PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kul İhvani fecr sÛresİ sohbetİ



nur-ye
Wed, 26.05.2010, 23:36
KUL İHVANÎ FECR SÛRESİ SOHBETİ

Halim : Hocam, Derman Hocamız, gülmek ve ağlamaktan bahsediyor ve “çok arada bir sırr vardır” diyor o aklınızda mı hatırlıyor musunuz?

Kul İhvanî : Evet, çünkü onları ben hazırlıyorum. Genellikle tekrar gözden geçiriyorum, gerçekten inceliyorum.

Halim : Onu düşünüyordum ben de o söz ne olabilir diye hocam.
Yani şey gözümde şey canlandı. Hani böyle suyun içine ters kabı böyle bastırınca hava almazsa büyük bir basınç oluşur. Bir süre sonra da yanlardan hava almaya başlıyor. Mutlaka hava alacak ki içine su girsin.
Gülmek ve ağlamak da onun gibi düşündün ya aklıma geldi de.
Siz ne dersiniz o şeye. Başka misal yani birisi diğerinin varlık nedeni olarak o şekilde bir SIRRdan mı bahsediyor yoksa. O söylenemez dediği hususlardan bir sırr mı var acaba.

Kul İhvanî : Şimdi isterseniz biz yine normal şöyle yapalım. Buraya döneceğiz dönelim fakat önce sünnete uygun girelim sohbete inşaallah.

Euzübillâhimineşşeytânirracîm!

Bismillâhirrahmânirrahîm!

Euzu besmeleyle başlayalım.

''Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyidina Muhammedîn abdike ve nebiyyike ve Rasûluki Nebiyyil Ümmiyyi ve ala alihi ve sahbihi ve Ehl-i Beytihi Yâ Rabbü’l- Âlemin ''

“Ey Yüce Rabbımız!” dediğimiz Rabbımız şah damarımızdan yakın olan daha doğrusu, BİZ Testisinin “BEN” i OL-ANımız...
Ben ne demek?
Bizim Türkçedeki ben Arapça aynen “EN”…
Elif ve Nun dur ena.
Ena, Nun yaratık demektir zâten sıfat olduğu için.
Başka söylenecek kelime yoktur çünkü.
Allah celle celâlihu’nun neyinden dediğinde Nur’undan diye kaçacak bir yere.
Elf baştaki Elif bunun ayan olsa AYN olsa bu zamana geliverir hemen şimdiye AYNA olur, Kâinât olur “Kûn!.”
Elif le olduğu zaman kendi ZÂTına kaçar zaman.
Yok olur orda çünkü Allah celle celâlihu: “Ena!” ben der yani.
“Benim Ben sadece ben el İlah Olan Allah celle celâlihu!”

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي

--- "İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî.: Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.” (TâHâ 20/14)

Ama o Elif aynlaşsa, ayanlaşsa buzlaşsa bize doğru Zât Sıfat, Esma Eşya dönüşse Halim can AN olur an.
ŞE’EN olur. Şu ANda AN olur yani . Şimdi olur!.
Şu ANdaki nurundan halk edilenler bütün kainat bir saniye dahi sürmeden yeniden halk edilmiş gibi sistem yeniden ENA dan AN olur yani .
Böyle bir acaiplik var burda.
Münir Hocamın “Söylenemezler” dediği SIRRlar bunlar.
AN ile ENA arasındaku bu muazzam Rububiyet Sırrı söylenmesi küfürdür diyor. Küfürdür!.
Onu söylüyor ağlamak AN’a ait.
Gülmek bunların Arapçaları var Lekaedir.
Gülmek başka şeydir yani bunlar.
Onun için: “Nice ağlanmamış doğum nice gülünmemiş ölüm var!” gibi sözler vardır şiirlerimde...
Hani zaman zaman söyleriz.

İşte bu salavat bizim An’dan Ena’ya yani nefisten Rabba akışlarımızı, iç sistemlerimizi akıl, fikir, vicdan vs. dediğimiz.
Kendimize göre isimler verdiğimiz ama hakikatta vücudumuzdaki hormanlar gibi kendi başına çalışan bizim farkında olup olmadığımıza aldırmayın fakat bizde de var olan fark edince fark ettiğimiz.
Fark etmediğimiz zaman ömür boyu bilmediğimiz canımız gibi hep durmadan aldığımız nefes ve kendi kişiliğimiz gibi bize ait, bizim olan bu güzelliklerin bağlantısını diliyoruz SALL ile.
Sad da SALL, sin de de SALL var. Peltek S ile de SALL var Arapçada.
Harflerin değişmesi sadece yerlerini değiştirir.
Aynı kelimeyi ağlayarak söyleyebilirsiniz, söyleyebiliriz, kahkaha atarak da söyleyebiliriz. İkisinin ortasında da söyleyebiliriz.
“Seviyorum!” derken hıçkırıklar boğazınızda kitlenebilir, çok seviyoruz dediğiniz için.
“Çok seviyorum!” dediğiniz zaman gözünüzün bebeği değil ruhunuzun bebeği gülebilir.
“ Seviyorum!” dediğiniz zaman orta seviyede de kalabilrsiniz.
“Ben ne diyorum farkında değilim!” diyebilirsiniz.
Bütün bunlar Münir Hocamın, Sıratın sırtına durup bir taraftaki hıçkırığa bir taraftaki kahkahaya tarafsız kalan kimseye bir şey söyleyenemeyeceğini,
“Lâ İlâhe İllâ Allah” ortasındaki ESRARın,
“Lâ Huve İllâ Huve” Terazisinin milinde, denge noktasına durup: “Hayret ki ne hayret ne gül varımış ne gübre varımış, ben bir rüya mı gördüm acaba?” demektir.
Bunu söylemek kolay amma yaşamak zordur!.

Çünkü, burada şu AN ezan okunuyor “Hayyale’l- selâh velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l- Aliyyi’l- Azîm!”
Hayyale’l- selâh: Hadi salaha, sulha gelin!.
Hayyale’l- Felâh velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l- Aliyyi’l- Azîm!”
Hadi felâha, kutuluşa gelin!.
“Allahuekber! Allahuekber! Lâ İlâhe İllâllahu vAllahuekber Allahuekber velillâhi’l- hamd.''
Hamden kesiran mübareken tayiben fihi.
Ya Rabbü’l- Âlemin Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyidina Muhammedîn abdike ve nebiyyike ve Rasûluke Nebiyyil Ümmiyyi ve ala alihi ve sahbihi ve ehli beytihi”

--Câbir radıyallahu anh'den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim ezanı işittiği zaman şu duayı okursa, kıyamet gününde o kimseye şefâatim vâcip olur "
(Buhârî, Ezân 8, Tefsîru sûre(17), 11 Ayrıca bk Ebû Dâvûd, Salât 37; Tirmizî, Mevâkît 43; Nesâî, Ezân 38; İbni Mâce, Ezân 4)

"Allahumme Rabbe hazihi'd - da'veti't - tâmmeh Vessalâti’l- kâimeh Âti Muhammedeni’l vesîlete ve’l- fadîlete ve'dderacete’r- rafî’ah Veb’ashu makamen Mahmûdenillezî va’adtehu inneke lâ tuhlifu’l- mîâd”

“Amennâ ve saddaknâ ve şehidnâ Ya Rabbü’l- Âlemin!.”

Hâşâ Allahu Zülcelâl verdiği sözden geri mi döner, neden nasıl yani?.
Kendi yaratıyor kendi kuruyor, kendi düzenliyor.
Çok basit bir cüz’i iradeyle Hakkı Ve Hayrı tercihle imtihan olmaktayız KUL olarak...

Bu gün yine Barbaros can Allah razı olsun söylüyordu.
Kaza küllî irade Muradullahtır. Bu O’na ait bir iştir.
“Bir yudumda Akdenizi içerim!” demek bir çılgınlıktır, olmayacar bir yalandır.
Anlaşılması mümkün değildir.
Fakat kader, cüz’i iradeyle Emrullahı işlemektir.
İkisi de iradedir.
Kaza Allahu Zülcelâl in bakışıdır.
Kader benim senin onu yaşayışmızdır.
Bu muhteşem bir güzelliktir ve özelliktir.
İşte böyle SALL etmekteyiz. Dilemekteyiz.
Kalan nefeslerimizin SALL içinde geçmesini, ANlarımızın Mutlak Tevhide ulaşmasını,yani “Lâ İlâhe İllâ Allah” Şeriat Âleminde anlamamız mümkün olmayan Son Tevhid… Fenâfillah vs denilen..
Neden mümkün değil?
Çünkü Allahu Zülcelâl in kendisinin ZÂT anlamı mümkün değil.
Târifsiz târif!. Ne idiği belli değil. Ettiğiyle belli tümünü yuttuğu için.
Bunu herkes söyler serbest.
Allah celle celâlihu, Lafzullahtır. Harf-i târifsiz Esmaullah Zarfı..
Ama tarikatta “Lâ İlâhe” artık.
Onu söyleyecek kişi “Lâ İlâhe İllâ Hu” “O’ndan başka ilâh yok!.”
“O kim?” dediğiniz de “Huve.”
Bunu aşağı yukarı edeb sahipi herkes bilir.
Edebi olanlar, ilmi olup da edebi olanlar bunu bilir. “O kim?” diye.
O her yerde ben, bunu ben yapıyorum fakat hiç tanımadığı için O der.
Üçüncü şahis kullanır yani.
“O yapıyor O kim?” deseniz. Gaibtır, olduğu halde gözükmüyordur.
Size bir şeyler anlatır.
Bu Pir Makamıdır. Kâmil Makamıdır. Bilenlerin edebli olanların makamıdır.
Münir Hocamın makamıdır.
Yunus Babanın makamıdır.
Ali Keremullahi veche’nin makamıdır.

Buradaki eğitim işi EDEB.
İşin aslı astarı edebi fakat Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem sınırına geçtiğimiz anda “Lâ İlâhe İllâ Ente” olur.
“Senden başka ilâh yoktur” çünkü o muhatabtır Allah celle celâlihu ya.
Bizzât muhatab. Lâ İlâhe İllâ Allah Muhammeder Rasûlulahtır” o.
Allah’a ve Rasûlune Teslim OLunuz!
Allah’a ve Rasûlune İman Ediniz!
Allah’a ve Rasûlune Tabi’ OLunuz!
Allah’a ve Rasûlune İtaat Ediniz!
Muhatabı, âyetlerinin hükmüdür.
Allah ve Rasûlune iman edenizin ordaki iki.
Allah ve Rasûlune denilen Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem dir.
Onun için Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem döner de buyurur ki:
“Lâ İlâhe İllâ Ente!.”
“Sen var ya Sen. Senden başka ilâh yok!.”
Ben desem ne yazar. Ben nerden bileyim “Sen!” diyeyim.
Benim muhatabım değil ki, olamaz kimsenin olamaz.
Ancak Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem in olur işte bu “Lâ İlâhe İllâ Ente!” bu Mârifet-İrfan Makamı Tevhididir.

Fakat Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem bu oluşumunu hayata, yaşayışa geçirdi mi şah damarından yakın olan Rabbü’l- Âlemin, El Hayy Esmasıyla gerçekten tek yaşayan oldu mu:
“Lâ İlâhe İllâ Ene!” buyuruyor âyette.
Ey Musa Benden başka ilâh yok.

يَا مُوسَى إِنَّهُ أَنَا اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

---"Yâ mûsâ innehû enallâhul azîzul hakîm(hakîmu): Ey Mûsa! Her şeye gâlib ve hikmet sahibi olan Allah benim.” (Neml 27/9)

Yaratılanların Mevcudundan bir ses var mı?..
Yok! Çünkü, Mülk âlemi Vahüdül Kahhar olan Allah’a aittir.

قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ …

“--kulillâhu hâliku kulli şey’in ve huvel vâhidul kahhâr(kahhâru).: .. De ki: Allah her şeyi yaratandır. Ve O, birdir, karşı durulamaz güç sahibidir.” (Ra’d 13/16)

يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ

---“Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulkul yevm(yevme), lillâhil vâhidil kahhâr(kahhâri).: O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar: ) "Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhar olan Allah'ındır."
(Mü’min 40/16)

Var mı ses veren, yok.
Yaratıcı var mı başka? Sıfır, ses yok!.
İşte bu muhteşem ulaşım, bu bilişler, bu oluşlar ve bu yaşayışlar yaşamaya değen şeylerdir.
Gerisi gıvır zıvır işlerdir.

Yumruk kadar mide ile yumruk kadar kalbin arasında bir borudur insan.
Bunu kullanmadığı zaman insanoğlu bir pislik fabrikasıdır.
Basit bir şehvet ve vahşet çukurudur.
Bunun için “azâbun muhîn” demektedir.

اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَن سَبِيلِ اللَّهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ

---" İttehazû eymânehum cunneten fe saddû an sebîlillâhi fe lehum azâbun muhîn(muhînun).: Onlar yeminlerini kalkan yapıp Allah'ın yolundan alıkoydular. Bu yüzden onlara küçük düşürücü bir azap vardır.” (Mucadele 58/16)

“İhanet azabını hak ettiniz!” demektir.
“Nankörlük yaptınız” demektir.
“Kediye vermediğimi sana verdim. Kedi kedilik yaptı ama sen yapmadın!” demektir.
Bunlar akıl oyunları asla değildir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem in izinde, yüzünde, sözünde ve özünde hiç Allah’ın izni ve inâyetiyle olmamıştır ve olmaz batıl bir şey.
Olursa Hakk olur, haksızlık onunla olmayışının adıdır.
Haksızlık diye bir şey yoktur, Hakk gelince.
Gece diye bir şey yoktur, güneş doğmuşsa.
Şeytan diye de bir şey yoktur, eğer müslüman edebildiysen onu.
“Lâ İlâhe” diye de bir şey yoktur eğer “İllâ Allah” la seviyelediysen ki TEVHİDdir.
Bunların tümü Hakkın olmayışından ve Haksızlıktır.
Güneşin olmayışıdır gece.
İllallahın bulunmayışıdır Lâ İlâhe .
Onun için akıllarımız aklını başına toplamalı, son ana varmadan ŞE’EN içinde ŞÂHİD olmalı yaşayarak.
Bunun için ise;
Muhammedî Gayret gerekir.
Mutlaka Muhammedî Merhametin ve bir Kâmilin Kapısını çalmak gerek.
Bu KAPI kendi kalbiyin kapısıdır!..
Çünkü kâmil bulunmaz, kâmil o kimseyi arar bulur.
O kimse ise Kâmile ya teslimiyet gösterir ya da nankörlük yapar.
Kime gösterir, o Kâmile mi?
Hâşâ Allahu Zülcelâl ve Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem’e göstermiş olur.
Allahu Zülcelâl in eli, el ele onların eli üzerindedir.

إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا

---"İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen).: Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah'a biat etmektedirler. ALLAH'IN ELİ ONLARIN ELLERİNİN ÜZERİNDEDİR. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.” (Fetih 48/10)

Onlar kendi başlarına bir şey değildirler.
Her şeyin sonucudurlar o kadar!
Onlar çekildi mi başka sonuçlar gelir!
Başka sonuçlar başka sonuçlar!.
Arka arakya uçlar uçlar sonuçlar,
EKlenir gider hep ellerin üzerinde Allah’ın eli vardır Yedullah!..

(KUL İHVANÎ FECR SÛRESİ SOHBETİ Devam Edecek)

nur-ye
Wed, 26.05.2010, 23:39
İşte bu bu muhteşemlik içinde Muhammedî gayret güzelliğini, özelliğini tüzelliğini yakalayanlar, vicdanlarında duyanlar ve uyanlar mutlaka Allahu Zülcelâlin lütf ü kereminden izzet ü şerefinden onlara bir kerem kapısı ikram kapısı açacaktır.
Bir kemal kapısı bulduracaktır.
İşte orada Muhammedî Merhameti edeben öğrenirler.
Muhammedî merhameti de BİLirler, BULurlar, OLurlar ve YAŞArlar da ondan sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi vesselleme teslim edilirler o kişiler.
Orada Muhammedî Muhabbeti yaşarlar, Muhammedî muhabbette olurlar. Fiilen olurlar.
Bunun Muhammedî muhabbetin mahşeri mavarası, o yüce peygamberimizin Habibullah’ın HIRAsı olan KALBidir.
Bunlar doğruluğu şüpheli olan “çok seviyorum!” laflarının çok dışındadır.
Yanmaların, dönmelerin çok dışındadır.
Soralım “nerenle yanıyorsun?” diye.
Sorulacaktır zâten.
Çünkü OLUŞ başka şeydir.
“Yanıyorum!” yazabilirsiniz.
“Yanıyorum!” diyebilirsiniz.
Elinizi ateşe tutup “Bak!” diyebilirsiniz.
Ama ateşin içine girmek başka şeydir, ateş başka şeydir çünkü.
GÜLlük ve GÜBRElik önemli değildir ateş için.
O başkaları için önemlidir.

Ben köy çocuğuyum sizler de bilirsiniz Halim Can tandır vardır tandır. Ekmek tandırları.
Ekmek yapılırken dışarıya mis gibi bir ekmek kokusu yayılır köy yerinde.
Çok uzaklardan duyulur o.
Ekmeğin o yanık ekmek kokusu harikadır.
Yanına geldiğiniz zaman içeriye atılan hayvan dışkıları, gübreleri yanar tandırda onun da kokusunu duyarsınız.
Kızgın sacın üzerinde yufka ekmeği pişirgeçle çevrile çevrile İKİ YÜZlü pişirilir ve gevretilir de yenecek hale gelir…

Bir ara ben Korkuteli’nde ekmek yapanların yanına özellikle gittim.
Çünkü ardıç yakıyorlardı.
Ardıç çok kokan bir ağaçtır. Mis gibi kokar.
Kokusu taa uzaklardan geldi.
Bir Kadriye abamız vardı.
Kemik uzamasından öldü. Yaralarından kan akardı.
Çok muhteşem bir kadındı. Sevgi doluydu.
Bâzen köçek gibi kalkar oynardı, şarkılar türküler söylerdi.
Deliydi çünkü. Aynen benim gibiydi.
Onun ekmeğinin başına geldiğimde.
Derdi ki: “Ardıcın kokusuna mı geldin deli oğlan?”
Çünkü ruhumuz birdi.
Şunu demek istiorum ateşe attığınız gübre ateş için değil, sizin için bir kötü koku yayacayaktır.
Gülde ardıç da güzel bir koku yayacaktır sizin için...
Fakat ateşe sorsanız: “Ne var içinde?” diye kahkaha atacaktır: “Benden başka kimse yok!” diye.
Gerçek tevhid, Şuhudî Tevhid, Şâhidî Tevhid, yalancı şâhidsizlik olan tevhid çok çok başka şeydir.
Ne çare ki Pazar durgun, yorgun, vurgun...
Sokağa dökseniz pırlantayı alan yok, millet pislik arıyor!.
Tıpkı kara sinekler gibi leş arıyor herkes, dönüp bakan yok!.
Akıllar öylesine durgun, yorgun, vurgun ve kırgın bunlar bir kaderdir.
Hepimizin kaderidir. Çağın kaderidir. Dünyanın kaderidir.
Kaderullahın kaderidir. Kaza’nın kaderidir.

--- Onun için buyuruyor Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem: “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.”
(Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196)

Bir gün gelir ki iman ateş gibi avuçta taşınır, atsan imansız kalacaksın atmasan elin yanacak!.
O gün size deli denmezse iman etmiş değilsiniz.
Eğer demiyorlarsa ki: “Bu kişi delidir, bize benzemiyor hâlâ din vs demekte!”
Sen de onlar gibiysen anla ki iman yoktur. Açık!

---Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem: “Bir kimseye deli denmedikçe onun îmanı tamam olmaz!”
(İmam Rabbanî, 65 Altmışbeşinci Mektûb)

Leş olan dünya, saldırlan dünya!
Dünya bir leştir onu isteyenler köpeklerdir.
---Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem: “Eddünya cifetün ve talibuha küllabün – Dünya leştir, onu isteyenler de köpektir!” buyurmuşlardır.
(Gazali, İhya, C.3 “Dünya Sevgisi” bölümü)

---İmam Ali keremullahiveche: “'Dünya leştir. Bu bakımdan ondan bir parça isteyen köpeklerin müdahelesine sabretmelidir!” buyurmuştur.

---Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem: “Her kötülüğün başı dünya sevgisidir!”
(İbn ebi’ddünya, Beyhakî, Aclunî, K. Hafa, C.1, S.344 H. 1099, A. Kari, Mevzuatü’l Kübra H.163)

Biz ne yapacaktık?
Saldırmadan, kalbi çalıştıracak kadar kabımızı doyuracaktık!.
Ağzımızı yalamadan bir kenara çekilecektik!.
Fakat öyle olmadı, olmuyor!...
Azgın ve kızgın bir selin ortasında bir o yana bir bu yana savrulup gidiyoruz hepimiz.
Allah hayırlar versin!.
Bunları neden söylüyorum dedim ya akl-ı selim bir akıl gerek.
Selim bir akıl Muhammedî gayretin, yani içindeki kendisne yüklenen şerefin, haysiyetin, ikramın keremin Âdeme biz Âdem oğlunu,

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً

---“Ve lekad kerremnâ benî âdeme ve hamelnâhum fîl berri vel bahri ve razaknâhum minet tayyibâti ve faddalnâhum alâ kesîrin mimmen halaknâ tafdîlâ(tafdîlen) : Şanım hakkı için biz benî ademi tekrîm ettik-şerefli kıldık. karada ve denizde binidlere yükledik ve hoş hoş ni'metlerden besledik, yarattıklarımızdan çoğunun üzerine geçirdik” (İsrâ 17/70)

“Biz âdem oğlunu keremli kıldık.”
El Kerîm kendisi iken. İkram edecek burda.
“Çok ikram ettik!.”
“Kendi sıfatlarımızdan, esmalarımızdan yükledik. Halifetullah ettik, muhteşem bir varlık verdik!.” buyurucasına…

İşte bu haysiyeti, bu şerefi bu azîzliği yüklemiştir, bu da doğrudur.
Azîz Allahu Zülcelâlin kendisidir El Azîz.

وَلاَ يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ إِنَّ الْعِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

---“Ve lâ yahzunke kavluhum, innel izzete lillâhi cemîâ(cemîan), huves semîul alîm(alîmu) . : (Resûlüm) Onların sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün izzet ALLAH’ındır, O işitendir bilendir.” (Yûnus 10/65)

İzzet: değer, kıymet, yücelik, ululuk, kuvvet, kudret, hürmet, saygı, ikrâm, izaz.
İzzet sahibi o kimseki: Ona emir verecek ve yasak koyacak yoktur.

Allah peygamberi ve müminleri azîz âyeti vardır:

يَقُولُونَ لَئِن رَّجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَعْلَمُونَ

--- “Yekûlûne le in reca’nâ ilel medîneti le yuhricennel eazzu min hel ezell(ezelle), ve lillâhil izzetu ve li resûlihî ve lil mû’minîne ve lâkinnel munâfikîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne) .: Hâlbuki asıl izzet ALLAH’ın, Resûlü’nün ve mü’minlerindir. Fakat Münâfıklar bunu bilmezler.” (Münâfıkun 63/8)

Gerçek İzzeti ANlamak;
HAKK (celle celâluhu)’nun kemâl, izzet, yücelik, celâl, azamet ve kudret sıfatlarını anmak!
Nefsin ana vasfı (sıfatları ve temel özellikleri) olan;
Fakriyetini (fakîrliğini),
Acziyetini (âcizliğini),
Zilletini (zillet; izzetin, sistemin sahibine ait olduğunu),
İlletini (varlığının sebeblere bağlı ve izafî olduğunu, HAKK Celle Celâluhu’dan gayrisi her şey gibi eriyip, çürüyüp sebeblerin sonunda yok olucu olduğunu) bilip başını içine çekmek!

Yoksa NEFS, Azizliği kendinin sanıp;
“Abd”liğini bırakıp, “RABB” elbisesi (sıfatları) giyinir (güyâ-hâşâ) ve azamet, kudret, varlık, zenginlik, izzet, şeref ve ebedîlik sahibiymiş gibi korsanlığa ve eşkiyâlığa kalkışabilir...

Allahuzülcelâl, insana lâzım ve lâyık gördüğü esma yansımalarından, iğreti-geçici-kulluk imtihanı için pay vermiştir.
İşte bu özelliklerini, bu güzellikleri akıl aklettiği anda İnsan Nefsi, Muhammdi Gayrete düşer.
Bir Muhammedî Gayret peşine düşer ve der ki sebebler âleminde.
Ne demek sebeb?

SeBeBe…
Sin Be Be dir Barbaros.
İki tane içerdeki “Be” nin sahibliğidir.
Ne var iki tane “Be” içerde.
Bir RABBܒL- ÂLEMİN var, bir de NEFİS var.

Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellemin buyurduğu bu:

---Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

Bu İKİlik
İÇİÇElik tüm Kâinâtta var zaten..
Zâten böyle olacağı belli bir şey.
Atomla elektron, Çekirdekle elektron gibi yani.
Sebebler Âlemi bu demektir zâten!
Bir nefsin var bir de Rabbü’l- Âlemin olsa, İKİlik var demektir zâten! Halbuki TEVHİD olacaktı ya!.
İşte bunu “SEVİYE”leyebilmek sebebtir, sebebler zincirinde.

O halde “Ben bildim!” farz ediyorum. Edelim.
Diyelim ki Halim Can bildi, Muhammedî gayreti de bildi.
İlmen bildi. Etrafına baktı Kainat Kur’ânını okudu.
Kendine baktı Kendi Kur’ânını okudu.
Kalbine baktı Kalb Kur’ânını okudu.
Ellerinin arasındaki Kahhâru’l- Vâhid Allah’ın Kur’ânını okudu.
“Nasıl?”
Şimdiynen okudu.
Şimdi yağan yağmurdan ıslandı. Dünkü yağmurdan değil.
Bugün Rahmetenlil Âlemin Bulutlarından inen, Allahu Zülcelâl’den demiyorum!
Hayy olan Rahmetenlil Âlemin Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem’den bahsediyorum.
Gökteki bulutlardan, Hayy olandan bahsediyorum.
İşte ondan inen yağmurla ıslanıyor.
Ondan inen yağmurla saf sular içiyor.
Bir damla su bir damla suyla kavuşuyor.
Çünkü yaratılan, yaratılan suyla kavuşuyur, buluşuyor.
İşte bu buluş mutlaka Allah Dostu buluştur.
Bizi iken buluştur.
Diriden diriye buluştur.
Bedenden bedene buluştur…

Temas etmeyen fiş ve priz hayaldir.
Ceryansız bir can yalanıdır Allah korusun!.
Bu korkunç bir şeydir şâhid olamaz çünkü yaşamıyor.
Yaşamıyor şu ANı ve “ŞeÂN”ı...
Yaşamadığı bir ANın şâhidi.
Uykuda, sarhoş, şu bu, hayal görüyor çünkü kâbus görüyor konuşuyor, boş konuşuyor!.
Uykusunda bâzen yelleniyor, bâzen de ilâhi okuyor gibi.
Bâzen delleniyor ne dediğini bilmiyor.
Bu akıl nefsin başında değil.
Bu bir oyundur...

İşte bu oyun çok câzib olduğu için insanlar, akla fikre ermeyecek acaiplikte tarikatlar kuruyor, Cemaatlar kuruyor.
Allahu Zülcelâl in kullarını, Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellemin ümmetini böylesi uyuduruk tuzaklara düşürüp sanki kendisinde hâşâ bir uluhiyet veya bir nübüvvet varımış gibi, bir şey varımış gibi saçmalyıp durmaktalar!.
Kendisi de şu anda “yok edilen var edilen- kun feyekun” OL-AN bir HİÇ değil miş gibi kendine pâye ayırıp: “Mubarektir, mukaddestir!” gibi yakıştırmlarlayanlışlara düşüp, insanları hayalle, hikaye ile başka yerlere çekiyor!.
Kâinâtın Rahmet Anası Resûlullah sallallahu aleyhi ve selemin Eşsiz Mübarek, Muhteşem, Muaazzzam ve Mukaddes Olduğunu ANlamıyor ANlatmıyor da Nalıncı keseri gibi hep pis Nefsine doğru yontuyor..

Oysa çekilecek yer, yüreklerimizin içindeki Rabbü’l- Âlemin idi.
Şah damarımız dediğimiz değil miydi Nur-u Mim.
Rabbü’l- Âlemin değil miydi?
Nurullah ordan gelmiyor muydu?.
Başka bir şey mi var Kur’ân-ı Kerîmde.
Mesnedsiz demiyoruz hâşâ.
Uydur kaydır demiyoruz.
Biz kitabımızı okumaya çalışıyoruz Bakınız ki...

Neden Kur’ân-ı Kerîmimizin Sûrelerinin iniş sırasına göre bakalım Fecr Sûremize de diyoruz?
Ne zaman sökecek bu fecrimiz?.
Karanlıkların içinde rüya görerek mi?
“Rüyamda fecrim söktü!” mü diyeceğim karanlıkların içinde uyurken.
Ben: “Rüyamda bir güneş doğdu biliyor musun Halim Can?” desem ne demek bu?
“Hocam gecenin göbeğinde uyurken ne güneşi bu?
Neyin güneşi bu. Hayalin mi, yalanın mı, rüyanın mı neyin güneşi bu. Bu güneş Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem in güneşi değil.
Bu güneş Allahu Zülcelâl in güneşi değil Allah korusun!.” Demez mi?..

Onun için diyoruz ki:
“Bir Kâmil Allah Dostu, sokak soytarısı değildir. Tevhid tüccarı değildir. Kendi adına hesabına, bir şey yapan değildir!” diye.
Mümkün değil çünkü.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem kendi adına hesabına mı konuşmuş mu?
Kendi Nefsi adına ne konuşuyorlar?.

Görülmüş mü hiç?
İmamı Ali Keremullahi veche İslama en büyük kötülüğü yapan kişinin kafasını keseceği zaman yüzüne tükürüyor.
Ali Keremullahi veche bırakıveriyor, öldürmüyor!.
Adam şaşıyor. Öldürecek diye tükürdü çünkü.
Diyor ki: “Bir fırsatı yakalamışken neden beni öldürmedin oysa ben olsam seni öldürürdüm.?”
Ali Keremullahi veche: “Öldürseydim kendi nefsim adıma öldürecektim, yüzüme tükürdün. Oysa ben Emrullaha uyacaktım. Engelledin. Kendi nefsim için yapacaktım bunu. Yaptıracaktın!” buyurunca adam ne diyor:
“Eşhedü en lâ ilâhe illâ Allah ve eşhedü enne Muhammede’r- Rasûlullah!” işte budur İslam Dini!.

Var mı kendi adına bir iş?.
Şucular, bucular, öteciler bericiler var mı?!.
Uçanlar, kaçanlar, göçenler ne diye yanılıp yanıltıyorsunuz?.
Hangi gökler, nerdeki gökler?.
Uranüs mü, Neptün mÜ?. Hangi gök?
Senin gök dediğin ne?
Semâvattan haberin var mı?..
Senin Hayal Göklerin iğne ucu bile değil Nur-u Mîm yanında!.
Nur-u Muhammed, Nur-u Mim ne?.
Ana, İLK NOKTA ne ki Allah katında?
Hâşâ hesabı mı var?. Projesi, tamiratı vs mi var ŞU AN OL-AN Şe’enullahın!...
Bunlar tüm Ma kadarallahu kadrehu.

…وَمَا قَدَرُواْ اللّهَ حَقَّ قَدْرِهِ

--- "Ve mâ kaderûllâhe hakka kadrihî… : Allah'ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler…” (En’âm 6/91)

وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَالْأَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّماوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ

--- "Ve mâ kaderûllâhe hakka kadrihî vel ardu cemîan kabdatuhu yevmel kıyâmeti ves semâvâtu matviyyâtun bi yemînih(yemînihi), subhânehu ve te’âlâ ammâ yuşrikûn(yuşrikûne) .:Onlar, Allah'ı gerektiği gibi takdir ödemediler. Oysa bütün yeryüzü kıyamet gününde O'nun tasarrufunda olacak gökler de O'nun kudretiyle katlanmış olacaktır. O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve çok yücedir.” (Zümer 39/67)

Allahu Zülcelâlimiz böyle buyuruyor.
Bir gün işleyeceğiz bunu inşâallah çok istiyorum.
“Allahu Zülcelâlin kadir ve kıymetini bilemediler!” âyetleri.
Takdir edemediler “Allahu Zülcelâl kim?” diye.
Bu âyetler bütün bizim için gelmiştir.
BİLelim, BULalım, OLalım YAŞAyalım diye gelmiştir İnşâallah!.
Bir hayvan bile etrafına bakmadan geçip gitmiyor.
“Ne oluyor ne kalıyor?” diye.
Teyakkuz halinde, kendisine öyle yüklenmiştir bu İlâhî Program...

Hakkı ve Hayrı tercih eden İnsan Aklının Muhammedi Nur Okulundaki Öğretim ve Eğitimi;
İlim, Edeb, İrfan ve Erkanla HaYY olan Resûlullah sallallahu aleyhi ve selemin gözetiminde ebediyen sürmektedir hamd olsun;
Adına Hesabına ve Şerefine!..
İşte bu şeref ve İzzeti taşıyan ALLAH CELLE CELÂLİHU DOSTları için Allahu Zülcelâlimiz buyurmaktadır ki:

يَقُولُونَ لَئِن رَّجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَعْلَمُونَ

---“Yekûlûne le in reca’nâ ilel medîneti le yuhricennel eazzu min hel ezell(ezelle), ve lillâhil izzetu ve li resûlihî ve lil mû’minîne ve lâkinnel munâfikîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne) .: Hâlbuki asıl izzet ALLAH’ın, Resûlü’nün ve mü’minlerindir. Fakat Münâfıklar bunu bilmezler.” (Münâfıkun 63/8)
(KUL İHVANÎ FECR SÛRESİ SOHBETİ Devam Edecek)

nur-ye
Wed, 26.05.2010, 23:40
Gerçek İzzeti ANlamak;
HAKK (celle celâluhu)’nun kemâl, izzet, yücelik, celâl, azâmet ve kudret sıfatlarını ANmak!
Nefsin ana vasfı (sıfatları ve temel özellikleri) olan;
Fakriyetini (fakirliğini),
Acziyetini (âcizliğini),
Zilletini (zillet; izzetin, sistemin sâhibine âit olduğunu)
İlletini (varlığının sebeblere bağlı ve izâfî olduğunu,
HAKK Celle Celâluhu’dan gayrisi her şey gibi eriyip, çürüyüp sebeblerin sonunda yok olucu olduğunu) bilip başını içine çekmek!
Yoksa NEFS, Azizliği kendinin sanıp;
“Abd”liğini bırakıp, “RABB” elbisesi (sıfatları) giyinir (güyâ-hâşâ) ve azâmet, kudret, varlık, zenginlik, izzet, şeref ve ebedîlik sâhibiymiş gibi korsanlığa ve eşkiyâlığa kalkışabilir...

ALLAHU zu'l-celâl, insana kulluk imtihanı için lâzım ve lâyık gördüğü esmâ yansımalarından, iğreti-geçici-izâfî olarak pay vermiştir.
İşte bu özellik ve bu güzellikleri akıl aklettiği ANda İnsan Nefsi, Muhammedî Gayrete düşer.
Bir Muhammedî Gayret peşine düşer ve der ki sebebler âleminde.
Ne demek sebeb?

SeBeBe…

Sin Be Be 'dir Barbaros.
İki tâne içerdeki “Be” nin sâhibliğidir.
Ne var iki tane “Be” içerde.

Bir de NEFİS var, bir de RABBU’L- ÂLEMİN var,
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin buyurduğu bu:

--- Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

Bu İKİlik
İÇ İÇE lik tüm Kâinâtta var zaten..
Zâten böyle olacağı belli bir şey.
Atomla elektron, Çekirdekle elektron gibi yâni.
Sebebler Âlemi bu demektir zâten!
Bir nefsin var bir de RABBu’l- Âlemin olsa, İKİlik var demektir zâten! Halbuki TEVHİD olacaktı ya!.
İşte bunu “SEVİYE”leyebilmek sebebtir, sebebler zincirinde.

O halde “Ben bildim!” farz ediyorum. Edelim.
Diyelim ki Halim Can bildi, Muhammedî gayreti de bildi.
İlmen bildi. Etrâfına baktı Kâinat Kur’ânını okudu.
Kendine baktı Kendi Kur’ânını okudu.
Kalbine baktı Kalb Kur’ânını okudu.
Ellerinin arasındaki Kahhâru’l- Vâhid ALLAH’ın Kur’ânını okudu.
“Nasıl?” Şimdiynen okudu.

Şimdi yağan yağmurdan ıslandı. Dünkü yağmurdan değil.
Bugün Rahmetenli’l- Âlemin Bulutlarından inen rahmet yağmurundan rahmetlendi.
Dikkat ediniz ALLAHU Zu'l-celâl’den demiyorum!
Şu AN HAYY OL-AN Rahmetenli’l- Âlemin Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den bahsediyorum.
Gökteki bulutlardan, HAYY olandan bahsediyorum.
İşte ondan inen yağmurla ıslanıyor.
Ondan inen yağmurla saf sular içiyor.
Bir damla su bir damla suyla kavuşuyor.
Çünkü yaratılan, yaratılan suyla kavuşuyor, buluşuyor.
İşte bu buluş mutlaka ALLAH Dostu buluştur.
BİZ BİR iken buluştur.
Diriden diriye buluştur.
Bedenden bedene buluştur…

Temas etmeyen fiş ve piriz hayaldir.
Ceryansız bir CAN yalanıdır ALLAH korusun!.
Bu korkunç bir şeydir şâhid olamaz, çünkü yaşamıyor.
Yaşamıyor şu ANı ve “ŞeÂN”ı...
Yaşamadığı bir ANın şâhidi.
Uykuda, sarhoş, şu bu, hayal görüyor çünkü kâbus görüyor konuşuyor, boş konuşuyor!.
Uykusunda bâzen yelleniyor, bâzen de ilâhi okuyor gibi.
Bâzen delleniyor ne dediğini bilmiyor.
Bu akıl nefsin başında değil.
Bu bir hayal oyunu olur!...

İşte bu oyun çok câzib olduğu için insanlar, akla fikre ermeyecek acâiblikte Târikatlar kuruyor, Cemaatlar kuruyor.
ALLAHU Zu'l-celâlin kullarını, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin ümmetini böylesi uyuduruk tuzaklara düşürüp sanki kendisinde hâşâ bir ulûhiyyet veya bir nübüvvet varımış gibi, bir şey varımış gibi saçmalyıp durmaktalar!.
Kendisi de şu ANda “yok edilen var edilen- kun feyekun” OL - AN bir HİÇ değil miş gibi kendine pâye ayırıp: “Mubârektir, mukaddestir!” gibi yakıştırmalarla yanlışlara düşüp, insanları hayalle, hikâye ile başka yerlere çekiyor!.

Kâinâtın Rahmet Anası Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin Eşsiz Mubârek, Muhteşem, Muaazzam ve Mukaddes Olduğunu ANlamıyor ve ANlatmıyor da Nalıncı keseri gibi hep pis Nefsine doğru yontuyor..

Oysa çekilecek yer, yüreklerimizin içindeki RABBu’l- Âlemin idi.
Şah damarımız dediğimiz değil miydi Nûr-u Mim.
RABBu’l- Âlemin değil miydi? Nûrullah ordan gelmiyor muydu?.
Başka bir şey mi var Kur’ân-ı Kerîmde.
Mesnedsiz demiyoruz hâşâ.
Uydur kaydır demiyoruz.
Biz kitabımızı okumaya çalışıyoruz Bakınız ki...

Neden Kur’ân-ı Kerîmimizin Sûrelerinin iniş sırasına göre bakalım Fecr Sûremize de diyoruz?
Ne zaman sökecek bu FECRimiz?.
Karanlıkların içinde ruya görerek mi?
“Ruyamda fecrim söktü!” mü diyeceğim karanlıkların içinde uyurken.
Ben: “Rüyamda bir güneş doğdu biliyor musun Halim Can?” desem ne demek bu?
“Hocam gecenin göbeğinde uyurken ne güneşi bu? Neyin güneşi bu. Hayalin mi, yalanın mı, rüyanın mı neyin güneşi bu? Bu güneş Rasûlullah sallallâhu aleyhi vessellem in güneşi değil. Bu güneş ALLAHU Zu'l-celâlin güneşi değil ALLAH korusun!.” demez mi?..

Onun için diyoruz ki:
“Bir Kâmil ALLAH Dostu, sokak soytarısı değildir. Tevhid tüccarı değildir. Tasavvuf Simsarı değildir. Kendi adına hesabına, bir şey yapan asla değildir!” diye.
Mümkün değil çünkü.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, kendi adına hesâbına mı konuşmuş mu?
Peki bu uyuyan adamlar kendi Nefsi adına ne konuşuyorlar?.

Görülmüş mü hiç?
İmâmı Ali Keremullâhi veche İslâm'a en büyük kötülüğü yapan kişinin kafasını keseceği zaman adam yüzüne tükürüyor.
İmâmı Ali Keremullâhi veche bırakıveriyor.
Adam şaşıyor. Öldürecek diye tükürdü çünkü.
Ama bırakıverdi öldürmüyor!.
Diyor ki: “Bir fırsatı yakalamışsın neden beni öldürmedin, oysa ben seni öldürürdüm.?”
İmamı Ali Keremullahi veche: “Öldürseydim kendi nefsim adıma öldürecektim, yüzüme tükürdün. Oysa ben Emrullaha uyacaktım. Engelledin. Kendi nefsim için yapacaktım bunu. Yaptıracaktın!” buyurunca adam ne diyor:
“Eşhedu en lâ ilâhe illâllah ve eşhedu enne Muhammede’r- Rasûlullah!” işte budur İslâm Dîni!.

Var mı kendi adına bir iş?.
Şucular, bucular, öteciler bericiler var mı?!.
Uçanlar, kaçanlar, göçenler ne diye yanılıp da müslümanları yanıltıyorsunuz?.
Hangi gökler, nerdeki gökler?.
Uranüs mü, Neptün mü?. Hangi gök?
Senin gök dediğin ne?
Semâvattan haberin var mı?..
Senin Hayal Göklerin iğne ucu bile değil Nur-u Mîm yanında!.
Nur-u Muhammed, Nur-u Mim ne?.
ANA, İLK NOKTA ne ki ALLAH katında?
Hâşâ hesâbı mı var?. Projesi, tâmirâtı vs mi var ŞU AN OL - AN ŞE’ENULLAHın!...

Bu türlü kimseler HAKK’ın kadir kıymetini bilemediler…

…وَمَا قَدَرُواْ اللّهَ حَقَّ قَدْرِهِ

---"Ve mâ kaderûllâhe hakka kadrihî… : ALLAH 'ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler…”
(En’âm 6/91)

وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَالْأَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّماوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ

---"Ve mâ kaderûllâhe hakka kadrihî vel ardu cemîan kabdatuhu yevme'l-kıyâmeti ve's-semâvâtu matviyyâtun bi yemînih(yemînihi), subhânehu ve te’âlâ ammâ yuşrikûn(yuşrikûne) .: Onlar, ALLAH'ı gerektiği gibi takdir ödemediler. Oysa bütün yeryüzü kıyâmet gününde O'nun tasarrufunda olacak gökler de O'nun kudretiyle katlanmış olacaktır. O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve çok yücedir.”
(Zümer 39/67)

ALLAHU Zu'l-celâlimiz böyle buyuruyor.
Bir gün işleyeceğiz bunu inşâallah çok istiyorum.
“ALLAHU Zu'l-celâlin kadir ve kıymetini bilemediler!” âyetleri.
Takdir edemediler “Allahu Zu'l-celâl kim?” diye.
Bu âyetler bütün bizim için gelmiştir.
BİLelim, BULalım, OLalım YAŞAyalım diye gelmiştir İnşâallah!.
Bir hayvan bile etrâfına bakmadan geçip gitmiyor.
“Ne oluyor ne kalıyor?” diye.
Teyakkuz halinde, kendisine öyle yüklenmiştir bu İlâhî Program...

Hakkı ve Hayrı tercih eden İnsan Aklının Muhammedî Nur Okulundaki Öğretim ve Eğitimi;
İlim, Edeb, İrfan ve Erkanla HaYY olan Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin gözetiminde ebediyen sürmektedir hamd olsun;

Adına, Hesâbına, Şerefine ve İzzetine!..
İşte bu şeref ve İzzeti taşıyan ALLAH DOSTları için ALLAHU Zu'l-celâlimiz buyurmaktadır ki:

يَقُولُونَ لَئِن رَّجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَعْلَمُونَ

---“Yekûlûne le in reca’nâ ilel medîneti le yuhricenne'l-eazzu minhe'l-ezell(ezelle), ve lillâhil izzetu ve li rasûlihî ve li'l mû’minîne ve lâkinnel munâfikîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne) .: Onlar: Andolsun, eğer Medîne'ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır, diyorlardı. Hâlbuki asıl izzet ALLAH’ın, Rasûlu’nun ve mü’minlerindir. Fakat Münâfıklar bunu bilmezler.” (Münâfıkun 63/8)

Evet geri dönüyorum;
Bir akıl ki Muhammedî Gayrete düşer İLİM öğrenir.
Fakat EDEBsiz ilim başına belâ olur.
Onun için edeb öğrenmek için Muhabbetin ve Merhâmetin Merkezi olan, aslı astarı olan EHL-İ BEYT Aleyhisselâm, Velâyetullah, ALLAH Dostları Zincirine, ALLAH’ın elinin üstünde elleri olanlarının eline elini vermeyi ALLAHTeâlâ’dan diler.
ALLAH celle celâluhudan, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemden diler.
Onlarda zâten bunun için hep hizmettedir. Her AN, her AN.
Bu yürek meselesi, isteme meselesidir...

İşte o zaman Muhammedî Merhâmetin edebini öğretecek ALLAH Dostlarıyla ALLAH onları BİZ BİLE eder BİR eder inşallah. Bu BULuştur.
İlmin öğrendiği Muhammedî ŞUURu, edeb ile Nûr-u Muhammed olarak BULuştur.
Ben cereyanı getiren direklere kavuştum demektir ama almak değildir daha bu. BULuştur bu OLuş değildir.
Çünkü Muhammedî Merhâmet Muhammedî Muhabbete götürür.
İşte o zaman OLuş başlar. Mârifet başlar. ALLAH celle celâluhu’yu tanıma başlar.
“Kim yapar bunu?”
Kim tanıyorsa o yapar.
“Kim tanıyor?”
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin tanıyor.
“Kim Rasûlullah sallallâhu aleyhi vessellem?”
“Rasûl ne demek?”
Rasûl şu demek. Biz bir yerden gelmiştik SALL etmiştik oraya. SILA tuttuk.
“Hayır hayır bura değilmiş yanlış biz basit şey için gelmişiz geri döneceğiz.
Rücu’ gibi câe geldik!.”
Rücu’, geri döndük.
SALL geldik, risal geri SALL ettik! Ama kim?
İşte o işte o.
“O kim?”
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.
O zaman Muhammedî Muhabbet başlar. Muhammedî Muhabbet başlar.
Hani aklı güdük, deccalun deccalların yavruları sivri sinek gibi …

---Ebu Hureyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyâmet kopmaz. Bunlardan her biri ALLAH'ın elçisi olduğunu zanneder."
(Tirmizî, Fiten 43, (2219); Ebu Davud, Melahim 16 (4333, 4334, 4335)

Cübbeliler cübbesizller var ya isim adına göz yaşı döküp hüngür hüngür ağlayıp arkasından Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem i saf dışı edenler var ya,
“O’na- Rasûlullah sallallâhu aleyhi vessellem’e Rahîm denmez hâşâ!” diyenler varya öyle demek küfür ve kafir olanlar var ya!
Tevbe Sûresindeki “Raufu Rahîm”i bir kenara itip de profesör adı altında onun bunun parasıyla bütün cihanı İslâm adına ayağa kaldırıyor gibi;

“Kur’ân bize yeter Rasûlullah sallallâhu aleyhi vessellem kim oluyor!.” der gibi vehhâbî uşakları..

لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ

--- "Lekad câekum rasûlummin enfusikum azîz (azîzun), aleyhi mâ anittum harîsun aleykum bi'l-mu’minîne raûfu'r-rahîm (rahîmun) : Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkâtlidir, merhâmetlidir.”
(Tevbe 9/128)

Bunlar haydut. Ahlâksız insanlar, îmansız insanlar!.
Bilmiyorlar ki, bildikleri halde bilmiyorlar ki.
Senden benden daha iyi bilirler.
ALLAH ve Rasûlune teslim olunuz.
ALLAH ve Rasûlune iman ediniz.
ALLAH ve Rasûlune tabi’ olunuz.
ALLAH ve Rasûlune itaat ediniz.
De ki Ya Muhammed Eğer ALLAH 'ı seviyorsanız bana tabi’ olun ki ALLAH da sizi sevsin!.

قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

---"Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yağfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun) : (Rasûlüm! ) De ki: Eğer ALLAH'ı seviyorsanız bana uyunuz ki ALLAH da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. ALLAH son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Âl-i İmrân 3/31)

Bu gün soruyordu Barbaros: “Hocam Habîbullah var mı?” diye.
İşte bu âyette bakınız HABBE’ye…
ALLAHU Zu'l-celâl Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemini, kendi sevgisinin içine sarmıştır.
Buyuruyor ki: “Ey insanlar ALLAH’ı seviyor musunuz muHABBEtten mi bahsediyorsunuz?”
“Evet!.”
“O zaman Rasûlullaha tabi’ olun ki ALLAH da sizi sevsin!.”
Görün muhabbet neyimiş.
Muhammed de muhabbet neyimiş. sallallâhu aleyhi ve sellemde.
İşte bu işte bu.
Muhammedî muhabbete bu giriş, içinde oluş, fiilen oluş o kadar hârikadır ki.
O kadar Muhteşem Ve Muazzam, Mukaddes ve Mubârektir ki bunun zevkini, neşesini, hazzını, hiç bir akıl îzah edemez.
“Nasıl edecekmiş?”
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin gözüyle görmeyi, kulağıyla duymayı, rûhuyla hissetmeyi. İnanan insan için söylüyoruz.
İnanmayan için hiçbir şey yoktur.
Ağzı yoktur. Kalbi yoktur. Hiçbir şey yoktur.
O bir şey değildir zâten.
O havyan bile değildir. Belhum edallûndur. Yoktu zâten.

أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ أَوْ يَعْقِلُونَ إِنْ هُمْ إِلَّا كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا

---"Em tahsebu enne ekserehum yesmeûne ev ya’kılûn(ya’kılûne), in hum illâ kel en’âmi bel hum edallu sebîlâ(sebîlen) : Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yâhut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar.”
(Furkân 25/44)

O gebereceği günü beklemektedir.
Çok acıdır onun için biraz sonra göreceğiz fecr de.
Nasıl ihânet içinde onlar.
“Kime ihânet ediyorlar?”
Ey nefsine zulmedenler.

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

---"Kul yâ ibâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh (rahmetillâhi), innallâhe yağfiru'z-zunûbe cemîâ (cemîan), innehu huve'l-ğafûrur rahîm (rahîmu) : De ki: ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! ALLAH'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü ALLAH bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”
(Zümer 39/53)

Neden diyor Münir Hocam durmadan: “Nefsinizi ezmeyin, haraket etmeyin! İncitmeyin, örselemeyin!” diye.
Çünkü Cennete onunla gireceksiniz. Onunla Cemâl seyredeceksiniz. NEFS dir SİZ olan!

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ

---“Ya eyyetuhennefsu'l-mutmeinnetu: Ey, RABBine, itaat edip huzûra eren nefis!” (Fecr 89/27)

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً

--- “İrci'iy ilâ RABBiki râdiyeten merdiyyeten: RABBine dönüver, sen râzı, O da senden razı olarak.”
(Fecr 89/28)

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي

--- “Fedhulî fî 'ibadî: Gir kullarımın içine!” (Fecr 89/29)

وَادْخُلِي جَنَّتِي

--- “Vedhulî cennetî: Gir cennetime!”
(Fecr 89/30)

Bunu Anlamayan kör, câhil, sağır, dilsiz insanlar, ANlamadığı her gerçeği taşa tutmaktalar..

Ne yapıyorlar: ” Vur!.” Niye?
Nefsi anlayamadı çünkü o zaman öldür.
Aklı anlayamadı mı. Vur, indir aşağıya!.
ALLAHU Zu'l-celâl buyurmakta ki: “Onlar akletmeyen pisliklerdir!"

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تُؤْمِنَ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ

---“Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh (iznillâhi), ve yec’alu'r-ricse alellezîne lâ ya’kılûn (ya’kılûne): ALLAH'ın izni olmadan hiç kimse inanamaz. O, akıllarını kullanmayanları murdar (inkârcı) kılar.” (Yûnus 10/100)

Leallekum ta’kılûn.

كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

--- "Kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum ta’kılûn(ta’kılûne) : İşte ALLAH, size ayetlerini böyle açıklar; umulur ki akıl erdirirsiniz.”
(Bakara 2/242)

“Olur ki akledersiniz!” yüzlerce kez söylesin.
Çünkü onların aklı ANlamadı bunu.
Eğitim görmedi akılları. Kendini bilmedi.
Bir Kâmil bilmedi ve bulmadı.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemi bilmedi, bulmadı ve O ’nunla olmadı!,
ALLAHU Zu'l-celâl'i de Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemi le bilmedi!
Hiç biriyle olmadı ve YAŞAmadı zâten.
Hep kendi aklını o, o sonu yâni basit olan aklını, kelime kullanmak istemiyorum.
Çiğ, ham, yoz aklını İLÂH zannetti.
Her şeyi bilir bulur, olur yaşar zannetti.

Bu acıydı. Bu kötüydü. Bu yanlıştı çünkü. Bu olmamalıydı.
Lütfen mezar taşlarına bakın, mezarlığa giderseniz bakın hepsinde böyle yazacaktır mezar taşlarında: “Vah ki ne vah! Eyvah eyvah boşa geçmiş!” çoğunda.

Bir Veliyullahın en büyük özelliği bir numaralı hep bunu büyüklerimden duydum.
Gerisini dememe hâcet yok yâhutta gerekmez .
Bir kabir yanından geçse o kişinin ahvâlinden haberdâr olmasıdır.
Veliyullahın bir numaralı özelliği.
İçerdekinin, mezardakinin her ne halde olduğunu hisseder.
Onun için Fâtiha okur.
Onun için gerekirse bir dal alır diker oraya da yeşersin de rahmet insin diye!.

Ne bileyim ben bir sadaka verir.
Bir merhâmet eder, duâ eder.
Olur ya insan hâli yaşarken bir halt etmiş.

“Yâ RABBi bu kulunu da bağışla!” der.
Çünkü, Merhâmetlidir, Muhabbetlidir. Muhammedî dir Velîyullah.
Muhammedî Merhâmet böyledir, Muhammedî Muhabbet böyledir.
İş işten geçmiş aşağıya düşmüş Firavun bile olsa duâ eder.
ALLAH celle celâluhu kabul eder etmez kendi bilir.
Ama o taşıdığı sıfatı, güzelliği er Rahîm Esmâsını kullanır.

İşte bu Muhammedî Muhabbeti buluş,
Muhammedî Hakîkati yaşayışı getirmeli,
Bu ise şah damarımızdan yakın olan RABBu’l- Âlemin’i en azından biliş demektir.

--- Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

“Kim ki nefsini bildi RABBini de bildi” olmalı ki Lâ İlâhe İllâ ALLAH da.
Bilmediğinin neyine şâhid olacakmış ki?
Bulmadığının neyinden bahsediyor?
Olmadığının neyinden söylüyor?
Yaşamadığının nasılından bahsediyor?

O zaman anlamadan yalancı şâhid olur ALLAH korusun!.
Öyledir zâten. Yaşamak başka şeydir.
Doğumda yaşamak, ölümde yaşamak fark etmez yaşamak başka şeydir.
Doğum-ölüm hikâyesidir bu işin.
Acı-tatlı hikayesidir.

Burda esas olan, OL-ANın farkında olmaktır.
İşte nerden girdik buraya çünkü neden sohbetler yapıyoruz.
Neden Kur’ân-ı Kerîmimizin çok önemli olduğunu bahsediyoruz.
Neden SALLın çok önemli olduğundan bahsediyoruz. Kavuşmanın.
“Esselâmu aleykum” demekle ne demek istiyoruz.
Neden birbirimize sell gibi SALL akıtıyoruz, selâmeti bulalım diye?
Neden asûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemi bulalım diye SALLavatlar getiriyoruz?
Neden ALLAHu Zu'l-celâle ulaşalım diye SALLat ediyoruz namazlar kılıyoruz?.

Hep bunlar Ya eyyuhe'n-nefsun mutmainne ırcıi RABBike râdiyeten

“Heeey işi anlamış olan nefis dön RABBine!” yi sağlayabilmek için.
Dönmeyeceğim diye direnebiliriz hepimiz.
Doktor doktor gezebiliriz. Hastane postane koymayabiliriz.
Ölmemek için bütün yolları deneyebiliriz.
Hayır hayır. Bu geri akışı olmayan bir yukardan aşağıya geri akıştır.
Kimse durduramaz.
Sadece zehir gider zem zem gider. “İrci'iy!” olur.
Bir fırka cennette bir fırka cehennemde…

وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِّتُنذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ فِيهِ فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ

--- " Ve kezâlike evhaynâ ileyke kur’ânen arabiyyen li tunzire umme'l-kurâ ve men havlehâ ve tunzire yevme'l cem’i lâ reybe fîh(fîhi), ferîkun fîl cenneti ve ferîkun fî's-saîr (saîri) : Şehirlerin anası (olan Mekke'de) ve onun çevresinde bulunanları uyarman ve asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları korkutman için, sana böyle Arapça bir Kur'an vahyettik. (İnsanların) bir bölümü cennette, bir bölümü de çılgın alevli cehennemdedir.”
(Şûrâ 42/7)

İster cennet ehli olun ister cehennem ehli olun!.
Size iki yol gösterdik. ,

وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ

---"Ve hedeynâhun necdeyn (necdeyni) : Ona iki yolu ( doğru ve eğriyi ) gösterdik .” (Beled 90/10)


Necdeyn, istediğiniz iki yoldan birini seçin ister küfredin ister îman edin!.
Bütün bunlar nedir. Bütün bunlar nedir?.
Hepimiz biliyoruz ki şu ANda üzerimizde Hâzır-Nâzır ALLAHU Zu'l-celâl… Polisten korktuğumuz kadar O’ndan korkmamaktayız.
Çünkü öyle bir şey yok ortada.
Yapacağını söylemektedir.
Ama unutmamalıyız ki:

رَبَّنَا إِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لاَّ رَيْبَ فِيهِ إِنَّ اللّهَ لاَ يُخْلِفُ الْمِيعَادَ

--- “Rabbenâ inneke câmiu'n-nâsi li yevmin lâ raybe fîh (fîhî), innallâhe lâ yuhlifu'l-mîâd (mîâde) : RABBimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin. ALLAH asla sözünden dönmez.”
(Âl-i İmrân 3/9)

“yuhlifu'l-mîâd” Vaadinden-sözünden dönmez.
Geri gelmez katiyen hilaf etmez. Etmez.
Ediyor mu kalkıyor mu mezardan birisi?
Bir sâniye önceki zamânı getirip özür dileye biliyor muyuz?.
Yapmayacağım de yaptığım bir iş için.

“Daha gelmemiş bir zamanda şunu yapıyorum?” diye şimdi de bakalım de hadi!

Kimmiş bir yarım nefesin dışına çıkan yiğit göster.
Yarım nefes, bir değil. Aldığını ya da verdiğinin dışına çıkan biri var mı?.
Alıp vermek İKİliktir.
Mekik gibi, ilmek atar gibi, harf harf yazı yazar gibi.
Nasıl da arka arkaya yaşıyoruz hayatı.
Ve nasıl da sâhib çıkıyoruz. Hep bizim gibi.
Onun için de ilginç bir hayat yaşıyoruz…

(KUL İHVANÎ FECR SÛRESİ SOHBETİ Devam Edecek)

nur-ye
Wed, 26.05.2010, 23:41
Evet şurda bir şiir var.
Bu şiir demin baktım da şey için bakıyordum benim de garibime gitti 3 üçüncü ayın 6 sı. Yani 6 mart 1998 de bir gece yarısı.
Bizim öyle şiirlerimiz vardır bunlar şiir için değildir
Bu an için yağar. Yağmur kibidir. Kendi başına yağar.
Hani dağlarda yağmur yağar da kimsenin haberi olmaz ya yağmur yağdığını hiç kimse bilmez. Yağar da yağar…
Öyle bir şey yani
Bir şey değilim demek istiyorum.
Çeşmeden akan su da değilim.
Öyle yağmış bir yağmur sanki.
Gibiyim ondan sonra salavata gireceğiz ve Fecre gireceğiz inşallah.
Zevk edelim, dinlenelim diye söylüyorum bunları.
Sohbetlerimiz sıkıcı, can sıkıcı böyle monoton olmasın.
Biz rahatca konuşalım, bulut gibi rahat olalım gök yüzündeki.
Yön ayarlar, kasıtlı, kısıtlı değil yani herkes yüreğini gök gibi açsın. Birbirimize karşı muhabbette olalım diye söylüyorum.


GİBİyim!..

Yürüyün Âşıklar AŞKa Es Selâ!
İşte AŞK Mahşeri! Şu Kâlû Belâ!
Şehid-i ŞAH!.. Şühûd Şehri Kerbelâ!
BEDENinden AYRı BAŞlar GİBİyim!..

Bakın bunu câhil birisi der ki Kul İhvanî söylemiş. Ben de desem dahi.
Öbürü de der ki yok yok Hasan Dağına bir yağmur yağmış.
İşin aslı bu çünkü.
Yürüyün aşıklar, kim ki aşktan bahsediyorsa.
Aşk nedir?
İnsanın içindeki kün fe yekunu şuhuda aynen çıkarmasıdır aşk.
Işktır aslı, Arapçası.
İçindeki şakkı iki kısımlılığı dışarı çıkarır.
Yürüyün aşıklar aşka esselâ. Sizi aşka çağırıyorum.
İşte mahşer şu kalu belâ sizin Mahşer ve Kalu Belâ dediğimiz bir sırat-ı müstakimin iki ucudur.
Biz doğru sanırız aslında dairedirler bunlar bir yerde öpüşürler.
Âhir ve Zâhir ve evvel ve âhir aynı noktada her AN.
Şehid-i Şah, Şah Ali Kerremullahiveche’nin şehidi var ya Hz. Hüseyin Aleyhisselâm.
Şühud Şehri Kerbelâ işte o şehâdetin şehri olan Kerbelâ’da.
Bedeninden ayrı başlar gibiyim.
Bedenini Ben de iki kere Allah nasib etti gördüm Kerbelâ’da.
Ömrüm olursa Şam’a gidip başını da görmek istiyorum.
Başı çünkü orada. Başı Şam’da idi.
Bedeninden ayrı başlar gibiyim işte ben.
Beden kerbelâda baş şamda yani.


Nefsim Nerde? Ruhum Nerde? Ben Kimim?
Ararım-Sorarım! Ben Kim Değilim?
Bana Benden Gelir Her Bir Eğilim
Başıma Atılan Taşlar Gibiyim!..

Sanki atılan taşları kendime kendim binbir yerden atmaktayım.

Cânânım Cem’ Ettim Cümle CAN Oldum
Vücûdun Giyindim CAN Cihan Oldum
Dönüp Duruyorum Perişan Oldum
Yuvası Bozulmuş Kuşlar Gibiyim!..

Bu şiir 1998 martında yazılmıştır.
Cânânım Cem ettim.
Ben bütün elektirikleri Keban’a bağladım-Ana Üretim Merkezine.
Bütün ampülleri, dondurucuları, yandırıcıları, buz dolapları fırınları bütün canları CÂNÂNDA CEM’ ettim.
Cümle can oldum. Ben bütün canları cem ettiğim için bir can haline geldim.
Vücudun giyindim can cihan oldum.
Bütün cihanı sırtıma bir beden gibi tekrar üzerime giydim de bir cihan oldum.
Dönüp duruyorum peryan oldum, yuvası bozulmuş kuşlar gibiyim.
Çünkü bunu anlatmak, bildirmek, buldurmak, oldurmak ve yaşatmak ancak yaşamakla mümkün.
Yoksa hikaye olur, masal olur, yalan olur.

Dertlerim ZEVK Ettim! Şenim, Efendim!
Mecnun Benim! Leylâ Benim Efendim!
Çile Çölerinde Canım Efendim!
Birbirin Arayan Eşler Gibiyim!..

Böyle bir zorluktur bu bir daha okuyorum.
Dertlerim Zevk ettim.
Lâ İlâhe derdim ile İllallah zevk ettim SEViyeledim. Şenim Efendim. Mecnun benim Leyla Benim efendim.
Çile çöllerinde Canım Efendim.
Birbirini arayan eşler gibiyim.

Sanki “Men arefe nefsehu fakat arefe Rabbehu” arıyor.

---Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

Biz arayıp duruyoruz öyle birbirimizi.
İç içeymişiz fakat bilişemedik, buluşamadık, oluşamadık, yaşayamadık.
Şimdi her birimizde bir Rabbı var.
Her birimizde Rabbı var.
Er Rabb bir tane fakat her birimizde var yalınız.
“Men arefe nefsehu fakat arefe Rabbehu”.
“Kim ki kendini bilir Rabbini” bilir.
“Tek Rabbi bilir” değil ordaki Rabbini bilir.
O taraf bir tane. Niye BİZ BİR -İZ bir bir bir.
Bizimle dalga geçiyorlar çöl-möl diye.
Geçsinler dert değil. Dert değil.
“Çöplük leştlir!” buyuran Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem.
“Onun talibi köpeklerdir!”
Köpeği küçümsediğinden değil “leşçiler” buyuruyor yani.


Kul İhvanî Sefil Gör ki Hâlini
Noksanın Tamamla Bul Kemâlini
Celâl Bahçesinde Yâr Cem-Âlini
Yorumu Yapılmaz Düşler Gibiyim!..

06.03.1998 20:12 br..

Öyle bir Celâl bahçesine düştük ki bir çöplüğün ortasına.
Bin bir türlü yamyamın arasına düştük mü düştük.
Ne düşlüyoruz. Yar Cemâlini mi?
Evet. Yap yorumu bakıyım.
Yorumu yapılmaz düşler gibiyim.
Ne diyordu Münir Hocam: “Rububiyyet Sırrını açıklamak küfürdür!.”
“Yap yorumunu!” yapamazsın. Yapamazsın.
Yapmamalısın. Yapamazsın.
İşte bu sevgi canlar bir 98 işi.
O zamanlar ne hikmetse bilmiyorum 98 biraz fırtınalı zamandı.
Yani o dönemler benim hayatımda kendine mahsus dönemdi.

Bir tane daha şiir okuyayım.
Ondan sona geçelim öbür tarafa.
Çünkü çok ciddi konulardan bahsediyoruz zaman zaman kafalarımızı gönüllerimizi sıkıştırıyoruz.
Tohumlama gibidir bunlar hiç benim söylediğim için önemli değillerdir. İçe atılan benim tarafımdan değil.
Sistemin kendisinin attığı daha doğrusu sebebleri halk ederek getirdiği bu güzellikler için onlar kendileri yeşerirler.
Sizde yeşerirler size ait olanlar.
Kimseden bir şey alınıp verilmez.
Ondaki açığa çıkartılır, ondaki yeşertilir.
Ondaki ayağa kaldırılır.
Sizin ağzınızla kimseye bir şey yediremezsiniz asla yediremezsiniz.
Onun yemesine hizmet edersiniz!.

UNUTTUN DOST!..

Vay Vefâsız Güzel Derunî Dilber
Ya Bir Selâm Söyle, Ya Haber Gönder
Sevilen Hakkını Sevenlere Ver
Çoklarla Uğraştın Azı Unuttun!


Attın Gurbet Ele Bıraktın Derde
Kuşlar Uçmaz Kervan Geçmez Bir Yerde
Can-Cânân Cem’inde Muhabbet Nerde?
Söz-Sohbet-Zevkimiz- Hazzı Unuttun!

Saklarım Sırrımız Soymam Her Yerde
Tecellî Tezgâhı ZEVK Oldu Derde
Bir Yetim Çocuk Ki Ağlar Seherde
Sînemdeki Saklı Sazı Unuttun!

Saklarım Sırrımız Soymam Her Yerde
Tecellî Tezgâhı ZEVK Oldu Derde
Bir Yetim Çocuk Ki Ağlar Seherde
Sînemdeki Saklı Sazı Unuttun!

İçimde öyle bir yetim saz var ki geceleri tek başına inler durur.
Bir yetim çocuk ki ağlar seherde.
Sinemdeki saklı sazı unuttun.

Tenemi Bu Hakkın Kulunu Gülüm
Nişanı Bozulmuş Dulunu Gülüm
Kaç Mevsim Bekledim Yolunu Gülüm
Baharı Unuttun Yazı Unuttun.

Bir Kara Sevdâya Bağladın Bizi
AŞK Dedin AT-Eşle Dağladın Bizi
Çaldırıp-Oynatıp Eğledin Bizi
Ölüme Koşulan Hızı Unuttun!..

Biz zannettik ki çalıp oynuyoruz meğer 1600 kilometre hızla ölüme koşuyor muşuz.

Şah Damardan Derûn DOST Adına HUU!
Muhammed Muhabbet! YÂR Yâdına HUU!
ALİ Şah Ehl-İ Beyt Feryâdına HUU!
Gönülden Gönüle İzi Unuttun!

Dost gönülden gönüle Muhammedî izi unuttun.

Şâhidsiz Bıraktı Dost! Belâ Kesti
Sîrette Sıfatı Es Selâ Kesti
Aşk Olsun Ak Deniz Kâr-Belâ Kesti
Sevdâ Sahrasında Bizi Unuttun!

O zamanlar Akdeniz den böyle bir derdi var Kul İhvanînin.
Ne diyor Aşk olsun Akdeniz Kerbelâ kesti Sevda sahrasında bizi unuttun…

Seher Seyrânında Yürek Söktürdün
Sevenlerin Sîne Suyun Döktürdün
Çırılçıplak Çıktın, Yere Çötürdün!
Dergâhı-Deveyi Dizi Unuttun!..

Seherde Serimiz Sevdâya Saldık
Tevhid Temaşâsı Seyrine Daldık
Belki AŞK Dağında Yabanî Kaldık
Evcili Unuttun! Yozu Unuttun!

Bu Rabbul âleminle bir söyleşidir. Bir naz niyaz hikayesidir.

O’nda O’ndan O’na O Hitabıyım!
Eşy⠖ Esm⠖ Sıfat – Zât Kitabıyım!
KÂBETULLAH Benim! HAKK’ın Kabıyım!
Kabuğu Unuttun! Özü Unuttun!


Çepeçevre Bey Dağları Kalesi
Âşığım Boynumda İdâm Lâlesi
Dökülen Yaşlarım AŞK Meşâlesi
Gülerken Ağlayân Gözü Unuttun!

Muhabbet Mihengi Dengem Devrildi
Yaktı Tevhid Nuru Bağrım Kavruldu
Viran Oldu Gönül Külü Savruldu
Odunsuz-Dumansız Közü Unuttun!

Muakddes Meyhânen DEM Eyledin Dost!
Leylâ’sın Mecnun’a GEM Eyledin Dost!
“Olsun! Olmasın!” I YEM Eyledin Dost!
Elestte Verilen Sözü Unuttun!

Öz gözümüzle gördüm yare vuruldum
Dikkat buyurun…

ÖZ Gözümle Gördüm Yâre Vuruldum
AŞK Dağında Koştum-Coştum Duruldum
Ak Saçlı Kıratım, Yolda Yoruldum
Yokuşu Unuttun! Düzü Unuttun!

Gelme –Gitme! Bağrım Dağlat Efendim!
Çileleri Çağlat- Ağlat Efendim!
Tevhidin Dört Ucun Bağlat Efendim!
Bulut-Buhar-Suyu-Buzu Unuttun!

Kesret Sahnesinde Çokmuş İhvanî!
Tevhid Tenhasında Yokmuş İhvanî!
Yine Yârsiz Kalmış Kokmuş İhvanî!
Neylesin Garibim Tuzu Unuttun!

06.03.1998 10:10 br..

nur-ye
Wed, 26.05.2010, 23:41
Kokması normal, çünkü tuzlanacak hâli yok.
Bu da üçüncü ayın altısı.
Bu da demin ki şiirden birazcık önce yazılan bir şiir.
Bunlar o zamanlar bizim böyle bendenizin de kaderin içerisindeki bir perde yâni.
Öyle yaşanmış kayda geçmiş.
Hâtıra defteri gibi dakîkası dâhi yazılan şiirlerden birisi.
Evet bir nefes alalım diye okuduğum şiirlerden birisi.
Bu günlerimiz de böyle kayda geçmektedir.
Sonra ses kesilir geride kalan kalır. Giden gider.
Yani götürdüklerimiz. Geride bıraktıklarımız olur.
Bir salavat bakalım, bakalım evet.

Allahumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedîn abdike ve nebiyyike ve Rasûlike ve Nebiyyi'l Ummiyyi ve ala âlihi ve sahbihi ve ehli beytihi

-Allahumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidina Muhammedîn abdike-

Allahım!

Allahumme salli alâ seyyidinâ bizim Efendimiz Muhammed Aleyhissalâtu ve's-selâm’a bizi SALL et.

Abdike, şeriat âleminde bize bedenen gelen, Mekke’de doğan, Medîne’de bedenini toprağa bırakan.
Abdike olan Senin de kulun olan.
Herkes gibi imtihana çektiğin Abdullah Aleyhisselâtu ve's-selâm'ın içindeki tüm Muhammedîyet, Mahmûdîyet, Ahmedîyet Habibîyetin tümüne salat ediyoruz.

En son en mükemmel hâliyle gelmişti yaşamıştı bizde O’na uymaya çalışıyoruz.
Abdike, ve Nebiyyike, ki senin Târikat Âlemi denilen Mâneviyat Âlemi denilen âlemde Mahmûdun, Makâm-ı Mahmûdun Hamd Makâmıdır orayı bulmayan hamd etmiş olamaz zâten.
Ağzıyla etmiş olur. Aklıyla etmiş olamaz çünkü.
Hamd Makâmıdır orası Akıl Makâmıdır.
Ergin akıl, rüşdüne ermiş akıldır.
Hayvan aklı değildir, çocuk aklı değildir.
Akıldır o akıl. Mahmûdîyet aklıdır, hamd edebilen akıldır.
Aklı olan hamd eder, aklı olmayan sadece şükreder, teşekkür eder.
Sevinç gösterir.
Ve Nebiyyike ve Rasûlike, ki o Muhammedîyet Makâmıdır.
Orda aklıyla etmez Hamdi, “Nakl”iyle eder.
RABBu'l-Âlemin hamd sâhibidir.
Ahaddır çünkü. Ahad ALLAH celle celâluhu'ya hamd eden Ahmed Aleyhi's-selâm'dır.
Tektir. İkisi de tekdir.

Nûrullah ve Nûr-u Mim’in hikâyesidir bu.
Nebiyyi'l-Ummiyyi, bizim bilemediğimiz a’mâdan, karanlıktan, varamadığımız yerden, elimize alıp kontrol edemediğimiz asla resimlerin ressâma ulaşamayacağı gibi ulaşamayacağımız var eden RABBımızın a’mâdan bize haber gönderdiği, getirdiği fırça gibi, boya gibi ne diyeyim her şey gibi.
O Nebiyyi ummiyyi o her şeyin anası aslı Nûr-u Muhammed'e selâtu selâm olsun.
Sılamız olsun. Selâmımız olsun!.
Saygımız hürmetimiz sonsuz olsun!.
Böyle bir yakınlık, böyle bir candanlık, böyle bir bizlik, böyle bir hak ve hayr diliyoruz inşâallah.
Kör olası ki zâten kördür.
Bu âlem bir Oyun Âlemidir. HİÇlik ÂLEMidir.
Kıyâmetler kopuyor sanırız.
İkinci Cihan savaşından otuz milyon insan ölmüştür.
Ben gittim Almanya’da Hitler’in köprülerinden geçtim. Hiçbir şey yoktu.
Ama orada kıyâmet kopmuştu. O bir rüyaydı.
ALLAH katında hiçbir şey değildi çünkü.
İşte böyle bir salâtu selâm olsun Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimize.

Tüm bunlar neyi getiriyor.
Ne olmuş olur böyle olunca.
İnşâallah kendi vicdanlarımızda Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemi biliriz, buluruz, oluruz ve yaşarız ne diyelim. Ne diyelim.
İşte bu bizim salâvatımız bu salâvat hadis-i şeriftir.
Kendisi buyurmuştur bana böyle getirin diye.
Kim ki bu salâvatı getirirse atmış yıllık ömre kefârettir.

---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Kim ki benim üzerime Cuma günü 80 defa Salâvât getirirse ALLAH onun 80 yıllık günâhını bağışlar”
Ashâbı Güzin soruyor: “Yâ Rasûlullah! Bu nasıl bir salâvâttır?” Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Allahumme salli âlâ Muhammed’in abdike ve nebiyyike ve rasûlike ve’n- nebiyyi’l-ummiyyi” salâvâtını (bir oturuşta 80 kere) okur.” buyurmuştur.
(Hâkim-i Tirmizî-Nevâdirü’l-Usûl)

ALLAH celle celâluhu ile Rasûlullah sallallâhu aleyhi vessellem arasında hakları, kul hakkı hariç ALLAH affeder buyurmuştmur.
Kim ki Cuma günü bunu söylerse atmış yıllık ömrünü karşılıktır diye hadisler vardır sahih hadisler.

---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bana getirilen selât-u-selâm sırat üzerinde bir nur olacaktır. Kim Cuma günü bana 80 kere selât-u-selâm getirirse 80 yıllık günâhları bağışlanır.” buyurmuştur.
(Ebû Hureyre (ra) dan; Dârekutnî-Sünen, ve İbn Şahin)

Ama bunu söylemekte kasıt gır gır gır söylemek değildir.
Şuurla bilerek, bularak, olarak yaşayarak yapmaktır.
Böyle bir azim içinde gayret içinde olmaktır.
Böyle bir merhâmet muhabbet ve hakîkat dilemektir İnşâallahu Rahmân. Evet biz Kur’ân-ı Kerîm'imizin iniş sırasına göre Fecr Sûresine geçeceğiz.

Barboros Can bir şeyler söylemek istiyor musun canım bunların dışında.

Barbaros : Hayır hocam. Teşekkür ederim. Gâyet güzel gidiyor.
Çok güzel çok hârika şeyler başka ne diyebilirim ki hocam.
Sağolun teşekkür ederim.

Kul İhvanî : Bir şey sormak istiyorum. Böyle sohbeti aralara girerek şiir vs yapmaktayız yoksa hızlı bir şekilde Kur’ân-ı Kerîm'e girer geçeriz ama böyle hafif yaymanın insanlar için dinlendirici olduğunu sanıyorum. Bilmiyorum ne kadar doğru yapıyorum. Ne dersiniz?

.....

Evet diyorum ki sohbeti böyle zaman zaman aralarına başka parçalar sokarak, başka kısımlar çünkü biz bütün bunları niye yapıyoruz.
Neden ibâdet ediyoruz neden yaratıldık, niçin yaratıldık biz, niye yaşıyoruz niye imtihan oluyoruz niye ibâdet ediyoruz, neden ölüp hesâba çekiliyoruz.
Bunları tümünün geldiği yer tümün geldiği yer bir kelimedir, cümledir yani.

“Lâ İlâhe İlla Allah Muhammede'r-Rasûlullah” tır, bu cümle yoksa.
Başkasına yapılmıştır bu işler.
Ama nefis, ama şeytan adına ne dersen de!.
Mahv olmuştur. Hüsrandır. Yazık olmuştur. “Vay len┠olmuştur.
İhânet olmuştur. En ağır kelime ihânettir Kur’ân-ı Kerîm'de.
Çünkü bir akıl Gâfil olabilir. Salaktır, ahmaktır. Câhilde olabilir.
Gâfil adamı dürter uyandırırsınız.
Uyanınca zâten aklı varsa, fikri var ise o işi yapar.
Câhil adamı da uyandırırsınız ama bilgisi yoktur, cehâletini giderince kurtarırsınız.
Yâni Gaflet Cehâlet arkasından Dalâleti getirir, sapıklığı.
Allâme-yi cihandır fakat makas gibi ayrılmıştır yolu.
Sonra ne bulur? Sonunda İhânet bulur.
Kim gibi Firavunlar gibi. Firavunlar gibi.
Firavun da inanarak söylemişti.
Şu andaki bütün azgınlar da inanarak.
Kırkdört kişiyi öldürenler inandıkları için öldürdüler.
O zulme inandıkları için öldürdüler.
Doğru buldukları için öldürdüler.
Çoluk çocuğu ordaki görevli imamı dâhi adam kurşuna dizdi.
Canlı koymadı bir erkek çocuk kalmış o da ölü numarası yapmış.
Böyle bir vahşet böyle bir zulüm neden oluyor, öyle inandığı için oluyor.
ALLAH celle celâluhu böyle imtihan ediyor insanları.
“Seç beğen al!” diyor aldırıyor, yaratıyor hesâba çekiyor.
ALLAHa sığınırız!.

Tesâdüfen duydum. Tesâdüfen. Ne diyor ordaki vatandaş bunu yapan diyor falan kişi diyor ismini söylüyor.
Kafasına bir şey geçirmiş bir de “Şeyh” diyor.
Yaaa bu ne acı!.
Ama ben oralarda askerlik yaptım Batman’da.
Sekiz ay kaldım o dağlarda.
“Seyyidim!” diyen insanları makam arabama aldım.
Çünkü Batman'daki şimdiki komanda taburu inşaatına özel görevlendirilmiştim sekiz ayda bitirmek üzere.
Sâdece biz sekiz ayda işi bitirecektik.
Çünkü 1973 yılında şey başlamıştı bombalama petrol kuyularını ateşe verme...
O zaman o dağlarda gezerken insanlar gördüm.
Çeşitli insanlar gördüm. Gerçeklerle karşılaştım.
Sordum adama: “Gerçekten Ehl-i Beyt misiniz?”.
“Evet!.”
“Kürt müsünüz?”
"Evet!." “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kürt müydü?”
“Aradan bin yıl geçmiş!” dedi adam.
Bin yıl geçmiş aradan. Yani Kürtleşmiş mi Ehl-i Beyt aleyhi's-selam?
Şunu demek istiyorum nereye gidiyor adamlar.
Giyinmesine bakıyorsunuz garip bişey.
Gözleri kadın gözü gibi sürmeli bunlar ne?.
Cehâlet, cehâlet.
Halbuki Rasûlullah sallallâhu aleyhi vessellem ile Ebû Leheb'in arasında kim var?
Bir tek babası var Abdullah aleyhi's-selâm.
Hamza Aleyhi's-selâm arasında kim var?.
Babası var babası. Başka bir adam yok.
Bu iki amcasından biri küfür ehli, biri şehâdet ehlidir.

Öyle oraya buraya sığınmaya gerek yok.
Yürek yürek çıkacaksın.
Şimdi şu AN ALLAH’ın huzûrunda ve hesapta olan sensin.
Mezar taşları değil, kendin.
Alıp verdiğin nefesin şehâdetini yapacaksın kardeşim.
“Eşhedu en lâ ilâhe illâ Allah” diyeceksin şu an yaşayan sensin, şe’ende olan.
Kim olursan ol!.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem iki parmağını kaldırıyor sabah namazından sonra ne diyor Fâtıma Vâlidemiz, Ali Efendimiz?
İkimizin kafasının arasına oturdu dizleriyle, dedi ki ;

“Fâtıma, Fâtıma. Eğer şunu kılmadıysan. Sabah namazının farzını Vallâhi baban Muhammed’e güvenme!.”

Hz. Fâtıma Vâlidemiz (r.a.), henüz süt emmekte olan Hazret-i Hüseyin hastalandığı için sabaha kadar uyuyamamıştı.
Evlâdının inleyişi karşısında gözlerine sabaha kadar uyku girmedi.
Hz. Hüseyin sabaha doğru bir ara uyur gibi olduğunda, Hz. Fâtıma bulduğu ilk fırsatta kâinatın sâhibine yönelerek sabah namazını edâ etmişti.
Kendisini çâresiz bırakan uykuya ancak bundan sonra vakit ayırabilmişti.
Sonra, mescid-i şerifte sabah namazını kıldıran Peygamber Efendimiz (a.s.m.), âdeti üzere onun evine teşrif etmişlerdi.
Hazret-i Fâtıma Vâlidemizi uyur vaziyette görünce, onun sabah namazını kılmadığını sandı.
Ey kızım Fâtıma, Peygamber kızıyım diye sakın namazı terk etme! Beni hak peygamber olarak gönderen ALLAH’a yemin ederim ki, namazını vaktinde kılmadıkça cennete gireceğini zannetme, diyerek, namazın hiçbir şekilde ihmal edilemeyeceğini belirtti.
Buna karşılık Hz. Fâtıma: “Canım babacığım, sabaha kadar uyumadım. Sabah namazını kılıp yattım!” deme gereği duydu.
O zaman Efendimiz (a.s.m.), sevgili kızını şöyle müjdeledi:
“Müjdeler olsun sana kızım! Âhirette böyle sıkıntılar görmeyeceksin!”

