ölünün bağırıyor.
Deli olduğu içinde bir şeyler yapmıyorlar ama.
Gün gelmiş o da ölmüş demişler sen çok çekerdin. Bizde sana yuh deyince. Kalkıvermiş saldan:
“Bende onlar gibi öldüysem bana bin kere yuh.” Demiş.
Demek ki yuh çektiği insanlar diriyken ölüymüşler.
Zâten ölülermiş. Ölü ölmüş yani.
Allahu Zülcelâl bizi bağışlasın, affetsin.
Rahmetine gark etsin inşallahu rahmen.
Evet benim diyeceğim bu kadar inşallah Cuma günü de görüşürüz.
Yine sohbet ederiz.

“Allahümme salli ve sellim ve barik alâ seyyidinâ Muhammedîn abdike ve nebîyyike ve Resûlike ve Nebîyyû’l-ümmîyyi ve âlâ âlihi ve’s-sahbihi ve Ehl-i Beytihi.”

Subhaneke Allahümme ve bihamdike eşhedu enLâ ilâhe illa ente vahdeke la şerike leke estağfiruke ve etuğbi ileyk.

Elhamdulillahi Rabbül âlemin.

Esselâmü aleyküm ve rahmetullah. Hayırlı geceler olsun. Allah’a emanet olalım inşallah.

Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasûluhu.