PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kul İhvani Biat Sohbeti



tamersah tarik
Mon, 05.09.2011, 08:35
http://www.muhammedinur.com/forum/viewtopic.php?f=68287&t=8900






Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve ummetihi...
İnşae ALLAHurrahmân…

Bir şeyden bahsediyordunuz.
Salavat yapacağız ama sizin sohbetinizden sormak istediğiniz bir şey var mı Barbaros?

Barbaros:
Biat meselesini konuşuyorduk hocam.
Bugün Asiye’yle konuştum da bana dedi ki: “Ben Mekke’de, Aleviyye tarikatına biat ettim. Onun virdleri var, O virdleri çekiyorum” dedi.
“Bazen de, Morocco daki zâviyede çok saygı duyduğum başka bir şeyh var.
O şeyhin de bazı virdleri var onları da bazen çekiyorum.
Bir dağın tepesine bir sürü yol tırmanmakta, aynı zirveye, o yolların içerisinde bakıyorum, değişik çiçekler görüyorum, vahşi, değişik değişik, yabancı çiçekler çıkmış, hoşuma gidiyor, câzib geliyor bazen.
Bana diyorlar ki, senin biat etmiş olduğun tarikatın, o kişinin verdiklerini çekmen lazım, diğerlerini bırakman lazım diyorlar. Bu benim yapmış olduğum şey yanlış mı?” dedi.
Onu soruyordu.
O sırada siz de yoktunuz internet üzerinden soramadım size.
Benim anladığım biat hususunda, biat kişiye değil de “Resullullah Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize edilir” diye benim anladığım, bizim anlayış sistemimiz içerisinde.
Diğer kişiler elektriği getirir diye benim bildiğim.
Yani, “kişi kendisinden fayda gördüğü zikirleri, sürekli virdleri çektiği müddetçe, yan taraftan başka hoşuna giden vird olursa çekmemeli mi ya da şeyhine danışarak mı çekmeli?” bunun üzerine konuşuyorduk hocam.

Evet o meşhur ağacın altındaki biat.
Bu konuyu konuşalım Barbaros.
Çünkü bu en çok istismar edilen, insanların kendilerini merak ettiği, insanların da istismar edildiği bir konu.

إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
---“İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen) : Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefâ gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir.”
(Fetih 48/10)

لَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنِ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَنزَلَ السَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَابَهُمْ فَتْحًا قَرِيبًا
---“Lekad radiyallâhu anil mu’minîne iz yubâyiûneke tahteş şecereti fe alime mâ fî kulûbihim fe enzeles sekînete aleyhim ve esâbehum fethan karîbâ(karîben) : Andolsun, Allah, sana o ağacın altında biat ederlerken mü'minlerden razı olmuştur, kalplerinde olanı bilmiş ve böylece üzerlerine 'güven duygusu ve huzur' indirmiştir ve onlara yakın bir fethi sevap (karşılık) olarak vermiştir. .”
(Fetih 48/18)

Şimdi mesele nedir?
Biz kimiz?
İnsan nedir?
İnsan, yani varlık olarak insan, kendini ne olarak görüyor?
Nelere ihtiyaç hissediyor?
Yemek yemeye neden ihtiyaç hissediyor?
Neden inanmaya ihtiyaç hissediyor?
Neden yemek yerken, akıl bakımından söylüyorum, zararlı bir şeyleri yememeye çok dikkat ediyor.
Ateş yemiyor meselâ.
İnançta da dikkat etmesi gerekiyor.
Şimdi senin, benim, bizim yolumuz, elin parmağı kadarız ama, bizim yolumuz var.
Damarlarımız gibi, aklımız, fikrimiz, vicdanımız, kalbimiz gibi bir yolumuz var.
Bize ait yani, biz bunu tercih ediyoruz.
Bu yolda, iki değişemez mesned; Kur'ân-ı Kerim ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemdir.
Ne şeyhi, ne müridi, ne mürşidi, ne de bir şahıs hududu geçemez, geçerse doğru değildir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden değildir.
Biat Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem e mahsustur.
Uyulması bu denli önemlidir.
MuhaMMedî İlim, Edeb, İrfan ve Erkan bilen Ârif Kâmil İnsanlar asla insanları “biat et bana!” diyerek mecburen bağlamaz ve daima Biatın Merkezi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize yönlendirir köprü olur hasbî Hizmette İnşâallah.

Bizim ayak bastığımız yer, vücudumuzu üzerine oturttuğumuz, fikir ayağımızın tabanı gibi bastığımız temel mesned,Kur'ân-ı Kerimdir.
Bizi taşıyan Kur’ân-ı Kerim ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ise, seni de dinleriz, onu da dinleriz, bunu da dinleriz, konuşuruz, yapacağımızı yaparız.
Ama biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Hizbullah Gönül Gemisinden inmeyiz.
İnersek neye bineriz, o ikinci alternatif; Hizbu’ş- şeytan alternatifi, Allah’ın karşısında olana, yasaklanana bineriz.
İnsan aklı kandırılmaya daha müsaiddir.
İnandırılmaya ise çok hizmet ister.
Kandırılmaya hizmet istemez, çok basitçe kandırılabilir.
Ama inandırmak için, kendinden inanacağı için onda olana inanacağı için oldukça zor.
Tıpkı bir çocuk yetiştirmek gibi uzun zaman ve dikkatli uğraşaksın.
Kandırmak istediğin çocuğun nesini kandıracaksın, herhangi bir şey dersin pat gider.
Onun için de ben diyorum, meselenin İnşae ALLAH özüne bakalım diye.
Şimdi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemde olmayan bir şeyi kabul edersek büyük yanılgıya düşeriz.

tamersah tarik
Mon, 05.09.2011, 08:36
Biat nedir?
Biat, Arapça bir kelime.
Biat: Bağlılığını, itimadını bildirmek. Birisinin hakemliğini veya hükümdarlığını kabul etmek. El tutarak bağlılığını alenen izhar etmek. Bağlılığını tazelemek. Rey vermektir.
Temeli, Biat-ı Rıdvan dediğimiz, rıza bulanların biatı.
Fetih Sûresi 18.inci âyetinde zikri geçen, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme bağlılıklarını bildiren sahabelerin biatlarıdır. 1400 veya daha fazla olduğu bildirilir.
Bu cemaata Ashab-ı Rıdvan da denir.

Biat için anlatılan sağlam kaynaklardan haberler;

Milâdî 628 yılında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve 1400 kadar Sahabesi, Kâbe’yi ziyaret etmek için Medine’den yola çıktılar.
Niyetleri sadece Kâbe’yi ziyaret olduğu için yanlarına sadece “yolcu kılıcı” denilen silâhları aldılar. Fakat Mekke’li müşrikler bu yolculuğu öğrenince Müslümanları Mekke’ye sokmamaya karar verirler.

Bunun üzerine niyetlerinin barış olduğunu anlatmak için Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem , Hırâş bin Ümeyye’yi elçi olarak gönderdi.
Mekkeliler gönderilen elçiye çok kötü davrandılar ve öldürmeye kalkıştılar.

Bunun üzerine Mekke’de birçok akrabası bulunan Hz. Osman elçi olarak gönderildi.
Mekkeliler Hz. Osman’a (r.a.) çok iyi davrandılar ve tek başına ziyaret edebileceğini söylediler.
Hz. Osman (r.a.), “Hz. Peygamber tavaf etmeden ben asla tavaf etmem” deyince Mekkeliler öfkelendi ve Hz. Osman’ı (r.a.) Mekke’de alıkoydular. Bu arada Hz. Osman’ın (r.a.) şehit edildiği söylentileri Müslümanlara kadar ulaştı. Bunun üzerine Resûlullah, Bey’atü’r-Rıdvân (Rıdvân Biatı) ile Müslümanların Kureyşlilere karşı kanlarının son damlasına kadar çarpışacaklarına dair söz aldı.

Bu arada müşriklerden de birkaç elçi daha gelip gitti.
Fakat hiçbirinde de antlaşma ve sulh için kesin bir netîce elde edilemediğinden, bu defâ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem,
Osmân radıyallâhu anh’ı Mekke’ye, müşriklerle görüşüp meseleyi halletmesi için gönderdi ve ona:
“Kureyşlilere git! Onlara haber ver ki, biz buraya hiç kimse ile çarpışmak için gelmedik! Biz ancak şu Beytullâh’ı ziyâret için, onun haremliğine riâyet ve tâzîm ederek geldik. Yanımızdaki kurbanlık develeri kesecek ve döneceğiz! Sonra onları İslâm’a da dâvet et!” buyurdu.
Aynı zamanda oradaki erkek-kadın bütün mü’minlerle görüşmesini, Mekke’nin yakında fethedileceğini müjdelemesini, Allâh Teâlâ’nın dînine yardımcı olduğunu, Mekke’de îmânın açığa vurulacağı günün yaklaştığını haber vermesini de emir buyurdu.
(İbn-i Sa’d, II, 97; İbn-i Kayyım, III, 290)

Hazret-i Osmân radıyallâhu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin emri gereğince hemen hareket ederek Mekke’ye gitti.
Müşriklere, niyetlerinin umre yapıp dönmek olduğunu anlattı.
Müşrikler buna rağmen yine de izin vermediler. Hazret-i Osmân’ı göz hapsinde tutarak:
“İstiyorsan sen tavâf edebilirsin!..” dediler.
Fakat kendisini Allâh’a ve Rasûlü’ne adamış olan mübârek sahâbî Hazret-i Osmân radıyallâhu anh:
“Hazret-i Peygamber Kâbe’yi tavâf etmedikçe ben de edemem! Ben Beytullâh’ı, ancak O’nun arkasında ziyâret ederim…” diyerek Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’e olan sadâkatini bildirdi.
(İ.Ahmed, Müsned, IV, 324)

Osmân radıyallâhu anh’ın geri dönüşü gecikince, hakkında, öldürüldüğü şâyiası çıktı.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kendisini temsîl eden elçisi Hazret-i Osmân’ın ölüm ihtimâli üzerine derhâl ashâbını toplayıp:
“Anlaşılan müşriklerle vuruşmadıkça buradan ayrılamayacağız!” buyurdu.
(İbn-i Hişâm, III, 364)
Ardından, Allâh yolunda canlarını fedâ etmek için bütün ashâbdan bey’at istedi.
Kadın-erkek bütün mü’minler:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin gönlünde ne murâdı varsa, onun üzerine bey’at ediyorum.” diyerek Rasûlullâh’ın bu arzusunu seve seve yerine getirdiler.
(Vâkıdî, II, 603)
Mü’minler, Allâh yolunda ölünceye kadar savaşmaya söz verdiler.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in mübârek ellerini tutarak bey’at ettiler.
Bey’atin sonunda Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bir eliyle diğer elini tutarak:
---“–Bu da Osmân’ın bey’atidir!” buyurmak sûretiyle Osmân -radıyallâhu anh-’a olan îtimâd ve muhabbetini, fiilî olarak izhâr ettiler.
(Buhârî, Ashâbu’n-Nebî, 7)

Bir ağacın altında yapılan bu bey’ate, “Bey’atü’r-Rıdvân” ya da “Hudeybiye Bey’ati” denildi.
O gün bir münâfık hâriç bütün ashâb bey’at etmişti.
Bu bey’at, ashâb-ı kirâmın, Cenâb-ı Hakk’ın yüce rızâsını kazanmalarına vesîle oldu.

Bu biata katılan 1400’e yakın sahabenin adı İslâm tarihinde “Ashab-ı Rıdvân” olarak geçmektedir. Mekke’nin 17 km. batısında bulunan Hadbâ adlı ağacın altında yapılan bu biata katılan sahabeler Fetih sûresinin 18. âyetinde şöyle anlatılmaktadır:

لَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنِ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَنزَلَ السَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَابَهُمْ فَتْحًا قَرِيبًا
---“Lekad radiyallâhu anil mu’minîne iz yubâyiûneke tahteş şecereti fe alime mâ fî kulûbihim fe enzeles sekînete aleyhim ve esâbehum fethan karîbâ(karîben) : Andolsun, Allah, sana o ağacın altında biat ederlerken mü'minlerden razı olmuştur, kalplerinde olanı bilmiş ve böylece üzerlerine 'güven duygusu ve huzur' indirmiştir ve onlara yakın bir fethi sevap (karşılık) olarak vermiştir. .”
(Fetih 48/18)

tamersah tarik
Mon, 05.09.2011, 08:37
Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem bir gün Hazret-i Hafsa vâlidemizin yanında:
“İnşâallâh ağacın altında bey’at eden Ashâb-ı Şecere’den hiç kimse cehenneme girmeyecek!” buyurdular.
Bu söz üzerine aklına bir soru takılan Hafsa Vâlidemiz:
“Peki yâ Rasûlallâh! Cenâb-ı Hakk:

وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
---“Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ(makdıyyen): “İçinizden, oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür.”
(Meryem 19/71)

Buyuruyor bu nasıl olacak?” dedi.
Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem:
“Allâh Teâlâ şöyle de buyurdu.” buyurarak bir sonraki âyeti okudu:

ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوا وَّنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا
---“Summe nuneccîllezînettekav ve nezeruz zâlimîne fîhâ cisiyyâ(cisiyyen): Sonra biz, Allah'tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.”
(Meryem 19/72)

Akabinde de buradaki “Cehenneme varmak”tan maksadın, sırattan geçerken cehennemin yanından geçmek olduğunu, yoksa içine girmek mânâsına gelmediğini açıkladı.
(Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 163)

---Hazret-i Câbir radıyallâhu anh anlatıyor:
“Hudeybiye günü insanlar susadı ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e geldiler.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in önünde deriden îmâl edilmiş bir su kabı vardı.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem abdest aldı.
Halk ona doğru sokuldu. Bunun üzerine:
«Neyiniz var?» diye sordu.
«Abdest almak ve içmek için önünüzdekinden başka suyumuz kalmadı.» dediler.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem derhâl ellerini kaba koydu.
Derken parmaklarının arasından su kaynamaya başladı, tıpkı pınarların kaynaması gibiydi. Hepimiz ondan içtik ve abdest aldık.”
Câbir radıyallâhu anh’ya:
“O gün kaç kişiydiniz?” diye soruldu:
“Eğer yüz bin kişi de olsak su yetecekti, fakat biz, bin beş yüz kişi idik!” cevâbını verdi.
(Buhârî, Menâkıb, 25)

İşin aslı budur ve biyat, Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellemle yapılır.

İlk biat ise ilk başlarda daha hiçbir şey yok ortada.
Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem Mekke’de sıkışmış, bir yol açılacak ama hiç kimseyi tanımıyor.
Eğer, kendisinin Medine’de dayıları falan var ama irtibat çok zayıf.
Mekke’deyse kendi öz amcaları taşa tutuyor, yalnız kalmış.
Bu haldeyken, 6 kişi Biat Mescidi diye bir yer var, ben gittim gördüm tâbi defâlarca.
Mekke’ye 17 km. dışarıda bir yerdir.
Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem orada buluşuyor 6 kişiyle. “Beni canınız gibi koruyacak mısınız, yapacak mısınız”.
6 kişi bir başka gün bunu hazırlayabilirim, şu anda kafadan konuşmak istemiyorum. 6 kişi çok önemli.
Bu altı yüz, Kabe nin altı yüzü gibi, 6 kişi dediler ki:
“Yâ Resulallah sen gelirsin de, malımızla, canımızla her şeyimizle seni koruruz. Biz inanıyoruz sen Allah’ın Resûlusun”.
Birinci Rıdvan birinci rıza, Radiyeten bu.
İkinci sefer bir yıl sonra bu 6 kişi, 6 kişi getirdi 12 kişi oldu.
Bu da Merziyeten, Biat-ı Rıdvan dendi.

Bu kimseler, Medine’de söz sahibi insanlardı.
Geriye kim kalıyor, Yahudiler kalıyordu.
Yahudilerse daha Mekke’de bile ortaya çıkmamışlardı, bekliyorlardı.
Biat, bu tâbi 12 kişiyle başladı, ama zamanla çok arttı. Birinci yıl 6 kişi, ikinci yıl esas biat edenler bunlar yani kan veririz diyenler. Bunun başka anlamları da vardır ve bu biat eden kişilerin sonraki hayatlarında da Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem hayatında önemli yerleri vardır.
Bu ayrı bir konudur biat.
Biat şartları da; ALLAH celle celâluhu’ya hiçbir şeyi eş ve ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, kimseye iftira etmemek, hiçbir hayırlı işe karşı çıkmamak.
Bu genel biat ve kadınlara da “ırzınıza da sahib çıkacaksınız, bana sahib çıkmak üzere biat alıyorum sizden” buyurmuştur.

Bu 12 kişi:

1- Es'ad bin Zürare
2- Avf bin Haris
3- Muaz bin Haris
4- Rafı bin Mâlik
5- Zekvan bin Abdilkays
6- Ubade bin Samıt (meşhur sahabe)
7- Yezid bin Sa'lebe
8- Abbas bin Ubade
9-Ukbe bin Âmir
10-Kutbe bin Âmir
11- Ebu'l-Haysem Mâlik bin Teyyihan
12- Uyeym bin Sadie radiyallahu anhum.

Olmak üzere, bunlar temel taşı oldular. Gözükmeyen taşlar. Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem: “Gel biz seni koruruz” yani: “Mekke’den çıkıp bizim oraya gelebilirsin” diyen.
Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem: “Bana emredildiği zaman geleceğim” buyurdu.
Ama 1 yıl daha beklemesi gerekti.
Onlar 1 yıl sonra kendi hacları için geldiklerinde, Arafat’a geçerken, yollarına Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çıkıyor.
Şimdiki Biat Mescidi’nin olduğu, orada bir ağacın altında buluşuyorlar.
Ve ellerini ellerinin üzerine koyarak ve Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem de hepsinin elinin üzerine elini koyarak, 6 kişide 12 el vardır biliyorsunuz, ellerini koyuyor ve diyor ki:
“Her sorumluluğu üzerlerine aldılar” önemli olan bu.
İslam’da biat başka şey, Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem verilen o ilk biat…

إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
---“İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen) : Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefâ gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir.”
(Fetih 48/10)

Bakın Allah Zülcelal “İnnellezîne” onlar yok mu onlar, “yübâyiûneke” sana biat edenler, tâbi olanlar yok mu.
Buradaki biatın temeli nedir?
Tâbi oluş nedir?
Bağa fiilidir tâbi oluş. Ayan-ı sabite BİLE-liğidir.
Tıpkı elektrik direklerinin birbirine ellerle bağlandığı gibi bağlanıştır.
Ondaki cereyan ondaki cereyandır, can candır.
Bu çok önemli bir âyettir bu.
“İnnellezîne yübâyiûneke innemâ yübâyiûnallah”
Sana biat edenler aslında doğrudan ALLAH celle celâluhu’ya ettiler.
Çünkü ResulAllah tır. Resul, “Allah” değildir hâşâ Resulullah’dır. Resulsuz bir Allah yoktur, Kur'ân-ı Kerim yoktur, din yoktur. Onun için Allah-u Zülcelal, sana biat edenler, “ben biat ettim sen kabul ettin” değildir.
Biat ettim, Allah’ı kabul ettim.
Ne demektir Allah’ı kabul ettim?.
Konuşmakla farklı şey bunlar.
İşte bu biatı yaptıklarında Allah Zülcelal buyuyor ki: “Şüphesiz ki sana biat edenler innemâ şüphesiz olan bir şey varsa o da şudur ki, yübâyiûnallah, Onlar ALLAH celle celâluhu’ya biat ettiler. Yedullahi fevka eydîhim, Allah’ın eli onların eli üzerinde oldu.”
“Nasıl oldu?”
Sana biat ettikleri zaman, ALLAH celle celâluhu’ya biat ettiler.
Allah’ın eli senin elinin üzerinde, yedullah, buradaki yed, biliyorsunuz, çok ağır bir sıkıntımız var insanların.
Öyle ki bu devirde insanlar, putperest gibi adeta ve illa şeklen ister.
Bu insan yapısında vardır.
İnsan nefsi görmeye bağlıdır.
Bedenî temas etmeye bağlıdır.
Temas etmediği bir şeyi beden asla anlamış sayılmaz.
Ama gözlerini yumsun, ne yaparsa yapsın elleriyle dokunsun. Temas beden için bir numaradır.
temassız ne haz duyar, ne de nefret duyar, hiçbir şey.
Temas bu kadar önemli beden için. İnşae ALLAH gireceğiz.

لَّا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ
---“Lâ yemessuhû illel mutahherûn (mutahherûne) : Ona, temizlenip arınmış olanlardan başkası dokunamaz.”
(Vâkıa 56/79)

“Lâ yemessuhû illel mutahherûn”
Temas etmesin mutahharun olmayanlar. Ne demek?
“Temas edemez” diyor.
Yani, “Hocam fişi prize soktum.”
Soktun fakat, fiş paslı temas etmiyor.
Onun için de prizdeki cereyan buraya geçmiyor. Makine çalışmıyor.
Temas etmek onu oraya koymak değil, temas etmek; iki canı bir can etmek.
Bunu Allahu Zülcelal ne güzel buyuruyor.
Öyle bir temastır ki buradaki temas, elleri ellerinin üzerinde. Allahu Zülcelal ve Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem buna ihtiyacı yok.
Ama ne buyuruyor bak, “elleri ellerinin üzerinde.''
En hassas parmak uçlarına üst üste koyuyor fevke eydihim favkında, fevk ve taht çok önemli kelimelerdir.
Cennatin tecri min tahtihel enhara halidina fîha.
Cennetin altından ırmaklar, cennetin altı mı olur.
Meryemin altından bir ses?
Bu taht ne biçim bir taht bu.
Bunları zaman içinde incelememiz gerekiyor.
Fevk de öyledir. Alâ var, Alâ ne demek…
Bak şimdi elimdeki çay bardağı masanın üzerinde, Alâ.
Fevk nedir o zaman?
Niye alâ demiyor da fevk diyor, onu diyorum.
Allah’ın Eli onların elinin fevkinde.
“Ve men nekese” kim bu biatında noksanlık yaparsa, noksanlık ederse, “innemâ yenküsü alâ nefsihî” bu ancak ve ancak kendi nefsi için noksanlık yapar.
Ne ALLAH celle celâluhu’ya ne Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem ne de bir kişiye zarar veremez.

Aziz ALLAH celle celâluhu İstanbul’da ezan okunmakta.
Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedu enne muhammaden abdühü ve rasuluhu.
La ilâhe İllallahu’l- melikül hakku’l- mubîn
Muhammaden rasûlullahu’l-sadıku’l- va’du’l- Emîn..

Zâhir ve Bâtın O’dur. Küllî şey O’nundur. Daha doğrusu O’nun Nurudur.
Ve Mubîndir. Bina eden O’dur. Beyan eden de O’dur.
Hem bina etmiştir, inşaat gibi.

hayyalessalah… hayyalessalah…
Vela havle vela kuvvete illa billahil aliyil azim.

Haydi salaha edin. Salaha gelin. Salah olarak, Salahu O’nun olana sahib çıkmaktır.
Elin, ayağın, kafan, aklın, fikrin, düşüncelerin dahi O’nundur. O’nun olana sahib çıkabiliyor musun şu BUZluğun geçinceye SU Oluncaya kadar Barbaros?
Yani, BUZ-un üzerine istediğini yaz “SUyum!” de, ama eridiğinde göreceksin ki yazdıkların da boşaymış.
BUZ, SU, BUHAR BULUTun formulune inene kadar tekemmül.
Bu işlerde güç-kuvvet ve potansiyel havl ancak ve ancak Azîm olan ALLAH celle celâluhu’ya mahsustur O’na sığın ve iste!

Hayyalelfelah… Hayyalelfelah…
Vela havle vela kuvvete illa billahil aliyil azim.

Haydi dirilmeye gel. Felehu O’nun olan senin içindedir.
Adres senin içinde, Yol senin içinde. Yolcu, Yoldaş, Yolluk tümü senin içindedir ve şah damarından yakın olandır.

Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedîn abdike ve nebîyyike ve Resûlike ve Nebîyyûl-ümmîyyi ve alâ âlihi ves-sahbihi ve Ehl-i Beytihi..
Allahumme Rebbe hazihi'd-da'veti't-tamme. Vesselatil kâimeti ati Muhammedenil vesilete vel fazilete ved-dereceter-refîate. vebashu makamen Mahmudenillezi veadteh. İnneke lâ tühlifü'l-mîâd birahmetike erhamerrahimin birahmetike erhamerrahimin erhamne Yâ Rabbi..

Allah’ım, şu Medine Merkezinde, Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem yüreğinden okunan, her AN okunan, bitmeyen tükenmeyen tüm vakitlerin ezanını bir ezanla okuyan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem in bu ezanını bu dâvetini TAMMlamamlamıza yardım et!…
Nurullaha sahib çıkış, ezan ALLAH celle celâluhu adına sahib çıkıştır NUN’a.
Ezan budur. Âna sahibliktir. Küllî şey Nurullahtır.
“Allahu Nurussemavatıvelard” dediğin ÂNdır.
İşte bu, bunu tamamla.
Salaten kaime SALLımızı ayağa kaldır. Sall nedir?
Ölünün Sal’ıdır. Bir de nedir, ASLa gidiştir, SILAya gidiştir, ikisi de aynıdır aslında.
İşte bunu kıyam ettir. Ayağa kaldır. Doğru olsun.
Dosdoğru olsun. İşe yarasın.
Bizim SALL’ımızı çay gibi içelim, ekmek gibi yiyelim, burada yiyelim öbür tarafa hayal kurmayalım.
Öyle miydi böyle miydi değil, ne göreceksek burada görelim yaşayalım.
Yani İlim, İrade, İdrak ve İştirakı burada yapalım.
Çünkü burası Ez Zâhir bölgesidir.
ALLAH celle celâluhu için en kıymetli şehâdet âlemidir.
Rüyada ALLAH celle celâluhu’ya şahid olunmaz.
Mahşerde ALLAH celle celâluhu’ya şâhid olunmaz.
Nasıl ve kime şâhid olacaksın.
Burada imtihan olur, burada şâhidlik olur.
Onun için de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem MuhaMMediyeti portakal kabuğu gibidir. İşi içinde CEM’ eder.
Yumurtanın kabuğu gibidir. Sarısı, beyazı, dölü, döşeği hep içindedir.
MuhaMMediyet; 3 MİM. Ve bir de kendi içindeki “Hamd”ı saklar 4 MİM’lidir.
4 başı mâmurdur MuhaMMediyetin.
Sebeb; çünkü Ez-zâhir esmasının mazharıdır.
Allahu Nurussemavatıvelard.
Yani, “En iğrenç dediğin şey de, gübre de Allah’ın Nurudur” demediğin sürece nedir, bu âyete göre zâten kâfirdir.
İnsan-akıl-nefs, bu ZÂHİR ÂLEMde kader zuhurat imkanlarıyla imtihan olmaktadır.
Bu âyeti unutmamalyız, Allahu Nurussemavatıvelard.
Yerde, gökte ne gördüysek Allah’ın Nurudur.

Kim ki noksanlık yaparsa kendisine yapar. Ve men evfâ, kim vefâ gösterirse; bimâ ahede, ahdinden dolayı vefâ gösterirse; aleyhullah, kendi lehinedir.
Aleyhe Arapçada öyle bir kelimedir ki lehine diye bir kelime yoktur Arapçada.
Aleyhe dedim mi kötülüğüne anlamaktayız.
Oysa ceza gibidir bu da iki yönlüdür.
İyilik ya da kötülük kendi üzerinedir diye konuşulur Arapçada. Buradaki âyette de meselâ aleyhi, onadır yani kendinedir.
Ama Türkçe olarak tercüme edersek yanılırız.
Çoğu da öyle yapar zâten bilmeyenler.
Ahede Rasulullah, Allah’ a ahdettiydi ya, bu vefâsını yaparsa ALLAH celle celâluhu’ya yapmıştır.
Noksanlığı kendisine yaptı dikkat edin.
Ama vefâsında durursa, ALLAH celle celâluhu’ya verdiği ahdinde durur.
feseyü'tîhi, Allah ona ita’ eder. İhsan buyurur. Neyi?
ecran azîmâ. Öyle bir “cerr” verir ki, kıyamete çeker onu.
Allah bir insan aklının, fikrinin, vicdanının hesap edemeyeceği; hayran kaldım falan diyoruz ya, bunlar rüyada konuşulan laflardır.
ALLAH celle celâluhu’ya karşı duyulan hazz karşısında..
Allah’la oluşun ne demek olduğunu, bunun neden hesaba kitaba girmediğini, bunun neden cennetle, yemeyle, içmeyle, şununla bununla anlatılmaya çalışıldığını..

İnsan, azameti bilmediği, sûreti-sîreti bilmediği sürece hep yanılacaktır.
Birisi size diyor ki, işte laptopta şunları görürsün, bunları görürsün konuşursun.
Barbaros bir sürü yazıyor çiziyor öbürü okuyur veya dinliyor. Ama burada ne oluyor, Barbaros taa Basildon’ da konuşuyor, ben burada konuşuyorum, görüşüyoruz.
Görüntü bile alıyoruz.
Demek istiyorum ki yani, hakiki hazz budur, iştirak.
Şah damarından yakın ola RABBu’l- âlemin ile ben kontak kuramadım ki.
Kuramadım yani, işin garip tarafı bu, ALLAH celle celâluhu doğru buyuruyor, ben kuramadım.
ALLAH celle celâluhu hâşâ oyun oynamıyor, bilmece bulmaca yapmıyor.
Ama bizler yapıyoruz.. Onun için kötülükler nefsimizden, hayır ALLAH celle celâluhu’dan.
Çünkü kendi yaratıp, kötülük etmez hâşâ El Âdil ALLAH celle celâluhu.
İnsan bile yaptığı resmi yırtmaz.
İnsan yırtmazken hâşâ ALLAH celle celâluhu, kendi yarattığını yok etmez zulmetmez.
Bir imtihana soktuğu açık.
Kendi İlahlığına vasıf veriyor.
Bütün esmalarını yüklüyor, “halifemsin” buyuruyor.
Eğer sınırları biraz genişletse vallahi insanlar mezar akpılarını kapatırlar da ALLAH celle celâluhu’ya inanan kalmaz.
Ecren azima burada, Rububiyet cem’iyetine CERR-ÇEKiştir. Rabbanî insan, Rasulî insan. Özel insan..
Öyle derdi sohbetlerinde Siirtli Hocam “bu bizim tezimiz” derdi. İştirak o ki, bana yüz kere “çay içer misin?” diyeceğine, bir kere içir!.
Hiç konuşmamıza bile gerek yok, içtiğim her yudum çay, hücrelerimde, her hücrem çaydır.
Elektrik var ampul ışıldıyor, yanıyor. “Ben yanıyorum!” diyor Keban!.
Bunu Anlayan Ampul diyor ki: “Ben de Keban’ım. Keban bende ben Keban’da!” diyor.
İşte yubadiune bu. Biat budur, ellerini koyuyorlar.
Fevki eydihim buyuruyor ALLAH celle celâluhu.
Bunlar böyle aldılar ilâhi buyruğu, Rabbanî insan, Rasulî insan. Özel insan...
“Nasıl oldular?”
Nasıl mı oldular?
Elleri Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem in ve de ALLAH celle celâluhu’nun BİLElik ELİnin üzerinde olunca-SALL vuslatını fiilen YAŞAyınca “Ben Keban’da Keban bende veya Suyun Testisi BUZdan!” oluverir İnşâallah

tamersah tarik
Wed, 07.09.2011, 06:53
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bir tek dini vardır, İslam dinidir.
Allah katında din İslamdır.

إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ إِلاَّ مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَن يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللّهِ فَإِنَّ اللّهِ سَرِيعُ الْحِسَابِ
“İnned dîne indâllâhil islâm(islâmu), ve mahtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câehumulılmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb(hısâbı): Hiç şüphesiz din, Allah katında İslam'dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki "kıskançlık ve hakka başkaldırma" (bağy) yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkâr ederse, (bilsin ki) gerçekten Allah, hesabı pek çabuk görendir.” (Âl-i İmrân 3/19)

Beden terbiyesi, Şeriat-ı MuhaMMedîyye, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin inancıdır. Ana inançtır, imandır.
Nefis Tezkiyesi, Tarıkat-ı MuhaMMedîyye Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin amelleridir, fiiliyatıdır, işlemesidir.
Kalbin Tasfiyesi, Mârifet-i MuhaMMedîyye, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selemin Ahlâkıdır, Sünnet tarzıdır.
Ruhun Tecliyesi, Hakikat-ı MuhaMMedîyye, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selemin Ahvâlidir, halleridir.