Bu din o hâşâ oyuncak dîni değildir.
ALLAHu Zu'l-celâl DÎNi oyuncak yapmamıştır.

“Lehvun ve lâibun” oyun ve eğlence bahçesi olan Dünyâ'dır.

وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الآخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ

--- Ve mâ'l-hayâtu'd-dunyâ illâ laibun ve lehv(lehvun), ve le'd-dâru'l-âhiratu hayrun lillezîne yettekûn(yettekûne), e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne) : Dünyâ hayâtı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Muttakî olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdiremiyor musunuz?” (En’âm 6/32)

Zerre kadar hayır ve şerri göreceğimizi emretmiştir.

فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ
وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ

--- " Fe men ya’mel miskâle zerretin hayren yerah(yerehu). Ve men ya’mel miskâle zerratin şerran yerah(yerehu) .: Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.” (Zilzâl 99/7-8)

Hepimizi inşâallah Şeriat-ı Garrâ’nın içerisinde hayâtımızın her noktasını dosdoğru yürütürüz bunu bize ALLAH nasib eder inşâallah hepimize.
Bütün bunlar insanın kendine ettiği zulümlerdir, kötülüklerdir.

Biz Fecr Sûresini işliyoruz.
Fecr içimizdeki çekiş demektir.
Cereyan demektir.
Kapıyı açtığımız zaman içerde bir yangın varsa yâni sıcaklık varsa dışarıdaki soğuk hava suratle buraya hucûm ettiği için çok aşırı, ceryan deriz biliyorsunuz.
“Ceryanda kaldım!” deriz bu akıma dayanamadık deriz.
Aynı şekilde burdaki bu makineyi açtığımız anda kebandan elektrik getirir size yoksa akıp durmaz öyle kendi başına.
Arz olduğu an taleb başlar.

Tıpkı “Allahumme Salli alâ seyyidinâ Muhammed” dediğimiz anda ALLAHu Zu'l-celâlde dâhil Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in salâtına koşuverir. Başlayıverir.
Sistem böyle, onun için biz bunları tüm doğru anlayalım diye yapıyoruz.

Birine bir şey alıp satacak hâlimiz yok.
Biz ne tüccarız ne alıcı ne satıcıyız.
Hiçbir derdimiz yok ALLAH'a şükürler olsun.

İşte, Fecr, “Cerr” etmek köküdür.
Dozerlerde filan cerr dişlileri vardır.
Çekiş, ana dişlileri vardır. O dişlilere cerr dişlileri denir.
Bütün dişlileri onlar çevirir çünkü. Ana onlar motora bağlıdır.
Öteki dişliler müstakil dişlilerdir işi büyütürler fakat içerdeki çevirir onu.
Onun için cerr dediğimiz nedir ki Rubûbiyet Sırr'ının can ve cisime çıkışıdır cerr Barbaros.

Gerçek yaratıcı gücün yaratılana ulaşımıdır. Ulaşım dişlisi gibidir.
Bunu illâ aklımız canı öyle istiyor diye:

“Yok ben hâşâ RABBımızı bir resim olarak istiyorum. Bir heykel olarak istiyorum çıksın konuşacağım!” diye bir saçmalığa girmesinin, Firavunluk yapmasının bir yararı yok kendine de yok.

Onun için Fecrimiz, biliyorsun bundan önce Leyl Sûresini işledik ve bundan sonra Duhâ Sûresini işleyeceğiz.
Ve'd-duhâ ve'l-leyli izâ secâ; hani o güneşin en şiddetli olduğu zamana yemin olsun.
Ne güzel gelmiş bak bak gelişe bak.
Kapkaranlık bir gece arkasından bir fecr arkasından bir duhâ geliyor.
İniş sırasına göre böyle.
İşte Fecr'i birkaç gündür işliyoruz.
Ama aralara böyle şeyler sokuşturuyoruz.
Çünkü fecr çok ilginçtir.
Fecr içimizdeki hücredir.
Hicr, akıl demektir.
Biz bir akıl hücresiyiz zâten tek hücre gibiyiz.
Bizim hepimiz akıldadır. Dışarıdakiler de akıldadır.
Aklın öğrenmediği bir esmâyı dışarıda göremez bir şey.
Kendinde olmayanı dışarıda bulamaz.
Size zorla bir şey verilemez sizdeki açığa çıkartılır.
Ordaki cerr içerdekinin Rubûbiyet çekişi âyanlık gibidir.
Kunnes'tir yâni.
Bileliğe sâhibliğe insanın ulaşımıdır cerr.

O odur bizi yaşatıyor zâten. Her an yok edip var ederken toprağa sürekli üfürmekte. Her AN.

“Âdemi topraktan yarattık rûhumuzdan üfledik” demekte ki “kun fe yekun” olabilsin.

Yoksa toprak kendi başına bir yerden bir şey mi almış?
Yok. Çünkü CERR nakildir gözüm, Nûrullah'dır gözüm.
Hicr akıl, Nûr-u Mim'dir.
Nûrullah'dır nakil olan.

“Men arafe nefsehu fekad arafe RABBehu”, “men arafe aklehu fakat arafe naklehu” gibidir.

Hacer de öyledir harama cerrdir. Hürmete cerdir. Kâbe'ye Cerr'dir.
Onun için Hacer Vâlidemizin kabri şerîfi Kâbe'nin içindedir.
Hacc'a gidenlerimiz bilirler ki Hicr-i İsmâil vardır orda İsmâil Aleyhi's-selâm'ın hücresi, çevlik.

Onun içinden tavaf yapılamaz çünkü Kâbe'dir orası. Kâbe'ye dâhildir. İçinden geçip tavaf yapamazsınız.
Namaz kılabilirsiniz, oturursunuz duâ edersiniz ve altınızda oturduğunuz yerde altınızda bizzât kabirleri vardır ikisinin de üstüne oturulur.
Orda yürek ister yürek.
Hacer'in ve Kurban'ın üstüne oturmaya! Hârika bir şeydir.
Ben hayranımdır Kâbe'nin yapısına.
Hepsine, Safa'sına, Merve'sine, İbrâhim Aleyhi's-selâm Makâmına, Zem-zem'ine, Er-RAHÎM Er RAHMAN a...
Kuyusuna, Kentine.
İmkân bulsam bulabilsem bir imkân gider ordan çıkmam yâni dışarı! Çıkmam niye çıkayım ki?
Çıktık da ne oldu derim.

Fecr böyle bir fecrdir. Çünkü cerr dir cerr çift ra iledir.
Çünkü Rubûbiyet rızâsının rüştünün ru'yetinin cem oluşudur.
Nerde?
Can ve cisimde cem oluşudur.
Yaratan şahsiyet olarak çıkışıdır ve bu şahsiyete esmâ yüklenmiştir.
ALLAHu Zu'l-celâlin Sıfatlarından İsimlerini yüklemiş ve insan almıştır.
Eşyâsını fiilen kullanmaktadır.
Bunu çok iyi anlamamız lâzım.
Halîfetullah nedir?
Abdullah nedir?
İnsancık kimdir?
İnsan kimdir?
Büyük harflerle İNSAN kimdir? İnsân-ı Kâmil kimdir?
Yok mu yok mu, Herkes kör, herkes sağır, herkes dilsiz diye summun bukmun umyun diye yok mu?

صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ

---" Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn(yerciûne). :Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler.” (Bakara2/18)

Lâ İlâhe İllâ Allah bitti mi, hâşâ. Ne oldu?
Hiçbir şey hiçbir şey olmadı.
İlk günkü gibi. İlk günkü, İlk günkü gibi serçeler ilk günkü gibi her şey.
Değişen sâdece insanların kendi giydiği üç beş tâne giysi şu bu.
Ne değişti ki ilk yaratıldığı gibi her şey.
Ve bütün bunlar değişmezler, değişemezler.
Söylenmezler, söylenemezler.
Neden “söylenemez” diyor Münir Hocam?
Ne var söyle.
Söylese anlayacak ki anladık sanki söylese.
Çok şey söyledi de anladık sanki.
Ben bâzen şaşıyorum bir de şifreler koyar.

“Baba ne gerek var şifreye mifreye aç gitsin!”

Hiçbir şey yok zâten.
Kimsenin dönüp baktığı yok Tasavvvufa!..

nur-ye
Wed, 26.05.2010, 23:42
Bakın ne güzel şöyle yukardan aşağıya iniverelim.

وَالْفَجْرِ

--- “Vel fecr (fecri) : Andolsun Fecre”
(Fecr 89/1)

Fecre yemin olsun.
Sonsuz bilinmeyen karanlıkların gündüzlere gebeliği dişilliği, analığın kulluğun kulluk imtihanının bilinimezlik sırlarının artık çocuk doğumu gibi şafağa doğru çıkışına FECRine içimizdeki rubûbiyet sırrının cerr edişine dışarıya çıkışına.
Aklımızın silkinip: “Aaa sabah oluyor herhalde orta ışımış!” demesine.

وَلَيَالٍ عَشْرٍ

--- “Ve leyâlin aşr (aşrın).: On geceye andolsun.” (Fecr 89/2)

Geçirdiğimiz on geceye.
Sanki beşi zâhirî İslâm şartı gibi, beşi Bâtınî İslâm şartı gibi.
On tâne bilinemezlik karanlığından geçişimiz andolsun.
Yeniden yeniden “Lâ İlâhe İllâ Allah Muhammedu'r -Rasûlullah” a andolsun.
Gecenin değil, duhân'ında değil Muhammed Aleyhissalâtu ve's-selâm’ ın kine de değil.
Uyanan bir insan gibi şafağınan “Lâ İlâhe İllâ Allah Muhammedu'r-Rasûlullah” ala sulu ala karanlık “Lâ İlâhe İlla Allah Muhammedu'r-Rasûlullah”a yemin olsun.
Aynı şekilde olan SALL larımıza namazlarımıza olsun.
Savmlarımıza olsun.
Muhammedî görünüşe, görüşüne, görünüşe. Ortaya çıkışa Muhammedîliğimizi savm sâhibliğine andolsun.
Zekâmıza, zekâtımıza and olsun.
Nedir zekâ?
Kün fe yeküne sâhibliktir.
Anladım anladım şu andaki yok edilip var ediliyoruma sâhibliktir, temizlenmedir.
Kad efleha men tezakka'dır. Ve zekera ismi RABBi fesella dır.

قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّى
وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهِ فَصَلَّى

--- " Kad efleha men tezekka. Ve zekeresme rabbihi fesalla .: Doğrusu feraha ermiştir temizlenen, RABBinin adını anıp O'na kulluk eden.” (A’lâ 87/14-15)

Artık RABBinin adını anmayı hak ettin.
Temizlendiğin için fesella hadi SALL et demektir.
Yoktur öyle hainlik, zâlimlik, açık gözlülük üç kağıtçılık yoktur.
Bütün ALLAH’ın emirlerini yok sayıp her türlü büyük günahları işleyerek “Ben Sana inanıyorum!” demek yoktur.
Ben demiyorum O buyuruyor yoktur.
Bu sâdece insanın kendi kendine yaptığı bir zulûmdur.
Haksızlıktır. Kendine yaptığı hâinliktir. O bakımdan söylüyorum.
Beş İslâm'ın şartını saymaya çalışıyorum aklımca.
Hani gece karanlıkta hacc olmazdı.
Aydınlıkta olurdu her şey gözükürdü.
Karanlıkta Kâbe'yi değil kendimi göremezdim ya.
Kad efleha yâni nefsimi bilmiyordum RABBımı bilmiyordum.
Kim kim nerde ben nerde bulacaktım Haceru’l- Esved'i, Hacer Aleyha's-selâmı, İsmâil Aleyhi's-selâm, Makâm-ı İbrâhimi.
Neymiş Arafat, ben nerde kimle buluşacakmışım?
Neymiş Müzdelife?
Mina’da kim kurban olacakmış.
İbrâhim’in bıçağı nerdeymiş.
Nerde şeytan taşlanmış üç kere bende şeytan mı varımış.
Nerde ben biat etmişim.
Niye koşmuşum yedi kere ordan oraya.
Neymiş Safâ-Merve kimmiş Hacer?..

İçimde bir cereyan yok mu, FECR yok mu?
Var hamd olsun!
Evet. Savm, salat, hacc, zekât ve şehâdet biliyorsunuz.
Dediklerim nedir?
Mekke de Kâbe, Bu beden de kalb kâbe.
Beytullah var.
Beytu’r-RABB bendeki de.
Şah damarımdan yakın olanındır evi…
Ve bütün bunlar zâhir ve bâtın ben öyle zevk ediyorum.

“Ve leyâlin aşr (aşrın).:” çünkü ben şöyle görüyorum aşr da öyledir zâten.
Ben aynısıdır aşağıya yukarı aşr da aynı harflerden oluşur da yer değişir. Rubûbiyet sırrının şuhûda çıkışının aynı bende oluşudur aşr.

Arş da öyledir.
Şuhuddaki rubûbiyeti seyretmektir arş.
Dışarıdakini görmektir.
Kesreti vahdeti görmektir.
Burdaki aşırda ise içerdekini dışardan seyretmektir. Aynı şeydir.
“ALLAHu nurus semavati vel ard” ALLAH yerlerin ve göklerin nûrudur.
Kısacası bu. Suyun testisi buzdandır.
Her şey ALLAHu Zu'l-celâl indir.
Lâ şerike leke onun şeriği yoktur. Tekdir tekdir.

وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ

--- “Veş şef’ı vel vetr (vetri).
: Çifte ve teke andolsun,” (Fecr 89/3)

Ve'ş-şef’i, çift dediklerinize sizin iki gördükleriniz ve'l-vetr tek dediklerinize, tek olanı.
Şef’i nedir?
Benim içimdeki âyânı sâbitenin şuhûda çıkmasıdır şef’i.
Şuhûda çıkınca ne olur.
Vetr kalır. Nefsini bilen RABBini bilir.
Çıkarıyım nefsimi dışarıya kim kalır bakayım
Vetr kalır. Hemde ikinci şahıs olarak kalır. Fiilen işi yapan olarak kalır.
O zaman denir işte Halim, sen atmadın da ben attım o zaman olur.
Ben size sizden yakınım o zaman olur.
Yaptığınız bütün işleri ben yaratıyorum.
Düşüncelerinizi de ben yaratıyorum haline ikinci şahsa geçer vetr.
Senin adına ben yapıyorum der.
Sen tercih et ben yapacağım olur.
Gerçek Kur’ân-ı Kerîm'le buluşmaya çalışıyoruz.
Yâni buluşmaya derken zâten öyledir de.

وَاللَّيْلِ إِذَا يَسْرِ

--- “Vel leyli izâ yesr (yesri).: Geçip giden geceye andolsun”.
(Fecr 89/4)

“Vel leyli izâ yesr (yesri)” işte o hani karanlıklar vardı ya geceler izâ yesr sırrı biliyoruz zâten Rubûbuyet sâhibliğidir sırr.
Rubûbiyet sırrının sâhibliğidir sırr dediğimiz budur. Gerçekten budur.
Birisi dese ki ben kendi başıma diriyim. Kahkahayla gülersiniz.
Şimdi benim makine diyor ki ben kendim çalışırım diyor.
Bende diyorum ki git ordan diyorum işine be!.
Cereyan kesilsin ne bilgin kalır, ne bulgun kalır çöp bile değilsin.
Yesr, sırr. Ye nedir yaşayışa sokuştur.
Yesr kolaylıktır. Başka? yesr yürümektir.
Sırr, sırr nedir?
Sırr Şe’endir. Şu anda oluşun farkında olmaktır.
ALLAH’ın emridir demektir.
Olmuş olacak diye bir şey yok. Bizim değil.
Olsun olmasın diye de bir şey yok.
Böyle bir karanlığın içinden böyle bir sırrın doğuşuna yemin olsun gibi.
Evet Biz âyetlere mânâ vermiyoruz.
Çok istirham ediyorum.
Orda var ne dediği, büyüklerimiz yazmış biz sâdece zevk ediyoruz.

هَلْ فِي ذَلِكَ قَسَمٌ لِّذِي حِجْرٍ

--- “Hel fî zâlike kasemun lizî hicr (hicrin).: Nasıl bunlarda bir akıl sâhibi için bir kasem var değil mi?”
(Fecr 89/5)

Bakın ne diyor. Hel, değil mi. Ne diyorsunuz?
“Fî zâlike” yoktu bunların içinde “kasemun” bir kısım yok mu şunların içinde Barbaros, kısım kısım, hani açılacak kısım.
Ordaki kasem yemin aynı zamanda.
Yemin nedir kasem.
Doğruluk için sizin çıkarabileceğiniz en büyük parçadır.
Tutunabileceğiniz kısımdır.
Lizî hicr bakın hicr sâhibleri için diyor? hicr sâhibleri!
lizî hicr. Hicr sâhibleri için.
Biz bunu Türkçe'ye çevirirken bakın Elmalılı Hocam en muhteşemidir.
Akıl sâhibi olarak çevirmek zorunda kalıyor.
lizî akıl değil mi lizî akıl yok mu Kur’ân'da var.
Ama lizî hicr burda. Ama Türkçe'ye nasıl çevireceksin.
Bana desen çevir neyi çevireyim ne diyeyim.
Hicre mi deyim hadi akıl demeyim de hücre mi deyim kader mi deyim.
Rubûbiyet sırrının hakîkat oluşu mu deyim.
Rubûbuyet celâli kemâlinin hak olarak zuhûru mu diyeyim.
Bunu sağlayan akıl değil mi. lizî hicr.

Tavaf nedir, Hacc nedir?
Hacc iki tâne cimin hak oluşudur. Can ve cismin hak oluşudur hacc.
Testi ile buzun eriyişidir. Testinin buzluktan vazgeçişidir.
Lâ ilâhe İlla Hunun, Lâ İlâhe İllâ Ena ye dönüşüdür.
ALLAHın kendisinindir Lâ Huve İllâ Huu dur.
“Deve gidip deve geldi” diye buyuruyor Rasûlullah[/color] sallallâhu aleyhi ve sellem hacca.
Birisine öyle diyor “deve hacca gitti, deve olarak geri geldi.”
Deve için ne fark eder.
İnat yerinde her şey yerli yerinde kalmışsa ne.
Beş yıldızlı Hilton Otelcilerine diyorum, yedi yıldızlılarına.
Şöyle yemişler böyle içmişler. Kaçıncı katta kalmışlar.
Kâbe yi yukardan seyretmişler. Ordan imama uymuşlar.
Ne duymuşlar, ne uymuşlar ALLAH akıl fikir versin azıcık versin azıcık.
Azıcık versin azıcık.
Kaç kere gitmiş daha ne kadar gidecekmiş mâdem ki parası var heee.
Onun için diyor Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem “deve gitti deve geldi” buyuruyor.

أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ

--- “E lem tera keyfe feale rabbuke bi âd(âdin).: Görmedin mi RABBın nasıl yaptı Âd'e?” (Fecr 89/6)

Bakın nereye geçiverdi.
Görmedin mi görmedin mi? elem tera? sen görmedin mi Âd Kavmine bu yapılırken Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem orda mıydı?
Sen görmedin mi? ordaki tâbir “görmedin mi?” “Duymadın mı?” değil.

Keyfe fe’ale? keyfe, nasıl yaptı. Fe’ale fiili nasıl işledi. RABBuke, senin RABBın.
Bi’ad Âd için. Evet Âd gerçekten bir kavim...
Zâhirde. Bâtında bir bak bakalım nedir o.
Dâimiyetin ayniyete çıkışıdır.
“Gel Halim can. Sana bir Halim elbisesi giydirelim.
Rabbımızın esmalarından da yükleyelim. Sana bir rol verelim. Çık sahneye ne bileyim ben “Selçuklu Sultanıyım var mı benim gibi?” de. Şu rolu oyna bakalım!”
Al bakalım alabiliyorsan Halimin elinden kılıcı.
Gerçekten kendini öyle sandı, kralmış olur.
Seyredenler seyretsin bakalım.
Bi’ad, dâimiyete sâhib, ayniyete sâhib çıkıştır.
Aynen, ben ebediyim hiç ölmeyeceğim demektir.
Ölüm benim için değil demektir.
Böyle bir kavimdir bu kıvamda olanlar. Aynı yapıdadırlar.
Bu, olmuş şu olmuş bu olmuş hiç fark etmez..
Bunların kıvâmı aynı, kavmi aynıdır. Kıvamları kıvamları.
Akıl kıvamları böyledir. Tercih kıvamları böyledir.
Bunlar ALLAH böyle yaratmamıştır. Tercih et demiştir, seç!
Seçmişlerdir.



إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ

--- "İrame zâti'l-ımâd (ımâdi). : Sütunlar sâhibi İrem'e “
(Fecr 89/7)

Bu da ilginç.
Desen bir türlü demesen bir türlü.
Şu İremlere bak.
Şu cennet bahçe kuranlara bak.
Muhammedî rızâyı, rüştü ortaya döküp de bunu kalkan yapıp böyle perde çekerek zâti’l imadi bizim ne oldu araya mim'i aldı değil mi?
Bu dâimiyeti Muhammedî götürüp kendi adına yükledi mi ALLAH korusun.
Ben kendi adıma sana bir ip takamıyorum hâşâ ALLAH korusun
“ Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem adına sana bir ip takarım öyle götürürüm ” diyeni gördün mü.
Kime bu hepimize. Hepimize. Neden?
Neden olacak ALLAHu Zu'l-celâl'in katında hepimiz aynı kullarıyız.
Bir bedenin her hücresi gibiyiz.
Nasıl oluyormuş bu gözüken kıtal da kabanımın altında şu değildir diye kim bunu yapan.
Yaratan değil.
Onun için hiç birimiz katiyen Muhammedî seviyeden bir milim dışarı çıkamayız.
Birbirimizi severiz, sayarız, hürmet ederiz.
Büyüğümüz küçüğümüz olur, muhabbetimiz tam olur.
Her şeyimiz olur.
Ama ALLAHa sığınırız ki bir milim dâhi Muhammedî seviyenin üstüne çıkmayız.
Altına da inmeyiz. Adam gibi yerimizde dururuz.
ALLAHuekber dedi mi yüreklerimiz aynı seviyede, O’nunla berâber yatar kalkarız.
Öyle saçmalıklara girmeyiz inşâallah.
İmad'ı öyle anlıyorum yâhutta görüyorum.
Başka;

الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَادِ

--- “Elletî lem yuhlak misluhâ fîl bilâd (bilâdi).: Ki o beldeler içinde misli yaradılmamıştı” (Fecr 89/8)

Diyorlar ki bunun misli bir daha halk edilmiş değil yâni.
Yok yok böyle bir şey. fî'l-bilâd, beldeler içinde.
Ne yaptı şimdi. Bizim ordaki de la'yı alıverdi bak.
Bir de bileliğe geçti bir kişi olmadılar artık.
Onlar beldeler gibi tümleştiler yani.
Küfür bir millettir çünkü. Hizbu'ş-şeytan'dır adı.
Şehâdet de bir millettir, bir topluluk, bir gruptur. Onun adı da Hizbullah'tır.
Kur’ân-ı Kerîm'de böyledir kardeşim üçüncüsü yoktur aklı olan için.
Başka yok. Îman ya vardır ya yoktur ikisinin ortası yoktur.
Varsa Hizbullah'tır ve bunun İmâm-ı Mutlak'ı, Rehber-i Mutlâk'ı Muhammed Aleyhi's-selâmdır.
Yoksa bunun gideri ikilik şeytanlığıdır ve ihânettir sonucu. Bu kadar basit.
Hem aklını kullanacaksın hem bedenini hem dünyânı her şeyi kullanacaksın.
Her şeyi sen yapacaksın, sonra da diyeceksin “Ben Ona iftira atarım yani o yaptı!” deyiveririm.
Öyle diyemezsin öyle diyemezsin yemeğini yiyip, suyunu içip, tuvaletine -af edersin- giderken diyemezsin.
Bunu diyen akıl akıl değildir, hâindir.
Doğru değildir bu iftiradır ALLAHu Zu'l-celâle.

وَثَمُودَ الَّذِينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِ

--- “Ve semûdellezîne câbû's-sahra bi'l-vâd (vâdi) : Ve vâdîlerde kayaları kesen Semûd'e” (Fecr 89/9)

Ve semûd, ve semûda bakın.
Burada daha beteri.
Dâimiyeti nerdeyse RABBımın kendisine lütfu keremi olarak al sen benim yerime hâşâ RABBlık yap gibi böyle çok daha beteri yani.
Hiç Murâdullah'ı duymadan, Emrullah'a uymadan kendi, aklın kendi kendine böyle bir çılgınlığı bir anlaşılmazlığı yani.
Hemde bunu din adına da yapabilir.
Ellezîne câbû's-sahra bil vâd (vâdi) , bunlar vâdide, nedir vâdi?
Dâimiyet görüntüsünün olduğu yerde sahrâlarda ne yapıyorlar.
Harra sâhibliklerinde en iç şeyde yâni en sert en keskin, somut olan en harâretli yerlerde kendilerine yuvalar kazarlar.
Yaaa.
Yontarlar.
Böyle bir bunlar böyle kavimdir Semud Kavmidir.
Bunlarda bir kıvamda bir gruptur.
Kötü diye söylemiyorum bunların hepsi benim burada belirtilen Âd Kavmi benim. Kötü değil.
İrem de benim. Semûd da benim.
Benim kendim kendim Kul İhvanî olarak söylüyorum. Latif Yıldız olarak söylemiyorum.
Samîmiyetle söylüyorum. Dosddoğru söylüyorum ne diyorum.
Bu nefisler bende var diyorum.
Ben bunlara kul köle olduğum zaman bunu bulurum.
Kurtulursam bunlardan tümünü o İrem cennetlerini Adn cennetlerine çeviririm.
O taşlardan oyduğum Firavun mâbedlerini, tapınaklarını cennet köşklerine çeviririm.
Çünkü güneş gelirse gece, gündüz olur.
Olmadığından öyle olmakta onlar bunu söylüyor Fecr zâten.
Bu geceler bitecek bekle diyor.
Bu şafak sökecek diyor.

nur-ye
Wed, 26.05.2010, 23:43
وَفِرْعَوْنَ ذِي الْأَوْتَادِ

--- “Ve fir'avne zîl evtâd (evtâdi).: Ve o kazıkların sâhibi Fir'avn'a” (Fecr 89/10)

Yaaaa yaaaa... O son ki, zi'l, ne sâhibiymiş evtâd sâhibi kazık sâhibi diyor.
Evtâd'a bir bakalım lütfen.
Dâimiyet kişisel olarak kullanışın.
Ev gibi kendi kendi sırtındakini kendisini.
Kendi içindeki RABB'ını inkâr ediyor:
Ettiği gibi o değil benim RABB diyor.
Ve de bunu bir ordaki ev bildiğimiz evdir.
Kalıben, kalıb, cismen de ben diyor yâni.
Öyle hayal filan değil.
İşte ben buradayım diyor yâni. Şu gördüğünüz benim.
Görmediğinize niye tapıyorsunuz diyor.
Onun için firavun küfrün kazığıdır.
Onun için Kur’ân-ı Kerîm'de Firavun’u biz cehenneme gidenlerin lideri yaptık âyeti vardır.


الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِ

--- “Ellezîne tagav fîl bilâd (bilâdi) : Onlar ki memleketlerde tuğyan etmişlerdi de”
(Fecr 89/11)

Ellezîne tağav, azgınlık yaptılar tağav…
tabi tuğyan ettiler tâğuttu onlar.
Nerde fîlbilâdi, nerde bir memleket bulsa sel gibi bastılar ateş gibi yaktılar...
Deprem gibi yerle bir ettiler.
Ve azgınlıkları hiçbir düzen koymadı.
Her bastıkları yerden şeytan fışkırdı, ateş fışkırdı.
Zulûm fışkırdı yâni ölüm fışkırdı.
Onlar şeytanlaşmış kişiler, şerr insanlarıdır.
Tek çıkışları vardır İslâm olmaları.
Onlara onların şeytanına hizmet etmekte şeytanlık, onların şeytanının hoşuna gitmek de şeytanlık.
Onlardan merhâmet dilemek merhâmetsizlikten merhâmet beklemektir ve Muhammedî olmayıştır.
Bunlar aduvvun mubîn olarak açık seçikte Kur’ân'da bildirilmiştir.
Yok öyle değil demek küfrün taa kendisidir.
Küfre rızâ küfrün aynısıdır, bire biridir.
Karşı gelmek başka şeydir, râzı olmak başka şeydir.
Hele hele binlerce yüzlerce açık âyetler varken şerri ALLAHu Zu'l-celâle yaklaştırmak korkunç bir hatâdır.
Subhâneke'yi kaldırıp sen Subhân değilsin demektir.
Sende noksanlık var sen şerr de yaparsın demektir.
Bu bunlar anlaşılmayan felâketlerdir.
Birine siyanür içiriyorsunuz şerbet diye ve sonra da hücrelerinin tümünü yok ettiriyorsunuz.
Bilemiyorum, bilemiyorum.
Onun için Biz insanlar konuşmayanlar, hicret edenler bizim buradaki maksadımız burada bu kadar bir avuç kişiyi uçuralım da gök yüzünde ne bileyim ben kelebek gibi gitsinler cennete diye değil.
ALLAHu Zu'l-celâl bize hayr versin inşâallah bizi cennete sokar.
Ama cehenneme sokarsa Muhammedî olarak soksun.

Bizde duâ ederiz ne yapalım sokacaksa fakat neydi derdimiz.
Derdimiz şu geçmişin, büyüklerimizin emeklerini hizmetlerini, bize kadar ulaşan elden ele ulaşan güzelliklerini, bizde ALLAHu Zu'lcelâl'in elinin eli olarak ALLAH Dostlarının eli olarak diri olarak bizden sonraki nesillere aktarmak zorundayız.
Burada bu kadar kişi vardır.
Bir kişi bu işi yapsın ALLAHu Zu'l-celâl bu işi yaptırmıştır.
Bir milyon kişi de olsa bir kişi yapar diyorum, eğer bir kişi ise.
Onun için bizim derdimiz katiyen ne bir târikattır ne bir cemaattir.
Bizim de vardı târikatımız.
Biliyorsunuz her şeyimiz vardır ama bize göredir.
Kimse için bir şey yapmayız.
Bir avuç gönül dostumuz, bir avuç akrabamız, kan bağımız olan, bir avuç da can bağımız olan insanlar.
O da berâberiz ya aynı sofradan yiyoruz, gizli bir şey yememek için dememek için.
Dürüstçe sadâkatla, samîmiyetle, sabırla ve ihlasla biz Biriz dediğimiz için inşâallahu'r-rahmân.

Ellezîne tağav fî'l-bilâdi onlar bir beldeye girdiler mi oranın anasını ağlatırlar.
Azıttıkca tûyan ederler orda ilâhlığa kalkışırlar.

فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ

--- “Fe ekserû fîhel fesâd(fesâde).: Oralarda bozgunculuğu çoğaltmışlardı.”
(Fecr 89/12)

Zâten onların işi gücü nedir. Fesadlıktır.
Fesad bakın bizim dâimiyeti görüyorsunuz içerde.
Bu dâimiyete sa yı da görüyorsunuz sâhibliğe çıkışlığı.
Fe nedir kendi içinde bende olsun demektir.
Bende olsun başkasında olmasın demektir fesadda budur zâten yâni.
Olmasın Barbaros’ta hiçbir şey bende olsun.
Kimsede olmasın bende olsun.
Hiç ama hiç olmasın.
İçindeki yapı bu çünkü.
Bunu bir Mürşid-i Kâmil bunu en kokan leş kokusu gibi bu kilometreden delik kilometresiz kilometreden duyması lâzım.
Köpek burnuyla bunu alması lâzım.
Bunu aksi takdirde fesadı alamadı mı fesadı alamadı mı tümünü …..

Şeytanın başına, iblisin başına, ikiliğin başına getiren bu fesaddır.
Fesadın yüzünden yalan söylemiştir.
Fesadın yüzünden adam öldürmüştür.
Tüm bunun temelinde yatan tek şey fesaddır. Neden?
Fesad ALLAHu Zu'l-celâlin RABB u’l- Âleminin dâimiyetinin sâhibliğine sâhib çıkmaktır içerden. Enfûstan yâni.
Çok korkunç bir şey küfrün en bir noktasıdır fesad.
Öyle bir kişi olsa. Ben olsam.
Barbaros ta diyelim ki fesad memuru olsa ne yapacak bana.
Evet ne yapacaksın Barbaros söyle canım.

Barbaros : Bir daha sorar mısınız hocam.

Kul İhvanî : Diyorum ki bu tevhîdi bozan tek ilk nokta fesaddır.
Fesad ise ALLAHu Zu'l-celâl'e mahsus dâimiyet vasfını kendisini sâhib sayarak kendisinde olduğunu, başkasının buna hakkı olmadığını enfûsunda tamâmen doldurması göğsünün.
Bir şişenin içerisine siyanür zehrinin doldurulduğu gibi fesad doldurmasıdır.
Bu bundan ürer diyorum.
İşte İblis bunun yüzünden mahvolmuştur.
Âdem aleyhi's-selâmı kıskanmıştır. Fesad etmiştir.
Yoksa kendisi de söylüyor ben ondan daha iyiyim neden öyle yaptın.
Şunu şöyle, bunu böyle bütün şu andaki sistemin içindeki şeyler hep fesaddandır.
Fesad böyle bir bozukluk, böyle bir tümünün kötülüklerin anası olan bir şeydir.
Yalandan beterdir çünkü.

“Böyle bir hastalığım olsa sende fesad doktoru olsan bana ne yaparsın?”
diyorum.

Barbaros : Bilmiyorum hocam, Kur’ân-ı Kerîm öğrenmek için elimden geleni yaparım.
Bilemiyorum hocam kalb doktoru olmadığım için bilemiyorum.
Ama dediğiniz çok doğru aynı şey gibi nefsine zulmetmek gibi.
Kişinin kendi nefsini kendi nefsini karanlıkların içerisinde bırakması gibi bu hakîkatindeki özündeki hakîkati kendi kendine gölgelemek gibi kendi kendine zehirlemek gibi, bindiği dalı kesmek gibi ne diyeyim böyle bir kişiye ancak verilen tebliğlerle hatırlatılır hocam başka bir şey yapamayız.

Kul İhvanî: Evet Hakan da diyor ki:

“Fesadı kalb testisinden çıkarıp, testiyi Muhammedî Su ile yıkayarak temizleriz diye düşündüm!”

diyor amma bence fesad öyle bir pisliktir ki testiyi de kirletir.
Halim can “Basit dâiredir diyor, kısır döngüdür!” hârika bir şey.
Eeee zâten budur zâten budur zâten bir yere zikkeli at gibidir, hayvan gibidir gerçekten çok doğru.
Kaç metre ise onun ipinin çapı.
Ona sorarsın ne yapıyorsun?

“500 km koşuyorum az kaldı!" der fakat döndüğü aynı dâiredir.
Kendi aklının etrâfının etrâfında döner ve akıl döner zâten.
Akıl nakle hiçbir zaman ulaşmaz çünkü kendi kendini zikkelemiştir kördür.
Summun, umyun bukmun. Kördür, sağırdır, dilsizdir.
Kulağına kurşun akıtılmıştır. Gözü oyulmuştur. Kalbini kitlemiştir.
Mühürlemiştir diyor biliyorsunuz ALLAH korusun bu korkunç bir hatâdır.

Yukarıda Halim bir şey sormuş.

Barbaros : “Ene-Ben” si merkez olur aklı da ip olur. “Ene”sinin etrafında döner durur diyorum hocam.

Kul İhvanî : Gâyet tabi. Onun ENEsi hâşâ “İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene “ âyeti değildir. Onun enesi ENE şeytanıdır.

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي

--- “İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekîmi's-salâte li zikrî.: Muhakkak ki ben, yalnızca ben ALLAH'ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.” (Tâ Hâ 20/14)

Tek yaratan benimdir çünkü hizbu'ş-şeytanın merkezine oturduğu için.
Muhammedî şuur içinde Kur’ân-ı Kerîmi iniş sırasına göre iyi zevk edelimden kastımız budur.
Bakın daha diğer sûreler inmediler daha.
Bakın Hacc edin sûresi inmedi, namaz kılın inmedi daha bakın.
O gün yaşasaydık daha gelmediydi onlar.
Zînâ yapmayın! gelmedi, sarhoşluk veren içecekler içmeyin! gelmedi daha bakın.
Şu anda biz Kur’ân-ı Kerîm'in iniş sırasına göre orda yaşasaydık o gün bunları görmeyecektik.
Bu gün ama bunları görecektik yalınız.
Onun için biz bunu çok iyi anlamamız gerekiyor diye düşünüyorum.
Düşünüyorum değil böyle.
Evet Hakan bir şey yazmış 94 kesintilerinden.

Kimi giyinmiş kuşanmış sakal şöhret peşinde
Ne kendinle RABBin bilmiş mürşidmiş rüşde ermemiş.
Tevhid etmemiş aç tavuk darı görür düşünde
HAKK'a canım kurban demiş saçın telini vermemiş!..

Kendi rüşde ermemiş daha çocuk mu, ergin mi, başka bir şey mi belirsiz ama rüşde erdirmeye çalışıyor başkalarını!..

“Ben HAKK'ı çok severim ah ah!” diyor amma saçının telini kurban ediyor. Bunlar hep hep bunlar hikâyedir. Yaaaa!.
Evet. Barbaros'un yazdığı da çok güzel.

Ne diyor, İbrâhim aleyhi's-selâm: “Mâdemki sen öylemisin hadi bakalım yiğitsen o diyor öldürür diriltir. Sende öldür dirilt!.”
Ne yapıyor. “Getirin diyor iki tane mahkum. Sizin ikinizde öldürebilirmiyim?”
“Elbette öldürürsün!.”
“Öldürürüm!” Birini çekiyor öldürüyor.
“Öldürdüm mü?”
“Öldürdüm!”
“Serbest bırakın!” diyor diğerini.
“Bak dirilittim gördün mü?”
Yok yok diyor İbrâhim Aleyhi's-selâm:
“Sen şu güneşi Batı'dan doğdursan ya. Hadi bakıyım!.”
ALLAH’ın kullarına zulûm ediyorsun çünkü.
Gücün yetiyor mu mustakarrillâh.

Dirilik Çizgisinde yürüyen bütün gıdâların, bütün insanların diriliğin.
Zâhirde tek tecellisi olan el-HAYY Topunun şu güneş denilen Şems.
Ne demek şems?
Güneş, şems. Şın..Mim..Sin.. Muhammedî Sırrın Şuhûdu demek.
Muhammedî Nûrun, Muhammedî Mîm'in.
Öyle çok söylenecek şeyler, o kadar çok şey var ki Kur’ân-ı Kerîm içinde farkındalıklar var ki.
Ben dehşete döşüyorum.
Keşke diyorum ilim adamları, bilim adamları bunu bilseler.
Keşke Müslümanlar bilse bunu.
Keşke şu Dirilik Sırrına erseler.
Güneş bize neyi veriyor bunu bir anlasalar.
Bütün bitkilerin, hayvanların insanların, diriliğinin diriliğinin enerijisinin felân değil diriliğinin her an nasıl geldiğini ordan.
Tek bir sâniye güneş yok olsun dirilik kesiliverir, cereyan kesilir.

Bir sâniye dolduramayacak insan kâinatta.
Stokla felân dolduramayacak.
Doldursa bile stokun bittiği noktadaki o kesinti uçuruma düşürecek.
Bir çemberin bir milimini koparsanız o noktaya geldi mi inersiniz. Atlayamazsınız çünkü. Atlar mısın Halim?

Halim : “Atlayamam hocam!”
Evet buyurduğunuz gibi o yüzden:

“Güneş tutulduğunda namaz kılın!.”

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem SALL ediyor.

--- Cabir bin Abdullah´tan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Güneş ve Ay ALLAH´ın (kudretini yansıtan) delillerden iki delildir. Herhangi bir kimsenin ölümü veya hayatı için tutulmazlar. O halde (Güneş ve Ay´ın) tutuluşunu gördüğünüz zaman namaz kılınız. İçinde bulunduğunuz durum aydınlanıncaya kadar duâ ediniz"
(Buhan, 947; Müslim, 904)

İnsanlar o bir iştir o bir iştir.
Güneş Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'dir.
Güneş tutulması insanın bir an için insandır bu yâni.
Soruyorum zînâ eder mi?
Cevap veriyor;
--- Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ''Zînâ eden kişi zînâ ettiği sıra, mü'min olduğu halde zînâ etmez. Hırsızlık yapan kişi hırsızlık ettiği sıra, mü'min olduğu halde hırsızlık etmez, içki içen kişi içki içtiği sıra, mü'min olduğu halde içki içmez.'' (Buhari, Esribe, 1)

Zînâ ettiği zaman mü'min değildir.
Bu sâhibi Buharî hadisidir.
O zaman değildir. Güneş tutulmuştur.
Temizlenir, tövbe istiğfar eder. Başını yere eğer tekrar.
İşte bu bunlar İslâm'dır bu İslâm.
Oyuncak değil yaşanan İslâm'dır.
Eşhedu dediğinde şah damarından yakîn olana şâhidliktir.
Onun şehâdetine iştiraktir. Kendininkine değil.
Sen kim ben kim.
Nerden çıkarıyoruz bunu gibi.
İşte böyle âlem sûredir bizim Fecr sûresi.


فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ

--- “Fe sabbe aleyhim rabbuke sevta azâb (azâbin) .: Onun için rabbın da üzerlerine bir azâb kamçısı yağdırıverdi”
(Fecr 89/13)

Sabbe, şar şar dökülen bir suyun altına kafanın sokulmasıdır.
Yâni böyle korkunç bir yağmur altına iliklerine kadar ıslandıracak ve bitmeyen bir akış içerisinde döküştür. Kaçamayıştır.
Bir sahranınız korkunç bir fırtınanın içindesiniz ki ben bunu Antalya'da yaşamıştım.
Döndüğümde ıslanmadık bir noktam yoktu.
Zâten teslim olmuştum istediğin kadar ıslatabilirsin demiştim.
Sabbe'dir. Aleyhim, üzerlerine, RABBuke, RABBiyin, senin RABBiyin.

RABBukum değil dikkat edin ve lütfen dikkat edin.
Fesabbe aleyhim, onların üzerine dökülürken “RABBleri” demiyor “RABBuke” diyor Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e;

“Senin RABBin” onlara öyle yaptı.

Nere gitti onların RABBı.
Neden şöyle değil “fesabbe aleyhim RABBukum” değil RABBleri onların üzerine böyle bir şey döktü neden demiyor da buyrulmuyorda görmeyecek miyim ben şimdi.
“Fesabbe aleyhim RABBuke” onların üzerine sevta azab azap döktü.
Kim döktü?
RABBuke senin RABBın.
Niye onların RABBı dökmedi?
Onlar RABBı tanımadılar ki.
Kendileri RABBdı onların zâten.
Sorun bu değil mi?
“Men arefe nefsehu” Nefsini bildi.
Sonra RABBı tanımıyorum dedi.

--- Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Men arefe nefsehu fekad arefe RABBehu” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

Şimdi birisi derki: “Hocam sen böyle atıp tutuyorsun der amma nerden söylüyorsun?.” Şurdan söylüyorum “Ve kalu semi'na ve ate'na:
Biz duyduk ve uyduk!” diyenler var mı?
Var!.
Kim?”
BİZ varız!.
Gelelim aynı âyet “Ve kalu semi'na : Duyduk!” derler “Ve aseyna: isyan ettik!.” derler.

مِّنَ الَّذِينَ هَادُواْ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَيًّا بِأَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِي الدِّينِ وَلَوْ أَنَّهُمْ قَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَأَقْوَمَ وَلَكِن لَّعَنَهُمُ اللّهُ بِكُفْرِهِمْ فَلاَ يُؤْمِنُونَ إِلاَّ قَلِيلاً

--- " Minellezîne hâdû yuharrifûnel kelime an mevâdııhî ve yekûlûne semi’nâ ve asaynâ vesme’ gayra musmeın ve râınâ leyyen bi elsinetihim ve ta’nan fîd dîn(dîni) ve lev ennehum kâlû semi’nâ ve ata’nârnâ le kâne hayran lehum ve akvem(kveme) ve lâkin leanehumullâhu bi kufrihim fe lâ yu’minûne illâ kalîlâ(kalîlen).: Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden değiştirirler, dillerini eğerek, bükerek ve dine saldırarak (Peygambere karşı) "İşittik ve karşı geldik", "dinle, dinlemez olası", "râinâ" derler. Eğer onlar "İşittik, itaat ettik, dinle ve bizi gözet" deselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olacaktı; fakat küfürleri (gerçeği kabul etmemeleri) sebebiyle ALLAH onları lânetlemiştir. Artık pek az inanırlar.”
(Nisa 4/46)

Bunlar kim işte bunlar işte bunlar.
İçerdeki RABBe isyan etti.
Ne demek istiyor.
İçerde nur mur yok demek ne nûru. Göster demek göster demek nerdeymiş çıksın ortaya demek.
Mezardakiler de böyle diyor şu an.
Ya da burada olsaydık öyle diyeceği.
Kimse ALLAHu Zu'l-celâl RABBu’l- Âleminin elinden kurtulamaz. Hiç.
Can taşıyanların nâsiyelerinden tutmuştur.
Akıl çok nankördür, câhildir, zâlimdir.
En ağır sıfatlar akıl içindir. Nefis içindir Kur’ân-ı Kerîmde.
Onun için dikkat edelim lütfen.
Bu söylediklerim katiyen kendimize zor gelmesin.
Bunu bilelim de karar verirken biraz daha dikkat edelim diye söylüyorum.

Fe sabbe aleyhim rabbuke sevta azâb (azâbin)

Bu azap saltını kamçısını yağdırır.
Gökten sanki yağmur yerine kamçı yağıyormuş gibi onların üzerine indirir. ALLAH korusun ne diyelim.
Böyledir zâten onlara böyle.
Olması için görmelerine gerek yok, beklemelidir.


إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ

--- “İnne rabbeke le bi'l-mirsâd (mirsâdi).: Şübhesiz ki RABBın öyle mirsad ile gözetmektedir” (Fecr 89/14)

Şüphesiz ki senin RABBin le bi'l mirsâd yerinde.
Rasat yerindedir yâni.
İnneke şüphesiz ki RABBuke, bakın.
İnne, şüphesiz mutlaka, RABBuke Senin RABB'ın.
Le muhakkak.Burda kaç kere tekit var kuvvetlilik var.
Lebil mirsad mirsad iledir. Mirsad, rasat yeri, gözetleme yeridir.
Öyle bir mirsad ile gözetlemektedir ki şah damarından yakın.

وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا

--- “Ve lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı) ve kânellâhu bi kulli şey’in muhîtâ(muhîtan). : Göklerde ve yerde ne varsa hepsi ALLAH'ındır ve ALLAH her şeyi kuşatmıştır. (Hiçbir şey O'nun ilim ve kudretinin dışında kalamaz).”
(Nisa 4/126)

“Ve kânellâhu bi kulli şey’in muhît┠dışarıdan afaktan, hava gibi yutmuş aklı.
İçerden de kendisinin şah damarından yakın öyle bir gözetlemededir ki akıl ne yapmak istiyor.
Anlaşılmaz buyuruyor.
Hadi çık dışarı diyor kutunu del çık çıkamıyor.
Neden siz ikiniz. Rahmân Sûresinde 31 kere şaklatıyor.
Neden siz ikiniz inkâr ediyorsunuz.
Kim bu ikisi, kim bu ikisi. Kim bunlar. Kim bunlar.
Nefsin vâhidetunden nefsin parça parça oluyor nefisler eşleşiyor.
Neden bunlar gerekiyormuş.
Ve bütün bu mirsaddır. Rasat noktası daha doğrusu.
Mirsad, rasat eden demekdir.
Rasat da ne demektir.
Dâimiyetin sâhibliğinin RABBe verilişidir yâni.
Öyle değil mi zâten yâni.
Ressam değil mi bu resimleri yapan.
Resimlerin birisi yoksa ressam mı.
Hristiyanlar böyle dedi hala başları dertte.
Orda burada arayıp duruyorlar. Heykeli meykeli.
İşte oğludur kızıdır anasıdır babasıdır saçma sapan şeylerin peşinde dolaşıp duruyorlar.

nur-ye
Wed, 26.05.2010, 23:43
فَأَمَّا الْإِنسَانُ إِذَا مَا ابْتَلَاهُ رَبُّهُ فَأَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَكْرَمَنِ

--- “Fe emme'l-insânu izâ mebtelâhu rabbuhu fe ekramehu ve na’amehu fe yekûlu rabbî ekramen (ekremeni) .: Amma insan, her ne zaman RABBı onu imtihan edip de ona ikram eyler, ona ni'metler verirse, o vakıt RABBım bana ikram etti der” (Fecr 89/15)

Fe emmel’insan, insana gelince.
Fe emmel fakat, amma, Türkçedeki amma gibidir bu.
Fe emme şuna gelince bak dikkat et ki el insan şu insan var ya insan.
Senin çok iyi bildiğin insan.
Bedeni, nefsi, kalbi olan ordaki el takısına bakın.
İnsan değil el insan herkesin bildiği insan.
İza mebtelâhu, ibtelâ olduğu zaman, mübtelâ olduğu zaman başına geldiği zaman.
Hani bir belâ sözü vardı ya.

“Elestu bi RABBukum” buyurduğunda hiç bir şey yok iken.
Kimin sıfatlarını esmâlarını taşımaktasınız.
Size eşya versem ileride bir varlık olarak çıkarsam.
Ve de çünkü ALLAH’ın Murâdullah'ı böyle.
Ne buyuruyor: “Elestu bi RABBukum.” O zaman için soruyor.
“Kalu belâ. Kalu belâ. Evet, bilakis RABBmızsın!.”
İşte ibtelâ ediyor şu ANda.
Bakın betelâ fiili, Fiili fiilen ortaya çıkışı yaşamak. O sözün.

Halim sen bana söz vermiştin ya demiştin “Sen İzmir’e gelirsin ne dir o Karşıyakayı gezdireceğim” demiştin.
“Bende şimdi İzmir’e geldim. Hadi buyur!” demektir.
Ya da ben sana diyorum: “Halim sen Hasan dağına gel de seninle bir Kartal gölüne çıkalım. Ya da zirveye çıkalım!”

Sende diyorsun: “Hocam hadi buyur geldik buyur!.”
Bunu fiilen yaşamaktır bu sözü mübtelâ.
Mebtelâhu o iptila oldum der.
RABBu onu ibtelâ ettiğinde “fe ekramehu” ve ona RABBi ikram ettiğinde kereminden neler veriyor.
Her şeyi veriyor yağdırıyor yani.
Ve na’amehu, nîmetleri ikram ettiğinde, ve nîmetler verdiğinde ikramlar verdiğinde ve nimetler verdiğinde.
Buradaki “ekramehu” mânevî bir ikramdır ve na’amehu nîmetler dışarıdakiler.
Yâni kısacası zâhir ve bâtında doyurtacak kadar yığdığında verdiğinde ne diyor.

“Fe yekulu” derler ki “Rabbî ekrameni” bu RABBımız var ya gerçekten çok kerîm ya bana ne ikramlar etti be helâl olsun. Var olsun yani.
Teşekkür ederim, şükür de ederim bak ben ne ederim O’na.
Her şey yerli yerinde böyle der. Böyledir.


وَأَمَّا إِذَا مَا ابْتَلَاهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَهَانَنِ

--- “Ve emmâ izâ mebtelâhu fe kadera aleyhi rızkahu fe yekûlu rabbî ehânen(ehâneni).: Amma her ne zaman da imtihan edip rızkını daraltırsa o vakıt da RABBım bana ihânet etti der.” (Fecr 89/16)

“Ve emm┠fakat amma gel gelelim.
“İzâ mebtelâhu fe kadere aleyhi” fakat onun üzerine kader çöktü mü kader der.
“Fe kadere aleyhi rızkahu” rızkını kader etti mi, daralttı mı, çekiverdi mi biraz daraltıverdi mi, takdire soktu mu ben yapacağım sen değil.
Dur bakalım ne yapacaksın dedi mi.
“fe yekûlu rabbî ehânenî” Feyekulu Derhal ne der?
Benim RABBım var ya haaa ne yaptı.
Ehanenî bana ihanet etti.
Elmalılı’nın orjinalinden okuyorum.
Ordaki ihâne köküdür.
Amma öyle zamanda imtihan edip rızkını daraltırsa o vakitte RABBım bana ihanet etti der.
Beni hem yarattı, hem getirde hemde bana böyle vaatlerde bulundu. Şimdi de bana ne yapıyor der ihanete sokar Onu.
Hainlik bir kulun yapacağı en büyük kötülüktür.
Kendisine yada başkasına. Bundan dahası olamaz.
Hainlik gafletten beterdir.
Cehâletten ve Dalâletten beterdir.
Hâinlik sonu yoktur.
Böyle bir suçu, töhmeti, iftirayı Rabbına yükler insan.
Rızkahu diyor. Nedir rızk?
Bana göre Rızk, Kur’ân ikra yani nâkıs en sonunda varsak varsak RABBımızdan gelen Kahhâr olarak kudret olarak kader olarak yaşam onun bizim ruyetimize çıkışıdır.
Yâni bizim emrimize geliştir.
Bizim kullanma payımızdır diyelim.
Fe kadera aleyhi rızkahu. Feyekûlu işte gördün mü bak RABBî ehaneni RABBim bana ihânet etti. Ben ne bekliyordum. Ne getirdi gibi.
Demin teşekkür ederken şimdi de ihânete soktu.


كَلَّا بَل لَّا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ

---“Kellâ bel lâ tukrimûnel yetîm (yetîme).: Hayır hayır doğrusu siz yetîme ikram etmiyorsunuz”
(Fecr 89/17)

Kellâ asla, bel bilakis lâ tekrar lâ asla. Öyle değil katiyen değil.
Ne yaptı bunlar.
“Lâ tukrimûnel yetîm” bunlar yetime ikram etmediler kardeşim.
Tukrimûnel siz diye hitap ediyor zâten onlara.
Karşısına muhatap alıyor suçlu gibi.
“Kellâ bel lâ tukrimûnel yetîm” siz yetime ikram etmediniz.
Ölse zâten hiç bakmazsınız. Kimdi bu yetim arkadaş.
Bu İkram edilmeyen. Halbuki ALLAHu Zu'l-celâl ne demişti biz insana ikram ettik.
Neyle ikram edilmişti Barbaros?
Çok basit biliriz ki ruhla ikram edilmişti.
En büyük ikram ruhtan başka olur mu toprağı ayağa kaldıran değil midir. Bundan daha ne ikram olacak.
İnsan ortaya çıkamaz ki ayağa kalkmaz ki öyle bir insan olamaz ki Bedelya nerde.
Ben şimdi sana sorsam desem ki: “Senin Hatice ne yapıyor Barbaros?” “Hocam ne Haticesi ALLAH aşkına!”
“Yâhu hani vardı ya. Yok muydu. Öyle bir şey.
Topraktan yaratıldı yoksa ruh mu verilmedi.
Bir milyar tane Bedelya geldi geçti!” derim.
Ve bu hikâye.
“Kellâ bel lâ tukrimûnel yetîm”, yetime ikram etmediler onlar.
Yetim kim?
Yetime bir bak içeriye.
Ye yaşayışa sokmak. Te muhatap olarak bizzât sokmak.
Tekrar ye içerdeki Muhammedîyet Sırrının bâtınî hayattan zâhirî hayâta çıkması lâzım yetimin.
Onun için biz Muhammedî Yetimler Muhammedî Öksüzler çünkü Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'de babalık ve analık birdir.
İlk noktadır çünkü. İkilik yoktur orda.
Eşya ikiliği, şey ikili yoktur orda.
Her şeyin ana, küllü şeydir o. Küllü şeyin anasıdır.
Orda kesret ikiliği yoktur.
Onun için diyorum yetim diye.
Yetimden bahsediyorum.
Öksüz nefsin öksüzlüğüdür. O daha berilerde çünkü.
Nefis kimsesiz kalmışsa öksüzdür.
Ruh kendini kaybetmişse yetimdir.
Neden ikram etmiyorsunuz?
İkram nerden çıktı. Kerem nedir kerem?
Muhammedî rızânın, rüştün, ruyetin, rubûbiyet sırrının kün fe yekun oluşudur ikram.
Ben şu anda almadığım bir nefesi ne yapacak mışım ALLAH aşkına.
Neden diyorsun 98 de nefes almışsın.
Ben ne ideyim onu.
Ya da çağırsan 2005 i 2010 da alacaksın yada 2020 de alacaksın neden bahsediyorsun.
Şu ANda şimdi bana nefes lâzım.
İkram edeceksen şimdi et!
Elektrik kesilirse ne yapacağım onu söyle.
İkram fiilen olandır.


