PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Gizli Bahçe’ye Gelin-Bawa Muhyiddin(K.S)



Lâle
Wed, 07.04.2010, 19:48
Gizli Bahçe’ye Gelin!

Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.128-131
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Şişen kurbağaların kendini beğenmişliği

Sevgili yavrularım, şimdi alacakaranlık ve güneş gökyüzünde alçalmış. Biraz te-miz hava almak için dışarı çıkalım mı? Benimle gelin. Bu park çok hoş bir yer. Herkes buraya temiz hava solumak ve daha sağlıklı olmak için geliyor. Şuradaki kaynağı görüyor musunuz? İnsanlar oradan susadıkları zaman su çekebiliyorlar. Hadi biraz daha yakına gidelim ve bu kaynağın içine bakalım.

Oh, şu aşağıdaki kurbağalara bakın! Sudaki bakteri ve virüsleri yiyerek, onu içmek için daha temiz bir hale getiriyorlar. Aşağı ve yukarı zıplayışlarına bakın, oraya buraya sıçrayıp birbirlerini itiyorlar. Sanki kavga edeceklermiş gibi gözüküyorlar. Fakat niçin? Yiyecek üzerinden mi kavga ediyorlar? Böcekler için mi rekabet ediyorlar? Hadi biraz daha izleyelim ve bakalım neden kavga ettklerini keşfedebilecekmiyiz.

Ah, işte sebep anlaşıldı! Kavgalarının sebebi yiyecek değil. En iri iki kurbağa ken-dilerinin en büyük olduğunu iddia ediyorlar. İkisi de kendisinin lider olması gerektiğini düşünüyor. Tüm diğer kurbağalar onların büyüklüğünden korkuyorlar ve kurtulmak için suyun derinliklerne dalıyorlar. Fakat iki büyük kurbağa birbirine meydan okuyor. Gururla ve ‘ben’ sıfatlarıyla dolular. Bakın, torunlarım, birbirlerini yutmaya çalışıyorlar! Fakat ikisi de aynı büyüklükteler. Sizce ne olacak? Hadi izleyelim ve görelim. Onları kovala-mayın. Eğer kavgalarını şimdi bölersek, sonradan tekrar başka bir kavgaya tutuşacaklar. Çekişmelerini bitirmelerine izin verin yoksa hiç huzurlu olmayacaklar.

Bakın, birincisi karşısındakini iyi yakaladı ve ön bacaklarını yutmaya çalışıyor. Karnının nasıl kabardığını görüyor musunuz? Fakat ikincisi de ilkinin arka bacaklarını yutuyor ve o da kendini şişiriyor. Şimdi her iki kurbağa da şişmiş bedenlerine kıyasla ufak ve yararsız olan serbest bacaklarındaki tüm gücü kaybettiler. Artık ikisi de zıplaya-mayacak. Her iki kurbağa da diğerinin yarısını yutmuş durumda ve nefes alamıyorlar.

Oh hayır! İki kurbağa da öldü. Birbirlerini yutmaya çalıştılar ve sonuçta ikisi de boğuldular ve suda şişmiş vaziyette duruyorlar.

Torunlarım, bazen insanlarda bu şişen kurbağalar gibi birbirlerini yutmaya çalışı-yorlar. Ve tıpkı kaynağın derinliklerne dalan diğer kurbağalar gibi iyi insanlar da gurur ve ‘ben’ kibriyle şişmiş bir insanla karşılaştıkları zaman korkuyor ve kurtulmaya çalışıyor-lar. Bununla beraber, uzun sürmeden başka kendini beğenmiş bir kişi gelip meydan oku-yor. ‘Ben daha büyüğüm!’ diyerek kendilerini övüyorlar. Sonra, tıpkı büyük kurbağalar gibi, her bir kişi diğerini yakalıyor ve yarısını yutuyor. Birbirlerine eziyet ediyorlar, ve sonunda ikisi de ölüyorlar.

Kurbağalar birbirlerine açıktan teke tek meydan okuyorlar.*Fakat insanlar dolam-baçlı, intikam alıcı ve kıskanç bir biçimde birbirlerine eziyet ediyorlar. Birisi diğerini öldürdüğünde, üçüncüsü kazanana saldırıyor ve sonra hepsi de kurbağalar gibi ölüyorlar.

Torunlarım, dişi bir kurbağa milyonlarca yumurta bırakır ve binlercesi yumurtadan çıkar. Hepsi beraberce yaşarlar fakat sonra kendini beğenmişlikten dolayı birbirleriyle dövüşür ve ölürler. Bunun gibi, hayvanlar ve insanlar birbirlerini ikiyüz milyon senedir katlediyorlar. Ve bu yıkım her zaman berbat bir şekilde artıyor. Bu kavgayı görüyorsunuz öyle değil mi? Bu hastalığa yakalanmamak için çok dikkatli olmalısınız. Kibirli ve kendini beğenmiş olmayın. Başkalarını kıskanmayın. Şüphenin içinize sokulmasına izin vermeyin. Kinci olmayın. Başkalarına entrikalar yapmayın. Yalan söylemeyin. Tüm bu vasıflar öldürücü, helak edici hastalıklardır. Her bir insan bunların kendi içinde yetişme-sine izin vererek kendi ölümüne sebep olmaktadır. Neticede, aynı hastalığa sahip başkası onu aramak için gelecek ve sonunda ikisi de kibirleri yüzünden ölecekler.
Kibirle karşılaştığınızda karşısında durmayın. Neden insanların kendini beğenmiş-liklerini onlara belirtiyorsunuz? Zamanları gelecek ve kendilerini helak edecekler.

Kendilerini Allah’a adamış ve O’na güvenen irfan sahibi insanlar, karma, kibir, yanılsama ve dünya gururundan kendilerini gizlemelidirler. Büyük kurbağalardan kurtul-mak için kaynağın derinliğine dalan küçük kurbağalar gibi siz de saklanmalısınız. İrfan sahibi kişiler Allah’a, hakikate ve irfana dalmalıdırlar. Aşkta, huzurda ve sükunette fani olarak/kaybolarak kurtulmalıdırlar.

Yaşamlarınızda yapmanız gereken budur torunlarım. İnsan olun ve barış sıfatlarını arayın. Kibir her zaman farklı suretlere bürünecektir, bu sebeple uyanık olmalı ve kurtul-mak için en iyisini yapmalısınız. Hakikatte saklanın. Derinliğine nihayet olmayan o Tek olanın sıfatlarında kendinizi gizleyin. Hakk’ın adil, lütufkar ve sevgili sureti olan doğal ve güzel bir nur sureti giyinin. Arifane düşünün ve kendinizi güzel düşüncelerle doldurun. Siz ve ben Allah’ın koruması altında yaşamaya çalışmalıyız.

Sevgim sizlere çocuklarım. Allah bize yeter. O bizi koruyacaktır.

Lâle
Wed, 07.04.2010, 20:12
Gizli Bahçe’ye Gelin!
Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.181-183
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar


Açlık

Sevgili yavrularım, torunlarım. Bu bir avuçluk mide hatırına ne kadar zahmetlere katlandığınızın farkında mısınız? Sürekli olarak beslenmek ister. Çok küçük olmasına rağmen tüm hayatınızı onu beslemek için harcıyorsunuz. Her türlü ortamda yiyecek için koşuşturuyorsunuz. Çalmak yahut yalan söylemek veya aldatmak ve numara yapmak zorunda kalsanız bile bir yolunu bulup onu beslemeye çalışıyorsunuz. Tüm bu zahmetlerin hepsi bu bir avuçluk mideyi hoşnut etmek için.

Fakat bunun yanında bir açlık çeşidi daha vardır, ruhun açlığı, milyonlarca yıl yaşında olan bu mükemmel hazine için açlık, yaşam için açlık, irfan, sevgi ve merhamet için açlık, adalet ve güzel davranışlar için açlık, ALLAH’ın hükümranlığı için duyulan açlık. Bu müthiş bir açlıktır.

Torunlarım, eğer ruhun bu açlığını yatıştırmaya çalışırsanız, o zaman bir karışlık midenin açlığı gidecektir. Eğer ruhunuzun açlığını tatmin edebilirseniz, sizi kölelikten kurtaracak ve size ruhunuzun mutlak özgürlüğünü verecektir. Dertleriniz, zorluklarınız ve üzüntünüz sizi terk edecek ve huzura kavuşacaksınız. Eğer ruhunuzun açlığı tatmin edilirse, tüm açlıklar sona erecektir. Fakat bu hedef doğrultusunda çalışmadınız.

Çocuklarım, bir ağacı nasıl keseceğinizi biliyor musunuz? Sadece dalları kesemezsiniz. Gövdesini yer seviyesinden kesmeli ve toprağı kazarak köklerini çıkarmalısınız. Aynı şekilde, ruhunuzun açlığını sona erdirmek için karmanızın köklerini irfan ile ayırmalısınız. Eğer karmanızı kökünden çıkarmak uzun sürecekse, en azından arzularınızı kesmeye çalışın. Hiç olmazsa aklın ve arzuların gövdesini toprağa olan bağlantısından ayırın. Tekrar filizlenmeleri uzun zaman alacaktır ve siz de bu arada yapılması gerekenleri yapar ve büyük işler başarabilirsiniz. Fakat hiçbir zaman bu derin kökleri sökmeye çalışmaya son vermeyin. Eğer yalnızca dalları keser ve kökleri bırakırsanız, asla görevinizi tam olarak bitiremeyeceksiniz. Neticede karma tamamen kökünden sökülmelidir. Bu da ancak irfan ile mümkündür.

Sevgili yavrularım, açlığınızın sebepleri üzerinde düşünmeli ve sonra onu irfan ile kontrol altına almalısınız. Başka bir şeyleri kontrol etmeden hangi açlığı yatıştırmanız gerektiğini anlamak zorundasınız. Ancak bu şekilde yaşamlarınızda huzurlu olabilirsiniz.

Allah yardımcınız olsun.

Lâle
Wed, 07.04.2010, 20:20
Gizli Bahçe’ye Gelin!
Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.?-?
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Alnında ışık olan balık

Sevgim sizlere torunlarım. Bugün okyanusun derinliklerine ineceğiz. Gelin ve bu özel dürbünden bakın, orada yaşayan sayısız yaratıkları göreceksiniz. Balık yumurtalarının ince ayrıntılarını, tek hücreli varlıklar, virüsler ve pek çok yaşam formunu dahi inceleyebilirsiniz. Hepsini görebiliyor musunuz?

Sevgili yavrularım, şuradaki ışığa bakın. Bu kadar derin bir denizde ne kadar ilginç değil mi? Bu ışık sıradışı bir balıktan geliyor. Dürbünden dikkatle bakarsanız görecek-siniz ki, ışık balığın iki kaş kısmının tam üstünde bulunuyor. Yol işaretlerindeki yansıyıcılara benziyor ve floresan boyalar gibi karanlıkta parlıyor. Bu parlak boya insanoğlunun son bilimsel keşiflerinden birisi fakat Allah bunun gibi bir şeyi uzun zaman önce bu balığı yaratırken icat etmiş.

Okyanusta pek çok çeşit balık olmasına rağmen, yalnızca bu balığın görmesine yardımcı olması için hassas bir ışığı var ve yiyecek aramak için neşe içinde yüzüyor. Bu ışık onun kazalardan ve zorluklardan sakınmasını mümkün kılıyor. Eğer yukarıda tehlikeli bir balık görürse dibe dalabiliyor ve eğer aşağıda görürse yukarı doğru yüzüp kurtuluyor. Diğer balık okyanusun karanlığında bir şey göremediği için, sıklıkla yakalanıyor ve yem oluyorlar.

Bu balık diğer balıklar kadar güzel yahut kuvvetli olmayabilir yahut belki muhteşem renkleri yok, fakat yüzüne baktığınız zaman bu parlak ışık ona eşsiz bir çeşit güzellik veriyor. Bu balık sürüsünü yüzerken gördüğünüzde, her birinin önünde parlak mavi renkte titreşimlerle bir yol oluşturduklarını göreceksiniz. Bu ışıklar sanki suda parlayan mücevherler gibidir. Tüm yarattıklarının içinde Allah bu ışığı sadece bu balık çeşidine vermiştir.

Yücelmiş insanlarında kendilerine yardımı olan doğal bir ışıkları vardır. Kalplerinde olan bu ışık, tüm aleme bakmalarına ve doğru olanı seçmelerine olanak tanır.

İnsan yaratıldığında, kendisine hakikatin parlak boyası verilmişti. Allah irfanı insa-nın gözünün merkezine, gözbebeğine yerleştirdi ve bu parlayan hakikatle onu çevreledi. Bu irfan gözbebeğinde ışığın zuhur ettiği ufak bir nokta var. İrfandaki bu nokta Hak’tır. Bu noktayla insana herşey görmesini sağlayan ve herşey anlamasını sağlayan nur gelmektedir. Neyin geldiğini ve neyin gittiğini göstererek, herhangi bir tehlikeden kaçınma gücünü vermektedir. Bu ışık insana anlayabilme sezisini verir.

Tıpkı balığın kendisi için uygun olan yiyeceği karanlık denizde arayıp bulması için ışığa sahip olması gibi, insan da uygun yiyeceği bulmak için seyahat ettiği bu ilüzyon (yanılsama) okyanusunda kendisine yardımcı olacak bir nura sahiptir. Bu nurla doğru ve yanlışı, iyiyi ve kötüyü, izin verileni ve yasaklananı, cenneti ve cehennemi, gerçeği ve sahteyi görebilir ve varolanı değerlendirebilir. O zaman yanlış, yahut haram olanı uzaklaştırabilir ve sadece doğru olanı, yani helali alır ve tadından zevk duyar. Bu nur ona Allah’a ait olanı seçmesine yardımcı olması ve cehenneme ait olanı da uzaklaştırması için verilmiştir.

Sevgili torunlarım, bu güzel irfan gözünü açmalı ve hayatınıza bakmalısınız. Onunla her şeyi görebilirsiniz. Allah kudretini oraya yerleştirmiştir ve onu size vermiştir. O sizi koruyacak ve kazalardan uzak bir yaşam sürmenize olanak sağlayacaktır.

Bu nurun doğal kudreti Allah’ın hükümranlığından, O’nun kûrsisinden gelmektedir. Kalbinizde bu nurla yanlış olandan sakınabilir ve doğru olanı alabilirsiniz. Eğer fena yiyeceklerden sakınırsanız hastalıklara maruz kalmazsınız. Eğer Allah’ın bakışıyla ve O’nun sıfatlarıyla bakarsanız, ölüm ve yıkıma maruz kalmazsınız. O zaman kalbinizde Allah’ın güzelliği ve cennet krallığıyla mutlu ve huzurlu bir yaşama doğru yol alırsınız. Bu güzel olmaz mı?

Değerli yavrularım; bu size doğal olan birşey. Daha dünyaya gelmeden ve bu beden evine girmeden önce bu nur sizin için hazır haldeydi. Siz hala saf ruhun aleminde iken, bu keskin ve hassas irfan size verilmişti. Onunla, gözünüzle gördüğünüz herşeyi anlamalısınız. Bakın ve ruhun krallığını, bu hayal alemini ve Yaradanımızın hükümranlığını anlayın. Sakınılması gerekenden uzaklaşın ve alınması gerekeni alın. Düzgün biçimde yaşayın.

Sevgili yavrularım, kalbinizdeki bu ışık ruhun gerçek nurudur. Eğer onu yolunuzu görmek ve yaşamınızda rehber olması için kullanırsanız; hangi üzüntü, hangi zorluklar, hangi karma ve hangi günah ve ızdıraba sahip olabilirsiniz ki? Hangi fenalık size yaklaşabilir? Ne karanlık, ne şeytan, ne de ilüzyon sizin yakınınıza gelebilir.

Bunu düşünün yavrularım. Balık gibi bu ışığın yardımıyla görün. Gerçeğinizle ve irfanınızla bakın, böylece bu yaşam okyanusunda doğru yolu takip edebilesiniz.
Sizleri seviyorum yavrularım..
Allah yardımcımız olsun.

Lâle
Wed, 07.04.2010, 20:26
Gizli Bahçe’ye Gelin!
Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.?-?
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Aklın şimşeği

Sevgim sizlere çocuklarım. Gökgürültüsü duyduğunuzda semaya bakarsanız bir ok gibi şimşek çaktığını göreceksiniz. Parlaklığı göz kamaştırır ve sanki gözleriniz yuvasından çekilmiş gibi hissedersiniz. Fakat şimşeğin nereden geldiğini görebiliyor musunuz? Hayır, aniden bir yerden sıçrıyor ve bir an parlayıp dağılıyor.

Şimşek farklı sıcaklıklardaki iki hava basınç sisteminin çarpışmasıyla oluşur. Bu basınçlar yağmur yağacağı zaman, atmosfer türbulans halindeyken ve bulutlardaki elektromanyetik kuvvetler topraktan suyu çektiği zaman meydana gelir. Elementlerin buluşmasının basıncı gök gürlemesine sebebiyet verir ve sonra şimşek takip eder. Eğer toprağa yıdırım düşse, büyük ölçüde hasara sebebiyet verebilir.

Bunun gibi, insanların düşünceleri de tahribat yapabilir. Fena düşünceleri, yaşamında şimşek gibi parlar. İnsan zihninde pek çok türbulanslar var olur. Öfkesi, aceleciliği ve kıskançlığı aklının semasında çakan bir şimşek gibi vurur. Ne olduğunu anlamadan öfke, keder, kibir, karma ve diğer şeytani sıfatların basınçları beş element, akıl ve arzularla çarpışır ve kazalara sebep olur. Ne yaptığını bilmeden ve davranışlarının sonucunu düşünmeden çarpar. Bu esnada birini mi kırıyor yahut öldürüyor farkında olmaz. Eşinin, çocuklarının, servetinin ve mülkünün farkında olmaz. Zihnindeki bu enerjler yahut kuvvetler o kadar hızlı çarkar ki, hiç bir şey bilemez. Ancak herşey sona erdikten sonra yaptığını anlar.

Bu durum hayatının herhangi bir zamanında olabilir. Öfke şimşeği beş element ile zihin ve arzular arasındaki basınç sebebiyle patlayıp açığa çıkabilir. Sonra bencillik, kibir, kıskançlık, haset, kin, şüphe, acelecilik, egoizm ve pek çok fena huylar ortaya çıkar. Her fena huy hızla çarpar ve büyük hasar verir. Bu şimşek içte parladığında ve dışarıya patladığında, insana cinayet işletebilir, evini yaktırır, yahut intihara bile sürükleyebilir. İnsanın düşünceleri pek çok kazaya ve probleme sebep olabilir.

Bu sebepten sevgili torunlarım, bu basınçları ayırmak zorundayız. Zihnin, arzuların ve beş elementin arasına irfanımızı yerleştirmeliyiz. Sabır, şükür, tevekkül, hamd ve Allah’a inancı bu basınçların arasına yerleştirmeliyiz. O zaman daha ortaya çıkmadan şimşeği önlemiş olur ve huzura erişiriz.

Bu kuvvetler buluştukları zaman bu kazaların meydana geleceğini anlamalısınız. Bunu farketmeli ve irfanla onları kontrol altına almaya çalışmalısınız. Onları Allah’a iman ile, O’nun sıfatlarıyla, sabır, şükür, tevekkül ve hamd ile kontrol altına alın.

Eğer bunu yaparsanız yavrularım, bu kaza ve trajedilerin hayatınızda ortaya çıkmasını engelleyebilir ve dertlere düşmeden huzur içinde yaşamış olursunuz. Bir sorun ortaya çıksa bile sizi mahvetmeden onu kontrol altına almış olursunuz. Bunu düşünün.

Eğer bunu yapabilirseniz, yaşamınız için çok iyi olur. Allah size bu sabrı versin.

Lâle
Wed, 07.04.2010, 20:51
Gizli Bahçe’ye Gelin!
Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.?-?
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Hz. İbrahim ve İsmail Kıssası

Sevgim sizlere torunlarım. Bugün sizlere İbrahim ve İsmail peygamberin hikayesini anlatacağım.

İbrahim (a.s.) insanlara Allah’ın güzel davranışlarını ve kudretini göstermek üzere peygamber olarak gönderilmişti. Ve ateşe atıldığı zaman, imanının, kararlılığının ve gayretinin kuvvetini insanlara, meleklere ve diğer peygamberlere göstermişti.

Sonra bir gün Allah ona İsmail adında bir evlat verdi. İbrahim oğluna çok alaka ve sevgi gösterdi ve ona olan bağlılığı zamanla artmaya başladı.

Allah bu bağlılığa baktı ve dedi ki, “İbrahim, oğlunu bana kurban etmelisin. Sana bunu nasıl yapman gerektiğini anlatacağım. Gözlerin kıpırdamamalı, bedenin titrememeli ve kalbin tereddüt etmemeli. Burnun ve gözlerin nemlenmemeli bile. Yüzün bitkin görünmemeli. Bu kurbanı tebessüm eden bir çehreyle yapmalısın. Oğlunun yüzüne doğrudan bakmalısın ve o da senin yüzüne bakmalı. Önce üzerine bir miktar su serp ve ‘Bismillahirrahmanirrahim de: Sen yaratansın, koruyansın ve besleyensin.’ Sonra, oğlunun gözle-rine bakarken bıçağı almalı, onu boğazına yerleştirmeli ve boğazına üç kere sürmelisin.

“Bıçağı kullanırken elin sallanmamalı, parmakların titrememeli ve destek almak için hiç bir yere tutunmamalısın. Kalbinin atışı hızlanmamalı. Yüzünde mutluluk ifadesi olmalı ve oğlunu öldürmelisin.” Allah tüm bu sebat edilmesi gereken şartları ona bildirdi ve dedi ki, “İbrahim, oğlunu bu şekilde Bana kurban etmelisin ve bu kurbanın manasını anlamalısın.”

İbrahim (a.s.), yapmak zorunda olduğu şeyi düşündükçe cesareti kırıldı fakat oğlu dedi ki, “Ey babacığım, ne kadar yaşadığım önemli değil, Allah’ın beni kabul edeceği bir hale asla gelemeyebilirim. Eğer beni çağırdığı anda O’na gidemezsem, bir daha böyle bir şans elde edemeyebilirim. Bu sebeple, kederini bir tarafa koy ve Allah’ın emrettiği şekilde beni kurban et. Eğer sen yapmazsan ben kendimi O’na kurban edeceğim.” İsmail’in (a.s.) babasına söyledikleri bunlardı.

İbrahim oğlunun kalbindeki bu imanı ve kararlılığı görünce dedi ki, “Pekala İsmail. Allah’ın murad ettiği şekilde seni kurban edeceğim. Kurban etmemi buyurduğu dağa çıkalım” Ve birlikte dağa tırmandılar.

Sonra şeytan yanlarında beliriverdi. “İbrahim, sen bir insan değil misin? Sen bir baba değil misin? Hiç merhametin yok mu? Allah, Allah olabilir fakat bu çocuk senin öz evladın. Onu nasıl öldüreceksin? Hiç mi acıman yok? Hangi Tanrı böyle bir şey isteyebilir?”

İbrahim bağırdı, “Defol git şeytan! Ve ona bir taş fırlattı. Fakat şeytan geri geldi ve İbrahim ona bir taş daha attı. Sonra üçünü defa geri gelince İbrahim ona tekrar bir taş attı ve “Defol git şeytan!” diye haykırdı.

Sonra, Allah’ın emrettiği gibi oğlunun üzerine su serpti ve gülümseyen bir yüz ile onu kurban etmeye hazırladı. Birden bire Allah’ın emri yankılandı, “Dur İbrahim! Şimdi senin oğlun İsmail’i kabul ettim. Onun yerine kurban etmen için sana bir koyun gönderiyorum.” Ve böylece İbrahim oğlu yerine koyunu kurban etmiş oldu.

Sevgili torunlarım, bu hikayede anlatılmak istenileni kavramalıyız. Bu olay hakkında Kur’an’dan, hadislerden ve İncil’den okuyabilirsiniz. Fakat bunlar sadece dış manalardır. Daha derinliğe inmek zorundayız. Allah’ın neden İbrahim peygamberden oğlunu kurban etmesini istediğini anlamak zorundayız. Bunu Allah’ın zenginliği olan ilim ile anlamak zorundayız. İlmin içindeki ilim ile ve irfanın içindeki irfanla bunu idrak etmeliyiz. Bu içsel (enfüsi) manaları anlamak zorundayız. Allah insanı anlayabilme kapasitesiyle en şerefli varlık olarak yarattı. Meleklerin bile bilmedikleri şeyleri insanın bileceğini söyledi. Ve çünkü bu irfan ihsan edildiği için, insan her zaman iç manaları da araştırmalıdır.

Sevgili yavrularım, bu hikayeye irfanınızla bakın ve daha derinlemesine düşünmeye çalışın. Allah bir zalim yahut katil mi? İnsan kurban edilmesini ister mi? Bize hiç başkalarının hayatlarını kurban etmemizi söylemiş midir? Hayır, Allah bir katil değildir. Kurban kabul etmek O’nun görevi değildir. Tüm hayatlardaki hayat O’dur. Tüm irfanlardaki irfan ve tüm sevgilerdeki sevgi de O’dur. O merhametteki merhamettir. Tüm varlık-ları koruyan yaratıcıdır.

Bismillahirrahmanirrahim: Yaratır, korur ve besler. Bu O’nun görevidir. Tüm hayatlarda yaşayan O’dur. Tüm canlarda can olan katil olabilir mi? Eğer öyle olsaydı, kendisini öldürüyor olacaktı çünkü gerçekte hayat sahibi olan O’dur. Allah intihar mı edecek? Hayır. Bu yalnızca bir hikaye, dışsal bir örnek. İç manası çok farklı.

Eğer irfanımızla düşünürsek anlarız ki, İbrahim (a.s.) Allah’ın peygamberidir, yeryüzündeki temsilcisidir. O zamanda yeryüzünde başka peygamber yoktu. Allah tüm yönlerdeki kulları için bu tek peygamberi göndermişti. Ve hepsinin peygamberi olarak, adalet için tüm varlıkları kendi canı gibi görmesi önemliydi. Tüm hayat sahiplerini kendi hayatı gibi sevmek zorundaydı, tüm açlıkları kendi açlığı gibi hissetmesi, tüm hastalıklara kendisininki gibi muamele etmesi ve tüm dertleri kendi derdi gibi bilmesi gerekiyordu. Allah’ın sevgi ve adaletini hepsine eşit olarak verebilmek zorundaydı.

Fakat İbrahim oğluna fazla bağlandı, hatta Allah’tan bile fazla. Bu bencilce bağlılığı geliştirdi ve bundan dolayı birisi oğluyla boğuştuğunda yahut ona düşman olduğunda tarafsız kalamadı. Böyle bir mücadele karşısında gerçek bir adaletle duramadı. Oğlunu o kadar çok sevdi ki, tüm hayatları eşit düşünmeyi başaramadı. Diğerlerini İsmail’den daha az değerli gördü. Başka hayatların değer ve zenginliğini göremedi ve Allah’ı artık gerektiği biçimde sevmeyi başaramadı. Böylece başkalarına olan adalet, sevgi, güzel amel ve eşitlik duyguları azalmaya başladı.

Oğluna olan bağlılığıyla, İbrahim (a.s.) dünyayla ve vehimle bir bağ kurmaya başlamıştı. Yanılsama ve kan bağları onu değiştirmeye başlamıştı, bu sebeple artık Allah’ın vasıflarına ve adaletine uygun davranamıyordu. İşte bu sebeple Allah İbrahimden kurban kesmesini istedi. Fakat gerçekte öldürülmesi gereken oğlu değildi, bağlılığıydı. “Ey İbrahim,” dedi Allah, “başkalarının sıkıntılarını kendininki gibi görmedin. Ben seni peygamberim olarak gönderdim fakat buna rağmen oğlunla olan münasebetini, cahil bir insanın oğluyla olan münasebetinden farklı bulmadım. Bu aşırılıktan dolayı adaletten sapacaksın. İşte bu sebeple Benim emirlerim geldi, senin bencil sevgini kesmek için. Adaleti ancak Allah’tan başkasına bağlanmadığın zaman gösterebilirsin.”

Sevgili torunlarım, eğer Allah’ın sıfatlarına sahipseniz ve herkesi eşit seviyorsanız, tüm varlıklara adil olabilirsiniz. Fakat eğer kan bağlarınız varsa, adil olamazsınız. Bu sebeple Allah, İbrahim’den oğlunu kurban etmesini istedi. İbrahim gönüllü/ hazır olunca Allah dedi ki, “Ey İbrahim, oğlunu kabul ediyorum. Sana bağlılıklarınla yeryüzünde toplamış olduğun neşe ve kederleri temsil eden bir koyun gönderiyorum. Bunlar senin önünden gitmiş ve seni mahşer gününde bekliyor olacaklar fakat Ben onları sana bu koyun suretinde gönderiyorum. Şimdi bu sevinçleri ve kederleri kurban et. Hazır ol!”

Böylece, onu düzeltmek ve adaletini, eşitliğini, huzurunu ve sıfatlarını tekrar peygamberinde tesis etmek üzere, Allah İbrahim’e bağlılıklarını, karmasını, kan bağlarını, sevgisini ve bencilliğini kesmesini istedi. Ancak o zaman tüm varlıklara eşitlik gösterebileceği bir huzur haline erişebilecekti.

Bu hikaye hakkında düşünmelisiniz sevgili yavrularım. Eğer bencil bağlılık halindeyseniz, her durumda kararınız adalete ters düşecektir. Eğer bir hakim olsanız ve karınız komşunun karısıyla kavga etmiş olsa, hep karınızın tarafında olacaksınız. Eğer çocuğunuz komşunun çocuğuyla kavga etse, kararınız çocuğunuzdan taraf olacaktır. Annenizle başkasının annesi arasındaki bir ihtilafta bu adalet kılıcını kullanamayacaksınız. Böyle bağlılıklarınız olduğu sürece, nasıl bir durum ortaya çıkarsa çıksın adil olamayacaksınız.

İşte bu sebeple İbrahim (a.s.) bu dersi öğrenmiş oldu. Ona gerçekte İsmail’i değil, kendi bağlılıklarını kurban etmesi söylendi. Bunu yapınca da Allah, mükemmel bir dere-ceye erişmiş olan İsmail’i kabul etti.

Bu hikaye gerçek adaleti açıklamaktadır. Bir peygamber için adaletsiz olmak düşünülebilir mi? Bir peygamberin davranışlarına bu durum ters düşmez mi? Allah’ın bir peygamber aşırılık gösterebilir mi? Eğer böyle yapmışsa başkasından ne farkı kalır? Allah’ın adaletiyle nasıl davranılır? Allah’ın sevgisi nasıl olur? İnsanlara Allah’ın sıfatları nasıl verilir? Bunu gerçekten düşünmek zorundayız. Bu hikayedeki manaları anlamak zorundayız. Bu durum İbrahim peygamberin başına, bir şeyi kesip uzaklaştırmak ve ötesine götürmek için geldi. Doğru olanı almalı ve yanlış olanı uzaklaştırmalıydı.

Torunlarım, bu durum bir hakim, alelade bir insan, bir bilge ve herkes için doğrudur. Bu hikaye size kendi hatalarınızı kesmeyi öğretebilir, böylece bulunduğunuz durumdan daha yüksek bir hale geçebilirsiniz. Böylesi bir hikayenin dersi budur.

Sevgili torunlarım, bir kere Allah’ın emirlerini ve peygamberlerin davranışlarını anladık mı, Hakk’ın seviyesine yükselmeye çalışmalıyız. Bunun gibi, kamil bir insanın sözlerini anlamaya başladığımızda da, onun içinde bulunduğu hali görmeli ve ona ulaşmaya çalışmalıyız. Aynı halde kaldığımız sürece, gün doğumundan gün batımına kadar herşeyi biliyor olsak da, hiçbir şeyi tam olarak anlamamış olacağız. Onun halinde olma-dığımız sürece, onun konuştuğu zamana ve ortama kendimizi götürmeli ve şartları dikkatle düşünmeliyiz. O zaman mana bize gelmeye başlar. İşte kutsal ilmi bu şekilde çalışmalıyız. Bunları yapmadan, kamil bir insanın sözlerini anlayamayacağız.

Sevgim sizlere yavrularım. Bunu anlamalıyız. Peygamberlere olan şeyler hakkında dünyanın pek çok farklı görüşleri vardır. Ve bazı insanlar bu yorumlar yüzünden peygamberlere olan inançlarını kaybetmişlerdir. Peygamberlerin ve Allah’ımızın sözlerini, konuşulduğu zaman ve yer düşünülerek ve nasıl bir ortamda cereyan ettiği anlaşılarak değerlendirilmelidir. Kendimizi gerçekten oraya koymalı ve iç manasını bulmaya çalışmalıyız. Başka türlü anlayamayız. Sevgili yavrularım, Allah size güzel vasıflar ve irfan versin.

Konu ile ilgili ayetler:

[SÂFFÂT 37]

100. Rabbım! bana salihînden ihsan buyur
101.Biz de ona uslu bir oğul müjdeledik
102.Vakta ki yanında koşmak çağına erdi, ey yavrum! dedi ben menamda görüyorum ki ben seni boğazlıyorum, artık bak ne görüyorsun! ey babacığım dedi: ne emrolunuyorsan yap! beni inşaallah sabirînden bulacaksın
103.Vaktâ ki bu suretle ikisi de teslim oldular ve onu tuttu şakağına yıktı
104.Ve şöyle ona nida ettik: ya İbrahim!
105.Ru'yayı gerçek tasdık eyledin, biz böyle mükâfat ederiz işte muhsinlere
106.Şübhesiz ki bu açık bir ibtilâ, kat'î bir imtihan
107.Dedik ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik
108.Namına da bıraktık sonrakiler içinde
109.Selâm İbrahime
110.Böyle mükâfat ederiz işte muhsinlere

Elmalili Hamdi Yazir Meali kullanilmistir.

Lâle
Wed, 07.04.2010, 21:11
Gizli Bahçe’ye Gelin!
Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.?-?
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Allah’ın sırları beyindedir

Sevgili yavrularım. Allah’ın sırları beyninizdedir. Hiç beyin resmi gördünüz mü? Bu resim size gizemin nerede olduğunu gösteriyor muydu? Hayır, ama oradalar. Onları aramalısınız. İrfan ile beyni araştırmalı, bu sırları keşfetmeli ve kullanıma sunmalısınız.

Bunu yapmak için adım adım doğru işlemi takip etmelisiniz. Bu tıpkı sütten açık yağ yapmaya benzer. Önce kaymağı sütten ayırmalı ve sonra kaymağı katılaşıp yağ olana kadar çalkalamalısınız. Sonra yağı yumuşatın yüzeye çıktıkça arınmış yağa dökün. Sütün bu arınmış halinde pek çok faydalar vardır.

Torunlarım, beyninizle de aynı şeyi yapmalısınız. İçinde her şey mevcuttur. Önce onu çalkalamalı, sonra yumuşatmalı ve arıtmalısınız. Ancak o zaman yararlarından faydalanabilirsiniz. Eğer yapmazsanız, katı kalır ve bişeyler yapması zor olur.

Yaşamınızdaki her konu çalkalanmalı, yumuşatılmalı ve arıtılmalıdır. Bunu yaparsanız, Allah’la sırdaş olursunuz. Sevgim sizler yavrularım.

Lâle
Thu, 08.04.2010, 21:06
Gizli Bahçe’ye Gelin!
Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.?-?
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Başınıza fil gibi çamur dökmeyin

Sevgili torunlarım, ormanı biraz daha dolaşalım mı? Hadi şu kayalıkların üzerine çıkalım ve altımızda kalan yerler seyredelim. Ah! Şu fil sürüsünü görebiliyor musunuz? İki veya üç tanesi sürüyü göle sokmak için liderlik ediyor. Suyun içinde nasıl yuvarlandıklarına bakın! Suyu hortumlarına çekiyorlar ve üzerlerine püskürtüyorlar. Suda oynamayı ve birbirlerine püskürtmeyi seviyorlar. Hadi oturalım ve biraz seyredelim. Çok yaklaşmayın çünkü eğer onları korkutursanız size dönebilirler.

Banyo bitecek gibi. Kendilerini temizlediler ve gölü terk ediyorlar. Fakat bakın, hortumlarını yukarı kaldırdılar ve birbirlerine toz ve çamur üflüyorlar. Oh hayır, tekrar toz ve çamur içinde kaldılar! Öncekinden bile daha kirli haldeler! Hiç de yıkanmış gibi gözükmüyorlar, öyle değil mi? Fakat banyolarını bitirdiler ve şimdi mutlu bir şekilde gölü terk ediyorlar. Boru gibi ses çıkarıp birbirlerini çağırdıklarını duyabiliyor musunuz?

Yavrularım, fillerin nasıl davrandıklarını gördünüz mü? İnsanlar da bu şekilde davranıyorlar. İnsanlar da bu ormanda, zihninin bu karanlık ormanında ışık olmaksızın yaşıyorlar. Bu zihin her ne kadar tutucu ve kendini beğenmiş de olsa, insan Allah’a inanmak, O’na güvenmek ve ruhunu arındırmak için banyo yapmak istiyor. Ve böylece, ruhunun bu saflığına erişebilmek için bir yol arıyor.

Her ırktan, dinden ve renkten insanlar, ve değişik kutsal metin ve itikat takipçileri hepsi de Allah’a inanmayı ve ruhlarını arındırmayı istiyorlar. İnsanlar işte böyleler. Tapınaklara, kiliselere, camilere ve diğer ibadet yerlerine gidiyorlar ve ruhlarını özgürleştirmeyi arıyorlar. Peki oraya gidince ne yapıyorlar? Filler gibi banyo yapıyor ve cehennem çamurlarını birbirlerinin başına boşaltıyorlar. İntikam düşünüyor ve ibadet ederken cinayet işliyorlar. Birini öldürmeyi, yahut birinden bir şey kazanmayı veyahut birinin işini baltalamayı düşünüyorlar. Her fena düşüncenin çamurunu alıyorlar ve başlarına sıçratıyorlar.

Bazen Allah’tan başkasını bile öldürmesini isteyebiliyorlar. Şu şekilde dua ediyorlar, “Ey Allah’ım, bu adam benim düşmanım. Onu yok et. Rakibimi yok et ve bana zenginlik ihsan et. Evimi alan adamı mahvet.” İnsanların içinde böylesi düşünceler var. Başkalarına zarar vermek istiyorlar. Fakat bu şekilde dua ettikten sonra, ibadethaneye girdikleri halden çok daha kirli bir hal alıyorlar. Bencillik, öfke, acelecilik ve sabırsızlık çamurlarını başlarına koyuyor ve sonra Allah’ı suçluyorlar. Gururları, vehimleri ve yanılsamaları ile, dünyanın tüm günahlarını alıyor ve başlarından aşağı boşaltıyorlar. Tıpkı filler gibi yapıyorlar.

Beş unsurun(toprak, hava,su, ateş, esir) cehaletin ve arzularının karanlık ormanında yaşayan her insan böyledir. Bir ibadet yerine içinde birazcık korku ve bağlılık hisleriyle giriyorlar fakat, gerçekte güç ve mucize peşindeler. Ruhlarını arındırmaya geliyorlar fakat onun yerine başkalarına saldırma, yahut kendi arzularını yerine getirme derdindeler. Ve orayı terkettiklerinde ise, geldiklerinden çok daha fazla kirlenmiş olarak ayrılıyorlar.

Burada insanlar ile filler arasında ne fark kalıyor? İnsan, filin yaşadığı ormanın içine girebilir fakat kimse insan zihninin karanlık ormanına giremez. En azından çoğu zaman kendimizi fillerden koruyabiliriz fakat insandan ve onun karanlık ormanından kurtulmak farklı bir meseledir. İnsanoğlu, filden daha kibirlidir.

Sevgili çocuklarım, eğer ruhlarımızı arındırıp özgürleştirmek istiyorsak, bunu anlamalı ve yavaş yavaş kurtulmaya çalışmalıyız. Bunu düşünmelisiniz güzel yavrularım.

İşlenen Konuya Ornek Bazı Ayetler:

[Bakara 2/200] nihayet menasikinizi bitirdiniz mi vaktiyle atalarınızı andığınız gibi hattâ daha şiddetli bir anışla Allahı anın, zikredin, çünkü nâsın kimisi «rabbena, der bize Dünyada ver» buna Ahırette kısmet yoktur.

[Maun 4/4] Fakat veyl o namaz kılanlara ki

[Maun 4/5] Namazlarından yanılmaktadırlar

[Kasas 28/79] .....Dünya hayatını arzu edenler: «Ah ne olurdu, şu Karun'a verilen gibisi bizim de olsa; o gerçekten büyük bir bahtiyar (varlık sahibi)!» dediler.

[Kasas 28/80] Kendilerine ılim verilmiş olanlar ise yazıklar olsun size dediler: Allahın sevâbı iyman edip salâh ile çalışan kimseler için daha hayırlıdır, ona ise ancak sabredenler kavuşdular

[Kasas 28/83] O Âhıret evi (son yurd) biz onu öyle kimselere veririz ki yer yüzünde ne bir kibir ne de bir fesad istemezler, ve o akıbet korunan müttekılerindir

[Ali Imran 3/119] ha, sizler öyle kimselersinizdir ki onları seversiniz onlar ise bütün kitaba iman ettiğiniz halde sizi sevmezler, hem yüzünüze geldiler mi «inandık» derler, ve tenha kaldılarmı gayızlarından aleyhinizde parmaklarını ısırdılar, de ki: gayzınızla ölün, her halde Allah bütün sinelerin künhünü bilir.

[Muhammed 47/28] Öyle, çünkü onlar Allahın hışmına sebeb olan şeylerin ardına düştüler de onun rıdvanını istemediler, o da onların bütün amellerini heder etmiştir

[Muhammed 47/29] Yoksa o kalblerinde bir maraz bulunanlar, Allah kendilerinin kinlerini asla meydana çıkarmaz mı sandılar?

[Muhammed 47/30] Dilesek biz onları sana gösteriverirdik de kendilerini bütün sîmâlarıyle tanırdın ve her halde sen onları lakırdılarının edasından tanırsın, Allah ise bütün yaptıklarınızı bilir

[Munafikun 63/4] Sen onları gördüğün vakıt cisimleri tuhafına gider ve söylerlerse dediklerine kulak verirsin, sanki «Huşubi müsennede» dayanmış keresteler gibidirler, her sayhayı sanırlar ki aleyhlerindedir, onlar düşmandırlar, onun için onlardan sakın, onları Allah gebertsin nereden çevriliyorlar

Lâle
Sun, 11.04.2010, 05:41
Gizli Bahçe’ye Gelin!
Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.?-?
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Allah’a Köprü Kurmanın Yolu

Sevgili yavrularım, üstünde durduğumuz dağın hemen ötesindeki dağı görebiliyor musunuz? Bir şekilde altımızda uzanan ormanı geçmeli ve karşı dağa ulaşmalıyız. Peki, bunu nasıl yapacağız? Bakın, şu ilerde çok dar bir köprü var. Pek çok insan, sığır ve keçi, sık ormana girmeden diğer tarafa geçmek için bu köprüyü kullanıyor.

Torunlarım, bunu düşünmelisiniz. Şimdi doğudayız ve batıya erişebilmek için geçmemiz gereken derin bir cehennem var. Maymunlar, ayılar, akrepler, zehirli yılanlar, aslanlar ve kaplan-lar aşağıdaki ormanda pusudalar. Bu cehennemin derinliklerine dikkatle bakın. Hayaletleri, şeytanları ve ruhları görebiliyor musunuz? Yanılsamayı, karanlığı ve uyuşukluğu görüyor musunuz?

Eğer bu derin çukura düşersek, kurtulabileceğimize inanıyor musunuz? Hayır, eğer geçerken düşersek işimiz biter. Pekâlâ, güvenli bir şekilde geçmek için ne yapmalıyız? İki nokta arasına köprü inşa etmeliyiz. Bu taraf irfan ve diğer taraf da Allah. Ancak Allah’a kavuşursak ruhlarımız özgürleşecek, şu halde irfan ile Allah arasına bir köprü kurmalıyız.

Şimdi, ihtiyacımız olan malzemeler neler? İnanç, kararlılık ve azim sahibi olmalıyız. Peki, bu köprüyü inşa etmeye nasıl gideceğiz? Önce inanç sütunlarını yapmalıyız. Sonra Allah’ın üç bin güzel keremli sıfatından yapılan kuvvetli destekleri pozisyonlamalıyız. Ve bir kere dikkatlice bu destekleri ve sütunları yerleştirdik mi, sevgi kalaslarını serebilir ve Allah’ın evine doğru yol alabiliriz.

Sevgim sizlere çocuklarım, eğer bu malzemelerle bir köprü kuramazsak, doğu ile batı arasındaki mesafe çok fazla olacak ve bu yolculuk bizim için çok zorlaşacak. Eğer inanç ve irfan sahibi değilsek, bu köprü kurmaya başlayamayız bile. Eğer destek için güzel sıfatlarımız ve sevgi kalaslarımız yoksa o zaman düşeriz ve aşağıdaki tüm yırtıcı canavarlar bizi parçalarlar.

Torunlarım, burası dünya. Cehennem denen yer burası. Dünyanın günahlarını yiyen kötü yaratıklarla dolu. Ve eğer bu karanlık cehennem düşerseniz, bu canavarlara yem olursunuz. Sizi bir dakika bile sağ bırakmazlar. Bu dünyayı geçmek için bir köprüye ihtiyacımız var fakat pek çok insan köprüsünü düzgün şekilde kurmuyor. Böylece aşağıdaki çukura düşüyor ve cehenneme kurban oluyorlar. Kan kokusundan etkilenerek, çakallar ve tilkiler kalanları parçalamaya geliyorlar. En sonunda kemikleri bile arta kalmıyor. Tamamen yok ediliyorlar.

Gelin çocuklarım, tüm malzemeleri getirin. Artık köprüyü yapmaya başlayalım. Önce, ilahi tahlili irfanı [1] kullanarak inanç temelini sağlamca atın. Çok hassas ve dikkatlilik içerisinde yerleştirilmeliler çünkü köprü onların üzerine inşa edilecek. Sonra Yaratanınızın keremli sıfatlarını getirin ve bu destekleri dikkatlice yerleştirin. Pekâlâ, işte böyle. Bir kere temel ve kazıklar yerleşti mi, sevgi kalaslarını serebilir ve köprüyü tamamlayabiliriz.

Şimdi bir nura ihtiyacımız var, irfan nuruna. Böylece açık bir şekilde görebilir ve düşmeden köprüden geçebiliriz. Gelin, beni takip edin. Aşağıya bakın, hayaletler, şeytanlar ve canavarlar hayal kırıklığına uğramış halde bakıyorlar. Ulumalarını duyuyor musunuz? Kurtulduğumuz için dilleri tutulmuş dikiliyorlar. Ağızları şaşkınlık içinde açık kalmış.

En sonunda özgürüz! Yaratanımıza doğru geldik. Beş element kafesinden çıktık. Bu hapisten kurtulduk. Şimdi Yaratanımızın hükümranlığını gezebiliriz. Kimse karışmadan tahlil edebiliriz. Bu sebeple bu köprüyü inşa ettik.

Şimdi bitirdiğimize göre, başkaları da Yaratanımıza güvenle yürüyebilir. Köprüden geçmeleri için akrabalarımızı, arkadaşlarımızı ve yakınlarımızı getirebiliriz. Onların elinden tutabilir, onları koruyabilir ve karşıya geçmelerine yardımcı olabiliriz. Gelin, geçmeleri için diğerlerini de getirelim.

Sevgili yavrularım. Allah’a bu şekilde varılır. Hadi bu köprüyü kurmak için gayret edelim böylece biz ve tüm kardeşlerimiz bu cehennem çukurundan geçip Allah’a ulaşabilirler.

[1] Ìlahi Tahlili Ìrfan (pahuth arivu):

Bu seviye Bawa Muhyiddin’in kitaplarında 6. Seviye bilinci yani ince irfanın bir üstünü temsil ediyor.
Bu irfan yakîn bilgiye malik olma özelliği gösterir.
O sadece insanlıkta bulunan, nüfuz edici mistik rehber ya da mürşid, Kutbiyyattır.
Derhal içeriden (içten),
-doğru ve yanlış
-hayır, ve şerr (iyiyi ve kötüyü)
-sürekli (hakiki) ve silinip giden (hayali)
arasında ayırd edici kesin cevaplar verir.
Bu yüzden tahlili denmiş ayırım yapıyor yani işin tahlilini yapıyor. Bu yönde, ilahi tahlili irfan Allah ile bağlantıyı koruyarak bir huzur halini muhafaza eder.

Lâle
Mon, 12.04.2010, 05:04
Gizli Bahçe’ye Gelin!
Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.?-?
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Allah’ın Hakikatinin Gölgesinde Durun

Sevgili yavrularım, gözümün mücevher ışıkları. Gelin, şu ağacın gölgesi altında biraz dinlenelim ve sıcaktan biraz rahatlığa erelim. Eğer dalların altında oturursak hem yağmurdan ve hem de güneşten korunmuş olacağız. Fakat eğer uzağında durursak hiçbir zaman rahatlık bulamayacağız. Onun yerine “Oh, güneş kavuruyor!” yahut “Yağmur beni sırılsıklam etti, dayanamıyorum. Bu faydasız ağaç beni hiç korumuyor” diye şikayetleneceksiniz. Rahatlatıcı gölgesinde durmamak bizim hatamızken neden ağacı suçlarız ki?

İnsan da Allah’ı aynı şekilde suçlar. Allah’ın olduğu yerdeki sığınağı aramamıştır. O’nun sıfatlarında, O’nun güzelliğinde ve O’nun fiillerinde sığınak aramamıştır. Bunun yerine dertlere maruz kalmış, sıcağa ve soğuğa ve dünyanın fırtına ve hararetine maruz kalmıştır. Yanılsamanın karanlığında durmakta ve Allah’ı ve hakikati, kendisini korumadığı için suçlamaktadır. “Allah ne dir?” diye sorar. “Ben bunca tehlikelerle yüzleşirken ve bu kadar sıkıntıyla eziyet çekerken O nerede şimdi? Fırtınalar ve kavurucu sıcaklar bana işkence ediyor” diye bağırır. “Neden Allah bana yardım etmiyor?”

Sevgili çocuklarım, Allah’ı suçlamak cehalettir. Dünyanın yaptığı budur. Çok uzakta dikilip yanılsamanın, cehennemin ve karanlığın ortasında durmamız bizim kabahatimizdir. Ancak Allah’ın hakikatinin gölgesinde durursak ve O’nun sıfatları ve irfanıyla amel edersek korunabiliriz. Bunu düşünmelisiniz.
Sevgim sizlere yavrularım. O’nun gölgesinde durun ve rahatlığını elde edin.



Bir Gün Varız, Bir Gün Yokuz

Sevgili çocuklar, kuşların nasıl havada ağaçların ve çatıların üstünde uçtuklarına bakın. Yiyecek arıyorlar. Tüm gün boyunca karınlarını doyurmak için uçtular fakat alacakaranlıkta yuvalarına dönmek zorundalar. İnsan da bir avuçluk midesini doyurabilmek için yiyecek aramalı. Karıncanın bile doldurması gereken küçük bir midesi var.

Hayatımız bir gün sonlanacak. Bir gün varız, bir gün yokuz. Tıpkı kuşların yuvalarına dönüşü gibi hepimiz dönmek zorundayız. Allah’ın hükümranlığının yuvasına gitmek zorundayız. Bu kaçınılmazdır.

Bir gün beliriyoruz ve kararmaya başlayınca da gitmek zorundayız. Her dakika, her sani-ye zaman ilerliyor. Buna rağmen hala vaktimizi midemizi tatminle harcıyoruz. Sonluyu sonsuz ve sonsuzu sonlu olarak düşünüyoruz. Bu şekilde düşünmek cahillik çünkü herhangi bir anda dünyayı terk edebiliriz. Bir anlığına gerçeği unutup yanlış yapabiliriz.

Her çocuğum tamamen sonsuz olanı düşünüp kesinlikle inanmalıdır. Sonlu olan her şeyin herhangi bir anda değişebileceğini anlamalıyız. Ve bununla beraber bu dünyadaki görevlerimizi uygun bir şekilde yerine getirmeye devam etmeliyiz. Burayı terk etmek zorunda kalmadan önce burada yapabileceğimiz iyi olan şeyleri anlarsak, bizim için faydalı olacaktır. O zaman var oluşumuzla gözden kayboluşumuz arsındaki bu bir günü ziyan etmemiş oluruz.

Bunları düşünmeli ve doğru olana uygun hareket etmeye çalışmalıyız.

Lâle
Tue, 13.04.2010, 04:54
Gizli Bahçe’ye Gelin!
Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.?-?
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Altın yapmak isteyen kral

Sevgili torunlarım, benimle gelin ve bir zamanlar büyük bir krallığın ne olduğuna bakalım. Yaklaşık bir asır önce kudretli bir hükümdar tarafından yönetiliyordu.

Şuraya bakın. Burası bir zamanlar kralın sarayının olduğu yer. Ve bugün burada üzerinde durduğumuz mevkide, rahiplerin, guruların, üstadların, yogilerin ve irfan ehli kimselerin dinlen-meleri ve kendilerini tazelemeleri için bir han yaptırmıştı. Şimdi nasıl da perişan ve harap bir halde olduğuna bakın. Temel hala sağlam duruyor fakat duvarları yıkılıp çökmüş. Yavrularım şimdi size bu kral hakkında ve neden gezgin bilge insanlar için böyle bir dinlenme yeri yaptırdığını anlatacağım. Bu bilmeniz gereken bir hikaye.

Bir zamanlar kral, bu ülkeyi yönetmeden evvel doğudak dağlarda yaşayan basit bir adammış. Sizce nasıl kral oldu dersiniz? Eski zamanlarda hırsızlar bir araya toplanmışlar, bir lider seçmişler ve ülkeyi her taraftan yağmalamaya başlamışlar. Eğer lider akıllıysa, gücü artıyormuş. İşte bu adam böyle kral olmuş. Güç ve genişlik bakımından büyüyen bir topluluğun lideri seçil-miş ve sürekli toprak zaptede ede tüm bir krallığı ele geçirmiş. Kendisi ve adamları bitişik krallıkları da teker teker fethederek zenginlikte ve güçte çok büyük kudrete erişmiş.

Bir gün kral şöyle düşünmüş, “Dünyada işler böyle gidiyor. Benden daha akıllı birisi gelirse benim krallığımı zaptedecek, tıpkı benim diğer krallıkları ele geçirmem gibi. Eğer canımı kurtarsam bile, nereye giderim? Eğer birisi mülkümü gaspederse, geçimimi nasıl sağlarım? Ne yapmalıyım?”

Sonra bir gün, kral eski yazılarda altın yapmayı bilen simyacılarla ilgili bir kısım okumuş. “Eğer demir ve bakır gibi metallerden altın yapmayı öğrenirsem, güvende olurum” diye düşünmüş. “Biri benim krallığımı ve mülkümü zaptetse bile sorun değil. Bir krallığa ihtiyacım yok. Herhangi bir yerde altın yapabilirim. Şimdi böyle bir simyacı bulmalıyım.”

Böylece kral gezgin bilgeler için bir han inşa etti. Çatı ve direkler bakırdan yapılmıştı. Biri önde ve diğeri arkada olmak üzere iki kapısı vardı.Girişte şöyle yazan bir levha bulunuyordu

Hoş geldiniz gurular, rahipler, yogiler (*)ve büyücüler!
Gelin ve üç gün boyunca üç öğünü ücretsiz yiyin.

(*) Guru:Bilge kisiler, uzakdoguda kullanilan bir terim. Seyh gibi.
Yogi:Yoga uzmani kisiler.

Ve çıkışta da şunları yazan bir levha bulunuyordu:

Ey kutsal ve bilge büyücüler! İyi yediniz, Şimdi lütfen
bize yardım edin. Eğer nasıl yapıldığını biliyorsanız,
bu bakır evi altına çevirin. O zaman bu hayır işimizi çok
daha uzun bir zaman sürdürebileceğiz.

Kral tüm hanın etrafına bekçiler tayin etti ve onlara “Eğer birisi bu hanı altına çevirirse, onu durdurun ve bana getirin. Sakın gitmesine izin vermeyin!” diye talimat verdi.

Binlerce kişi yemek için durdu ve yollarına devam ettiler, fakat bir tanesi bile bakırı altına çevirmeyi bilmiyordu. Sonra bir gün, uzun zaman sonra on, onbir kadar talebesiyle bir guru geldi. Guru ilk levhayı okudu. Talebelerinin aç olduklarını biliyordu, böylece onları içeriye yönlen-dirdi. Kendisi az yemesine rağmen, talebeleri güzelce karınlarını doyurdular.

Oradan ayrılırlarken, guru ikinci levhayı farketti. Talebelerine beklemelerini söyleyerek, dışarı çıktı ve özel bitkilerle geri döndü. Odanın ortasında, çıkışla giriş arasında ayakta durdu, bitkileri elinde ezdi ve üfledi. Bitki tozları havayla beraber dağıldılar ve tüm han altına dönüştü.

Guru çıkışa doğru yürürken, bekçiler hemen çevresini kuşattılar. “Üstad, lütfen terketmeyin. Kral sizi görmek istiyor. Bize büyük bir zengilik verdiniz. Lütfen saraya buyurun.”

Böylece guru, bir tahterevanın üzerinde saraya götürüldü. Kral gecikmeden saygılarını ifade ettikten sonra yalvarmaya başladı, “Sen benim tanrımsın. Nasıl altın yapıldığını öğrenmek için bu hanı inşa ettim ve hikmet sahibi insanları davet ettim. Senin gibi bilge birisiyle karşılaşırım diye çok uzun zamandır bekliyordum. Bu gizli sanatı bana öğretmelisin.”

“İstediğin bu mu ey kral?” diye sordu guru. “Pakala, altın yapmayı öğrenebilirsin, fakat gerçekten değişen ve ortadan kaybolan bir şey mi istiyorsun? Altın seninle durmayacak. Ne zenginlik ve ne de mülk kalıcıdır. İkisi de seni terkedecek, tıpkı senin de bir gün bu dünyayı terketmen gibi. O halde altın yapmanın ne faydası var? Ey kral, anlıyor musun?

“Fakat üstadım, altın yapmayı öğrenmek benim hayatımın gayesi! Lütfen bana şimdi öğret. Lütfen!” diye yalvardı.

“Pekala, eğer istediğin buysa, benimle gelip on iki sene kalmalısın. O zaman sana öğretirim. Fakat öncelikle benim diğer talebelerim gibi görünmelisin. Tüm mücevherlerini, lüks kıyafetlerini ve hatta çarıklarını bile terketmelisin. Yanında ancak iki takım kıyafet alabilirsin, birisi giymen ve diğeri de değişmen için.”

Kralın altın yapma arzusu o kadar kuvvetliydi ki, tüm rahatlıklarını feda etmeye ve guruyla gitmeye karar verdi. Tüm krallığın yönetimini vekillerine devrettikten sonra tüm zenginlik ve şaşasını arkasında bırakarak saraydan dışarı doğru yürüdü. Yalınayak, kendisini guruya sundu ve yolculuğuna başladı.

Yürüdüler, yürüdüler. Kral ne kadar çok sıkıntı yaşadı! Yol boyunca nazik ayakları sıcak kumlardan ve taşlardan dolayı acı içerisinde topalladı. Guru hergün kralı ve diğer bir talebeyi ormanın derinliklerinde meyve toplamaya, yer elması için kazmaya ve su getirmeye göndedi. Dikenler kralın ayaklarına saplandı, yüzünü ve vücüdunu yırttı. Büyük rahatlıklara ve temizliğe alışmış olan kral, ormanda yaşamayı son derece zor buldu. Birkaç hafta içinde tüm bedeni yara bere içinde kalmış ve ateşlenmişti.

“Ey Allah’ım!” diye düşündü kendi kendine. “Neden bu kadar eziyet çekiyorum? Altına ihtiyacım yok. Sarayımda kalsaydım kimbilir şimdi ne kadar rahat rahat olacaktım! Altın yapmayı bilmesem de, günlük yiyeceklerimden zevk alırdım. Şu halimle, ne irfan ve ne de simya sanatını öğrenebildim. Sadece eziyet çekiyorum.”

Gün be gün, yıl be yıl ızdırabı arttı. Baştan ayağa sızısı ve iyileşmeyen kanlı yaraları vardı ve hepsi de kaşınıyordu. Zorlukla yürümesine rağmen, başka bir talebeyle beraber yapılması gereken günlük işlere gönderiliyordu. Diğer talebeler değişiyordu fakat o sürekli olarak onbir yıl boyunca her gün gitmek zorunda kaldı. Sık sık ağlıyor ve çoğu geceler uyuyamıyordu. Pek çok zaman bırakmayı ve kaçmayı düşündü. Fakat sonra düşündü; “Hayır, buraya öğrenmeye geldim ve istediğimi almadan gitmeyeceğim.”

En sonunda bir gün guru “Kralı bana getirin” dedi.

Kral huzuruna getirilince guru sordu, “Sen bir kral mısın yoksa bir talebe mi?”

“Ben bir talebeyim” diye cevap verdi. “Ben artık kral değilim ve çok geçmeden de öleceğim”

“Buraya öğrenmek için geldiğin şeyi henüz öğrenmedin.”

“On bir yıldan fazla zaman geçti Usta”

“Benimle gel” dedi guru ve kayalıklarla dolu bir dağın yamacına doğru yol aldılar. “Şu bitkileri topla” diye emretti guru. “Ellerinin arasında ez, üfle ve şu kayaların üzerine sürt. Onların değiştiğini göreceksin. Sonra değişenleri kümele.”

Kral aynen gurunun tarif ettiği şekilde yaptı ve kayalar demir külçeler halini aldı. Bunlar birinci günde olanlardı. Ertesi gün, guru ona farklı bir bitki karışımı almasını, onu ezmesini ve üflemesini söyledi. Bu sefer sürttüğü kayalar kurşuna dönüştü ve kral onları bir kenara yığdı. Sonraki gün guru ona başka bir bitki kullanmayı tarif etti ev bu sefer kayalar bakıra dönüştü. Kral başka bir yığınak yaptı. Sonraki gün guru dedi ki, “Bu iki bitkiyi al ve birlikte ez, üfle ve sonra kayaların üzerine serp.” Bu kayalar gümüşe döndü ve krala yine başka bir yığınak yaptı. Sonraki gün guru krala yine başka ot karışımları koparmasını ve ezmesini söyledi. Bu sefer kayalar altın filizlerine dönüştü. Takip eden günde krala başka bir karışım toplanması söylendi. Otları ezdi, üfledi ve kayalar altın külçelerine dönüştüler. Kral onları da yığdı. Şimdi altı adet yığınak olmuştu.

En son gün guru krala dokuz farklı çeşit ot toplamasını söyledi. “Bunları ezdikten sonra kalan kayaların dokuz faklı kısmına üfle.” Kral bitirdiğinde, dağın kalan kısmı dokuz adet gözalıcı tepeciklere dönüştü. Elmaslar, yakutlar, zümrütler, lacivert taşlar, tarçın taşlar, inciler, safirler, mercan ve sarı safir taşları vardı.

“Kral, şimdi eğer istersen gidebilirsin. Fakat önce önündeki servete bak ve sonra bana son kararını söyle.”

Kral altın ve mücevherler dolusu yığınlara baktı. Avuçlarına mücevherler doldurdu, havaya fırlattı ve üzerinden akıp yere düşmelerini seyretti. Sonra parlayan zenginlikler içine yuvarlandı. Fakat sonra bir an düşündü, “Ben ne yapıyorum? İhtiyacım olan şey bu değil.” Sonra guruya döndü.

“Buraya, uğruna gelmiş olduğun işi bitirdin” dedi guru krala. “Tüm bunlar senindir. Onları götürebilirsin.”

“Ey üstadım” dedi kral. “On iki senedir buradayım ve bana söylemiş olduğunuz şeyin doğruluğunu en sonunda anlamış bulunuyorum. Şimdi bu servete ihtiyacım olmadığını görüyorum. Servet gelip geçici bir şey. Siz, bir dağı altına çevirme yeteneğine sahipken, halen bu dünyevi servetten yüz çeviriyor ve basit bir mağarada yaşıyorsunuz. Sizin sahip olduğunuz zenginlik farklı. Siz asla değişmeyecek ve azalmayacak olan Allah’ın krallığını, O’nun rahmetinin zenginliğini seçmişsiniz. Hiçbir şey irfan, sevgi, doğruluk, eşitlik, huzur ve merhamet zenginliğiyle kıyaslanamaz. Bunların dengi yoktur.

“Aklımın istediği, arzularımın aradığı herşeyi gördüm. Altın gerçek zenginlik değil, sadece dünya. Bir kere dünyanın eşyalarına heves ettim ve eğlendi, artık yeter. Kral olmama rağmen, sizdeki huzura sahip değildim.” Etrafındaki öbek öbek altın ve mücevher yığınlarına bakarak şunları söyledi, “Bunlardan bir fayda görmeyeceğim. Birileri bunlar için beni öldürebilir. Bu beni ve rahmet hazinesini yok edebilecek bir hastalık.

“Usta, lütfen beni talebeniz olarak kabul edin. Asla azalmayan ve yok olmayan bir zenginliğe ihtiyacım var. Lütfen bana bunu verin. Allah’ın lütuf zenginliğini nasıl kazanabileceğimi sizden öğrenmek istiyorum.”

“Artık sen gerçekten benim talebemsin,” diye cevap verdi guru. “Sen artık Hakk’ın çocuğusun ve benim aşkımın çocuğusun. Gel.”

Böylece bir zamanlar kral olan adamın tüm yaraları iyileşti ve vücudu güzel bir suret aldı. Guru ona Allah’ın ilmi ve rahmeti hakkında öğretti ve o da Hakk’ın saltanatında parlayan bir ışık oldu. Rahmetin hiç azalmayan zenginliğine erince, her canlıyı kendi canı gibi görerek Hakk’ın gerçek bir temsilcisi oldu. Üstadına, ruha ve Allah’a hizmet etti ve tüm dünyaya ve insanlığa hizmet etti. Asla krallığını geri istemek için dönmedi ve hiç de istemedi

Sevgili yavrularım, kral gurunun peşinden ormana gittikten sonra düşmanlarının krallığını işgal ettiğini ve tüm yardımcılarının öldürüldüğünü öğrenmişti. Uzaktan ve yakından krallar bu hanın altın çatısı ve sütunları için dövüşmeye gelmişlerdi. Alabildiklerini aldılar ve krallıklarına geri döndüler.

Bu önünüzde gördüğünüz yıkık dökük bina, kralın gezgin bilgeler için inşa etmiş olduğu handır. Şimdi harab olmuş ve yerle bir edilmiş, dünyanın altın ve mücevherleri için kavga edenler ile beraber. Bakın, şurada da kralın sarayı var. O da aynı şekilde harab olmuş, küllerden ve tozlardan başka bir şeyi kalmamış, kuşlar ve yarasalar için bir sığınak olmuş.

Bunu düşünün yavrularım. Tıpkı altın yapmak isteyen kral gibi, insanlar da dünyevi şeyleri aramaya ihtiyaçları olduğunu düşünürler. Allah’ın sevgi, ilim, rahmet ve güzel vasıflarının hazinelerini arasalar daha iyi olurdu. Allah aşkını anlayanlar ve bunu varlığa yansıtanlar, ve her yaşamı kendi canı gibi görenler gerçek özgürlüğü bileceklerdir. Başkalarına Allah sevgisiyle hizmet edenler, huzur ve rahatlık içinde olacaklardır. Hem ruhlar aleminde, hem bu dünyada ve hem de ahirette, Allah’ın sonsuz zenginliğini elde edeceklerdir. Fakat Allah’ın daimi hazinesini aramayanlar, tıpkı saray gibi harab ve perişan olacaklardır.

Bunu düşünün ve Allah’ın zenginliğine erişebilmek için gayret edin. Dünyevi zenginlikleri toplamak için gösterdiğiniz çaba boşa gitmektedir. Dünyanın eşyası altına dönüşmeyecektir. Onlar cehennem için ilan tahtalarıdır. Allah’a teslim olun ve hem bu dünyada ve hem de öteki dünyada size ne verirse, kalbinizi sabır ve övgüyle kabul edecek şekilde hazırlayın. Bu şükrü yaşayın ve Allah’ın size verdiklerinin yeterli olduğunu düşünün. Bu şükre erişebilmek için irfana, ilme, kararlılık ve gayrete ve imana ihtiyacınız vardır.

Sıkıntı duymanıza gerek yok yavrularım. Yaratanınız size uygun zamanda gerekli rızkı verecektir fakat siz de üzerinize düşeni yapmalısınız. Hayvanlara bakın! Tavukların nasıl toprak-tan ve kuşların nasıl otlardan ve ağaçlardan yiyeceklerini bulduklarını görün. Allah hepsi için rızık sağlamıştır fakat onlar kendilerine verileni bulmak için gayret göstermektedirler. Ve kendi gayretlerinizle, siz de Allah’ın sizin için yarattığı helal rızkı bulmalısınız.

Yavrularım, Allah’ı ararken, huzurlu olmaya ve bu huzurunuzu başkalarıyla paylaşacak bir halde olmaya çalışın. Başkalarını da kendinizi düşündüğünüz gibi düşünün ve elinizde olanı başkalarıyla ve aç olan komşularınızla paylaşın. Kalbinizi bu işi yapması için hazırlayın. Allah’a olan sevginizi saflaştırın ve O’nun irfanı ve sıfatları size geldiği zaman, kendinizi kral gibi değiştirebilirsiniz. Eğer imanınızı kuvvetlendirirseniz, Allah’ın rahmet zenginliğini elde eder ve üç alemde de hüküm sürersiniz. Bu muhakkaktır.

Güzel sıfatlar, ameller, davranışlar ve aşk Allah’ın saltanatında hükmeder. Allah’ın yüz kudret sıfatı vardır ki bunlar O’nun görevidir. Bunlardan bir tanesi olan yaratma, koruma ve devam ettirme görevini kendisine saklamış, fakat diğer doksan dokuz esmasını paylaşmıştır. Bu sebeple görevlerinizi yerine getirin ve irfan bulmaya çalışın.

Altın ve mücevher toplayarak sonsuz huzuru elde edemezsiniz. Bunlar sürekli değildir. Onun yerine kalbinizi Allah’ın sıfatlarıyla, huzur ve sükunetle doldurun. Bunlar en büyük zenginliktir; rahmet, irfan ve adalet zenginliğidir.

Sevgili yavrularım, bunu düşünmelisiniz. Yaşamımız için gereken herşey Allah’tır. İmanınızı kuvvetlendirin. Sabırlı ve şükreden olun. Allah’a sığının ve O’nu övün. Allah’a ibadet edin, önünde eğilin ve saygı gösterin. Bunları yaşamınızda sağlam ve kati tutun. Bu çok güzel olur. Bu hale eriştiğinizde, gençlik güzelliğini ve rahmetinin nurunu alacağınız muhakkkaktır.

İnşallah yaşamınızı mükemmel hale getirmek ve asla bitmeyecek ve değişmeyecek huzur zenginliğini elde etmek için bu imana sahip olursunuz. Allah tüm güzel sıfatlarını, güzelliğini ve nurunu sizin kalbinizde ve yüzlerinizde parlatsın. Size ilminden versin. Amin. Allah’ın huzur, bereket ve rahmeti üzerinize olsun.

Gariban
Mon, 19.04.2010, 20:45
Gizli Bahçe’ye Gelin!

Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.?-?
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar

[/URL]

Ancak Kabının Alacağı Kadar Al


Sevgili yavrularım, susadınız mı? Bir bardak temiz, ferahlatıcı su ister misiniz? Gelin, biraz alalım, fakat çok fazla dökmemeye dikkat edin. Eğer bardağınızın alacağından fazlasını koymak isterseniz, kenarından taşar ve ıslanır. Pekala şimdi bardağınızı doldurun. Dikkatli olun! Oh hayır, biraz döktünüz! Şimdi ne siz ve ne de başkası onu içemeyecek. O halde ancak kabını-zın alacağı kadar alın. Eğer daha fazlasına ihtiyaç duyarsanız, bir bardak daha doldurursunuz. Açgözlü olmaya gerek yok. Bardağınızı tekrar tekrar doldurabilirsiniz.

Sevgili torunlarım, akıl ve hırs her zaman açgözlüdür. Zenginlik isterler. Tüm dünyayı yönetmek ve herşeyi kendilerine almak isterler. İkisi de güven sınırını aşan şeyler isterler. Fakat kaldırabileceklerinden fazla aldıkları an, sızlanmaya başlarlar, “Bu dayanılacak gibi değil! Birisi bunu benim için taşımalı. Bana yardım edin, beceremiyorum!” Buna dayanamazlar. Akıl ve hırs her tarafta yardım arar durur fakat sonunda kendi yükleri altında ezilip kalırlar. Ve onlara yardım etmeye çalışan birisi de aynı şekilde ezilir.

Torunlarım, aklın işi budur, her zaman taşıyabileceğinden fazla biriktirir. Eğer bir şeyden çok fazla alırsanız sizi öldürür. Taşıyabilme yeteneğinin ötesinde olan herhangi bir yiyecek yahut içecek, ünvanlar ve onurlandırmalar sizi ezecektir.

Ve bu kimin hatasıdır? Kapasitesinin ötesine ulaşmak isteyen kimsenin hatasıdır. Eğer ağır bir ünvanı kabul ederseniz, eğer on ev sahiplenirseniz, eğer çok büyük bir aileniz varsa, ya da kabiliyetinizin ötesinde yük taşımaya çalışırsanız, ancak zorluklar ve sıkıntılar yaşıyacaksınız. Gece ve gündüz uykunuz kaçacak. Yemek yiyemez hale geleceksiniz. Hiçbir şey yapacak haliniz kalmayacak.

İster dünyevi sahiplikler olsun, ister rahmet zenginliği yahut irfan zenginliği; ancak kabınızın alacağı kadar alabilirsiniz. Ancak kabilyetiniz kadarını kaldırabilirsiniz, irfanınız kavradığı ölçüde. Eğer bu diyarlarda kapasitenizin alacağından fazlasını ararsanız, aklınızı kaybedebilirsiniz çünkü aldığınız şeyi tutmaya yolunuz yok. Eğer irfan sahibi değilseniz, eğer kalbiniz saf değilse, eğer temiz bir yaşantınız yoksa bu şeyleri kapsayamayacak/kontrol altına alamayacak ve zorlanacaksınız. Şu halde, belirli zamanlarda yalnızca açlığınızı yatıştırmaya ihtiyaç duyduğunuz kadar almanız, ve bir dahaki sefere tekrar acıkınca da başka bir parça almanız en iyisi olacaktır.

İşte hayatınızı böyle yaşamalısınız. Bu şekilde huzur ve mutluluk içinde uyuyabilirsiniz. O zaman sıkıntı çekmez ve üzülmezsiniz. Maymun akıl ormanda sorun çıkarmak için zıplayıp durmaz ve hırs köpeği de etrafta koşturup havlamaz.

Sevgili çocuklarım, daha derin kazmalı ve daha temiz olmalısınız. Derin kazdıkça daha fazla kaldırabilir ve daha fazla taze suyla kendinizi doldurabilirsiniz. O zaman irfan ve iyi vasıflar için bol oda olacak ve siz de daha fazla iyilik, lütuf, sevgi, merhamet, adalet ve güzel düşünceler toplayacaksınız. Bu sıfatlar aslında ağır değiller. Fakat dünyalık, toprak, kadın ve altın arzusu ağırdır. Onlar cehenem yükleridir ve onlara tutunmaya kalkışırsanız cehennemin tüm ağırlığını üstünüze alırsınız. Eğer bunu anlarsanız, bu cehennemde yaşamak zorunda kalsanız bile, ancak gerekli ağırlığı taşıyabilir ve kalanından da kurtulmaya çalışırsınız.

Bu sebeple torunlarım, bunu biraz düşünün. Ancak kabınızın alacağı kadar alın. Yaşamınızda berraklığa ulaşın ve irfanı ve güzel sıfatları arayın. Bu iyi olur.

İşlenen Konuya Örnek Bazı Ayetler:

Ali Imran 14. “Züyyine lin nasi hubbüş şehevati minen nisai vel benine vel kanatiyril mükantarati minez zehebi vel fiddati vel haylil müsevvemeti vel en'ami vel hars, zalike metaul hayatid dünya, vallahü indehu husnül meab “ : İnsanlara: Kadınlar, oğullar, yüklerle altun ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden şehevat sevgisi bezendi; fakat bunlar Dünya hayatın geçici metâ'ı, halbuki Allah, akıbet güzelliği onun yanındadır

Enam 31. “Kad hasirallezine kezzebu bi likaillah hatta iza caethümüs saatü bağteten kalu ya hasratena ala ma ferratna fiha ve hüm yahmilune evzarahüm ala zuhurihim e la sae ma yezirun “: hakikat hüsranda kaldı o: Allahın karşısına çıkacaklarını inkâr eden kimseler ki nihayet saat gelib ansızın kendilerini bastırıverince «eyvah! hayatta yaptığımız taksırlerden dolayı hasretlerimize bak» derler o dem ki bütün veballerini sırtlarına yüklenmiş götürüyorlardır, bak ki ne fena yükler götürüyorlar!

Bakara [2/286] “La yükellifüllahü nefsen illa vüs'aha, leha ma kesebet ve aleyha mektesebet, rabbena la tüahizna in nesina ev ahta'na, rabbena ve la tahmil aleyna isran kema hameltehu alellezine min kablina, rabbena ve la tühammilna ma la takate lena bih, va'fü anna, vağfir lena, verhamna ente mevlane fensurna alel kavmil kafirin” : Allah kimseye vüs'unden öte teklif yapmaz, herkesin kazandığı lehine yüklendiği aleyhinedir, ya rabbena! eğer unuttuk veya kasdımız bize bizden evvelkilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme, ya rabbena! hem de bize takatımız olmayanı yükletme, ve bizden günahlarımız afiv buyur ve bizlere mağfiretini reva, rahmetini atâ kıl, sensin mevlâmız, bizi mansur buyur artık seni tanımıyanlara karşı, kahrolsun kâfirler

Nahl 25 “Li yahmilu evzarahüm kamiletey yevmel kiyameti ve min evzarillezine yüdillunehüm bi ğayri ilm e la sae ma yezirun”: Şunun için Kıyamet günü kendi veballerini kâmilen yüklendikten başka ılimsizlikleri yüzünden ıdlâl ettikleri kimselerin veballerinden bir kısmını da yüklenecekler, bak ne fena yük yükleniyorlar

Sevgili Kardeşim bu konuya ek olarak şu alt başlıkları Kur’an dan incelememiz gerekir diye düşünüyorum:

Denge konusu ve Mutedillik, Hududullah, Orta Yol Bahisleri, İfrat ve Tefrit Hususu, İsraf. Bu hususlarda Kur’an-I Kerim'imizden aşağıdaki ayetleri belirlemiştim dileyen inceleyebilirler.
Selam Sevgi ve Muhammedi Muhabbetle
Gariban
[url]www.muhammedinur.com (http://imageshack.us)

Denge İle İlgili Ayetler:
Nisa -135, En am -96,119,152, Yusuf -88, Rad-8, Hicr-19 & 21, Muminun-18, Sura-27, Talak-3, Mutaffifin-1, Hud-85, Zuhruf-11

Hudutlar İle ilgili Ayetler:
Bakara 187,229,230, Nisa-13,14,30, Maide-2, Araf-55, Tevbe-112, Nuh-115, Muminun- 7, Zariyat-34, Necm-30, Mucadele-5, 20, Talak-1
Ortalamak Ortadan gitmek:
Maide 66, Tevbe-42, Fatir-32
Arasında:
Nisa 143, 150, Isra-110, Furkan-67
Aşırı Gitmek:
Nisa 171, Maide 77, 87, Isra-33, Kehf-28, Enbiya -9, Sad-22, Mumin-34
Bakara 237 Dengenin illede orta olması gerekmediğini anlatan bir ayet, Takvaya yakın olduğu için erkeğin daha fazla vermesi dengeli kabul edilmiş.
Bakara 261, dilediğine yine kat kat fazla verir o kime ne kadar vereceğini bunun dengesini bilir
Şımarmak:
Kasas 58, Sebe 34, Hud 116 (Refahtan dengeyi kaybetmiş sınırı aşıp şımarmış olanların bahsi)
Mutedil Olmak:
Lokman 19, Kalem 28
İsraf Etmek:
Enam 141, Araf 31, Yasin 19, Furkan 67

Gariban
Mon, 19.04.2010, 20:49
Gizli Bahçe’ye Gelin!

Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.?-?
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Ağacı Suçlama


Sevgili yavrularım, torunlarım. Biraz yürüyüşe çıkalım mı? Hadi şu ilerdeki meyveliği ziyaret edelim.

Oh, burası ne kadar da güzel bir meyve bahçesi! Ne kadar da çok ağaç olduğuna bir bakın. Bazı ağaçlarda meyveler olgunlaşmış, bazılarında halen ufak ve sertler ve bazı ağaçlarda da hiç meyve yok. Tüm bu meyveler sarı ve kırmızının farklı tonlarında ve çeşitli şekillerde ne kadar da güzel görünüyorlar. Bazıları oldukça sulu, bazıları ekşimsi, bazısı acı ve bazıları da bal gibi tatlı.

Torunlarım, bu ağaçlardan ihtiyaç duyduğunuz meyveyi seçmek sizin göreviniz. Fakat öncelikle vücudunuz için hangi meyvenin iyi olduğunu bilmelisiniz. Bir kere vücudunuzun ihtiyaçlarını anlama durumuna eriştiniz mi, uygun olan besinleri alarak pek çok yetersizliği düzeltebilirsiniz. C vitaminine ihtiyaç duyabilirsiniz. Demir, bakır yahut altına ihtiyaç duyabilirsiniz. Vücudunuz tatlı yahut ekşi bir meyveye ihtiyaç duyabilir. Bir meyveyi seçip koparmadan önce tüm bunları bilmelisiniz.

Hangi çeşit meyvelerin vücudunuzun ihtiyacını karşılayacağını bilmelisiniz. Birisi demir ihtiva eder, diğeri zehirlidir ve bir başkası olgunlaşmamıştır. Fakat eğer vücudunuzu eksiklik duyduğu iyi ve olgun meyvelerle desteklerseniz, sizi daha sağlıklı yapacaktır.

Yavrularım, vücudunuzun durumu için uygun olmayan meyvelerden yememelisi-niz. Eğer “Oh, şu güzel meyveye bakın!” der ve onunla ilgili bilmeniz gerekenleri bilmeden yerseniz, sıkıntı çekebilirsiniz. Yanlış yiyecek ve içeceklerle alınan meyveler insanın ölümüne bile sebep olabilir. Fakat bu ağacın kabahati mi? Meyvenin mi kabahati? Yoksa sizin mi kabahatiniz? Bunu düşünmelisiniz. Yalnızca tadını sevmediğinizden dolayı ısırık aldığınız meyveyi yere atmanız ağacı ya da meyveyi rahatsız eder mi? Hayır, cahil bir adam şikayetlenerek meyveleri üzerinde tepindiğinde ağaç üzülmez. Daha irfanlı birisi gelir ve onları yer. Meyveler kuşlar tarafından yenmese veya insanlar tarafından koparılmasa ve dokunulmadan yere düşse de, böcekler ve kurtçuklar onları yerler. Başka bir deyişle, ağacın bu durumdan hiçbir kaybı yoktur.

Benzer şekilde, insan ağaca tırmanmaya çalışırken kaysa ve düşse bu kimin hatasıdır? Öfkelense, ağacın bundan keyfi kaçar mı? “Ben senin meyvelerini yemeye geldim ama sen beni kaydırdın ve başım sana çarptı. Beni incittin!” diye şikayetlense, ağaç için problem olur mu?

Hayır, ağaç ona yalnızca güler. “Seni aptal! Nasıl tırmanılacağını bilmiyor musun? En iyisi öğren. Sadece bir sarmaşık veya başka bişey tut, kendini başka bir dala bağla veya bir merdiven getir ya da bir dala ip atıp kendini yukarı çek. Eğer düşersen beni suçlama. Kabahat senin.” Böylesi ahmak bir adama ağacın söyleyecekleri bunlardır.

Sevgili yavrularım; tıpkı yanlış meyveyi alan adam yahut ağaçtan düşen adam gibi, insanlar da kendi kabahat ve cehaletlerinden dolayı Allah’ı suçlarlar. Irk, din ve renk farklılıklarına tutunurlar ve bu da onların düşmesine sebep olur. Sonra, bunun kendi hatalarından kaynaklandığını anlamaksızın dini yahut ırkı eleştirir ve Allah’ı suçlarlar.

İnsanoğlu dört yüz trilyon on bin hastalığa sahiptir ki bunlar dinler, ırklar ve sosyal önyargılar, şüpheler, gurur, kibir, karma, kıskançlık, haset, hilekârlık, vefasızlık ve bencilliktir. Övülmeyi arzulama ve suçlanmaktan kaçınma hastalığı vardır. Kendisindeki bu kusurları anlamaktan aciz kalarak başkalarında kabahat bulur. Tüm diğerleri gibi kendisinin de hava, ateş, su, toprak ve esirden var olduğunu kavrayamaz. Ait olduğu tek ırkın insanlık ailesi olduğunu bilmez. Böylece diğer dinlerde, ırklarda ve toplumsal sınıf-larda kusur bulur. Tüm bu farklılıklara tutunarak, insanoğlu tırmanmaya ve gerçeği görmeye çalışır. Fakat tekrar tekrar kayar ve sonunda aşağı düşüp başını vurur.

Neyi yanlış yaptığını bulmak için kendisini incelemektense, Allah’ı suçlar. Kendi noksanlıklarını iyileştirecek ilaçlar olan Allah’ın sıfatlarını, davranışlarını eşitliğini, huzur ve merhametini arayacağı yerde, O’nda kusur bulur. Kendi cehaleti onu hakikatten ayırıp aşkını zedeleyerek mahvettiği için asıl hastalığıdır. Bedeni, hayatı ve ruhu akıl, düşünceler, görüş, konuşma ve davranışları dolduran hastalıklarla karmaşıklaşır. Sonra, cehaletin karanlığında inleyerek cehennemin hiddetli alevleri arasına savrulur. İnsanoğlu bunu düşünmelidir.

Sevgim sizlere yavrularım. Eğer zarara uğramışsanız bu kimin hatası? Eğer kayıp düşer ve başınızı çarparsanız ağacı suçlamayın. Meyve ve çiçeklerini suçlayıp onların değersiz olduğunu iddia etmeyin. Başka şeylerde kusur aramayın. Dönmek yerine durun ve düşünün.

Allah’ın yarattığı her şey bir örnektir. O’nun yarattığı her şey koku, tat ve güzellikle doludur. Allah bu dünyayı lezzetli meyveler ve güzel, hoş kokulu çiçeklerle kaplamış-tır. Bu meyve ve sebzeleri dikkatle gözlemleyerek, içinizde O’nun tadını bilebilirsiniz. Allah onları güzel yapmıştır ve sizi de güzel yapmıştır. İçinize doksan dokuz sıfatını ve davranışını yerleştirmiştir. Hastalıklarınızı iyileştirmek için ihtiyaç duyduğunuz her şey almanız için oradadır. Torunlarım, zihninizdeki ve bedeninizdeki hastalıkları anlamalı ve onları Allah’tan gelen rızık ve ilaçlarla tedavi etmelisiniz. Bunu yapmalısınız.

Başkalarını suçlamayın. Kendi hatalarınıza bakın. Sonra Allah’tan ihtiyacınız olan meyveleri alın ve içinizdeki bu hastalıkları iyileştirin. Belirli meyveleri yiyerek bedeninizdeki değişik hastalıkları tedavi edebildiğiniz gibi, Allah’ın güzel sıfatlarını içinize çekerek bedeniniz gibi ruhunuzu da arındırabilirsiniz. Allah’ın üç bin keremli sıfatıyla dolu meyve bahçesi vardır. Her şey oradadır. İhtiyaç duyduğunuz tadı alın. İçinizdeki her hastalık için uygun olan sıfat, kabiliyet ve davranışları alın. Her bölümü bilerek, O’nun davranış ve sıfatlarını alın ve noksanlığınızı düzeltin. Sabırlı olun, şükredin ve Allah’a güvenin. Tüm övgüleri O’na sunun.

Eğer içinizdeki tüm hatalı kısımları arındırırsanız, hastalıksız uzun bir ömür sürebilirsiniz. Eğer irfanın, aşkın, merhametin, adaletin ve O’nun yolunun dürüstlük meyvelerini yerseniz, O’nun huzurunu ve ruhunuzun eşitliğini bilebilirsiniz. Bu durum özgür bir ruha ait olan lütuf yaşamıdır. Lütfen bunu düşünün.
Kendi hastalıklarınızı anamadığınız sürece, Allah’ın yarattıklarında kusur bulmaya devam edeceksiniz. Cehalet içinde O’nun sıfatları ve rahmet meyvelerinde kusur bulacaksınız. Bunu düşünün torunlarım. İrfanı, Allah’ın marifetlerini ve sıfatlarını elde etmeye çalışın. Bunları bilen ve anlayan bir hekime gidin. İrfan babanıza gidin. O bilir. Onunla çalışın ve anlayışınızı artırmaya çabalayın. Hayatlarınızı dolu ve ebedi kılacak olan huzur, sükûnet, sevgi ve merhamet duygularını geliştirmeyi öğrenin. Ruhunuzu özgür kılmaya çalışın.

İşlenen Konuya Örnek Bazı Ayetler:

Sura 48. ” Fe in a'radu fema erselnake aleyhim hafiza in aleyke illel belağ ve inna iza ezaknel insane minna rahmetenk feriha biha ve in tüsibhüm seyyietüm bima kaddemet eydihim fe innel insane kefur”: Yine aldırmıyorlarsa biz de seni üzerlerine mürakıb göndermedik a, sana düşen ancak tebliğdır, fakat biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımız vakıt onunla ferahlanır ise de kendi ellerinin takdim ettiği sebeblerle başlarına bir fenalık gelirse o vakıt insan hepsini unutan bir nankördür.

Necm 39. “Ve el leyse lil insani illa ma sea”: Doğrusu insanın sa'yinden(çalıştığından) başkası kendinin değil

Nisa 40. “İnnellahe la yazlimü miskale zerrah ve in tekü hasenetey yüdaifha ve yü'ti mil ledünhü ecran aziyma”: Her halde Allah zerre miskali zulmetmez ve eğer bir hasene olursa onu kat kat artırır bir de tarafından azîm bir ecir verir.

Yunus 44. “İnnellahe la yazlimün nase şey'ev ve lakinnen nase enfüsehüm yazlimun”: Her halde Allah insanlara zerrece zulmetmez ve lâkin insanlar kendilerine zulmediyorlar.

Bakara 57. “Ve zallelna aleykümül ğamame ve enzelna aleykümül menne ves selva, külu min tayyibati ma razaknaküm, ve ma zalemuna ve lakin kanu enfüsehüm yazlimun” : Ve üstünüze o bulutu gölgelik çekdik, ve «size kısmet ettiğimiz hoş rızıklardan yeyin» diye üzerinize hem kudret helvası, hem bıldırcın indirdik, zulmü, bize etmediler lâkin kendilerine ediyorlardı.

Mulk 3. “Elleziy haleka seb'a semavatin tibakan ma tera fiy halkirrahmani min tefavutin ferci'ilbasare hel tera min futurin.”: O ki yedi sema yaratmış birbiriyle mutabık, göremezsin o rahmânın yarattığında hiç bir nizamsızlık, haydi çevir gözü görebilirmisin hiç bir çatlak, bir kusur?

Ali Imran 117. “Meselü ma yünfikune fi hazihil hayatid dünya ke meseli rihin fiha sirrun esebet harse kavmin zalemu enfüsehüm fe ehleketh, ve ma zalemehümüllahü ve lakin enfüsehüm yazlimun”: bu Dünya hayatında yapmakta oldukları masrafın meseli bir rüzgâr meseline benzer ki onda kavurucu bir soğuk var: nefislerine zulmeden bir kavmin ekibine sataşmış da onu mahvetmektedir, ve onlara Allah zulmetmemişti ve lâkin kendilerine zulmediyorlardı.

Araf 177. "Sae meselenil kavmüllezine kezzebu bi ayatina ve enfüsehüm kanu yazlimun”: Ne çirkin meselı var âyetlerimizi tekzib eden o kavmin ki sırf kendilerine zulm ediyorlardı.

Bakara 172. “Ya eyyühellezine amenu külu min tayyibati ma razaknaküm veşküru lillahi in küntüm iyyahü ta'büdun”: Ey o bütün iman edenler! size kısmet ettiğimiz rızıkların hoşlarından yeyin ve Allaha şükreyleyin eğer ancak ona tapıyorsanız.

nur-ye
Mon, 19.04.2010, 20:51
Hizmetkar kardeşim gariban'ım
Bize öğretilenlerin ışığında '' KEDİNİ TANIMA! '' süreci dil ırk ayrıda olsa BAWA babamızın dediği gibi şerflendiğimiz AKIL nimetinin İLİM - İRADE - İDRAK ile BİLelim - BULalım - OLalım ki SELAMETe varalım, YAŞAyalım.

Çok güzel teşbi uyguluyarak bize anlattığı öğretilerle senelerce manevi ışıklarıyla ilerlemekteyiz. Bu süreçte '' KENDİNİ TANIMA! '' en zoru gerçekten ve adınada ''ZOR YOL!'' denmekte ESMA terkibiyle yaratılışımızın kimyasını çözmek için MUHAMMEDi YOLda HAKK DOST'ları MUHAMMEDi GAYRET göstermemiz gerektiğini ne kadar güzel anlatmaktalar.
RABBımızın izni ve inayeti,
RESULALLAH sav efendimizin şerefli şifasının şefaatı ile
HAKK DOST'ları bize HİKMET hazinesinden inciler-mercanlar -yakutlar v.s sunmaktalar.
Samimi sadık güzel kardeşim senin bu çok kıymetli hizmetini zevkle takip ediyoruz.

HAKK DOST'larımızın gönüllerinde yer almamız bizi RESULALLAH sav Efendimize götürecek bunun bilinçindeyiz hamdolsun. GÖNÜLlerinde yer almamız duasıyla.



YABAN ELMA resminde çok güzel uymuş HAYY AĞACında yabanlaşmış huylarımızı AŞIlamayı RABBIM c.c cümlemize NASİBimizde olanı KISMET etsin İNŞAALLAH!

MUHAMMEDi MuHABBetimİZle!....

Gariban
Mon, 19.04.2010, 20:53
Sevgili Nur-Ye ablam guzel sozleriniz icin ALLAH razi olsun. Hepimiz elimizden geldigince hasbi hizmet icin caba gostermekteyiz. ALLAH cumlemizin cabalarini bosa cikarmasin ve şu ANın bereketinden BIZi faydalandirsin insaallah.


Gizli Bahçe’ye Gelin!

Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.?-?
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Ağaçkakandan Alınacak Bir Ders



Sevgili yavrularım. Şuradaki ağacı görebiliyor musunuz? Göğsü bembeyaz, boğazı kırmızı ve güzel renkli tüyleri olan enfes bir kuş var. Başının, boğazının ve ayaklarının güzelliğini inceleyin. Ne kadar sevmli bir kuş öyle değil mi? Zannederim bir ağaçkakan. Ağaç kabuğunu gagalamak için sıradışı gagasının nasıl kullandığını görüyor musunuz? Bunu neden yapıyor biliyor musunuz? Ağacın içindeki böcekleri arıyor.

Diğer kuşlardan farklı olarak ağaçkakan ağaca doğrudan çıkabilir. Aşağı yahut yukarı, bir taraftan diğer tarafa, gövde boyunca dolaşır ve gagalayarak yiyeceğini arar. İnsanlar bir ağaca tırmanmak istedikleri zaman kollarını gövdesine dolamalı ve sıkıca tutunmalıdırlar. Fakat ağaçkakan kabuğa çok da tutunmadan yukarı çıkabilir. Eğer insan gibi ağacın gövdesini kucaklamak zorunda kalsaydı gagalayamaz ve ağacın içindeki yiyeceğini alamazdı.

Sevgili çocuklarım, bilge bir insan da ağaçkakan gibidir ve dünya da onun için kocaman bir ağaçtır. İnanç, azim ve kararlılıkla, bilge bir insan, Ìnsan-ı Kâmil başka kimselerin yapamadığını yapar. Tıpkı ağaçkakan gibi yukarıya doğru kolaylıkla tırmanabilir ve her noktayı gagalayabilir. Dünyaya tutunmadan dolanır, Hakk’ın sıfatlarıyla gagalar ve beslenmesi için gerekli olan rızkı çıkarır. Aşk, irfan, merhamet, sükunet ve Hakk’ı çıkarır. Kâmil Ìnsan dünya ağacına asılmaz veya akıl ve arzularına yapışmaz. Dünya onun için zor değildir çünkü dilediği her yöne serbestçe hareket edebilir. Hayat ve ona ait yakınlıklar kamil bir insana ağır gelmez çünkü imanı vardır. Herbir şeyden sadece hakikati, özü alır.Bu onun için doğaldır.

Pek çok insan, diğer taraftan, burunlarını dünyanın her işine sokarlar ve onu kapmaya çalışırlar. Bundan dolayı ağaca tırmanmaya çalıştıklarında pek çok zorlukla karşılaşırlar.

Ağaçkakan hassas bir kuştur ve bilge insan da öyle latif bir varlıktır. Eğer insan hassas ve bilge olmazsa, dünyayı kavramaya çalışacak ve ne tırmanmaya ne de uçmaya muktedir olacaktır. Gerçeği çekmek onun için zor olacaktır. Güzel sıfatlara sahip olma, aşkı bilme ve ruhunun özgürlüğüne erişme onun için zor olacaktır. Bu yüzden eziyet çeker ve düşer.

Bilge bir insanın ağaca tutunmadan dünyada nasıl yaşadığını anladınız mı? Bu onun için çok kolaydır çünkü inanç, kararlılık, gayret ve irfan sahibidir. Eğer siz de bunu nasıl yapacağınızı öğrenirseniz, ağaçkakandan daha güzel olacaksınız. Allah muhteşem tacını sizin başınıza koyacak ve size iman ve irfan kanatlarını verecektir. Gözleriniz çok güzel olacak ve kalbiniz de saf beyaz bir nur olacak. Hayatınız kusursuz olacak ve huzur içinde olacaksınız.

Bilge bir insan böyledir yavrularım. Tüm diğerleri, irfandan yoksun olanlar acı içindedirler. Allah’a, irfana ve sevgiye ihtiyaç duymalarına rağmen dünyaya tutunurlar ve böylece sıkıntı yaşarlar. Çocuklarım, dünya ağacına ne kadar yapışırsanız o kadar eziyet çekersiniz. Bunu düşünün lütfen. Allah size irfan versin.

Gariban
Mon, 19.04.2010, 20:55
Gizli Bahçe’ye Gelin!

Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.?-?
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar


Aslan Ailesi, Kaplan Ailesi ve İnsan Ailesi


Sevgim sizlere yavrularım,torunlarım!
Benimle gelin, birlikte ormanı ziyaret edeceğiz.

Pek çok fena ve tehlikeli hayvan orada yaşar, bu sebeple dikkatli olun!
Şuradaki iki yavrusuyla beraber anne aslanı görüyor musunuz?
Bakın yavrular annelerinden süt alabilmek için nasıl da uğraşıyorlar.
Onu, bir o yana bir bu yana çekiştiriyor, rahatsız ediyor ve hareket etmesini zorlaştırıyorlar.



Erkek aslan bir kenara uzanmış eşinin yavrularına süt verişini seyrediyor.
Birdenbire kükrüyor: “Ben acıktım! Onlarla vakit harcamayı bırak. Bana yiyecek getir!”
Ne kadar da büyük ve şişman olduğuna bakın.
Yeleyle kaplanmış ve çok güçlü gözüküyor fakat dişi aslana, kendisine hizmet etmesi için kükrüyor.

Anne küçük yavrularına bakıyor.
“Süte ihtiyaçları var” diye düşünüyor.
“Onları şimdi beslemeyi bırakmak hoş değil.”
Fakat erkek aslan tekrar tekrar kükrüyor.
En sonunda dişi aslan kendisini yavrularından çekiyor ve kocasına akşam yemeği için avlanmaya gidiyor.

Bakın, bir zebra sürüsü buldu!
Onlara nasıl sezdirmeden yaklaştığına bakın.
Önce koşuyor, sonra yavaşlıyor ve gizlice sürünüyor.
Fakat zebralar tetikde ve onun varlığını hissediyorlar.
Birdenbire panik içinde kaçışıyorlar.
Zebralar canları için koşuyorlar ve dişi aslan da kocasına yemek yakalamak için koşuyor.
Nihayetinde dişi aslan, uzun bir kovalamaca sonunda zebralardan birini boynundan yakalıyor ve kanını içiyor.

Şimdi, bakın torunlarım!
Bu ağır zebrayı kocasına doğru sürüklüyor.
Erkek aslan öylece uzanmış onu seyrediyor ve yemeğini getirip önüne koymasını bekliyor.
Yardım etmek için pençesini bile kaldırmıyor.
Annelerini gören yavrular ona doğru koşuşuyorlar fakat aslan onlara kükrüyor.
Anne bir kere daha onları kenara itiyor, böylece babaları zebranın vücudunu parçalarken onu rahatsız etmemiş olacaklar.

Ancak erkek aslan doyuncaya kadar yedikten sonra kalanlarla annenin yavruları beslemesine izin veriyor.
Ağzını yalıyor ve tekrar dinlenmek için uzanmaya gidiyor.
Fakat hala dişinin işi bitmedi.
Önce yavrularının ihtiyaçlarını karşılamalı, ancak ondan sonra karnını doyuracak.

En sonunda, zebradan geriye kemikler ve oraya buraya dağılmış birkaç parça et kalıyor.
Akbabalar bunları yiyecekler ve sonrada çakal ve sırtlanlar kalanları almaya gelecek.

Torunlarım, erkek aslanın dişiden ne kadar güçlü ve sağlıklı olduğunu görüyor musunuz?
Fakat buna rağmen: “Eşim çok çalışıyor ve çocuklara bakıyor. Gidip hepimiz için biraz yiyecek bulmalıyım” diye düşünmüyor.
Onun yerine: “Yaptığın şeyi bırak! Bana yiyecek getir!” diye kükrüyor.
Kendi karnı doyana değin çocukları için diğer tarafına bile dönmüyor.

İnsanoğlu da kudsal saf irfanla doğmuş olmasına rağmen, insan aileleri içinde aynı şeyler sık sık oluyor.
Bazen tüm sorumluluk kadının sırtına yükleniyor.
Çocuklarla ilgilenmeye ilaveten, erkek hiçbir şey yapmadan tıpkı erkek aslan gibi otururken, dışarıya gidip geçim kazanmaya çalışıyor.
Erkek çalışmamasına rağmen çocuklara da bakmıyor.
Ve daima onların açlığını düşünmeden, önce kendisi yiyor.

Böyle davranan bir insan hayvandan bile beterdir ve hayatta pek çok zorluk yaşayacaktır. Böyle adamlar yüzünden aileler dağılıyor ve bu daha büyük problemler doğuruyor. Fakat böyle adamlar bunu anlamıyorlar.



Bakın, bir kaplan ailesi; anne, baba ve üç yavru.
Hadi kaplan ailesinin nasıl davrandığını izlemek için yaklaşalım.
Aç yavruların ebeveynlerine nasıl sızlandıklarını duyabiliyor musunuz?
Babaları onların ağlayışlarını duyduğu anda atlayıp avlanmaya gidiyor ve anne de bu arada yavrularını korumak için onlarla kalıyor.

Bir müddet sonra baba, göl kenarında su içen bir geyik farkediyor.
Avına nasıl yaklaştığına bir bakın.
Tıpkı dişi aslan gibi gizlice sürünüyor, yaklaşıyor, yaklaşıyor ve aniden bir hamle yapıyor!
Tek hamlede geyik yakalandı.
Yakaladığını sürükleyerek evine götürüyor ve tüm aile yiyeceği paylaşarak mutlu bir şekilde yiyorlar.

Torunlarım, bazı aileler daha önceden gördüğümüz aslanlar gibi yaşarken bazıları da kaplanlar gibi yaşar.
Eğer kadın ve erkek bir aile sorumluluğunu bilir ve paylaşırsa, hayatlarında biraz huzur olur.
Bunu kendi ailenizde hatırlamanız ve aynı birlik ve sevgiye sahip olmanız çok önemlidir.
Ayrıca şunu da hatırlamalıyız ki, hepimiz tek bir aileye, Âdem’in ailesine aitiz.
Aynı kaplanın çocuklarının açlığını anlayıp ava çıkması gibi, herbiriniz tüm insanlığı kendi ailemiz gibi düşünüp, yardıma ihtiyacı olanlara yardım etmelisiniz.
Birinin acı çektiğini gördüğünüzde, onun ızdırabını azaltmak için elinizden ne geliyorsa yapmalısınız.
Sorunu olan birini gördüğünüzde onu rahatlatmaya çalışın.
Bir insanın zihinsel sıkıntısını yahut açlığını, hastalığını, veya ihtiyarlığının farkına varırsanız, onu anlamaya çalışın ve ona yardım edin.

Başkalarını rahatlatırsanız, bu ruhsal hayatınıza iyilikler getirecek ve insan ailesine de birlik getirecektir.
Sonra eğer bir evde su ve yiyecek varsa tüm evlerde su ve yiyecek olacaktır ve eğer bir evde neşe varsa, her yerdeki tüm evler neşeyle dolacaktır.
Eğer herkes bu şekilde yaşamaya azmederse insan ırkının varolduğu heryer cennet olacaktır.
Bu birlik ve sevgi Allah’ın hükümranlığının cenneti ve neşeli bir hayatın kendisidir.
Diğer taraftan birlik ve sevgi olmaksızın yaşayan insanın hayatında daha fena bir cehennem yoktur.
Böyle bir insanın kalbinde köpüren düşüncelerin ateşi, cehennemdeki ateşlerden daha fenadır.
Bu ateşle tüm kardeşlerinin yaşamlarını ve kalplerini yakar.

Sevgili torunlarım, herbiriniz söylediğim şeyleri düşünmeli ve yaşamınızda ne manaya geldiğini anlamalısınız.
En azından baba kaplanınki kadar anlayış gösterin.
Eğer insan bu bir parça irfanı kullanabilseydi, pek çok iylikler yapabilirdi.
Bu kadarını yapabilirsiniz öyle değil mi?

Kendi ailenizde ve dünya ailesinde birlik, sevgi, huzur ve barış dolu bir yaşam için en iyisini yapın.
Tüm insanlar birbirleriyle, hakikatle, Allah’la birlik içinde yaşamalıdırlar.

Aslan gibi ruhunuzun ve yaşamınızın açlığını birinin beslemesi için etrafta yalanlar söylemeyin.
Cennet için başkalarına bakmayın veya onların ibadetlerinden fayda beklemeyin.
Başkalarının gösterdiği çabalarla ruhun, irfanın ve rahmetin zenginliğini kazanamazsınız.
İbadete ve ruha geldiğinde, hepiniz kendi kazancı için çalışmak zorundasınız.
Ne kadar probleminiz olduğu önemli değil, kendi arayışınız ve gayretinizle iyi olacak ve faydasını göreceksiniz.
O zaman karmanız sona erecek, ruhunuzun açlığı yatışacak ve huzur bulacaksınız.

Sevgim sizler kardeşlerim, torunlarım, çocuklarım.
Bunu gerçekten düşünmelisiniz.
Herbiriniz günlük hayatına ve tabi ruhsal yaşamınıza huzuru getirmek için çok çaba göstermelisiniz.
Acizane ve tüm sevgimle sizleri böyle bir hayata yöneltecek vasıfları ve irfanı keşfetmenizi istiyorum.
Allah yardımcınız olsun.

kulihvani
Mon, 19.04.2010, 20:56
Sevgili gariban can!
Ellerine sağlık resimler içinde teşekkürler.
Allah cc razı olsun..

Gariban
Sat, 01.05.2010, 10:33
ALLAH cümlemizden razı olsun hocam. Emre kardeşimizde çok güzel çevirmiş maşaallah. Kendisine gönüllü yapmış olduğu bu çalışmayı sitemize koyarak halka açtığı ve hasbi hizmette bulunduğundan dolayı teşekkürlerimi sunarım. Böyle nice çalışmalarını bekleriz.

Selam sevgi ve muhabbetle
Gariban

Gariban
Sat, 01.05.2010, 10:35
Gizli Bahçe’ye Gelin!

Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.?-?
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar

[/URL]

Avcı, geyik yavrusundan merhameti öğreniyor


Sevgim sizlere yavrularım!
Hiç geyik yavrusu gördünüz mü?
Hadi size yavru bir geyik ve annesiyle ilgili bir hikaye anlatayım.
Lütfen dikkatle dinleyin.
Bu hikaye size insanların farkındalığıyla, hayvanların farkındalığı arasındaki farkı gösterecektir.

Bir zamanlar avlanmayı seven bir adam vardı.
Ormanın içine elinde bir silahla yahut yay ve okla gider, geyik, elk yahut başka hayvanları vururdu.
Pek çok avcı gibi öldürdüğü hayvanların etini yemekten hoşlanırdı, fakat özellikle geyik etini çok lezzetli bulurdu.

Şimdi; bu adam ömrünün çoğunu avlanarak, öldürerek ve yiyerek geçirmişti.
Sonra bir gün, yavrusuna süt veren bir geyiğe rastladı.
Bu onu çok mutlu etti çünkü yorulmuştu ve biliyordu ki, geyik yavrusunu emzirirken kaçamazdı.
Böylece ona ateş etti.
Ve onu vurdu.
Fakat geyik ölmeden önce ona yalvardı:
“Ey insan, beni vurdun, o halde beni yiyebilirsin fakat yavruma zarar verme! Onu serbest bırak ve yaşamasına izin ver!”

[URL=http://imageshack.us] (http://imageshack.us)

“İstediğin şeyi anlıyorum” diye cevap verdi avcı.
“Fakat onu eve götürmeyi, beslemeyi ve besili ve iyi bir duruma getirmeyi planlıyorum. Sonra bir gün o da benim yiyeceğim bir et olacak”

Küçük geyik yavrusu bunları duydu ve: “Ey insan, bu düşünceler Allah katında makbul mü?” diye sordu.

Avcı güldü: “Allah hayvanları insanlar öldürüp yesinler diye yarattı.”

“Ey insan, doğru söylüyorsun. Allah bazı varlıkları diğerleri yesin diye yaratmıştır. Peki ya sen? Eğer bizim için böyle bir kural varsa, belki böylesi sizin için de vardır. Bunu düşün. Beni yemek için bekleyen sadece bir kişi var fakat seni yemek için sabırsızlıkla bekleyen pek çoğu var. Bunu bilmiyor musun? Bir gün Allah’ın huzurunda kurtcuklar, tırtıllar, cehennemin küçük böcekleri ve hatta toprağın kendisi seni yok etmek için can atıyorlar. Bir insanoğlu olan sen bunu düşünmelisin. Biz geyikler öldürüldüğümüzde doğrudan yiyiliyoruz, fakat siz öldüğünüzde cehennemde yavaş yavaş, uzun bir zaman müddetince tükeneceksiniz. Cehennemde pek çok tekrar doğuşlara maruz kalacaksınız!”

“Ey insan, Allah beni de seni de yarattı. Sen bir insansın. Allah seni hava, ateş, su, toprak ve esirden yarattı. Ben bir hayvanım, fakat Allah beni de aynı elementlerden yarattı. Sen iki ayağın üstünde yürüyorsun, bense dört. Derimiz ve rengimiz farklı olsa da, etimiz aynı. Benzer olduğumuz pek çok şey hakkında düşün!”

“Eğer emzirilirken birisi anneni öldürse nasıl hissederdin? Pek çok insan, yavrusu olan bir geyiği öldürdüğü için üzülürdü. “Oh, bilmiyordum!” diye bağırırlardı. Fakat sende hiç merhamet yok gibi gözüküyor. Sen bir katilsin. Pek çok canlıyı öldürdün ama, birisi anneni öldürürse ne ka-dar üzüleceğini düşünmek için bir an olsun durmadın. Onun yerine, sadece annemi öldürdüğün için mutlu değilsin, beni de öldürmeyi ve yemeyi düşünüyorsun. Eğer bir insan isen, bunu düşün-mek zorundasın. En gaddar ve merhametsiz hayvanlar bile söylediklerimi düşünmek için dururlardı.”

“Annesi daha yeni ölmüş bir çocuğun üzüntüsünü anlayamıyor musun? Anneme ve bana söylediklerin korkunçtu ve çok büyük acı yaşattın bana. Ey insan, sende ne Allah’ın merhameti var, ne de insan merhameti. Sende insan vicdanı bile yok. Tüm hayatın ne yaptığını bilmeksizin hayvanların kanını içmek ve etini yemekle geçmiş. Et seviyorsun ve katletmekten hoşlanıyorsun. Eğer biraz vicdanın yahut doğruluk hissin olsaydı, eğer gerçek bir insan olarak doğsaydın, bunun üzerinde düşünürdün. Allah seni de, beni de görüyor. Yarın O’nun adaleti ve hakikati bunları senden soracak. Bunu anlamalısın.”

“Sen bir insan olmana rağmen, düşüncelerin dört bacaklı hayvanlarınkinden bile beter. Kendini bir insan olarak görme. Biz kesinlikle böyle düşünmüyoruz. Yüzün bir insan sureti ama bize göre şeytandan yahut bu ormandaki en tehlikeli hayvandan bile daha fenasın. Sana baktığımızda korkuyoruz. Fakat gerçek bir insan gördüğümüzde korkmuyoruz. Hatta ona doğru yürüyebiliriz bile, çünkü kendi annelerini kucakladığı gibi herkesi seve seve kucaklayan küçük çocuklar gibiyiz.”

“Ey insan, ben sadece bir yavru değilim. Eğer yanlışlıkla zehirli bir yılanın üstüne uzanıversem, o bana zarar vermez. Yahut kazara bir yılana bassam, hala beni incitmez, çünkü yavru olduğumu anlar. Sinekler bile yavru olduğumu bilir ve beni sokmazlar.”

“O halde, sen bunu nasıl yapabilyorsun? Bir insan olarak doğmuş olan sen, davranışlarını düşünmelisin. Beni sonradan sadece yemek için evde tutman korkunç bir şey. Her gün beni beslerken “Beni yarın yiyebilir” diye düşüneceğim. Bu bana sürekli eziyet verecek. Gün be gün, ağırlığım, neşem ve yaşamım azalacak. En sonunda benden geriye kalan derim ve kemiklerim olacak. Bedbaht bir halde, bir deri, bir kemik kalacağım. Artık senin işine de yaramayacağım. Yaşam bana üzüntü kaynağı olacak, şu halde şimdi hemen beni öldür ve ye!”

“Beni annemle aynı zamanda yemen daha iyi olacak. Eğer beni şimdi öldürürsen, bu üzüntüyü yaşamadan önce, en azından annesinin sütünü içmiş bu masumdan keyif alırsın. Sonradan hiç etim olmayacak. Artık bana daha fazla acı çektirme. Beni şimdi öldür ki, yalnızca bir gün ızdırap çekmiş olayım. Bunun hakkında daha fazla konuşamayacak kadar üzgünüm.”...

“Küçük geyik, söylediğin herşey doğru” diye kabul etti avcı.
Sonra tatlılıkla annenin bedenini yerden kaldırdı ve yavruyu eve doğru götürdü.

O gece diğer avcılara yavru geyiğin kendisine öğrettiklerini anlattı.

Hikayeyi işiten herkes feryad etti: “Şimdiye kadar pek çok kere geyik eti yedik, fakat artık bunları bize anlattın ya, yemekten zevk alırken bize gelen karmayı[1] görüyoruz. Bedenlerimiz bir kargaşa halinde. Hiç merhamet yahut irfana sahip olmadığımızı şimdi anlıyoruz.”
Ve hepsi de, böyle yiyecekler yememeye karar verdiler.

“Bırak, yavru geyik gitsin” dedi bir adam.
“Hayır, onu bana ver “ dedi bir diğeri:
“Onu büyüyene kadar yetiştireceğim ve sonra serbest bırakacağım”

Fakat avcı yavruyu kendisi yetiştirmek istedi.
Ve yıllar geçtikçe geyik ona, kendi çocuklarından daha fazla sevgi gösterdi.
“Bu tatlı hayvan bir insandan daha fazla sevgi ve şükran duygusuna sahip” diye düşündü adam.
“Beni öpüyor ve yalıyor ve onu beslediğimde memnuniyet sesleri çıkarıyor. Hatta ayaklarımın dibinde uyuyor.”

Böylece geyik tamamen büyüyünceye kadar yıllar geçti.
Sonra bir gün adam onu ormana götürdü ve serbest bıraktı.

Sevgili yavrularım, her birimiz yaptığımız şeyin farkında olmalıyız.
Tüm yavru hayvanlar şevkat ve sevgi sahibidir.
Ve tüm varlıkların bir zamanlar yavru olduğunu hatırlarsak, asla başka bir yaşamı sonlandırmayız.
Her hangi bir yaratığa saldırmaz ve zarar vermeyiz.

Bunu düşünün torunlarım. Eğer düşünür ve irfanımız doğrultusunda davranırsak, bu yaşamımız için güzel olur.

Sizleri seviyorum.


[1] Karma (T): Akla, vehme ait sıfatlar; beş unsurun özüne ait sıfatlar; aklın sıfatları; cehenneme ait sıfatlar. Altı kötülük: arzu, öfke, hırs, bağ, bağnazlık ve kıskançlık ile diğer beş kötülük: sarhoşluk, şehvet, hırsızlık, adam öldürme ve yalan söyleme.

İşlenen Konuya Örnek Bazı Ayetler ve Hadisler:

Nisa 4/56 . "İnnellezine keferu bi ayatina sevfe nuslihim nara küllema nedicet cüludühüm beddelnahüm cüluden ğayraha li yezukul azab innellahe kane azizen hakima: Şüphesiz âyetlerimizi tanımıyan kâfirler, muhakkak ki biz onları yarın bir ateşe yaslıyacağız, derileri piştikçe azabı duysunlar diye kendilerine tebdilen başka deriler vereceğiz; çünkü Allah izzetine nihayet olmıyan bir hakîm bulunuyor."

Enam 6/38. "Ve ma min dabbetin fil erdi ve la tairiy yetiyru bi cenahayhi illa ümemün emsalüküm ma ferratna fil kitabi min şey'in sümme ila rabbihim yuhşerun : hem Yerde debelenen hiç bir hayvan ve iki kanadiyle uçan hiç bir kuş yoktur ki sizin gibi birer ümmet olmasınlar, biz kitâbda hiç bir tefrıt yapmamışızdır, sonra hepsi toplanır Rablarına haşolunurlar".

Kaf 50/30. "Yevme nekulu li cehenneme helimtele'ti ve tekulu hel mim mezid: O gün ki Cehenneme doldunmu? diyeceğiz, o, daha ziyade varmı? diyecek"

----Abdurrahman İbnu Abdullah, babası Abdurrahman (ra)'dan rivayet eder ki şöyle demiştir: "Biz bir seferde Resulullah (sav) ile beraber idik. Resulullah bir ara bir ihtiyacı için yanımızdan ayrıldı. O sırada hummara denen bir kuş gördük, iki tane de yavrusu vardı. (Kuş kaçtı) yavrularını aldık. Kuşcağız etrafımıza yaklaşıp çırpınmaya, kanatlarını çırpıp havada inip çıkmaya başladı. Resulullah (sav) efendimiz gelince: "Kim bu zavallının yavrusunu alıp onu izdıraba attı? Yavrusunu geri verin!" diye emretti. Bir ara, ateşe verdiğimiz bir karınca yuvası gördü. "Kim yaktı bunu?" diye sordu. "Biz!" dedik. "Ateşle azab vermek sadece ateşin Rabbine hastır" buyurdu." [Ebu Davud, Cihad 122, (2675), Edeb, 176, (5268)]

----Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İnsanlara merhamet etmeyene ALLAH Tealâ merhamet etmez." buyurmuştur. (Ebi Saîd El Hudri (ra) dan; Tirmizî, Birr 16-1923; Cerir (ra) dan; Buhârî, Edeb 27; Müslim, Fezâil 66-2319)


ـ3ـ وعن ابن عمر رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما قال: ]قال رَسول اللّهِ #: دَخَلَتِ امْرَأة النَّارَ في هِرَّةٍ رَبَطَتْهَا فَلَمْ تُطْعِمْهَا ولَمْ تَدَعْهَا تَأْكُلُ مِنْ خَشَاشِ ا‘رْضِ[. أخرجه الشيخان.»خَشَاشُ ا‘رْضِ« هَوَامُّهَا وَحشراتها .

----İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşerâtından yemeye de salmamıştı."

[Buhârî, Bed'ü'l-Halk 17, Şirb 9, Enbiya 50; Müslim, Birr 151, (2242).]


ـ1ـ عن أبى هريرة رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قال رسول اللّهِ #: بَيْنَمَا رَجُلٌ يَمْشى بِطَرِيقٍ اشْتَدَّ عَلَيْهِ الْعَطَشُ فَوَجَدَ بِئْراً فَنَزَلَ فِيهَا فَشرِبَ ثُمَّ خَرَجَ وَإذَا كَلْبٌ يَلْهَثُ يَأكُلُ الثَّرَى مِنَ الْعَطَش. فقَالَ الرَّجُلُ: لَقَدْ بَلَغَ هذَا الْكَلْبُ مِنَ الْعَطَشِ مِثْلَ الَّذِى كانَ بَلَغَ مِنِّى فَنَزَلَ الْبِئْرَ فَمَ‘َ خُفَّهُ مَاءً ثُمَّ أمْسَكَهُ بِفيهِ حَتَّى رَقِىَ فسَقَى الكَلْبَ فَشَكَرَ اللّهُ تَعالى لَهُ فَغَفَرَ لَهُ. قَالُوا يَا رسُولَ اللّهِ وَإنَّ لَنَا في الْبَهَائِمِ أجْراً؟ قالَ: في كُلِّ كَبِدٍ رَطْبَةٍ أجْرٌ[. أخرجه الثثة وأبو داود .

----Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "Bir adam yolda, yürürken susadı ve susuzluğu arttı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: "Bu köpük de benim gibi susamış" deyip tekrar kuyuya inip, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve günahlarını affetti."
Resûlullah'ın yanındakilerden bazıları:
"Ey Allah'ın Resûlü! Yani bize hayvanlar (a yaptığımız iyilikler) için de ücret mi var?" dediler. Aleyhissalâtu vesselâm:
"Evet! Her "yaş ciğer" (sahibi) için bir ücret vardır" buyurdu."

[Buhârî, Şirb 9, Vudû 33, Mezâlim 23, Edeb 27; Müslim, Selâm 153, (2244); Muvatta, Sıfatu'n Nebi 23, (2, 929-930); Ebû Dâvud, Cihâd 47, (2550).]


ـ2ـ وفي أخرى: ]أنَّ امْرأةً بَغِيّاً رَأَتْ كَلباً في يَوْمٍ حَارٍّ يَطِيفُ بِبِئْرٍ قَدْ أدْلَعَ لِسَانَهُ مِنَ الْعَطَش فَنَزَعَتْ لَهُ مُوقَها فَغُفِرَ لَهَا بِهِ[ .
»لَهَثَ الْكَلْبُ« وَغَيره إذا أخرج لسانه من شِدَّةِ العطش والحرّ. وكذا »أدْلَعَ لِسَانَهُ«.»والثَّرَى« التراب النَّدِى، والمراد هنا التراب مطلقاً.»وَالْكَبِدُ الرَّطْبَةُ« كل ذات رُوحٍ وَ تكون رَطبَةً إَّ إذَا كانَ صَاحِبها حيا.»وَالْبَغَىُّ« المرأة الزانية. »وَالمُوقُ« الخُفُّ .

----Bir diğer rivâyette şöyle denmiştir: "Fâhişe bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrafında dönen bir köpek gördü, susuzluktan dilini çıkarmış soluyordu. Kadıncağız mestini çıkararak (onunla su çekip köpeği suladı). Bu sebeple kadın mağfiret olundu."
[Müslim, Tevbe 155, (2245).]

----Abdullah İbnu Câfer (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm)'ın kazâ-i hâcet yaparken geri tarafından istitar (perdelenme) için en ziyâde tercih ettiği sütre, bir bina veya bir hurma kümesi idi. Bir seferinde Ensârdan bir zâtın bahçesine girdi. Orada bir deve vardı. Deve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı görünce inledi ve gözlerinden yaşlar aktı. Aleyhissalâtu vesselâm deveye yaklaştı ve gözyaşlarını sildi. Hayvan sâkinleşti.
"Bu devenin sâhibi kim?" diye sorarak ilgi gösterdi. Ensâr'dan bir genç:
"O bana aittir ey Allah'ın Resûlü!" deyip ortaya çıkınca Hz. Peygamber onu payladı:
"Allah'ın sana mülk kıldığı bu deve hakkında Allah'tan korkmuyor musun? Bak! Bu bana şikayette bulundu. Sen bunu acıktırıyor ve fazla çalıştırarak da yoruyormuşsun."

[Ebû Dâvud, Cihâd 47, (2549).]


ـ5ـ وعن أبى هريرة رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قالَ رسولُ اللّهِ # َتتَّخِذُوا ظُهُورَ دَوَابِّكُمْ مَنَابِرَ إنَّمَا سَخّرَهَا اللّهُ لَكُمْ لِتُبَلِّغَكُمْ إلى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بِالغِيهِ إَّ بِشِقِّ ا‘نْفُسِ وَجَعَلَ لَكُمُ ا‘رْضَ، فَعَلَيْهَا فَافْضُوا حَاجَتَكُمْ[. أخرجه أبو داود.»شِقُّ ا‘نْفُسِ« جَهْدُهَا وَشِدَّةُ مَا تقيه عند مقاساة ا‘مور الصعبة .

----Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "Hayvanlarınızın sırtını minberler yerine koymayın. Şurası muhakkak ki tek başınıza güçlükle gidebileceğiniz bir yere sizi götürmeleri için Allah onları sizlere musahhar (hizmetçi) kıldı. Arzı da sizin (durma yeriniz) kıldı, öyleyse ihtiyaçlarınızı (duran hayvanının sırtında değil) arz üzerinde görün."

[Ebû Dâvud, Cihâd 61, (2567).]


ـ6ـ وعن عبدالرحمن بن عبداللّه عن أبيه رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]كُنَّا مَعَ رسولِ اللّهِ # في سَفَر. فَرَأيْنَا حُمْرَّةً مَعَهَا فَرْخَانِ لَهَا فَأخَذْنَاهُمَا. فَجَاءَتِ الحُمْرَّةُ تُعَرِّشُ. فَلَمَّا جَاءَ رسولُ اللّهِ # قال: مَنْ فَجَعَ هذِهِ بِوَلَدِهَا؟ رُدُّوا وَلَدَهَا إلَيْهَا، وَرَأى قَرْيَةَ نَمْلٍ قَدْ أحْرَقْنَاهَا. فقَالَ: مَنْ أحْرَقَ هذِهِ؟ قُلْنَا نَحْنُ. قَالَ: إنَّهُ َ يَنْبَغِى أنْ يُعَذِّبَ بِالنَّارِ إَّ رَبُّ النَّارِ[. أخرجه أبو داود.»الحُمَّرَرةُ« بضم الحاء المهملة وتشديد الميم: نوع من الطير في شكل الْعُصْفُورِ.وقوله: »تُعَرِّشُ« بالعين المهملة والشين المعجمة: أى تُرَفْرِفُ وَتُرْخِى جَنَاحَيْهَا وَتَدنو من ا‘رض لتقع عليها و تقع، وروى.»تَفْرُشُ« بالفاءِ من فَرَش الجناح وَبَسَطَهُ .

----Abdurrahman İbnu Abdullah, babası Abdurrahman (radıyallâhu anh)'dan rivâyet eder ki şöyle demiştir: "Biz bir seferde Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) ile beraber idik. Resûlullah bir ara bir ihtiyacı için yanımızdan ayrıldı. O sırada hummara denen bir kuş gördük, iki tane de yavrusu vardı. (Kuş kaçtı) yavrularını aldık. Kuşcağız etrafımıza yaklaşıp çırpınmaya, kanatlarını çırpıp havada inip çıkmaya başladı. Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) efendimiz gelince:
"Kim bu zavallının yavrusunu alıp onu ızdıraba attı? Yavrusunu geri verin!" diye emretti.
Bir ara, ateşe verdiğimiz bir karınca yuvası gördü.
"Kim yaktı bunu?" diye sordu.
"Biz!" dedik.
"Ateşle azab vermek sâdece ateşin Rabbine hastır" buyurdu."

[Ebû Dâvud, Cihâd 122, (2675), Edeb, 176, (5268).]


ـ8ـ وعن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قال رسولُ اللّه #: قَرَصَتْ نَمْلَةٌ نَبيّاً مِنَ ا‘نْبيَاءِ. فَأمَرَ بِقَرْيَةِ النَّمْلِ فَحُرِّقَتْ. فأوْحَى اللّهُ تَعَالى إلَيْهِ: أنْ قَرَصَتْكَ نَمْلَةٌ أحْرَقْتَ أُمَّةً مِنَ ا‘مَمِ تُسَبِّحُ؟« أخرجه الخمسة إ الترمذي.»وَقَرْيَةُ النَّمْلِ« مسكنها .

----Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "peygamberlerden birini bir karınca ısırdı. O da (öfkelenerek) karıncanın yuvasının yakılmasını emretti ve yakıldı. Allah Teâla Hazretleri ona şöyle vahyetti: "Seni bir karınca ısırmışken, sen tesbih eden bir ümmeti yaktın."

[Buhârî, Cihâd 152, Bed'ü'l-Halk 14; Müslim, Selâm 148, (2241); Ebû Dâvud, Edeb 176, (5265); Nesâî, Sayd 38, (7, 210, 211).]

Gariban
Sat, 01.05.2010, 10:36
Gizli Bahçe’ye Gelin!

Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.?-?
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar


Aynı renk çiçekler sıkıcıdır


Sevgili yavrularım, başka bir seyahate çıkalım mı? Dünya kocaman bir bahçedir ve içinde çiçeklerle, bitki ve ağaçlarla dolu daha küçük bahçeler vardır. Hadi bugün bu bahçelerden birisini gezelim. Şuradaki çiçekleri görüyor musunuz? Ne kadar da güzeller! Farklı renklere ve tonlara bakın. Beyaz çiçekler, mavi çiçekler, pembe ve sarı çiçekler var. Bazılarının iki yahut üç renkte yaprakları var. Bu harika çiçeklerden büyük küçük pek çok çeşit var. Allah hepsini ne kadar da seviyor! Herkes onları seviyor! Güzellikleri herkesi mutlu ediyor. Hadi bahçivana içeri girip daha yakından bakıp bakamayacağımızı soralım.

“Lütfen, çiçekleri görebilir miyiz?”
“Evet, içeri girin ve etrafa bakın.”

Pekala torunlarım, hadi içeri girelim. Şimdi herbir çiçeği koklayabilir ve hangisinin kokulu olup olmadığını anlayabiliriz. Bakın, şuradakinin ismi ‘gecenin kraliçesi’. Tüm gece boyunca kokan güzel bir kokusu var. Bu gül de çok hoş kokuyor ve bu yaseminin kokusu da çok güzel.

Bahçenin diğer tarafına yürüyüp işçilerin tohum dikmelerini seyredelim mi? Çiçeklerin nasıl büyüdüklerine bakalım. Tüm bu tahtadan kutuları görüyor musunuz? Onlara çerçeve denir*. Küçük bitkiler buradan başlar. Birinci çerçevede tüm çiçekler kırmızı. Sonrakinde beyaz ve diğerinde hepsi sarı. Herbir çerçevede tek bir renk var.

Sevgili çocuklarım, bu çerçevelerde gördüğümüz çiçekler bahçede gördüklerimiz kadar hoş mu? Hayır, onlar sıkıcılar. Tüm kısımlarda beyaz, sarı ve kırmızı renkte çiçekler gördük. Gözlerimize hoş gözükmediler ve kalplerimiz mutlu olmadı değil mi? Ve kokuları da onlar kadar hoş değil öyle değil mi? Hadi pek çok farklı rengin birlikte yetiştiği ve pek çok kokunun karıştığı ve havayı doldurduğu bahçeye geri dönelim. Hepsi karışmış haldeyken daha güzel değiller mi?

Sevgim sizlere yavrularım. Allah’ın harikulade ruh çiçeği bahçesinde de herkes burada gördüğümüz bahçede olduğu gibi birlik ve ahenk içerisinde yaşamaktadır. Allah herşeyi birlik halinde yarattı, ahenk içinde birarada olması için. Allah ruhlar alemini, bu dünyayı ve sonraki alemi güzel bir şekilde yarattı. Tüm üç krallık da birlik içinde sonsuza kadar varolurlar.

Bu ruhlar aleminde pek çok renk birbirinin yanında yetişir: siyah, beyaz, sarı, kırmızı ve pembe. Bir renk diğerini tamamlar. Bazı çiçekler diğerleri kadar güzel olmayabilirler fakat yan yanayken hepsi de güzel görünür. Bazıları hoş kokuludur, bazıları değildir. Fakat kokusu olmayanlar dahi diğerlerinin tatlı kokularını devşirirler/toplarlar. Allah’ın krallığı böyledir, birlik ve ahenk içinde bir çiçek bahçesi, kalbin çiçek bahçesi.

Herbir çerçevede ayrı renkteki çiçekleri hatırlıyor musunuz? İşte insan bahçesini bu şekilde ekiyor ve Allah’ın yarattığı güzelliği mahvediyor. Her bölgeye yalnızca bir renk koyuyor. İnsan aklının yaptığı bu. Herşeyi ayırıyor. Herşeyi ayrılmış olarak tutmak istiyor. Maymun akıl, arzular köpeği, kıskançlık, kibir ve karma çiçekler ayıran bahçivanlar.

Tek bir renkte olan çiçeklere bakmak ne kadar sıkıcı. Balarıları onların yetiştiği çerçevelerin üzerinde uçmuyor. Ayrı olarak yetişen bu çiçekler sadece virüs ve hastalık çekiyor. Fakat pekçok çeşitl bitkilerin birarada varolduğu yerde virüsler hayatta kalmıyor çünkü bazı çiçekler ve şifalı otlar diğerlerindeki virüsleri öldürecek panzehirleri ihtiva ediyorlar. Hepsi birlik içinde biraraya karıştıkları zaman, birbirlerindeki zararlı şeylere karşı koyarlar. Belirli bitkiler ve şifalı otlar bu iyileştirici özelliklere sahiptirler ve birbirlerini koruyabilirler. Fakat ayrı alanlarda yetiştirilirse, rüzgar virüsleri dağıtabilir ve tüm bir alanı yok edebilir.

Aynı şekilde, tüm bir ırk önyargı virüsü tarafından yok edilebilir. İnsanlar maymun zihinlerindeki bu farklılık ve ayrılıklardan ve bu virüsleri yayan dörtyüz trilyon onbin ruhsal özellik tarafından öldürülüyorlar. Ve renkler birbirini öldürmeye başladığında, kendilerini, özgürlüklerini ve kendi ruhlarını yok ederek son buluyorlar. Allah’a olan kulluklarını, inançlarını, gerçeği ve irfanı yok ediyorlar. Allah’ın kendilerine verdiği huzur ve ahengi yok ediyorlar.

Hepsinin birlik içinde yetiştiği bir bahçede, hakikat, irfan ve Allah’ın vasıf aktarları, çiçekleri korumak için birarada çalışırlar. Fakat bölünme ve ayrılmanın olduğu bir bahçede, böyle doğal bir koruma yoktur.

Gözlerimin mücevherleri, sevgili yavrularım; bu virüsleri uzaklaştırmalı ve kalbin bu çiçek bahçesinde birliği elde etmeliyiz. İç bahçemizde Allah’ın vasıflarını beslemeliyiz, bu sayede onların hoş kokularını koklayabilir ve güzelliklerini, birliklerini ve sevgilerini heryerde görebiliriz.

Böylesi güzellik asla makyajla yahut afaki davranışlarla elde edilemez. İnsanlar sadece camiye, kiliseye, sinagoga giderek Allah’ın sıfatlarının güzelliklerini elde edemezler. Bu güzellik kalpte yetişmelidir, tıpkı çiçekteki koku gibi. Kalpte birlik ve ahenk varolduğu zaman ancak, dışarda kokusu bilinebilir.

Bu güzelliği aramalısınız yavrularım. Sizler ve ben içimizdeki herşeyin açıklamasını öğrenmeli, anlamalı ve bilmeliyiz. Yaşamımızı derinlemesine düşünmeliyiz. Torunlarım, Allah aşktır. Yaratmadan önce her varlığı anlar. O şeyi yaratmadan önce, ihtiyacı olan yiyeceğini, içeceğini, gübresini ve ortamını anlar. Hiçbir şeyi bilmeden yapmaz. Bizler de davranışa geçirmeden önce her noktayı anlamalıyız.

Sizler ve ben bu hali elde etmeliyiz. Allah bizleri korusun ve güzellik ve huzur versin. Sevgim sizlere. (Anbu). Lütfen bunu irfan ve farkındalıkla arayın.

Gariban
Sat, 01.05.2010, 10:38
Gizli Bahçe’ye Gelin!

Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.243-244
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar

[/URL]
Bencil yalıçapkını (iskele kuşu)


Hadi göle doğru yürüyelim sevgili torunlarım. Farklı çeşitte kuşları görüyor musunuz? Sizce buraya neden geldiler? Bazıları kıyıdaki çalıların üzerindeki iskele kuşları gibi yiyecek için geldi. Bir balık gördüklerinde suya dalıyor ve gagalarıyla yakalıyorlar. Bu onların doğası.

Fakat balık yemeyen kuşlar da buraya toplanmışlar. Buraya neden gelmişler? Hadi bir süre izleyelim onları. Ah! Banyo yapıyorlar. Sığ yerlerde durup nasıl kanat çırptıklarını görüyor musunuz? Önce gagalarını suya batırıyorlar, sonra başlarını suya daldırıyorlar ve suyun vücutlarını ıslatmasını sağlıyorlar. Küçük kuşlar sığ yerdeler ve daha büyük olanları biraz daha derindeler. Kanatlarında ve vücutlarındaki kirleri ve böcekleri yıkıyorlar.


Torunlarım, bunun gibi, dünyada da iki kısım insan var, yaşamlarını ve kalplerini yıkayanlar ve kendi bencilliklerini tatmin etmek için dünyanın her görünüşünü yiyenler.

Bencil insanlar bu göle yalnızca balık avlamaya gelirler. Hakikat suyuna girseler de yıkanıp kendilerini temizlemezler. İrfana dalsalar da, onu içlerine çekmezler. Allah’a düşseler, gene O’nun nurunun zenginliğinde yıkanmazlar. O’ndan ihtiyaç duyduklarını almazlar. Tüm farkındalık ve dikkatleri dünyayı tutsak etmeye yoğunlaşmıştır.

Böyle insanlar iskele kuşu gibidirler. Yapmak istediklerini yapar ve almak istediklerini alırlar. Kendilerini temizleyip arındırmazlar. Hastalıklarını iyileştirmek istemezler. Allah ve hakikat onlara çok yakın olmasına rağmen, yalnızca dünyayı isterler. İyilik ve inanç o kadar yakın olmasına rağmen, onlar sadece cehennemi isterler. Dünyayı, zevklerini ve hastalıklarını yerler. Bu bencil insanlar bu saf suya, iyiliğe yakın yaşayabilirler, ama yalnızca dünyayı isterler.

Diğer çeşit insanlar da yöntemde/süreçte ne gibi zorluklar altında kalırsa kalsınlar, kendilerini cehaletten temizlemeye gelmişlerdir. Çok uzak mesafelerden kalplerini temizlemek için gelmişlerdir.

[URL=http://imageshack.us] (http://imageshack.us)
Dünyada işte böyledir. İyilik diyarından gelen kimileri fenalık ister, fena yerlerden gelen kimileri de temizlenecek ve özgürlüklerini elde edecekleri bir yer ararlar.

Şu halde yavrularım, ister şehirde, ister ormandan yahut başka yerlerden gelmiş olun, gerçeği gördüğünüzde onu cehaletinizi ve irfan eksikliğinizi yıkamada kullanmalısınız. Nereden gelirseniz gelin, Allah’a dalın ve yıkanın. O’nun sıfatlarına kendinizi daldırın ve içinize çekin. İrfan alın ve özgürlüğe kavuşun.

Bunu yapmalısınız. Yaptığınızda doğumunuzun karmasını uzaklaştırmış olacaksınız. Sevgili çocuklarım, bunu anlayın lütfen.

Gariban
Sat, 01.05.2010, 10:39
Gizli Bahçe’ye Gelin!

Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.267-269
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Bir arabanın pek çok gereksinimleri vardır


Sevgili torunlarım, Benimle gelin. Pek ama pek çok arabanın satıldığı koca bir bölgeye gideceğiz. İnsanlar araba alırlar, böylece diledikleri yere hızla gidebilirler. Eskiden yürürlerdi, sonra atlar ve öküzler tarafından çekilen küçük arabaları keşfettiler. Dünyanın bazı bölgelerinde halen ulaşım ve yük taşınması için bu yük arabaları kullanılıyor. Sonra bisikletler keşfedildi ve sonra motosikletler ve arabalar. Daha sonra kıtalardan başka kıtalara geçebilen ve dünyayı bombalarla yok eden uçakları yapmayı öğrendiler. En sonunda tek patlamada binlerce insanı öldürebilen atom bombaları ve diğer silahları keşfettiler.

Yavrularım, Allah’ın insanı yarattığı halinde, insanlar sadece yürürlerken, bu kadar yıkım yoktu. Teknoloji geliştikçe kazalar çoğaldı. İnsanlar daha hızlı gitmelerine yardım edecek pek çok makineler yaptılar. Fakat ne kadar hızlı seyahat ettiyse, o kadar hızlı yıkımla karşılaştı. Hiç bunu düşündünüz mü? Oh, pekâlâ! Fazla takmayın, bunlar tarih. Olanları değiştiremeyiz.

Arabalara sahip olduğumuz sürece onlara iyi bakmalıyız. Arabaların pek çok gereksinimleri vardır: su, benzin, yağ, direksiyon, sigorta, tekerler ve tekerler için hava. Seyahate çıkmadan önce her bir parça düzgün çalışmak zorundadır. Eğer frenler çalışmazsa kaza yapabilirsiniz. Eğer sigorta çalışmazsa araba çalışmaz. Eğer yağ ve benzin dışında her şey olsa motor çalışmaz. Ve her şey olsa ama arabanın tekerlerleri inik olsa, çökecek ve yola yatacaktır.

Arabanın tüm bu şeylere ihtiyacı olması gibi, bedeniniz de yiyeceğe, suya, havaya, yağa ve sıcaklığa ihtiyaç duyar. Pek çok şeye ihtiyaç duyar ve hepsini her gün sağlamak zorundasınız. Gözleriniz ışığa ihtiyaç duyar, kulaklarınız işitmek için sese ve burnunuz koklamak için bir şeylere ihtiyaç duyar. Ağzınıza yiyecek ve su koymalısınız ki enerji ihtiyacınızı karşılayabilesiniz. Vücut bu şeyler olmadan bir yere gidemez öyle değil mi? Bedeniniz çöker ve çalışmayı bırakır, tıpkı arabanın yolda bozulması gibi.

Fakat torunlarım, tüm bunlara ihtiyaç duysanız da, kendilerine ne kadar iyiler? Sizin gözleriniz var, tıpkı arabaların farı gibi. Peki, araba görüp düşünebiliyor mu? Hayır, sürücü düşünmek ve görmek zorunda. Bunun gibi, açıkça görebilmeniz için Hakk’ın nuru gözlerinize gelmeli. Kulaklara sahip olmak sizin için yeterli değil, Hakk’ın sesini duyabilmek için can kulağınızın açılması gerek. Ağzınız kendi başına yeterli değil; doğru ve yanlış söylemeyi ayırt edebilecek bir ağza ihtiyacınız var. Bir burnunuz var, fakat yanan bir şey kokladığınızda hala ne yapacağınızın cevabını bulamazsınız. Ve sonuçta, doğru ile yanlışı ayırt edecek bir iç buruna ihtiyacınız var.

Tüm bunlara sahip olsanız bile kalp, ciğer ve nefes alacağınız hava olmadan neye yarar? Ve bunlara sahip olsanız da yeterli mi? Hayır, Allah’a ve O’nun vasıflarına muhtaçsınız. Fakat o zaman bile irfan olmadan yaşamanın ne manası var? Neyi başarabilirsiniz? Eğer Hakk’ın sesini duymuyorsanız, yaşamanın ne faydası var? Eğer O’nun kalbine, sıfatlarına, işlerine ve aşkına sahip değilseniz hayatta olmanın ne manası var? Bunlarsız, sadece düşecek ve dünyaya av olacaksınız.

Arabanın kendi besinine, bedenin dünyevi gıdalara ve ruhun da Allah’ın irfan gıdasına ihtiyacı vardır. O’nun aşkına, şefkatine, huzuruna, sükûnet ve eşitliğe ihtiyacı var. Sabra, şükre ve tevekküle ihtiyacı var. O’nun tüm güzel vasıflarına ihtiyacı var. Bu ruhun gıdası ve ruha verilmesi gereken adalet. Eğer ruh bunları alamazsa, yaşamınız sona erer ve ölürsünüz. Diğer tüm kısımlara ihtiyaçları olan gıdayı verseniz bile, eğer ruhu ihmal ederseniz kazalarla karşılaşacaksınız. Allah’ın ilmi, sıfatları ve davranışları olmadan bu çeşit kazalardan kaçınmanız mümkün değildir. Güvenli bir seyahat için can gözüne ihtiyacınız var. Bir sürücü arabasına ne kadar bakarsa baksın, eğer dikkatli olmazsa yahut hız yaparsa kaza yapabilir ve ölebilir. Öyle değil mi?