Sünnet; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in tüm hayatıdır.
Tarikat; nereye nasıl yürüyeceğinden ibarettir.
Tarikat şunun bunun devleti değildir, kimsenin egemenliği değildir.
Şeriat-ı Garra Yoluna, kimsenin koyacak bir şeyi yoktur, eksiltecek bir şeyi de yoktur.
Güzel bir şey yapacaksa “Hasbî Hizmetçi” olarak yapmalıdır. Mübarek denilen dedirten insan olarak değil.
Eğer öyle bir özellik bulabiliyorsak, biz ellerimiz birbirine bağlı, ellerimizde ALLAH celle celâluhunuın eli olduğu için zâten Allah’ın Nuru hepimizde olur, şahsa münhasır olmaz.
Onun için Barbaros ta 100 litre zemzem bidonu var, benim de 2 litrelik kabım var.
İşte göbek bağı gibi gönül bağı kuruluverdi mi, senin 2 litrelik kabını beş dakikada doldurur seviyeniz aynı olur, BİLEşik Kaplarda. Hepsini Seviyeler BİZ BİR-İZlik…
Gözler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in gözü keser. Gönüller O’nun gönlü keser.
Kaderler yine yerlerindedir.
Ne fark eder. Benim ampulüm ahırdaysa ineklerin arasında inekleri gösterir.
Meyhânedeyse meyhâneyi gösterir, ne ettiklerin görürler.
Mekke’deyse Kâbe’yi gösterir.
Önemli olan direk dikilen yerde, yatılan yerde, kaderde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Hzimetinde olabilmektir ve içindeki Nurullah olması gerekir.
Elin Allah’ın eli olması gerekir.
Dine girmiş gibi “şu şeyhe biat ettim!” ne demek.
Allah’a biat edilmez. Allah’a kulluk edilir.
Biat kelimesi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem içindir başkasına nasıl kullanırsın?.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem için hâşâ, 1400 sene önce öldü gitti diyorsan Rahemtellilâlemin gitti demek! Rahmetsiz mi Kaldık!?
Bunu bilebilirsin bilmeyebilirsin.
Cahil bilse ne, bilmese ne. Cahil değil mi. Cahil!.
Yoksa yapar mı bunu.
ALLAH celle celâluhu hayy, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hayy, Kur'ân-ı Kerim hayy, Şâhidler-Şehidler hayy, Ehl-i Beyt aleyhumusselâm hayy.
Hayy değil diyenler de Kim?

صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ
“Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn(yerciûne): Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler.” (Bakara 2/18)
İşte bu boş konuşan kimseler.
Bir tarikat furyası, felaket şekilde insanları sürüklüyor.
İnsanlar susuz, insanlar yangında yanıyor, bir su gördüm mü atlıyor.
Bir zaman görmüştük, Ankara yolunda asit tankeri çarpıştı bir tırla, yağmur yağarken asit döküldü.
Derken otobüs geldi çarptı yangın çıktı içinde insanlar camları kırarak atladılar asit göllerine su sanıp atladılar.
Neden, su zannetti çünkü yağmur yağıyordu.

Şunu demek istiyorum, Allah’a susuz insanlar olabilir.
Onları cahillik ateşine çekmenin bir yararı yoktur.
Çekeceksen Rahmetenlilâlemin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme çek!.
Ve o zaman zâten sen, ben, biz, ayak izleri oluruz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in.
“BİZ BİR OL”uruz da ayak izi olarak BİZ oluruz.
Sana bana basan, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ i bulur. Biz kalırız yine burda başkası da bassın diye.
İşte bunu, biz böyle anlıyoruz.

Siirtli Hocamdan defalarca duydum.
“Neden bahsediyorsun derdi insanda yüz olur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in karşısında: “Ben mürşid oldum!” falan da ne demek?!” derdi.
Mürşid oldun. Hay hay ne olacak sanki hepiniz benim mürşidim olun beni irşad edecekseniz edin.
Ama bu vasfı kullanarak, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i es geçip laf olsun diye: “severiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i”
Şu cübbeli cübbesiz profesörler var ya, “Kur'ân-ı Kerimden aldığım mesaja göre” diyor ya, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i sollayıp da.
Bunlar doğrudan doğruya Firavun’u dahi hayrette bırakacak küfürlerdir.
Ben şiddetle karşıyım.
Çünkü insanların üzülmesini asla istemem ve kandırılmasını hiç istemem.