وَلَا تَحَاضُّونَ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ
--- “Ve lâ tehâddûne alâ taâmil miskîn (miskîni).: Birbirinizi yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz.”
(Fecr 89/18)

“Ve lâ tehâddûne alâ taâmil miskîn” bunlar var ya katiyen miskinin taamından da haz duymuyorlardı.
Hazzı haz duymaktır...

Söz vardır Şeriatta.
Sohbet vardır Tarikatta.
Zevk vardır Mârifette.
Hazz vardır Hakikatta.

Bunların rûhu haz duymuyor ki miskine taam ettirmekten. Rûhu ruh.
Onun için zâten yetime ikram etmiyorlar.
Rûha kendi ruhlarına.
ALLAHa ulaşım yolları kendi ruhları. Dönüş yerleri, dönüş roperleri, dönüş izleri kendilerine ait.

“Ve lâ tehâddûne alâ taâmil miskîn” nedir taam.
Muhammedî Ayniyetin sana taraf oluşudur.
İçindeki hakîkat, Nûr-u Mim Hakîkatı değil mi Barbaros?
Şah damarın o değil mi? Bundan daha net olabilir.
El miskîn, kim bu miskin sâkin olan.
İçerdeki ikiliği görüyormusunuz “kun fe yekûnu”
Şu an olup duran değil midir?.
Şu andaki “kun fe yekûne” sâhiblik değil midir?
Bunun sırrına eriş değil midir?
Hem bunun Muhammedî olması gerekmez mi?
İblisçe mi yapacak bunu. Firavunca mı yapacak?

Evet efendim. Ben lütfen istirham ediyorum.
Dâima kendimle konuşan bir insanım.
Gerek şiir yazarken, gerek yaşarken gerek şeylere katiyen kimseye bir şey söylemem.
Gerçekten söylemem çünkü bize böyle öğretilmiştir.
Birine bir şey söylemeyiz.
Söylersek kendimize söyleriz ve de hakk et, haktır yâni.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'de böyle buyururdu zâten.
Katiyen insanları muhatap almaz.
Yâni genel konuşur demek istiyorum.

“Ve lâ tehâddûne alâ taâmil miskîn” miskini doyurmaktan da hazz duymuyorlar bunlar yâni.
Teşvik etmiyor diye tercüme edilmiş ama bildiğimiz haz duymaktır burda. Hazz u haz duymaktır.
Biliyorsunuz namazlarda da huşû ve huzû’ vardır.
Huşû ve huzû’su olmayan bir namaz benim namaz gibidir.
Bu gün ikindi namazını kılıp kılmadığımı şaşırmışım, iyi mi?
“Acaba kıldım mı kılmadım mı?” yani.
Şaşırmıştan kastım yâni böyle olmuş.
Halbuki huşû ne idi. Huşû,
Şe’enullahta şuhûdun hakk oluşudur.
Yâni o kadar haşyettir ki, o kadar büyük bir haşyettir ki bu huşû da haşr olmak gibidir yani. Beden, beden, beden.

Öyle ki “ALLAHus nûru’s- semâvâti ve’l- ard: gökte ve yerde ne varsa ALLAH’ın nûru” gibi kendinde duyuş ve uyuştur huşû.
Sanki her zerre ALLAH dercesine bildiğimiz zerreler, şunlar şunlar.
Her zerremizin dili varda “ALLAHuekber!” dercesine huşû duymaktır.
Ama huzû’ nedir biliyor musun.
Huzu’, aklımızın ALLAH’ın huzûrunda oluşudur. Oluşu oluşu. Bizzât huzûrunda oluşudur.
“Ben buradayım işte!” demektir.
“En yakınındayım!” demektir.
Şah damarından “ALLAHuekber!” demesidir aklın.
“Huzû’ da hazırım!. Ben hazırım!” demektir.
Bu ben duyduğumu söylüyorum, duyuşu diyorum.
Böyle bir huzû’ ve huşû.

“Taâmil miskîn” Evet miskîn şunu diyorum.
Biz harfçilik yapmayız. Hurufatçı değiliz.
Ama harfleri zevk ederiz.
Kur’ân-ı Kerîm bir canlı gibidir. İnsan gibidir.
Böyle hadisler vardır.
İnsan gibi kıyâmette haşr olacak. Ortaya çıkacak.

Varlık olarak diyecek ki: “Ben Barbarosa şefaatçiyim.
Öğrenme imkanı yoktu. Beni öğrenmek için gece gündüz uğraştı. Yapabildiği kadar yaptı yapamadığı her şeyine kefilim!” diyecek.

“Çünkü bana saygı duydu, sevgi duydu. Muhabbet duydu Kelâmullah diye!” diyecek.

Şu anda yağan ALLAH’ın en son ALLAHu Zu'l-celâlin en son yarattığı şey dâima Kur’ân-ı Kerîmdir.

Mutlaka bir kişi “ALLAHuekber Elhamdulillâh!” diyordur. Ve bizzâttır.
Dolaylı değildir kendindendir.
“Bana söyle yakınlık gösterdi. Bana böyle muhabbeti vardı. Böyle yakın dostumdur benim bu!”
Tersi de var: “Beni yedi dilden okurdu amma canın istediği yerden okurdu.
Ve de hiç birine uymazdı ayrıca beni âlet edevat ederdi.
Kalkan ederdi filan feşteman ederdi yani. Bunun canına oku Yâ RABBi!. Bu hâin!” diye ALLAH korusun!
Peki bu âlemde ne yapar.
O bizi okursa, biz onu okursak var ya her harf bir şehir olur.
Bir tek Mim de Medîne'yi gezdirir. Mekke'yi gezdirir. Tek Mim de tek tek.
Çıkamayıveririz içinden.
Bir sûre de bütün kâinatı gezeriz.
Bir âyette binbir tâne cennet dolaşırız.

“ALLAH celle celâluhu!” desek “Lebbeyk!” der ALLAHu Zu'l-celâl: “Ne var ne istiyorsun?”
Bunlar sahih Buharî hadisleridir yâni.

“Birahmetike ya erhamererrahîm Birahmetike ya erhamererrahîm Birahmetike ya erhamererrahîm!” desek “Leybbeyk!” der ALLAH celle celâluhu “Buyur !” der.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in buyuruğu budur.
Miskindeki harfler. Mim, sin kaf. Ordaki ye çekiş ye sidir amma.
Neyi çekiyor
Nûrullahı çekiyor.
“Nere çekiyor?”
Küne çekiyor.
Kun'e yani orası kun gibidir.
Miskin kişiye âit olduğu için beride kalır yani.
Beş kişi oturuyoruz Barbaros diyor ki: “Ben susadım!.”
Biz susamadık halbuki.
Bu susama işi hepimizde olur fakat şu ANda onda.
Miskin böyle yâni kun değil miskun değil kun olsaydı hepimize olurdu.
Miskin yani ordaki kun gözüken bir şeydir demek istiyorum.
Ordaki sin su mudur efendim.
Yoksa … Sâhiblik midir. Sad değil de ne bileyim ben gizli sâhiblik midir. Bâtını sâhiblik midir diye falan diye zevkini yapabiliriz gönlümüzde.
Ama biz bunun Kun un Muhammedî çıkışıdır önemli olan miskinin yoksa onu bir dilenci görür. Zavallı görür.
Kafasına basar ezer “öl git!” der.
Miskinliği onu o firavunca görür çünkü. Muhammedî göremez.
Gördüğü zaman miskindir çünkü oooooooooofffffff.
Hadis var,
“Aç kaldım bana yemek vermedin. Hastalandım gelmedin!.”

Diyor ki: “Ya RABBi ben senin böyle ne bileyim ben senin hasta olduğunu ben seni yok sanıyordum ortalarda!.”

Haaaa öyle mi bir miskin vardı orda. Açtı ya hani, kimsesizdi ya. Düşmüştü ya hani. Hristiyandı, dinsizdi, kâfirdi ama düşmüştü ya! Ekmeğe muhtaçtı ya. Evet. Bir lokma vermedin ya hani.
Bir kere demedin ki “seni yaratan beni yaratmıştır.
Senin şah damarından yakın olan bendekidir.
Bana mı kaldı seni muhakeme etmek.
Seni suçlu ilan etmek!” dedin mi hiç.
Demedin değil mi. "Ben hasta oldum geldin mi?”

Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garib bencileyin..

Ben diyorum ki aşıkların göz yaşıyla yuyarlar.
Su kullanmayalım.
Onun için diyor Fâtıma Vâlidemiz: “Beni yıkamayın!.”
Onun için diyor Münir Hocam: “Beni yıkamayın!”
Onu yıkayan kişiye sordum.
İbrahim Bey’e: “Bende dedim diyor hocamın vasiyeti var yıkamayın.
Ama durdurabildik mi?” diyor. Cenâze sâhiblerini.
Bedenine sâhib çıkanları.
“Benim guslüm alınmıştır yıkamayın!.”
Onun için gökte melekler ağladı. Yıkansın diye.
“Gökler ağlamadı onun için” âyetleri bunun için.
Onların gökleri göçmüştü zâten.
Onların içleri yok içlerini bitirdiler onlar.
Söküp dışarı attılar. Pislik doldurdular.

“Kad efleha men tezakka”.. Duymadılar ve uymadılar.
Uydular isyan ettiler.
Geri döndüler gâbirun oldular geberdiler yâni.
Çöplüğü tercih ettiler. Çöplükte leş kargaları.
Halbuki yeselerde leşler güneş olacaktı. Ebediyen.

Bu Somuncu Babanın yazdığı gibi.
Gelenler görecekler ki görmüşlerdir ki

Diriyiz daim ölmeyiz
Çürüyüp toprak olmayız.
Karanlıkta da kalmayız
Bize Leylü Nehar olmaz!

Biz gece gündüz bilmeyiz biz diyor.
Ölüymüş diriymiş anlamayız. Onlar şâhidlerdir.
Onlar ebedi dirilerdir.
Onların testileri suya karışmıştır.
Çünkü testileri buzdandı zâten. Evet.
Miskin de böyle bir kun fe yekun sırrının Muhammedî olarak sâkinliği vardır yâni ben bundan şunu anlıyorum atom korkunç bir hızla dönüyor şu anda milyarlarca atom vücûdumuzda fakat sâkin gibi gözüküyor fakat bunda Muhammedî bir kun fe yekun sırrı var.
Onu bir Barbaros çok iyi bir şekilde anlarsın sen.
Sorduğun sorunun cevâbı bu.
Sen çok iyi bilirsin ki şu anda atomlar korkunç bir hızla dönmeğe devam etmektedirler.
Bu bir rüyâ değil biliyorsun hikâye değil yâni.
Tek gerçek vardır ki atomun her an yok edilişi var edilişi.
Döndüğü hikâyedir.
Ne dönmüş ne kalmış. Kim dönmüş motor mu bağlanmış.
Ben âcizâne okudum onları Uzay Matematiğini ötesini, bötesini fakat ne diyelim.


وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ أَكْلًا لَّمًّا

--- “Ve te’kulûne't-turâse eklen lemmâ (lemmen).: Halbuki mîrası öyle bir yiyiş yiyorsunuz ki” (Fecr 89/19)

Ve te’kulûnet turâse eklen lemmâ

Bunlar var ya bunlar bu haydutlar var ya öyle bir yiyiş yiyorlar ki siz diyorsunuz diyor onları muhatap olıyor ALLAHu Zu'l-celâl.
Turâse eklen lemmâ bu turas mîras kökü, mîras bundandır zâten.
Aslında burada mîras geçmiyor. etturas geçiyor.
Turas nedir turas? Tu, fiilen ortaya çıkarıp böyle bardağı kaldırıp su içmen gibidir.
Tu dediğin zaman senin bu işi her zaman yapabileceğindir.
Geçmiş, gelecek, genelde me geniş zaman diyeyim.
Her zaman yaparsın sen bu işi tu yani.
Ras nedir ras?
İşte en ince sırrın ALLAH korusun Rubûbiyet gibi sırların rûyete çıkarılışındaki o inceliğin kendi adına kullanıştır.

Münir Hocam dan bana bir şey geçmiş. Şifre geçmiş. “Al oğul diyor çölde kullanırsın.
ALLAH için Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem için ALLAH Dostları için!” diyor diyor da bu ben bu mîrası öyle bir.

Ordaki Nûrullah lütfunu kun fe yekûne takulûne çıkarmaktır.
Yemek. Aynen öyledir. Elma yediğin zaman onun içinde ne yiyorsun sen kendine aldığın kullandığın gibidir te’kulûne.
Ortaya çıkarıştır. Onda ne var.
Şarap içtim ne vardı sarhoşluk vardı çıkardı.
Hastaydı ilaç içtim iyileşme vardı çıkardı.
Zehir içtim ne oldu canıma okudu gibi.

Te’kulûne ekele yâni kulun onun yâni çekeri gibidir aslında "kul" dur ordaki.
Lutfun kevne çıkıştır ama zâhir ama bâtın.
Yâni iyi kötü ne ise.
Eklen öyle bir yiyiş ki lemmâ, bu lemmâ mâ şey demek lemmâ muhakkak ki bir şey ki bu şey.
Hani bir şey var ya öyle bir şey ki bu şey gibi.
Öyle bir tâbir edilmiş amma lemmâ anlatılacak gibi değil anlamında bir şey yâni.

Buldular mı canına okuyorlar bırak ona buna yedirmeyi, kendilerine hafif bir işe yarayacak bir şey gelsin.
Bu konularda bizden başkasına hased oldukları için katiyen bir kokusu bile gitmesin Barbaros'a diyor ne olacak gidince gidince ne olur.
Barbaros ta koklar. Niye yapmıyorsun.
Çünkü fesadım çünkü yukardan beri anlatılanlar benim için anlatılıyor yapma diye anlatılıyor.
Evet tüm bu anlatmaya çalıştığımız şeyler o mîrası yerinde kullanmak yerinde kullanmak, yerinde kullanmak hepsini yetime, miskine, öksüze, sana gelen verâsete Muhammedî Mîrasa Muhammedî Hizmetle cevap verebilirsin.

nur-ye
Wed, 26.05.2010, 23:45
وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّا

--- “Ve tuhıbbûnel mâle hubben cemmâ (cemmen).: Malı öyle bir seviş seviyorsunuz ki, yığmacasına”
(Fecr 89/20)

Ve tuhıbbûnel mâle hubben cemmâ (cemmen)
Bu ne biçim bir şeydir ki bu bütün muhabbetin habbesini mala çevirdi.
Mal nedir ALLAH’ın lütfullahının kendi Muhammedî de zâhir vardır.
Maliku’l- Mülk kimmiş?
Benim malımın mâliki benden başka var mıymış bu âlemde demektir.
Mal sâhibliği korkunç bir hatadır.
Zâtında öyledir.
Ve tuhıbbûne öyle bir habbeleri var ki bütün en ince noktaya indirsek, bir noktaya indirseniz onları yani “kardeşim sen bu noktadan ibaretsin” deseniz.
Ne diyor o habbesi mal benim diyor.
Hubben öyle bir habbe ki bu saff ateştir yâni.
Cemma ne yapıyorlar. Cem’ istiyorlar. Kendi malları etmek istiyorlar.
Yani mal öyle seviyorsunuz ki yığmacasına.
Hubben cemma durmadan toplamayı seviyorsunuz yâni sizin habibiniz bu.
Oysa Habibullah kimdir?
Muhammedullah sallallâhu aleyhi ve sellem,
Mahmudullah sallallâhu aleyhi vessellem,
Ahmedullah sallallâhu aleyhi ve sellemin içindeki ALLAH habbesidir, HÂLIK habbesidir. Hak habbesidir. Hayr hablesidir.
Çekirdeğidir. Özüdür. Tek ipidir.
Lem veridir ilk nokta habbe Habîbullahtır.
Öyle bir bu sevginin yerine öyle bir eşya oturtuyorsunuz ki kör ediyorsunuz kör.
Kürreyi dıştan kuru tutuyorsunuz.
İçine diyorsunuz küf oturtup “ bunun bunun yüreğinde yok RABB” diyorsunuz.
Bu korkunç bir hatâdır. Korkunç.
Görmüyorsunuz çekirdeğin içerisindeki sonsuz künnesi.
Sonsuz çelenin özü bunu şah damarından yakın RABB'ısı gibi, hubben cemma.
Evet ne hikmetse bu gün böyle gidiyor.


كَلَّا إِذَا دُكَّتِ الْأَرْضُ دَكًّا دَكًّا
--- “Kellâ izâ dukketil ardu dekken dekkâ (dekken): Hayır hayır, Arz «dekken dekkâ» düzlendiği”
(Fecr 89/21)

Kellâ izâ dukketil ardu dekken dekkâ Kella asla, katiyen olmaz öyle şey. Hayır hayır.
İzâ dukketil ardu, arz dekke olduğunda, dukke olduğunda dekken dekka üç kere bakın.
Dekken dekken dekka olduğunda arz arz.
Sarsırdıkça, sarsıldıkça, sarsıldıkça.
Parçalandığı, hayır hayır bu arz denilen şey parça parça parçalanınca.
Dekken dekken dekka olduğunda.
Kim bu nedir dekka?
Kün fe yekun kaf tır.
Dekka nedir. Dâimiyete dönüştür.
Yâni bütün bütün testilerin erimesidir.
Zehir zemzem fark etmez.
“Ve ileyhi turce'un” dur O’na dönüştür.
“Ve ileyhilmasir” dir koşarak gelmektir.
“Tav’an ev kerhen” isteyerek ya da istemeyerek buyurun bakalım.

قُلْ أَنفِقُواْ طَوْعًا أَوْ كَرْهًا لَّن يُتَقَبَّلَ مِنكُمْ إِنَّكُمْ كُنتُمْ قَوْمًا فَاسِقِينَ
--- Kul enfikû tav’an ev kerhen len yutekabbele minkum, innekum kuntum kavmen fâsikîn(fâsikîne).: De ki: İster gönüllü verin ister gönülsüz, sizden (sadaka) asla kabul olunmayacaktır. Çünkü siz yoldan çıkan bir topluluk oldunuz.”
(Tevbe 9/53)

Hiç değişmeyecek.
Muradullaha dönüştür Emrullahın sonucu bu çok şey söylemek lâzım.
Dekken dekka parça parça olunca.
Evet ben nota pek bakmıyorum şöyle bir bakmak istiyorum.
Evet Zât Sıfat Esmâ ile Eşyâ hem hâlinin doğrudur yâni Biz şurda şah damarımızdan yakın olan RABB'ımızın olduğunu kendisi buyurmaktadır.
Ve hakîkaten ALLAH'a Ve Rasûlune tâbi’ olun, itaat edin Emirleri kendisiyle berâber sıfatını aynen nakletmektedir Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.
Ve bizim rûhumuz bizim esmâlarımızı yüklenendir efendim.
Eşyâmızda bedenimizdir.
Hem hâl içindeyiz efendim. Dördümüz de bir aradayız hamd olsun.
Onun için bizim “Lâ İlâhe İllâ Allah” ımız Allahımıza Rabbimize gider.
Yani Lâ İlâhe İllâ Allahdır Eşya Esma, Sıfat, Zât dediğimiz şey.
Evet Rabbini bilmeyen eşyada kalır, kendi leşini Rabb edinir çok doğru. Çünkü içeriye giremediği için.
Adam demiş ki hani söz vermiştin kış geçince borcu geri verecektin. Evet.

Halim : Onu şey için yazmıştım hocam hani söz veripte tutmayanlar varya. “Karşıyaka gezdirecektim”
Sonra sıyıranlar varya sözden yan çizenler.
Adam öyle demiş borcun vardı ödeyecektin ya demiş.
“Aman canım demiş sende bu senekine kış mı diyorsun!” demiş.
Yani yan çizmek için sözünden dönenler var ya Kalu belâ da kalu belâ da belâ diyipte dönenler varya onun gibi diyorum.

Kul İhvanî: Evet doğrudur.
Evet Hikmetçiler var bir maalesef.
“Münir Hocamın kitaplarını yayınlamayın.
Hiçbir şeyine dokunmayın gizleyin.
Nasibi olanlar yerin altından gelir bizi bulur. Bizde onlara gösteririz vs.”
Böyle bir cehâlet içindeler yazık yani hocam da ömrü boyunca uğraştı yazık fırsat bulamadı bastırmaya.
Kendi kitaplarında yazıyor. Kendi kitaplarında ben gördüm yani açıkca yazıyor zâten.

Kendisi söylüyor.
Şu anda Gazi Hastanesinin bitişindeki orda mescit var köşenin başında orda Ömer Bey diye bize Hakanda var adresi ve telefonu.
Biz onun kendisinden dinledik.
“Elmalılının kitapları için onun kitaplarını bastırdılar benim tefsirime devlet para vermedi!” diyor kendisi.
Ama şimdi tefsir yok. Bu kişilerin hangisinde bilmiyoruz.
ALLAH hayırlar versin. Evet öğrenmek için yapıyorlar.
Evet bir de derler ki “olsa dükkan senin ama yok” derler.
Bir de apartumanın üstüne yazarlar “Mülkün sâhibi ALLAH 'tır” diye.
Ama kendileri tapuyu alırlar.
Kiracı olursanız dışarı atarlar, icrâya verirler her şeyi yaparlar.
Yâni yaparlar derken bunlar kötülük değildir.
Hepimizin câhillikleridir. ALLAH bizi bağışlasın.
Ne idelim ne idelim biz insanız bu vasıflarda yaratılmışız.
Böyle imtihan olmaktayız.
Birileri kötü biz iyi diyemiyoruz biz de yapar bizde yapıyoruz hepimiz.


وَجَاء رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا

--- “Ve câe rabbuke vel meleku saffen saffâ (saffen).: Ve RABB'ının emri gelip Melek «saffen saffâ» dizildiği vakıt”
(Fecr 89/22)

Haaah burada bir şey daha var.
Bu, bu bizim yer paramparça olduğu dediğimizi bir de şu anlamda anlamak lâzım.
Beden âlemi, dış âlem bu kadar olayları eğer gerçekten anladıysa akıl dışarıda artık eski hevâ hevesi, şeytan ettikleri şunları bunları dekken dekka oluverir yâni üç kere üç aşamada yerle bir edilir bu.
Nereye kadar gelir, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesselleme kadar gelir yani
Duymaya başlar uymaya başlar fiilen. Bunu da unutmayalım.
Yağz olarak arz ve mabeden gibidir çünkü. Ya da dış âlem gibidir.
Semâlar denilen sanki şey gibidir. Gök gibidir.
İç âlemde yedi kattır. Nefislerdir falandır uydurmak için değil anlamak için söylüyorum.
Bunları çok iyi anlamadığımız takdirde Kur’ân-ı Kerîmde daha iyi zevk edemeyiz.
Ve câe RABB'uke bakın.
Halim eski yazı okursundeğil mi.
Ve câe RABB'uke RABB'ın geldiğinde.
Tercümelere bakalım aşağıya.

“RABB'inin buyruğu geldiğinde, RABBinin emri geldiğinde.”
Bak Ve câe RABB'uke, RABB'in geldiğinde.
Ve câe RABB'uke emrike felân yok.
Ben demiyorum ki eksik felân demiyorum.
Ben yapsaydım tutardım bir tek sadece Süleyman Ateş'te var.
Ömer Nasûhi Bilmen'de var.
RABB'in gelip melekler saf saf dizilince.
Bulaç, ta var RABB'inin geldiği.
Süleyman Ateş direkt yazmış zâten melekler saf saf durupta RABB'inin geldiği zaman.
Yaşar Öztürk te aynen yazmış.
Fakat diyânete felân bakıyorum. Onlar ne diyor.
“RABB'inin buyruğu geldiği” dediğinde.
Buyruk buyruk burada gözükmüyor.
Ve câe RABBuke vel meleku sâffen saffâ. Saf saf saf olduğunda.
Bu bunun yukarıda anlatılan işler düzgün şekilde yürütüldüğünde insanın kendi içinde bir fecr doğduğunda.
Şah damarından yakın güneşin,
Nurullah güneşinin “ALLAHu nûru’s- semâvâti ve’l- ard” Güneşi doğduğunda
Muhammed Aleyhissalatu Ve's-selâmın gönlünden gönlümüze bir ampul gibi yayınlandığında biz “men arefe nefsehu fakat arefe RABBehu” olduğunda.
“Ve câe RABBuke” RABB'ı geldiğinde, bu buluşma olduğunda,
“Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh” ey tatmin olmuş nefis “İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh” RABB'ine dön gerçekleştiğinde raziyeten merdiyeten sen ondan o senden razı iken dön dendiğinde Ve câe rabbuke.

Emri olsun kendi olsun ne fark edecek canım.
ve'l-meleku ve melekeleri bunu sağlayan sistem.
RABB'in geldiğinde ooo hoş geldin anlamında değil bu.
Cereyan geldiğinde kapıyı çalıpta mı geliyor onu diyor.
İşler bütün işlerim makinalar tırtır tır açık olanlar başlıyor çalışmaya sormadan başlıyor.
ve'l-meleku, meleke bu. Sâffen saffâ saf saf nerde saf?
İçerdeki saf bak.
Yani “habli’l- verid” ve habli’l- verid” in içindeki hikâye anlatınlar.
Saf saf dizildiği zaman FECR anlatılıyor.


وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْإِنسَانُ وَأَنَّى لَهُ الذِّكْرَى

--- “Ve cîe yevmeizin bi cehenneme yevmeizin yetezekkerul insânu ve ennâ lehuz zikrâ.:
Ki Cehennem de o gün getirilmiştir, o insan o gün anlar, fakat o anlamadan ona ne fâide?” (Fecr 89/23)

“Ve cîe” işte o gün geldiğinde cehennem.
“Yevmeizin” bak getirmek, getirilir yâni getirildiğinde.
Ne demek geçmişinin tümünü önüne seriverir.
Video izler gibi tümünü ve cîe yevme izin cehenneme cehennemlikleri geçmişteki cennete çevirdiğin zamanlar Hizbullah değil Hizbu'ş-şeytana hizmetleri tüm gözükür.
Yevmeizin, işte o zaman o olduğunda, ona izin verildiğinde yâni o imkânı bulduğunda yetezekkeru'l-insânu insan zikreder.
Anar mı hatırlar mı, zikretmek ne demektir?
Rubûbiyet Sırrının kevne çıkışa sâhiblik midir neyse ne kardeşim yâni anlar hatırlar Halim öyle olsun ansın.
“Ve enn┠ne oluyor ki artık.
Lehu ona ne oluyor ki el zikra hatırladı şimdi.
Bir yararı var mı ona. Var mı bakalım.
Böyle iken son ansa bu an. Başka bir an yoksak.
Diyelim ki son nefesinde böyle hatırladı ne olacakmış bunu soruyor ALLAHu Zu'l-celâl.

nur-ye
Wed, 26.05.2010, 23:45
يَقُولُ يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي

--- “Yekûlu yâ leytenî kaddemtu li hayâtî. : Ah der; nolurdu ben önce hayatım için (sağlığımda hayırlar) takdim etmiş olsa idim” (Fecr 89/24)

“Yekûlu yâ leytenî” derki yazıklar olsun bana, keşke keşke.
Ah ki ne ah leytenî yazık oldu benliğime, kimliğime, kişiliğime, insan sıfatında bu yeryüzüne gelişime akıl verilişine hayat verilişine bütün nimetlere yazık oldu.
“Yekûlu yâ leytenî” derki yazık oldu bana.
“Kaddemtu li hayâtî” keşke ben taktim edebilseydim.
Kademe kademe ilerleyebilseydim.
Burada takdim kaddeme yani kemâlat gösterebilseydim.
Nasıl bebekken çocuk oldum.
Çocukken genç, gençken yetişkin oldum.
Keşke yüreğimde çocukluktan kurtulsa genç olsa, aşk olsa aklı başında olsa.
Kırk yaşında Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellemi duysa ve uysaydı keşke.
Kademe kademe “li hayâtî” hayatım için bu lâzımmış meğer ben de hayvanlar gibi dış hayatı yaşadım içerde aklımı kullanarak insanca olamadım da ona diyor bu sefer.
Yekûlu yâ leytenî! derki yazık oldu bana! keşke hayatım için güzel ameller takdim etmiş olaydım, adıma geçseydi. gönderebilseydim.
Bir şeyler yapsaydım iyi bir şey.
Sağlığımı, hayatımı, sihatimi ve zamanımı bana ayrılan zaman dilimlerini ve anları güzelliklerde kademe ilerleyişlerde kullansaydım.


فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُ أَحَدٌ

--- “Fe yevmeizin lâ yuazzibu azâbehû ehad (ehadun). : artık o gün onun ettiği azâbı kimse edemez” (Fecr 89/25)

“Fe yevmeizin” o gün o an öyle olduğunda bu olay fiilen AN halinde geldiğinde “lâ yuazzibu azâbehû ehad” kimse azab edemez…..
Hiç bir kimse. Artık ne dir azab.
Azab be sırrına diyelim hadi sahib çıkışın ayni kendinde biliştir Allah korusun.
Hani vardır ya Ellerinin üzerinde Allahın eli vardır.
Hâşâ ben kesiyorum bu bağı demektir. Böyle bir şey yok demektir.
Bileliği kesmek BİZ BİRliğinden ayrılmaktır.
Kendi başına RABB ilanı, kötülüktür bundan daha büyük azab olabilir mi?
Bir şey olmaz diyor ya da ne diyorsa diyor.
Halim can kalkıyor penseyi alıyor sigortanın girişini kesiyor.
Ne yaptı azab etti nereye her şeye. Göremez bir şey göremez.
Kendinde göremez mutfağı da göremez. Tuvaleti de göremez.
Makine çalışmaz cereyanı kesti.
Her şey gözüküyor kulağı var, ağzı var.
Her şeyi var fakat cereyan yok.
Nur-u Muhammed yok Allah korusun!.
Bundan daha büyük azab olur mu.
Adamı dövsen ne? Dövmek ne demek hayvanı döversin yani.
Ona zarar vermiş olursun o da bağırır çağırır “yapma!” diye.
İnsana azab!
İnsanın aklını kesin bakayım bi naklini ne oluyor.
Cehenneme dönüyor hayat.
Kimse yapamaz böyle şeyi bu yaptığını kimse yapamaz.
İşte bu. Böyle bir tercih ettiği için Allah onu yaratır.


وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ

--- “Ve lâ yûsiku ve sâkahû ehad (ehadun).: Ve onun vurduğu bağı kimse vuramaz” (Fecr 89/26)

Kimse bunun vurduğu bağı “ve sâkahû” düğümü “ve sâkahû ehad” kimse vuramaz.
Öyle bir kör düğümdür ki bu kendi kendine kör düğümdür ki Allah korusun hiç kimse çözemez çünkü bir tek o kendiyle ilgilidir.
Yani nasıl ki kimse onun yerine su içemezse, idrar yapamazsa şehâdet getiremezse Rabbısıyla baş başadır o kim olursa olsun.
Kim ki Rabbım yaratmışsa o ancak şah damarından yakın olana hesap vermek zorundadır. Bu kördüğümü kendi kurduğu için.
Bu kadar ağır bir suçtur. Nasıl anlatılıyor bakın şafağa çöküşü.


يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ

--- “Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh (mutmainnetu).: Ey o rabbına muti' olan nefs-i mutmeinne!” (Fecr 89/27)

Bakın nereye geldik. Lütfen dikkat edin.
Nasıl anlatıldı bu korkunç karanlıklar, korkunç olaylar.
Bir aklın kendi kendini böyle zorluklara sokuşunun yanında yukarıdan beri anlatıldı kimler bunlar diye.
Kimler ebediyete sahib çıkanlar.
Kimler Semudlar.
Adlar ne bileyim ben İremler böyle dünya cennetlerin tapucuları, öte böteciler şucular bucular.
Bunlar nasil getirdi diye.
“Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh” ey nefis Halim Kök, Latif Yıldız, şu, bu, tek tek sayıyor.
Ey nefis taşıyanlar. Yâ eyyetuhen nefs te olanlar Zahid Can.
Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh tatmin olmuş nefis.
Bakalım bi tatmin olmuş ne demek.
Mutmainnenin içindeki en uçtaki imanı görüyorsunuz.
Bizzât sizde tarf-i ayn oluştur.
Gözünün nuru gibi oluşudur sizin sizde oluşudur ve Muhammedî oluştur. Mutmainlik Muhammedî seviyendir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimizin güzellik ve özelliklerinin içinde oluştur İnşâallahurrahmân.
Böyle bir teslimiyet, böyle bir istikamet içinde kalıştır ve bunu fiilen yaşayışa geçiştir.
Şunun bunun için değil kendi için de değil.
Yaratan celle celâlihu böyle murat ettiği ve böyle emrettiği için.
Muhammed Aleyhisselâtu Vesselâma böyle içerde ruhen duyuş ve uyuştan dolayı mutmainedir o nefis.
Artık bu nefis Allah’ın izni ve inâyetiyle kendi başına bir Firavunluğa kalkışmayacak demektir.
Çünkü tam duydu ve uydu.
Mutmaindir, tatmin olmuştur. İtminane ermiştir. Huzura ermiştir.
Huzurda hazırdır. Rabbısı hazırdır huzurda onun.
Erdemlidir, dürüsttür, sadakat ehlidir. Samimiyet, sabır ve selâmeti dileyendir.
Mutmaindir. Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh ey tatmin olmuş nefis.


ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً

--- “İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh (mardıyyeten).: Sen dön o rabbına hem râdıye olarak hem merdıyye de” . (Fecr 89/28)

İrciî dön. Çöplük hangi çöplükte lehfun velâihun oyun ve eğlence bahçesi olanbu âlemden bu imtihan sahasından şimdi dön.

وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الآخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ

--- " Ve mel hayatüd dünya illa leibüv ve lehv ve leddarul ahiratü hayrul lillezine yettekun e fe la ta'kilun: Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttakî olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâla akıl erdiremiyor musunuz?” (En’âm 6/32)

Akla diyor onu, nereye dönsün?.
Nakle. Nakil nerde?
Habli’l- Verid. Muhammed Aleyhisselâtü Vesselâm.
“İlâ rabbiki” Rabbine dön netice olarak. İrci’iy ila rabbike Rabbine dön.
Nasıl dönecek. Radiyeten ondan razı olarak.
Rabbından razı olarak dön.
Merdiyeten o da senden hoşnut olarak, razı olarak ne güzel değil mi. Ne güzel.
Yani Rabbısından razı, Rabbısı da ondan razı.
Böyle bir ruc’u olur zâten.
“Rıza olmadan itiraz varsa saçımın telini alamazsın beni öldürmen lâzım. Ama razı edersen kesinlikle başımı veririm.”
İşte bu razıyeten merdiyeten sırrıdır ve Nefis makamıdır.
Mutmaine nefisten sonra gelen Nefs-i Radiye Nefs-i Merdiyedir bunlar. İnsanlarımız bizler de dahil ne yapıyoruz.
Nefis şöyle nefis böyle.
Nefis uçtuk, kaçtık nefis zannediyoruz halbuki tüm bunlar bizde yaşanması lâzımdı.
Razı olmuş bir nefis. Razı olunmuş bir nefis.
Hep başkaları için düşünüyoruz başkaları bize desin ki.
Şah damarımızdan yakın olan Rabbımız ne diyor ki.
Her an Hayy olan hazır olan Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem ne diyor?
Allah Dostları her an yanımızda himmetleri ile, ne diyorlar?.
İnsanlar bize şunu desin bunu desin dese ne demese ne.
Hepsi dese ki cennete git cehenneme git ben öyle mi yapacağım.
Yok, ben kendi yolumda gitmeliyim, Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellemin izini izlemeliyim.
Allah Dostlarının izini izlemeliyim.
Dışarıdaki gülürtü patırdı beni ilgilendirmez.
Ne oluyor ne kalıyor. Sihirbazlık değildir bu âlem şehâdet âlemidir.
Bir masal, hikaye âlemi değildir.
Öyle binlerce tesbih çekme zamanı değildir.
Dönen kâinatta dönme zamanıdır.
Eşhedu enLâ İlâhe İllâllah zamanıdır.
Subbuh zamanıdır. Sabahın oluş zamanıdır.
Karanlıkların fecre doğuşudur sabahların, duhaların.
“İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh”

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي

--- “Fedhulî fî ibâdî.: Gir kullarım içine” (Fecr 89/29)

“Fedhulî”, dahil ol. “fî ibâdî” kullarımın arasına. Gir kullarımın içine.
Ey gönül huzuruna ermiş olan ruh diyor.
Ruh mu nefs?
Nerde ruh. Ruh demiyor mu başka yerde Allahu Zülcelâl.
Ruhu nerden çıkardın. Adam tercüme ediyor ruh diye.
Ruh sanki Allahu Zülcelâl ruh demiyor mu başka yerde ruhumuzdan yarattık diyor.
Niye burda nefis diyor da sen ruh anlamakatsın!.
Nefsi küçük gördüğü için Allahu Zülcelâlin büyük gördüğünü o küçük görmek istiyor.
Ona göre Nefsi Emare öldürülmeliydi zâten çoktan.
“Fedhulî fî ibâdî.” kullarımın arasına gir.
Bunlar tefsirlerde görüyoruz. Ahrette kullarımın arasına gir diyor.
Âhirette kulluk mu var. İmtihan mı var da kulak olsun.
Âhiret hesap sahası.
Kul imtihan sahasında olur.
İmtihan bitmiş okul kapanmış sen hala ey imtihandaki çocuk diyorsun haa.
İmtihan mı kaldı. İmtihanda olan olur o.
Kulluk yapıldığı yerde kul vardır.
“Fedhulî fî ibâdî” şimdi, şimdi, şimdi.
Sen bunları şimdi yaptın zâten.
Yani burada mutmaine nefis oldun ahrette mutmaine nefis felân olmazsın.
Orda hiçbir şey olamazsın zâten olduğunu oldun.
Radiyeten razısın burada Rabbından razısında razısın ahrette ne razı olacaksın.
Merdiyeten Rabbım benden razı. sen şurda razı et bakıyım.
Şurda şurda sağlam iş. Elinde zâten.
Şâhidi olacaksın. “Ben şâhidim Sana” diyeceksin o şâhidle gideceksin.
Şimdi şurda razı ol razılaş el sıkış bakıyım hadi.
Radiyeten merdiyeten “Fedhulî fî ibâdî” kullarımın arasına gir.
Kim bu kullar?
Kulları mı. Oku Kur’ân-ı Kerîmi göreceksin.
Ya Muhammed tabi’ olanların, biad edenlerin ellerinin üzerinde Allah’ın eli var onlar işte onlar.

إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا

--- "İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen).: Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah'a biat etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.” (Fetih 48/10)

Kebana giden direkler.
Muhammed Aleyhisselâtü Vesselâmın nurunu diriden diriye, Allah için Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem için Allah Dostları için aktaranlar.
Damlasına sahib çıkmayanlar.
Yani elektrik direkleri gibi sessizler, kimsesizler, sesi izler, izler izler hepimizim Muhammedîyiz çünkü.
Halis muhlis sıdık ve adil Muhammedîyiz hamd olsun.
Bir Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellemin Yolunda, Onun adına, onun hesabına Onun şerefine Hasbi Hizmeti esas alırız.
Kendimi adımıza dava sahibi oluşları şerefsizlik sayarız.
Korkunç günah sayarız.
Çünkü biz Muhammedî Melâmiyiz.
Biz başka Rabb tutmayız.
Başka peygamber bilmeyiz.
Başka Allah Dostu tanımayız.
Kendimiz kendimizi öne atamayız.
Biz böyle bir edeb görmedik.
İlim görmedik. Edeb, İrfan, Erkan görmedik.
Varısa İblisin Şeytanındır o.
Bizde ondan değiliz.
İmaen dahi değiliz. Birbirimizi çok severiz.
Allahu Zülcelâl ve Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem ve Allah Dostları Kaddasallahu Sırrahu için severiz.
Birbirimizi şah damarımızdan yakın olan Rabbımızın hatırına severiz.
Kendi kişiliklerimizi, şeytanlıklarımızı, heva ve heveslerimizi şeytaniyette kullanmamak için çünkü biz şeytanlarımızı Müslüman etmek isteriz.
Çünkü biz Muhammedîyiz. Şerre uşaklık etmeyiz inşâallah.
Bu bakımdan birbirimizin hizmetçisiyiz.
Bu bakımdan birbirinizin dinimizde dünyamızda ve ahretimizde birbirimizin her bakımdan ne demek.
Geçmişlerimiz için neler yaptık bilmiyoruz hiç birimizde birbirimizinkini bilmeyiz.
Ama bizi affet dediğimiz anda Ya Rabbi biz Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellemin gönül köşkünde birliktelik kurduk bizi affet geçmişimizi dediğimiz anda tövbe birliğimiz Muhammedî tövbe birliğimiz doğar.

فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوَاكُمْ

--- " Fa’lem ennehu lâ ilâhe illâllâhu vestagfir li zenbike ve lil mu’minîne vel mu’minât(mû’minâti), vallâ hu ya’lemu mutekallebekum ve mesvâkum.: Bil ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. (Habibim!) Hem kendinin hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.” (Muhammed 47/19)

TEVBE BİRliğimiz var Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellemle, BİZ BİRliğmİZ var.
Gelecek için duada Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellemle DUA BİRliğimiz BİZliğimİZ var.
Yaşarken hangi işleri yapalımda birbirimize vasiyetleşirken Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellemin razı olduğu işleri yapalım RIZA BİRliğimiz BİZliğimİZ var.
Son nefeste şehâdetimizin hepimizin Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellemin sesinden olması için dualarımız her şeylerimiz bir değil mi şehâdetlerimiz bizim. ŞEHÂDET BİZ BİRliğimİZ var.

“Fedhulî fî ibâdî” işte biz böyle kulların içine dahil et bizi. Dahil ol. Gir!
Yaşayan insanlar. Allah Kâmilleri. Allahu Zülcelâli bilip, Allahu Zülcelâli yaşayanlar kaderleriyle yaşarlar.
Kimi çöpcüdür. Kimi şucudur kimi bucudur ama yürekleri birdir.
Kaderleri başkadır.
Kimi sıkıntılı yaşar, kimi rahat yaşar kimi şöyle onlar ayrı şeylerdir.
Onlar Allah direkleridir.
İster Meyhânenin kapısında olsun.
İster Mekkenin kapısında olsun.
İster meyhânenin içine takın ister Mekkenin içine Kâbe’nin içine fark etmez.
İçlerindeki nur Nur-u Muhammed ve Nurullahtır.
Kaderlerindeki nereye takılıp nereye dikildiklerini onu yaratana soracaksın. Kim diktiyse ona soracaksın.
Bu bilinç bu ruh içindedirler.
Onlar oyunu iyi bilirler. Allah hayırlar versin.
“Fedhulî fî ibâdî” hadi kullarımın arasına gir.
Nerde? Bu dünyada diyor.
Benim yorumum, yani yorum değilde ben öyle zevk ediyorum.

nur-ye
Wed, 26.05.2010, 23:47
وَادْخُلِي جَنَّتِي

--- “Vedhulî cennetî.: Gir Cennetime”
(Fecr 89/30)

Vedhulî cennetî, cennetime dâhil olun.
Cennetle can arasındaki fark cennette Nun'un (Nûr'un) çift oluşudur can'da ise tek oluşudur.
Biz Muhammed’in Nûr'unu kullanırız.
Cennette nurlar cem’ olmuştur.
Nûrullah başka Cemâlullah dediğimiz şey.
Başkaları ne derse desin fenâfillâh ya da benzeri şeyler söylerlerse söylesinler.
Biz cennetteki Nûrullah ve Nûr-u Mîm olarak görüyoruz.
Zâten aynıdır bu. Farklı değildirl.

“Allâhu nûrus semâvâti vel ard” dır yâni daha başka şey anlanmaz.
Böyle niye gözüküyor. Oyun oynanmak için gözüküyor.
Tiyatro bittiği zaman herkes kostümünü çıkardığında hiç kimse ne kraldır ne köledir.
Sâdece kostümlerden dolayı oyunu oynayıp oynamadığı sorulacaktır.
Bu belli bir şey. Oynayan böyle olacak oynamayan böyle olacak gibi. Basit.
Zâten oyun ve eğlence bahçesidir Dünyâ Hayâtı.
Sakın sizi aldatmasın, kandırmasın.
Sonsuz sürecek zannetmeyin.
Fedhulî fî ibâdî, Vedhulî cennetî, cennetime girdin. Evet.
Vedhulî cennetî, cennetime gir. Hadi giriver artık.
Cennetî: benim cennetime... Ne kadar güzel değil mi.
Cennetin içine gir buyurmuyor. "Cennetime" buyuruyor cennetime...
Cennetinize de demiyor. Benim cennetime diyor başka yerde yok.
Bir tek yerde nerde Fecrin sonunda şafağın son noktasında güneşin doğduğu yerde.
Ebedî güneşin doğduğu yerde.
Batmayan güneşin doğduğu yerde.
Duhan'ın geleceği yerde. Böyle bir güzellik özellik vardır.
Allahumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin Abdike ve Nebîyyike, ve Rasûlike ve Nebîyyi’l-Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve sahbihi ve ummetihi...

ALLAHu Zu'l-celâl lütfu kerem etsin izzeti şerefinden inşâallah.
Şu yarım nefeste geçiverecek, cereyan kesilince bir sâniye de sönüverecek hayâtımızda bize Muhammedî Şuuru ALLAHu Zu'l-celâl lutfetsin, BİLdirsin,
Muhammedî Nûr'u BULdursun,
Muhammedî Surur da OLdursun,
sırlarının içinde ve Muhammedî Onuru o yüce Nûru Nûrullahı YAŞAtmak şerefini bahşetsin hepimize.

Din BİZliğimizi ve BİRliğimizi dâima diri kılsın ALLAH Dostları, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve ALLAHu Zu'l-celâl El HAYY esmâsında dînimizde dünyâmızda ve âhiretimizde dâima inşâallah.

Bu özellik ve güzellik içerisinde gelip geçelim ki cennetlere “Fedhulî fî ibâdî Vedhulî cennetî” olalım inşâallah.
Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve sellemin yüreğinde olsun HEPsi.
Her birimiz bu sırat köprüsünden, bu rızâ köprüsünden Râdiyeten Merdiyyeten köprüsünden, leibun ve lehvun Köprüsünden, Çöl Köprüsünden geçerken ellerimizi, kalblerimizi, her neyimiz varsa tıpkı elektrik direklerinin üzerindeki hatlar gibi hiç çekmeden KARDEŞçe- DOSTça- HAYRca- HAKKça Hasbî ve Hayrî Hizmette birlikte olalım inşâallah.

وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الآخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ

--- " Ve mâ'l-hayâtu'd-dunyâ illâ leibun ve lehv(lehvun) : Dünyâ hayâtı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Muttakî olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdiremiyor musunuz?” (En’âm 6/32)

Dâvâ ALLAHu Zu'l-celâl e âittir îlan etmiştir “Lâ İlâhe İllâ Allah ” başka ilâh yoktur diye bitmiştir.
Dâvâ yoktur başka.
Bir tek Şeytanın dâvâsı vardır ikilik dâvâsı.
Bu dâvâ değil îtirazdır.
Doğru değildir zâten hakîkaten değil.
Olsa idi bizde kabul ederdik amma değil. Yok.
Her resmin ressamı vardır. Bu kâinâtın da Ressamı Rabbu’l- Âlemin'dir.
Daha yoktur ötesi, lâzım yâni... ve lâyık.
Akıl varsa bu böyledir, başka yolu yok efendim. Yaaa.
O kadar çok söylenecek şey var ki yâni kader çizgimizde hayâtımızın geçmişe bakıyorum ne günler geçmiştir.
O kadar şahâne hoşumuza gitmiştir veya üzmüştür fakat sonradan zaman çıkrığında sarılınca bir daha açıp bakıyorsun diyorsun ki hele bende meselâ şiir defterlerine açıp bakıyorum ben o şiirlerin çoğunu yaşarım tekrar çünkü dakîkası yazılmıştır.
Altına şifreli olaylar yazılmıştır. Kıyâmet kopuyor diye.
Öyle şiirler vardır ki denize yirmi metrede yazılmıştır.
Son baharda Hacı Mahmut’ta vardı On iki yer de aynı anda birlikte saydığımız. On iki yerde şimşeği saymışızdır.

İkimiz ALLAHu Zu'l-celâl hepimize hak ve hayr versin. Bizi bağışlasın.
Hakta hayırda ve rızâsında kılsın. Güzellikler nasib etsin.
Birbirimizi dâima gıyâben duâlarda birlikte edelim.
Biz diye duâ edelim. Ricâ edelim.
İyiliğimiz için hakkımız ve hayrımız için İnşâallah.
Birlikte olalım. Bizlikte olalım. Ellerimizden geldiği kadar insanların bizi bulmalarını değil, hepimizi bulmaları için gerçek BİZ olan Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemi duymak ve uymak için elimizden geldiği kadar çalarak oynayarak söyleyerek herkes kendi güzellikleri ve neşeleri içerisinde insanlara hizmet etme açısından sitemizi diri tutmaya çalışalım.
Bilelim ki kimsenin değildir.
Kim sâhib çıkıyorsa onundur.
Ve bu sâhib çıkış Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin adınadır.
Orda en çok hizmet edecek kişi en altta ayakkabı gibi en altta olan ben gözükmekteyim.
Sonra herkes sıralansın bizim üzerimize gerçekten sıralansın ve hizmette olalım inşâallah.
Çünkü Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm’ın yolunda hizmet ibâdetten başka bir şeydir.
İbâdet ALLAHu Zu'l-celâl'in emirleridir yaparsın yapmazsın.
Ama hizmet işinde böyle bir emir yok.
Bu bir yürek işidir. Bir gönül işidir.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem için çok kıymetli haa vardır ALLAHa yardım edin âyetleri vardır.
Rasûlullaha yardım edin âyetleri vardır.
Bir yardım ettiğimizi kabul etmiyoruz hizmet ediyoruz.
Onu diyorum.
Bu gün inanç cihadı çıkmıştır ortaya inanç inanç!
Îtikat gitmektedir. Îman gitmektedir amel değil.
Daha başka yerdedir.
Onun için bizler hepimiz inşâallah birlikte bizlikte olarak hareket edelim.
Bir şey söylemek isteyen sormak isteyen varsa cevaplayalım yoksa bitirelim inşâallah.

Halim : Hocam ben şeyi sormuştum. Hicr, hicretle aynı şey mi köktemi diye onu merak ettim.

Kul İhvanî : Evet. Hicr de CERR kökünden çekmek kökündendir.
Yâni çekmenin hak oluşudur hayr oluşudur.
Yâni bir şey vardır ki onu oraya çeker.
Hücre de öyledir. Çeken şeydir.
Sizinde bildiğiniz yerdir çeken şeydir yâni.
Hacer de öyledir cerri fiilen yapan demektir.
Çekimi fiilen noktası olandır yâni.
Hacer taş demektir aynı zamanda.
Taşda öyledir. Her zerresini kendisine şiddetle çektiği için öyledir.
CERR kökü öyle uydur kaydır değildir ciddi köktür.
Ve gerçekten daha çok şeylerde vardır bu.
İmkân olsa da o kökten fiiller şeyler bulunsa insan şaşar yâni. Böyle bir çekiştir.
Bu bir anlayıştır. Anlayış tarzıdır.
Ben böyle anlamaktayım 'cerr' ama cerrin kim olduğunu biliyorum.
Ceryan da öyledir zâten ceryan da öyledir içten çekişlerin hep ceryandır. “Tecrî min tahtıhel enhâru hâlidîne fîhâ”


قُلْ أَؤُنَبِّئُكُم بِخَيْرٍ مِّن ذَلِكُمْ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَأَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ

--- "Kul e unebbiukum bi hayrın min zâlikum, lillezînettekav inde rabbihim cennâtun tecrî min tahtıhel enhâru hâlidîne fîhâ ve ezvâcun mutahharatun ve rıdvânun minallâh(minallâhi), vallâhu basîrun bil ıbâd(ıbâdi: (Resûlum!) De ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi? Takvâ sâhipleri için Rabbleri yanında, içinden ırmaklar akan, ebediyyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) ALLAH'ın hoşnutluğu vardır. ALLAH kullarını çok iyi görür.”
(Âl-i İmrân 3/15)

Fecreden öyledir. Püsküren pınarlar öyledir, fecr öyledir.
Fecri de fecir de öyledir.
Tecrî min diyor kaynıyan demektir, dış çekiştir.
Fecr iç çekiştir.
Fi, İÇ dir biliyorsun içinde demektir Arapça'da içinde demektir enfus. Te de hayâta çekiştir dışarı çekiştir fiiliyata çekiştir.
Onun için “tecrî min tahtıhel enhâru” altlarından ırmaklar kaynayan cennetler.
Orda CERR kökü. Evet. Halim. Orda şey için hicr için akıl sâhibleri diyor ya hocam şeyde mealda öyle geçmişti.
Hicretle aynı kökten se bir de içe çekiş şey gibi sanki hani aklını nakline ulaştıran, özüne dönenler gibi.
Onlara hitap ediyor gibi.

Kul İhvanî : Aynen buyurduğunuz gibi.
Çünkü akıldır zâten insanın tüm vasıflarını RABBa çeken şey akıldır zâten. Onun için aklı olmayanın dîni yoktur vardır.
Aklı olmayana teklif yoktur. Neden?
Cezbe çeken bir şey yok onu içerdeki RABBine çekecek imkânı yok adamın. Akıl ne bakımdan bağdır.
ALLAH’tan başkasına karşı bağdır.
Aslında aklın ana görevi nakli bulmaktır. Nakle çekmektir, çekmektir diyelim.
Neyi varsa. Hayâtın tümünü oraya çekmesi.
Onun için hicre akıl denmişir zâten.
O cerrin hak oluşu, hayy oluşunu sağlamak için öyle görmekteyiz biz yâni. Ve hicr akıl değil biliyorsunuz.
Akıl akıldır. Araplar hicre akıl diyorlar diye onu da akıl kelimesinin yerine oturtamayız demek istiyorum.
Akıl, Deve bağı gibi bağladığı için öyledir Hicr çektiği için öyledir hakka ve hayra çektiği için.
Ama CERR kökünü görebiliyoruz.
Sizin de çok güzel gördüğünüz gibi.
Yâni akıl gerçekten eğer çekerse hücre de öyledir.
Akıl bütün şeyi öyle kendi hücresi içine alırsa gerçekten nakli bulursa muazzam bi büyük harfle İNSAN olur yâni. Müthiş...

Halim : Geçen şarkı sözü yazmıştım ya sağolsun Ali Can eee ankakuşu yazmış işte “Halim âbi bende çok severim!” diye.
Şimdi bizim sevdiğimizi seven ile bizim sevdiğimizi seveni seven insanla o çekim oluşuyor.
Aynı şeyi sevenler, aynı şeye ilgi duyanlar, aynı konuyu anlayanlar.
Bir takım taraftarları bile bir araya geliyor.
Şimdi o zaman Efendimizin yüreğinde olan şey, bizim yüreğimizi çekiyorsa işte o zaman o akıla cereyan bağlanır inşâallah.
O zaman yürekler ısınır yâni bir arada oluş.
Zâten doğal olan olur.
Yâni İnsan aynı şeyi sevdiği zaman aynı hani kıvam diyoruz ya kavim diyoruz ya onlar zâten aynı, tercihleri aynı olanlardır.
Bizim içimizde olan Efendimizin yüreğinde olan şey bizim içerimizde olursa aynı şeyi sevdiğimizi inanırsak zâten biz birbirimize doğru çekiliriz.
O bizi çeker biz de bağlanırız inşâallah.

Kul İhvanî : İnşâallah zâten Halim Can insanlar mezhebtir, meslektir, meşrebtir.
Mâverâdır bunlar hep aynı yola gidenler.
Zehebe gitmektir. Mezheb aynı yola gidenler.
Sülûk bu yolda yol almaktır. Meslek de öyledir.
Meşreb iç içişin aynılığıdır. Birisi çay içmeyi seviyor, birisi şarab içmeyi seviyor.
Birisi su içmeyi seviyor gibi şerabe, bilelik şehâdetindeki birlikteliklerdir.
Onun için buyrulmaktadır. Cennette dört ırmak vardır.
Su'dur, bal'dır, süt'tür, şarab'tır. Adam şarabı, şarab olarak tercüme etmiyor.
Halbuki şarab orda şarab dışarıda kötü ya.
O zaman bu kelimeyi buraya sokmayalım mubâreğin içine diyor.
Kendine göre bir yol tutuyor yâni edebli ya.
O şarabın ne olduğunu şerabe fiilinin bilelik rızâsının şühûda çıkması olduğunu dışarıdakinin ne içeriği ibret olduğu, ibretin hikmet görmediğini demek istiyorum.
Burda Muhammedî Melâmetteki şeyler konuşmalar edeb anlamında değil edebsizden edeb öğrenme anlamındadır.
Yâni bunların hiçbir önemi yok.
Öcüler böcüler çocuklar için vardır.
Hakîkatta daha başka öcüler vardır.
Demin buyurduğunuz gibi bu aramızdaki bağlılıkları kesen şey nedir.
Pistir pastır. Fişle prizin arasındaki engeller gibi engellerdir.
Kad efleha men tezekka ve zekera ismi fesella kim ki tertemiz oldu şimdi RABBisini anabilir.
RABBimiz hepimizde sende de bir bende de bir.
Niye birleştirmiyoruz. Birleştiremiyoruz çünkü fişlerimiz prizlerimiz alış veriş yapmıyor.
Şimdi niye konuşuyoruz sen beni duyuyorsun ben seni duyuyorum. Duyuyoruz irtibatları kurdukda onun için.
Birbirimize bağlıyız. Niye başkaları duymuyor.
Şifremiz var, ayrı yerimiz var.
Neşelerimiz bir. Biz koğuculuktan bahsetmiyoruz, kumardan da bahsetmiyoruz ne bileyim ben.
Başka bir şeyden de bahsetmiyoruz.
Böyle meşrebimiz her şeyimiz mesleğimiz, mezhebimiz içimiz dışımız birlikte.
Onun için berâberiz. BİZ BİR-İZ diyoruz.
Hocam sağolun ne kadar güzel konuşuyorsunuz.
Halim sen hakîkaten hârika söylüyorsun deği bunlar felân.
Biz biriz. Nerden çıktı ben sen neyimiş.
Biz böyle inanıyoruz.
Böyle bir dünyâ biliyoruz.
Böyle bir din biliyoruz.
Böyle bir âhiret, Böyle bir Kur’ân-ı Kerîm anlayışıyla hizmet etmek istiyoruz.
Fecr Sûresini böyle zevk ediyoruz.
İki dakîkada okurdum ben şimdi onu. Bunda.
Hâfızlar var şimdi sitemizde bir sürü. yüze yakın hâfızlar var hepisine okuturuz.
Bir de benim nefsim okusun baksın bakıyım bi.
Şöyle bir konuşalım onunla yâni.
Ona şöyle bir nereymiş, hangi kavimdenmiş bir soralım.
Ad kavminden mi, Semud mu İrem mi yoksa firavunun kazığı mı.
Yoksa Fedhulî fî ibâdî ALLAH dostlarının içinde mi yoksa cennete mi girmek istiyor.
Şunu bir tatmin mi olmuş.
Kimin emrinde yani Nefsi emmâre de RABBu'l-Âlemin'in emrinde mi şeytanın emrinde mi ikiliğin emrinde mi?
Doğrusu da bu zâten onun için buyuruyor Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ârifin bir saat uykusu câhilin atmış yıllık ibâdetine bedeldir diyor.

--- Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Bir saatlik tefekkür altmış senelik (nâfile) ibâdetten daha hayırlıdır.” buyurmuştur.
(Aclûnî, Keşfü’l-Hâfâ I/370)

İbâdet ediyordur.
Emrullah tutuyordur bir saat dinlendir bu makineyi diye.
ALLAHu Zu'l-celâlin emrini tutmaktadır.
Öyle bir güç verilmemiştir ona hiç uyumadan yaşama gücü.
İnşâallah onun içinde o uyurkende hakta ve hayırdadır.
Bedenen bir emri yerine getirmektedir.
Bedenlerinizi ezmeyin, kadınlarınızı ezmeyin.
Ezeceğim diyemez.
Ez dediğinde hacca git.
Bilerek bir tek tel kopar kendi vücûdundan.
Kaşı bilerek kaşı yalnız düşsün ama inancın varsa koyun kesmen lâzım.
Bir tâne canlı davar.
Yoksa paran yoksa on gün oruç tutacaksın.
Hattâ öyle ki üç gününü orda tuttun geri kalanını memlekette tamamlayın.
Yâni tutamayabilirsiniz öyle ya sıcağa gelir, şuna gelir.
Ama üç günü mecbur tutuyor. Neden?
Târikatı, Mârifeti, Hakîkatı düzledin diyor.
Şunları bir yerine getirde.
Geri kalan Hakîkatın hakkını git rahat yerde yap bâri.
Ne?
Çünkü adam sanıyor ki tel koparmak, tel koparmak değil kendine de zülmedemezsin orda.
Zahmet çekme. Üzme Üzülme Sev Sevil kendine bile yapamazsın üzmeyi.
Kendi canına da yapamazsın.
Canın senin orda RABBın canıdır.
Hacc'a geldin çünkü hacca.
Senin iki tâne ce'nin hak olmasını hayır olmasını fiilen yaşamaya geldin. Hakîkat olması için geldin.
Bende gittim geldim.
Af edersin sığır gibi gidip geldikten sonra .
Git gel istediğin kadar git gel.
Gittin geldin de ne oldu?
O AN orada şâhid olmak HAKK’a.
Hâlikullah Halk. El HÂLIK’a. Hasbî olan hepsi.
Dört esmâ benim çok dikkatimi çekmiştir.
Er RABB'dır. Rubûbiyeti vardır, kendinde kendiliğidir bilemeyiz.
Ama işini yaptığı anda rubûbiyet buraya girer RABB'lık.
Bileliğin rızâya çıkması, rüşte çıkması fiiliyata çıkması bir varlık gözükmesi ânında o sıfat ortaya çıkıverir.
Rubûbiyet çıktığı anda derhal HAKK çıkar.
Derhal el HUU çıkar. Hüviyet kazanır.
Taştır, topraktır, şudur budur demek sonunda.
Ve HAYY çıkar. Hayattaki diriler çıkar ortaya ki iş canlansın.
Dört esma “Lâ İlâhe İllâ Allah” güzel benim hoşuma gider.
Tek hecedir. Hârikadır inşâallah.
İlim, İrâde, İdrak, İştirak dörtlülerin içinde düşündüğümüz zaman.
Bir şeyiniz var mı efendim.
Tamam değil mi Halim Can tamam hocam ALLAH râzı olsun Sağolun. İnşâallah.
Vakti çok geçirmeyelim yâni böyle işte yeter.
Çoğu da zâten insan belli bir kapasite belli bir şey oluyor.
Onunda şey yok.
Bizim amacımızda zâten bir bizim alıp satmak değil.
Kimseye bir şey vermek almak zâten verilip alınamaz kimseden.
Ondaki ortaya çıkarılır.
Ona takdir edilenin ortaya çıkarılmasına hizmet edilir.
Veriyor alıyor hikâyesi yoktur.
Hani bu makinenin programına bir şey ekleme.
Onda var ise çıkarırsınız.
Adamda ressamlık yoksa siz onun kafasını kırsanız resim yaptıramazsınız yok onda.
O var ise onu çıkartırsınız amma.
Bu bakımdan dikkat etmek lâzım.
Haaa biz, ben bilemem çünkü ben Mûsâ Aleyhi's-selâm olmadığım için Firavunu bilemem.
Bana göre Firavun gelse hoş gelmişsin sefâ getirdin.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellemin buyurun hamamına, hastahânesine, postahânesine şurasına burasına sende gir şehâdete Mûsâ ol demek bizim işimizdir.
Çünkü biz müfettiş değiliz, müftü değiliz. İnancımız böyledir.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz böyledir.
Dünyâ'nın en kötü kadını kapısını çalsın.
İlk şey Ve Aleyküm selâm Fatmaıtu’z Zehrâ mı olmaya geldin?
Kirli ise buyurun hamamımıza.
Hasta isen gel tedâvi ol.
Aç isen gel karnını doyuralım.
Gel bir şehâdet getirelim derim
çünkü Muhammed Aleyhissalâtu ve's-selâm’ dır.
Çünkü Rahmetenli’l- Âlemindir.
Çünkü ona gitmeyen şeytana gidecektir.
Hizbu'ş-şeytana mahvolacaktır.
Buna yapamaz Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin kendi merhâmettir Rahmetin kendisidir çünkü.
Ondan geçmeyen rahmet kâinatta var olamaz.
Onun için çok dikkatli olmamız lâzım.
Biz şöyle şöyledir diye insanları yermiyoruz.
Ahlâklarını yeriyoruz dikkat edin.
Kötü insan yoktur kötü iş vardır.
Hiç duydunuz mu “Hırsız Halim” diye birini.
Halimkök çok iyidir.
Ne zaman hırsız olur.
O işi yaptığı zaman ondan sonra öyle olur. Her iş yapıldığı zaman o işten dolayı öyle olur o.
“Halimkök çok erdemli bir kişidir” dediği zaman o vasıfları taşıyor demektir.
Aynı şey. Bu neye benziyor.
Anasından doğduğu gün bebek vardı bir tâne.
Adını Halim koymuşlardı ya.
İşte o bu Halim.
18 yaşındaki Halim'de bu.
Bu günkü Halim'de bu. İnşâallah.
İnşâallah 90 yaşındaki Halim'de yine bu Halim fakat safhaları değişik olacak.
Biri buz gibi, biri su gibi, biri buhar gibi, biri bulut gibi.
Birisi de Dirisi de Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in göz yaşı gibi.
Bu gün sorulmuştu.
Suyun dört hâlini.
Almanya’dan birine vermişler suyun dört hâlini.
Nasıl ee olmuş. O bizim suyun hallerini söylemiş.
O incelenmiş yâni eee güzel.
Niye dört te? dört hâl miydi? değildi.
Çalakalem yazıldığı için devam ettirilemedi. Yetiştirilemedi.
Halbuki suyun yedi hâli var.
Bir damla sudan yarattık doğrudur.
Yedi hâli var.
Hatta sekizinci hâli var.
Neydi. Suyun anası babası.
Babası hidrojendi. Anası da oksijendi zâten belli bir şey bu.
2 Hidrojen 1 oksijen, bu formül: Kün fe yekun.
Bunlar Alak Sûresinde gördüğümüz ana baba yumurtasının döllenmesi gibidir.
Birbirinden farklıdır.
Hidrojen dediğiniz şey dünyânın en yanıcı maddesidir.
Ve güneşteki bütün bu olanlar iki hidrojenin birleşip helyuma dönüşü sırasında dışarı çıkardığı ısı ve ışıktır şu anda.
Korkunç bir şekilde yanmaktadır. Yanıcıdır çünkü.
Oksijen kullanmadan.
Güneşte oksijen kullanılmaz.
Bu yanış başka bir yanlıştır.
Kün fe yekun yanışıdır.
Dirilik yanışı. Diriliğin çıkışıdır.
Şeye dönüşüdür. Maddeye dönüşüdür.
Mânâdan maddeye çok büyük sır vardır.

Oksijen nedir. Oksijen dünyâda tek yakıcıdır.
Neyi misal?
Demiri yakar pas yapar. Demiri yakar.
Kimi bulursa yakar hiç korkmaz. Birleşir onu yok eder.
Birleşir başka şey yapar yâni öyle bir hârikadır. Yakıcıdır.

İkisi birleşince ne olur. Söndürücü olurlar.
Yanıcı, yakıcı kalkar su gelir söndürücü olur.
Bu tevhiddir çünkü.
Seviyelemedir.
“Lâ İlâhe İllâ Allah” bitmiştir kardeşim.
Ne oldu ALLAH'ın şâhidi oldu.
Kim. Çocuk oldu. Çocuk doğdu.
Ne bilir bu. Hiçbir şey bilmez.
Tevhid de hiçbir şey bilmez.
Ortada durur buz gibi kimden olduğunu kimse bilemez.
Sende bilemezsin. Kimse bilemez.
Sonra kör doğduydun şimdiye kadar.
Hee şimdi o dediğin formüldü o safhada çünkü ve buz. Beş.
Yedi bulut sekiz nedir diyordum da Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in gözyaşı dedim.
Ben ona bağlamayı severim yâni.
Çünkü ben onunla görürüm.
Rahmetenli’l- Âlemin bulutudur bu âlemin o.
Bir damla su yaratılış onun bir damla gözyaşı gibidir benim için.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem i herkes sever ama biz başka severiz.
Biz onu gözyaşının içinde severiz.
Onu bir damlasının içinde severiz, severiz.
Başka severiz. Bizim sevmemizin sebebi yoktur çünkü. Sebeb yoktur.
Ne cennet vardır, ne cehennem var.
Ne yap var ne yapma var.
Ne korku var ne umut vardır hiçbir şey yoktur.
Severiz bizim aslımız O dur çünkü. her şeyimiz O. Gayrımız yoktur.
Ne yapayım ben parmağımı keseyim mi şimdi ben yâni.
Benim parmağım. Benim değil diye kessem ne olur yâni.
Ne dersen de yanlıştır. Doğru değildir.
Akıl bunu demez demek istiyorum.
Akıl böyle delilik yapmaz , yapamaz yâni.
Ne zaman bu 18 ine gelince. Yâni rüşd olunca.
O zaman anlar sıkıştırılamayacağını.
Kâinatta sıkıştırılamayan tek madde su'dur.
Her şey sıkıştırılır hava da sıkıştırılır su sıkıştırılamaz.
Su müthiş bir şeydir.
Su nefistir. Su'dan faydalanılır.
Kesilemez. Alın suyu kesmeye çalışın kesemezsin.
Dövün dövemezsiniz.
Yakın yakamazsınız kalkar gider.
Kirletin, kirletemezsiniz sizi arıtır kendi kalkar gider kiriniz yerde kalır.
Su mukaddestir, mübârektir, muazzamdır, muhteşemdir.
Nefsi Mutmainne gibidir su, canım.
Bir damla su'dan yarattık bundan dolayıdır.
Bir damla nefistir insan.
Nefis dediğimiz hep deyip duruyoruz.
İçimizdeki sırrın nur olarak bize verilişidir.
Çok iş yapmamız için. Çok.
Nefsiz Zât vardır ALLAHu Zu'l-celâl in kendine has.
Nefsi Rasûlullah vardır.
Nefsi Evliyâullah vardır.
Nefis dediklerimiz vardır.
Bunları anlamak için söylüyorum.
Çok iyi anladım da bu buz açık iş içindeki dışındaki belirsiz.
Su da öyledir. Dört bardak su korsunuz.
Güzel gözüküyor ama dilinizi değdiriniz şekerli, tuzlu acı tatlı ekşi gibi tatlar çıkar.
Dersiniz bunu bir rafine edelim rafine.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ocağına oturtalım.
Bunu içindeki şeker meker şu bu bir kalkın kendini bir buharlaştıralım.
Şöyle bir havalansınlar ayrılsınlar.
Damıtalım yâni.
Yakışmadı Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme, olmadı. Bu zaman kalb tasfiyesi dediğimiz tasfiye arıtma rafine etme işlemi başlar.
Buharlaşma budur. Bize burda lâzım zâten.
Ya Ehl-i Beyt ALLAH sizi tertemiz yapmak istiyor.
Neyle.
Ateşle, çileyle. Kolay iş değil.
ALLAH herkese hayır versin.
RABBım yardım etsin, bağışlasın ve güzellikler nasib etsin.
Hiç kimse çile isteyemez.
RABBımızla yarışamaz çünkü.
Ben diyemez ALLAH'ım bize yardım et, merhâmet dâima.
Olan yağmur yağıyor ne yapalım.
Şemsiye yoksa en kısa zamanda ıslanmadan kaçmaya çalışacağız.
Varsa başımıza tutacağız.
Çâre yok yağmuru biz yağdırmadık durduramayız.
ALLAH bizi bağışlasın. Yardım etsin.
Evet biter mi burda bitmez.
Ya eyyetuhe'n-nefsu'lmutmeinnetu. İrci'î ilâ Rabbiki râdiyeten merdiyyeten.
Olanlar ateşten râzı, ateşte ondan râzı havalananlar.
Fedhulî fî 'ibâdî. Kullarımın arasına gir dediği anda ne olur.
Gök yüzündeki bulut gibi buluşuverirler.
ALLAH Dostları. ALLAH Dostlarından kasıt ne.
Atladık oraya. ALLAH Dostlarından kasıt Rahmetenli’l- Âlemin olan Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm’ ın bulutunda buluşan damlalardır onlar.
Bu âlemde Rahmetenli’l- Âlemin bir tânedir.
ALLAH eşyâya girmez hâşâ ALLAH şey değildir hâşâ.
Şey olan Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dir.
İş olan. Onun için Raufu'r-Rahîm Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'dir. Rahmâni'r-Rahîm ALLAHu Zu'l-celâl'dir.
İşte bu Fedhulî fî ibâdî ve'dhulî cennetî'dir bu. Ama içine girdiğin zaman her zerre bir cennettir. ALLAHu nûru's-semâvâtı ve'l-ard.
Ve bu yedincidir. Sekizinciyi nerden çıkardın da buluttan Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimizin göz yaşına getirdin.
Öyle buyuruyor kendisi öyle buyuruyor.
Bir damla sudan yarattım diyor.
Bir damla yaratan ilk nokta Nûr-u Mîm'dir.
Bende diyorum ki; Yâ Rasûlullah bir damlana kurban olayım.
Göz yaşın da olsa olur. Olsun.
İşte böyle Halim Can. Yaaaa...
İnsan bu, ne günlerimiz geçti, ne zamanlarımız geçti.

Rüzgar ulağında durma, bir kuytuya yat ihvâni
İçindeki vesveseni göz yaşınla at ihvâni
Şüphe, hîle hevâ heves nefsin başının belâsı
El Aman Yâ RABBi demek âşıkların e's-selâsı.

Dâima El Aman Yâ RABBi sen bilirsin demek... Çünkü,
Bu bakımdan çıkamaz yâni.

21. 03.1998 Burda çok güzel şiirleriniz var.
Aynen aynı şeydeyiz. Aynı ayarda aynı gayarda gitmekteyiz.
Hamd u senalar olsun RABBımıza.
Şiir başkaları için yazılmayan esintidir.
Rüzgârın niye estiği bilinmediği ama rüzgâr binlerce bulut getirir.
Milyarlarca ton suyu bütün dünyânın her yerine taşır.
İnsanlar farkında değildir bulutları kim getiriyor kim götürüyor.
Oksijenleri taşır, bir çok işler yaparlar.
Ama sâhib çıkılmadık ALLAH'ın olduğu için kimse onu anlamaz dinlemez fakat.
Ama güzeldir yalınız.
Bir tâne okuyalım bitirelim.

Bir garip ihvâniyem
Yâre yandım ne diyem
Ne bilip ne söyliyem
Söz söylesem az olur…

Bağrımda sîne sazım
Arşa çıktı âvâzım
Gece gündüz niyâzım
Yâre varır naz olur…

Sever güzeli gönlüm
Eser sır yeli gönlüm
Yanarsa deli gönlüm
Gelen elde saz olur…

Yârimin bir nazarı
Cennet eyler pazarı
Eritir buzu karı
Zemheriler yaz olur…

Bil ki ALLAH baksa RABB'ım baksa, bir kere kun fe yekun her şey yeniden yaratıldığı içindir.
Yeniden malzeme kullanmak yok.

Hep hasrettir çektiğim
Gözüm yaşın döktüğüm
Yâre boyun büktüğüm
Onsuz ömrüm buz olur…

Gurbette başım
Yâr hasreti yoldaşım
Akar gider gözyaşım
Tuz gölünde tuz olur…

Aşkı anlatsam bin kere
Kim kıymet verir ere
Bir ahmak vurur yere
Ardım sıra toz olur…

Var mıdır benim gibi
Seni seven sevgili
Sıfır sonsuz da sevgi
Söyleyemem söz olur…

Her an ağlar gibiyim
Bağrım bağlar gibiyim
Yanar dağlar gibiyim
Özde kalbim köz olur…

Âşık Ebdal Ebrârın
Vücud vârında vârın
Söyleme dost esrârın
Kul İhvanî göz olur

İşte her şeyi söylemeninde doğru olmadığını söylüyor.
Bu da 06.04.1998 bir gece 3.05 de yazılmış bir şey.
Evet ALLAH celle celâluhu inşâallah hepimizi hakta ve hayırda kılsın.
Ömrümüzün şu anları da 1600 kilometre dönen dünyâda...
Korkunç bir hızla dönüyoruz çünkü.
O kadar hızlı yol alıyoruz ki.
Ölüme doğru, ecele doğru.
Sona doğru 200 kilometre arabayla hız yapsak titriyoruz.
Halbuki şu anda dünyâ 1600 kilometre hızla dönüyor.
Korkunç bir hızla dönüyor. Dönmüyormuş gibi dönüyor.
Geçmiyormuş gibi geçiyor.
Ama geçiyor ve dönüyor.
Biz böyle yaratıldığımız için çok rahatız.
Karpuz gibi dünyânın altında mıyız üstünde miyiz önemli değil.
Dâima üstündeyiz.
Çok garip bir dünyâ.
Gece gündüz bizim için vardır. 10 kilometre gökyüzüne yukarısına çıksak uçakla dahî.
Güneşde orda görüldüğü için aslâ gece ve gündüz olmayacaktır.
Çünkü gece ve gündüz dünyâya mahsustur.
Çok âlem bir işleri var.
Biz Nûr-u Muhammed Aleyhi's-salâtu vesselâm’ ı yakalamış olsak ebediyen ölmeyiz.
Çünkü ölmek demek cereyanın kesilmesi kesilmemesi demektir.
Çünkü biz ilk yaratılıştan bu tarafa varız.
Sâdece doğduğumuz zaman bu âleme çıktık.
Öldüğümüz zaman testi giydik testiyi çıkaracağız.
Hiçbir şey, ne yok olacak ve var olacak.
Külli şey böyledir zîra.
Bunların hepsi aklımızla doğmuş aklımızla ölmüştür aslında.
Kaba giydirilen bir din elbisesi vardır. Âyânı sâbiteden.

Hülâsâyı kelâm Halim Can Benim bir makam şoförüm vardı.
Aksaray'da Başmühendistim.
Çok genç yaşta ölmüş Fikri Temizkan.
Pehlivan bir çocuktu, yiğit bir insandı yalnız.
Kıbrıs Harekâtında orda askermiş.
Temizkan konuşurken bir şey söyleyecekse birkaç dakikada söylerdi.
Bende çok tezcanlıyım ya “Biraz çabuk ol Fikri!” derdim.
İşte efendim şöyle oldu.
Yavaş yavaş tek tek kelimeleri harfleri sayarsın.
Böyle yapma derken dedi ki Efendim dedi.
“Ben Kıbrısta askerdim.
Bir dakikanın içinde selâm göndereceksin diye radyo proğramı yaptılar.
Sıra diyor bana geldi.
İşte ben böyle olduğum için diyor.
Ben Aksaray’dan Fikri Temizkan!” derken dürttüler diyor vaktin doldu.
Anama babama sayacağım ama vakit bitmiş bana ayrılan hemence: “Hülasayı kelâm bütün Aksaray'lılara selâm!” dedim diyor.

Bende öyle diyorum.
Hülâsâyı kelâm bütün Muhammedî şuur, bilip bulup olup yaşayanlara Es Selâm olsun.
ALLAHu Zu'l-celâl bizi ebediyen bahtiYâr kılsın.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimizin yüreğinde bizi bir kılsın.

Subhâneke Allahumme ve bihamdike eşhedu en Lâ İlâhe İllâ ente Vahdeke lâ şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk.
Subhâneke Allahumme ve bihamdike eşhedu en Lâ İlâhe İllâ ente Vahdeke lâ şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk.
Subhâneke Allahumme ve bihamdike eşhedu en Lâ İlâhe İllâ ente Vahdeke lâ şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk.

Elhamdu li'llâhi Rabbu'l Âlemin.
Esselâtu ve's-selâmu aleyke Ya Rasûlullah
Allahumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin Abdike ve Nebîyyike, ve Rasûlike ve Nebîyyi’l-Ummiyyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve sahbihi ve ummetihi...

Esselâtu ve's-selâmu aleyke Yâ Habîbullah

“Allahumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedîn Nûri'z-Zâtî, sırrı'ssâri fî cemî'il- esmâi ve’s- sıfâti bi adedi ilmuken dâimen kesiran mubârakan tayyiben fîh.”

Esselâtu ve's-selâmu seyyide'l-evvelîn ve'l âhirine ve'lhamdu li'llâhi Rabbu’l- Âlemin.

“Allahumme salli ve sellim ve bârik 'alâ seyyidinâ Muhammedîn bi adedi kûlli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesiran kesira salâten tekûnu leke rızâen ve le hakkazâen ya erhame'r-râhimîn
Bismillâhirrahmânirrahîm

Bismillâhirrahmânirrahîm

“Yâ Hayyu Yâ Kayyûm Yâ Ze'l-celâlî ve'l-ikrâm Yâ ALLAHu bike tâhassentu ve bi abdike ve Rasûlîke Seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammedîn Sallallâhu Teâlâ aleyhi ve sellim istecertu

Allahumme innî eselûke Yâ RAHMÂNu Yâ RAHÎMu bi esmâike'l-izâmi ve melâiketike'l-kirâmi ve Rasûlîke aleyhim efdalu's-salavâti ve etemmu's-selâmi Ente'l-mahnî bilemhati ehl-i Bedrin ve lâ mâhatihim ve tenfahni bi nefâhatihim bi hakkihim aleyke Y RABB!”

Bu istiğase biliyorsunuz Hâlidi Bağdâdi Hazretlerinindir.
Orda sonunda buyuyor ki Yâ RABBi Sen o hiç umutsuz oldukları günde, bedir gününde, mahvoldukları dedikleri Bedir gününde,
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz kumların üzerine diz çöküp ellerini göğe öyle kaldırıyor ki sırtındaki ridâ düşüyor.
Ebubekir Radiyallâhu Anhu duydu Yâ Rasûlullah. ALLAH duydu seni diyor.
Böyle içten ve yürekten yardım et duâsı yaptığı bir anda göz açıp kapayıncaya kadar ne yaptıysan bize onu yap buyurmakta.
Hâlidi Bağdâdi Hazretleri. ALLAH himmetini üzerimizde var etsin.
Bize de öyle inşâallah Ehl-i Bedir günündeki güzelliklerden, yardımlardan, ânında olanlardan göz açıp kapayıncaya kadar olanlardan kardeşlerimizin, Ümmeti Muhammedin neyi varsa yardım etsin.
Hadisi Şeriftir.

Allahumme ıslah ummeti Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm: ALLAH'ım Ümmeti Muhammedi islah et.
Hadisde yok ama ben ekliyorum hoşuma gidiyor.
Allahumme iflah ümmeti Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm: Allahım bir de bunları iflah et yâni felâha erdir. Ama hadis nasıl.

Allahümme islah ümmeti Muhammed Aleyhissalâtu ve's-selâm.
Allahumme ferice an ummeti Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm.
Bir ferec ver. Neyine?
Kimin ne problemi var.
Tuyu mu var, söylüyor söylemiyor, gizliyor.
Kim ne ise yâni.
Her ne derdi bir şeyi var ise problem var ise bunlara bir ferec ver bir çözüm yolu, bir anahtar bir çâre bul. Ferec ver çıkış kapısı.
Allahumme rahmeten ammeh umûmen merhâmet et.
Hepsine yâni kim ki “Lâ İlâhe İllâ Allah Muhammeden Rasûlullah” diyorsa. Dünyânın en kötü yerinde ise dahî.
Orada da olsa ona rahmet et bir çıksın yâni.
Çünkü biz Muhammedîyiz, bir rahmetçiyiz.
Kimseyi yargılayamayız.
Çıkış yolu dâima ALLAH'ın izniyle olmalı.
Vardır ALLAHu Zu'l-celâl Rahmetenli’l- Âlemin kendi yargılayacak bize ne.
Hiç Rahmetenli’l- âlemin Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den duyulmuş mu.
Hiç katiyen.
Onun için hepimiz umûmen diyor zâten âmmeh.
Umûmen dileyim benim ümmetime diyor.
Ayırmayın şu efendiler bu efendiler.
Biz dediğimiz Muhammed Aleyhi's-salâtu ve's-selâm’ ı duyan ve uyanlardır. Katiyen biz ALLAH'a sığınırım.
Biz derken bir avuç insana hâşâ kastetmeyiz.
Biz bütün Ümmeti Muhammed kim ki Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem i duymuş ve uymuşsa ona diyoruz.
Biz sizden değiliz. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den başka bayrak çekiyorsa bize ne? bizimki belli. İnşâallah.
ALLAHu Zu'l-celâl hepimize merhâmet etsin, rahmet etsin, hakta hayrda bile etsin inşâallah.

Esselâmu Aleykum ve Rahmetullah ve Berakâtuhû