Arabalar ne kadar hızlı gitse de akıl kadar hız yapamazlar. Hava kadar hızlıdır. Fakat insan eğer irfan nuru sahibiyse akıldan bile hızlı seyahat edebilir. Nurdan hızlı bir şey yoktur. Bir şeyleri anlamaya akıldan daha hızlı yardım eder. Böyle bir irfan sahibi, Allah’ın tüm sırlarını anlayabilir. İşte bu sebeple her bir kısma verilmesi gerekeni anlamalı ve ona göre düşünüp davranmalısınız. Eğer yaparsanız hayat yolculuğunuzda başarılı olursunuz yavrularım.

Gariban
Sat, 01.05.2010, 10:40
Gizli Bahçe’ye Gelin!

Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.123-127
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar

[/URL]

Bir balık hiç gökkuşağındaki cennete gitmiş midir?

Sevgili çocuklarım, gökyüzündeki şu güzel gökkuşağına bakın. Yedi rengi göğün bir tarafından yükselir ve tüm yol boyunca kıvrılarak diğer tarafa doğru bir ark oluşturur. Bir ucu okyanusta ve diğer ucu nehirdeyse, nemi yukarı gökyüzüne çeker ve atmosferde damıtır. Gökkuşağının balıkları, yengeçleri ve diğer başka şeyleri ırmaklardan ve okyanustan çekme gücü dahi vardır.

Bu balıklara ne olur? Bir balık hiç gökkuşağında cennete gidebilmiş midir? Hayır, gökkuşağı onları yukarı çektikten sonra bulutların her yerinde dağılır ve ölürler. Sonunda bulutlarda toplanan nem yağmur olarak aşağı iner ve yengeçler ve balıklar da beraberinde düşer. Dünyayı kuşatan manyetik kuvvet onları göğe çeker ve dünyanın yerçekimi de aşağı çeker. Dünyadan yükselir ve tekrar dünyaya dönerler.

Sevgim sizlere yavrularım. Mucizeler, gizemli güçler ve ego benzer şekilde iş görürler. Esirin yanılsatıcı enerjisi ve atmosferin manyetik kuvveti tarafından çekilirler. Mucize gibi belirirler fakat belli bir yüksekliğin üstüne çıkamazlar çünkü dünyanın yerçekimi onları tekrar aşağı çeker. Beş element, akıl ve arzular tarafından çekilen herhangi bir şey bulutlarda dağılır ve sonra aşağı düşer. Görsel aldanma onları yukarı çeker ve dünya da onları tekrar aşağı çeker.

Bunun gibi, eğer yanılsamalar tarafından çekilirseniz, sizde düşmek zorunda kalacaksınız. Eğer beş elementinizin, zihin ve arzularınız yanılsamada yayılmışsa, ölmek zorunda. Aklınız sizi kurutana kadar emer.

Bu mucizevi kuvvetler bu şekilde çalışırlar. Yanılsama enerjisiyle semalara yükselirsiniz fakat eninde sonunda dünyaya dönersiniz. Yengeç ve balıklar gibi düşer, çarpar ve ölürsünüz. İlüzyon tarafından çekilmeden önceki haliniz gitmiştir ve erişmeye teşebbüs ettiğiniz haliniz de gene gitmiştir.

Ateş, hava, su, toprak, esir, akıl ve arzular yedi renk tarafından temsil edilirler. Gökkuşağı gibi, hem gökle ve hem de yerle bağlantısı vardır. Göğe çekilen herhangi bir şey yerçekimi kuvvetinin çekişiyle toprağa tekrar dönecektir. Bu yanılsama enerjileri, bu dünyevi güzellikler ve süsler asla büyük yüksekliklere ulaşamaz fakat sizi hala etkileyeceklerdir. Bu enerjilerin ve elementsel(unsursal) mucizelerin işleyişi böyledir.

Sevgili yavrularım, insanların sahip olduğu güçlere bakın. Hissetme, farkındalık, zeka, muhakeme hissi, ince irfan, analitik irfan ve İlahî nur saçan(parlayan) irfana sahiptir.Bu ilk üç düzey ancak bir seviyeye kadar erişebilir fakat muhakeme biraz daha yükseğe gidebilir.

Çocuklarım, muhakeme hissinizle sınırlarınızı anlamalısınız. Nereden geldiğinizi, nereye geldiğinizi ve öldükten sonra nereye gideceğinizi anlamak zorundasınız. Yanılsamanın ne oldu-ğunu, enerjinin ne olduğunu ve herbir şeyin erişeceği yüksekliği anlamalısınız. Herbir görünüşü dikkatle ayırmalısınız. Sonra ince irfanınızla yaşamınız için doğru temeli anlamalısınız. Bu temeli bir kere anladığınızda, onu analitik irfanınızla tahlil etmelisiniz, doğru olanı çıkarmalı ve en sonunda İlahî nur saçan(parlayan) irfan ile ona bakmalısınız. O zaman herşeyin hayal oldğunu göreceksiniz, hepsi de yanılsama, görsel aldanışlar. Yaratılmış herşeyde varolan, tüm bu mucizeler ve tüm herşey beş yaşam çeşidinin kuvvet ve enerjisinden yapılmıştır. Bu enerjilerin ötesinde bir şey var mı? İnsan ruhu, nurun ruhu tüm bu enerjilerin üstündedir.Bu Allah’ın hukumranlığıdır. Bu Allah’a ait olan hazinedir. Bu Hakk’ın çocuğudur, O’ndan gelen nurdur.

Analitik irfanınızla, İlahî nur saçan(parlayan) irfanınızla herbir şeyin açıklığını, inceliğini ve sınırını anlamalısınız. Doğruyla yanlışı, cennetle cehennemi, iyiyle kötüyü ayırmalısınız. Bu şeyleri anladıkça sabır, şükür, tevekkül ve El-hamdulillah’ın ihtişamı(parlaklığı) içinizde doğacaktır. Hakk’ın güneşi gönlünüze doğacaktır.

Allah’ın doğumu ve ölümü, şekli, rengi, tonu, eşi, çocuğu, çiftliği yahut malı, evi ve mülkü (maddesel) yoktur. Açlığı, hastalığı, yaşlılığı ve ölümü yoktur. O şekil değildir. O herşeyde var olan kudrettir.

Bu kudretle bir bağ kurduğunuz zaman, ruhla bir yakınlık kurduğunuzda, o zaman dosdoğru yolda ilerleyebilir ve aklın, arzuların ve beş elementin üstesinden gelebilirsiniz. Tüm enerjilerin üstesinden gelerek bu yediyi patlatabilir(yediden doğru yararak geçebilir) ve ötesine geçebilirsiniz. Bu noktada hızlı hareket etmelisiniz. Eğer bunu yapabilirseniz Yaratanınızla iyi bir bağ tesis edebilirsiniz. Bununla beraber geri gelmesi gereken bir şekille gidemezsiniz. Herşeyin ötesinde bu halde varolmalısınız.

Allah burada ve orada aynı anda vardır. O sınırsız rahmet sahibi, kıyaslanamaz sevgidir. O aşktadır ve aşkın ötesindedir. O irfandadır ve irfanın üstündedir. O sizin iç kalbinizdedir. O sizin ruhunuzla ve irfanınızla anlaşılabilir.

Bu yüce makamlara erdiğinizde, siz O’nda olacaksınız ve O da sizde müthiş gözalıcı parlak bir nur, kapsayıcı (her şeye nüfuz eden, şümullü) bir nur olarak olacaktır. İrfandaki berrak irfan hazinesi, ruhtaki ruh hazinesi, kalpteki kalp hazinesi ve bu nur hem bu dünyada ve hem de öbür dünyada bir anda görülebilecektir. Ruhunuzun özgürlüğünden gelen hayattaki saflığı bileceksiniz. Bu hali anlamak ruhunuzun saflığı olacaktır. Bu zenginliktir, lütuftur, Allah’ın gerçek mucizesidir. Hiçbir şey onu dalgalandıramaz (sarsıp sendeletemez, titretip, tereddüte düşüremez).

Eğer kendinizi bilirseniz, Rabbinizi bilirsiniz. Eğer kendinizi anlarsanız, Rabbinizi anlarsınız. Eğer Rabbinizin hükümranlığında olursanız, O da sizdeki saflığın hükümranlığında olacaktır. O zaman burada doğumunuz, ölümünüz, karmanız ve akrabalığınız olmayacaktır. Bağlarınızı, karmanızı ve tüm sorgulamalarınızı ve tüm günahlarınızı kesmiş olacaksınız, bunların üstesinden gelmiş olacaksınız.

Eğer kendinizde bu hali sağlayabilirseniz, O zaman Hakk’ın temsilcisi olacaksınız. Hak insanda ve insan da Hak’da olacaktır. İkisi, ruhtaki ruh gibi, irfandaki irfan gibi, bir ruh olarak parlayacaktır, ve hakikat orada ışıyacaktır(nur saçacaktır).

Sevgim sizlere torunlarım. Balığı kaldıran gökkuşağının gücü, bir mucize değildir. Gizemli güçler de aynı şekilde. Gerçek bir mucizeyi neyin meydana getirdiğini anlamak zorundasınız. Kibriniz, karmanız, yanılsamanız ve günahlarınız kesildiğinde, bu bir mucizedir. El-Melik olan Rabbinizi anlamak bir mucizedir. Başka mucize yoktur. Bunu düşünün ve bu hali anlayın. Buna eriştiğiniz zaman, gerçek bir insan, bir İnsan-ı Kâmil olacaksınız.

Sevgili çocuklarım, inancınızı kuvvetlendirin ve irfanı ve Allah’ın sıfatlarını arayın. Allah yardımcınız olsun.



Dip Not 1:
Bilinclilik Seviyeleri:
BawaMuhyiddin (KS), kitaplarında insan için 7 bilinç düzeyi tanımlar bunlar sırasıyla:

1) hissetme,
2) uyanıklık
3) akıl,
4) muhakeme
5) incelik irfanı (arivu)

Arivu : Tâmilce bir kelime “ince irfan” demektir.
Bawa Muhyiddin ilk 4 seviyede bizler beş elementin sınırlarını keşfedebiliyoruz diyor.
Fakat besinci seviyede yani arivu seviyesinde insan 6.çeşit hayatın, nur hayatın, yani insan ruhunun potansiyellerini sorgulamaya ve öğrenmeye başlıyor.
Bu irfan seviyesiyle Allah’ın nitelik ve hareketlerini incelemeli ve bu öğrenilenler ile insandaki egoizm, bencillik, haset, öfke, şehvet vesaire kotu insan niteliklerinin üstesinden gelmelidir.
Bunu yaparken kişi :”Allah’ın niteliklerine sahip, onlara boyanmış bir kişi bu durumda ne yapardı?”diye sorgulamaya baslar ona göre hareket eder.

6. ilahi tahlili (analitik) irfan (pahuth arivu):
Bu seviye 6. Seviye bilinci yani ince irfanın bir üstünü temsil ediyor.
Bu irfan yakîn bilgiye malik olma özelliği gösterir.
O sadece insanlıkta bulunan, nüfuz edici mistik rehber ya da mürşid, Kutbiyyattır.
Derhal içeriden (içten),
-doğru ve yanlış
-hayır, ve şerr (iyiyi ve kötüyü)
-sürekli (hakiki) ve silinip giden (hayali)
arasında ayırd edici kesin cevaplar verir.
Bu yüzden tahlili denmiş ayırım yapıyor yani işin tahlilini yapıyor. Bu yönde, ilahi tahlili irfan Allah ile bağlantıyı koruyarak bir huzur halini muhafaza eder.
Bu irfan nuru, nefsaî arzuların yedi okyanusunun uzunluğunu ve enini ölçer,
Mahvedilip maya okyanusuna gömülmüş ne kadar hakikat varsa bunları uyandırır, hakiki imanı uyandırır. Hayata onun saflık halini yaratılışın başlanğıcında evvelde var olduğu, Allah’ın özünün rahmetini açıklar, onu hayatın saflığı olarak uyandırır ve onu ilahi Rezonansa çevirir.

7. ilahi parlayan nur irfanı (per arivu):
Bu Allah’ın insana verdiği en kıymetli hediye, nihai irfandır, öyle ki bu insandaki “duality: ikilik” ve “ben” i yani insanin egosunun bütün izlerini ondan kaldırır.
Başlangıçta Âdem’in alnına damgalanan “Nur” yani Allah’ın Nurunun irfanıdır.
Böylece bu her insan olanın doğum hakkıdır (fıtratında vardır gibi düşünebiliriz bu cümleyi).
İnsan fark eder ki Allah ondadır ve o Allah’dadır.
Allah’tan başka mevcud yoktur (Lâ mevcude illâ Allah) bilmenin son mârifet noktasıdır.
Şimdi “Ruh” Allah ile sürekli birlik halindedir ve hayatını, rızkını, irfanını her şeyini O’ndan alıyordur ki “Ruh” izzetini (muhteşemliğini) rezone etmeye devam eder.

Dipnot 2:
Dunyanin cesitli yorelerinde gokten degisik hayvanlarin yagmasi halk tarafindan deneyim edilmis ve tarihi kaynaklara gecmistir. Bu husus bilim adamlarini bu konuda degisik hipotezler ortaya surmeye sevk etmis kimisi dev hortumlarin bu hayvanlari cekip sonra baska bir noktaya firlattiklarini soylemislerdir. Hayvan yagmuru olgusu adi verilen bu durum icin bir kac ornek olarak sunlari verebiliriz :

1859 yilinda Ingiltere'nin Glamorganshire kentine gokten baliklar yagmistir. Binlerce balik insanlar arasinda sasirtici sekilde sicramaktaydi. Daha sonra baliklar suya serbest birakilmislardir. Diger bir olay ise Amerika'nin Louisiana eyaletinde 1947 yilinda meydana gelmistir. Fakat dusen baliklar oluydu ve bazisi buz icinde donmuslardi.

(http://imageshack.us)

Kaynaklar :

1) [url]http://www.purpleslinky.com/Trivia/Raining-Animals-and-Coins-Mystery-of-the-History.90432

2) http://en.wikipedia.org/wiki/Raining_animals

Gariban
Sat, 01.05.2010, 10:41
Gizli Bahçe’ye Gelin!

Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.59-60
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Birleşik Orman

Sevgili torunlarım, ormana gidelim mi? Hadi benimle gelin.
Buranın ne kadar güzel olduğunu görüyor musunuz? Orman pek çok ince çeşit güzelliklerle doludur. Ağaçlar yukarılara doğru uzanır; uzun, düz ve ışık sütunları gibi. Herbirisi yalnız, dimdik ve güçlüdür. Bir tanesi bile eğri değildir.

Bu ağaçlar bu kadar iyi nasıl büyüdüler? Birbirlerine bu kadar yakın durarak aralarında bir şeyin yetişmesine izin vermeden. Bu birlik onları yıkıcı kuvvetlere karşı korumaktadır. Pek çok çeşit ağaç olmasına rağmen, yapraklarıyla, böcekleriyle, çiçekleriyle ve farklı renk ve şekildeki meyveleriyle, farklılıklarına rağmen birlik içinde durmaktadırlar. Beraberce rüzgarları, fırtınaları ve kasırgaları savuşturmaktadırlar. Ve eğer bir ağacın üzerine zehirli kimyasallar dökülürse, zehri absorbe etmek için diğer ağaçlar yardım eder çünkü çok yakındırlar. Hayvanlar dahi burada mutlu ve huzur içinde beraberce yaşamaktadırlar. Eğer bir düşman saldırırsa, ağaçtan ağaca atlayarak sığınak bulabilirler.

Ne kadar da sevimli ağaçlar, ne kadar da zarifler! Her biri yalnız başına büyür, bununla birlikte birarada dururlar, ormanı güzelleştirir ve gözlere hoşluk verirler. Burada yağan yağmurlar her yaprağın üzerine sıçradığında eşit olarak paylaşılır. Bu, birleşik bir ormandır.

Sevgili çocuklarım, bu birliktir. Bugün ormanda gördüğümüz güzellik, mutluluk ve memnuniyet hakkında düşünmeliyiz. Eğer tüm insanlık bu ağaçlar gibi renk ve ırk farklılıkları gözetmeden birlik içinde yaşayabilseler, ne kadar mutlu ve huzurlu olurduk! Eğer insanoğlu kuvvetli olsa ve kendi başına ayakta durabilse, ve nihayet başkalarıyla da birlik içinde olabilse, ruhu ne kadar mutlu ve özgür olurdu!

Tıpkı ormanın cennet güzellğinde olması gibi, insan da birlik ve doğruluk içinde yaşarsa çok güzel olur. O zaman kimse diğerini öldürmez. Kuvvetli bir rüzgarla yüzleştiği zaman birisi diğerini korur, tıpkı elementlerin kuvvetine karşı ormandaki ağaçların birbirini koruması gibi. Böylesi birleşik bir dünyada, bir adamın başına musibetler geldiğinde, ormandaki hayvanların tehlikeden ağaçtan ağaca atlayıp kurtulması gibi kurtulabilir.

Eğer insan uzun ve kuvvetli bir biçimde yetişirse ve nefretten uzak kalırsa, bu dünya ona cennet olur.Allah’ın yok edilemez hükümranlığında, herkesin bir aile ve bir hayat gibi yaşadığı, ayırım yapılmayan birleşik bir dünyaya dönüşür.Böyle bir birlikte, insanoğlu asla ırk, renk ve din farklılıklarının uyuşmazlıkları tarafından yok edilemez.

Fakat eğer insan bu dünyayı cennete çevirecek vasıflarla yaşamazsa, yaşamı cehenneme döner. Kendisini ve başkalarını farklılık volkanları ve fırtınaları ile mahveder. Yıkım krallığında yaşamı bir intikam hayatına dönüşür. Ancak insan bu birleşik ormaın güzelliğini farkeder ve yaşamında bu çeşit bir birlik oluşturabilirse, bu dünyaya yıkım gelmez. Ayırımlar, bölünmeler ve farklılıklar olmaz.

Sevgili çocuklarım, bunu düşünmelisiniz. Sevgi ve birlik asla azalmaz ve yok edilemez. Onlar Allah’ın saltanatını meydana getirmektedirler ve tüm varlıklar bu görevlerle korunmaktadır. Herkes, kardeşlerimiz, anne ve babalarımız ve tüm yakınlarımız birlik içinde yaşamak için çaba sarfetmelidir. Allah bu haldedir ve insan da aynı şekilde yaşamak için gayret göstermelidir. Bu hale ulaşmak cennete ve Allah’ın saltanatında huzurlu bir yaşama ulaşmak demektir.

Lütfen bunları anlamaya çalışın sevgili yavrularım. Ormandaki ağaçlar gibi, Allah’ın güzel sıfatlarıyla birlikte, O’nun görevini yaparak yaşamaya çalışın.Eğer birlikte yaşarsak, dünyanın dehşetli güçleri bize saldırmayacaktır. Kazalardan ve yıkımlardan kurtulmuş olacağız. Lütfen huzur içinde yetişmek ve bu yolda tam bir irfana erişmek için çaba gösterin.

Gariban
Sat, 01.05.2010, 10:41
Gizli Bahçe’ye Gelin!

Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.146-149
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Bize Yol Gösteren Nur

Sevgili çocuklarım, şimdi gece. Benimle okyanusun karşısına doğru bir yolculuğa gelmek ister misiniz? Önce beş tane odun kalasını birbirine bağlayarak bir sal yapmak zorundayız. Sonra bu düz salın üzerinde sahilin diğer kenarına, pek çok harikalar göreceğimiz yere geçmeliyiz.

Hadi içeri tırmanalım ve yolculuğumuza başlayalım. Dikkatli olun! Su altımızda, her tarafımızda ve üzerimize sıçrıyor. Fakat dalgalar sarssa ve sular yükselip salımıza taşsa da, kararlılık ve sebat içinde karşıya geçmeliyiz. Bir dakika bile oturamayız. Sağlam durmalıyız.

Torunlarım, şimdiye kadar dört mil geldik fakat karşı sahile ulaşmak için sekiz milimiz daha var. Çok ama çok karanlık. Nereye bakarsak, tüm görebildiğimiz sonsuz boşluk ve açık deniz. Uzak sahil şeridini görmek çok zor. Bu açık denizde çok ama çok tehlikeler var. Fırtına ve rüzgarlar çıkabilir ve bizi sürükleyebilir. Dalgalar bizi kolaylıkla denize düşürebilir ve etrafımız da tehlikeli deniz yaratıklarıyla dolu. Eğer sahile ulaşmak istiyorsak çok dikkatlice yol almalıyız. Dikkatle ve odaklanarak bu denizi geçmeliyiz.

Çok karanlık da olsa yanımızda fener taşıyamayız çünkü dalgalar ona vurabilir ve camını kırabilir. Altı ila oniki inç arası uzunlukta olan ve burnu çiviye benzeyen bir balık türü vardır. Bu balık ışık gördüğü anda, uzak bir mesafeden bile ona doğru hızla hareket eder ve saldırır. Uzun çivimsi burnu birisinin karnını deşebilir ve diğer taraftan çıkabilir.

Not: Bir inç teknikte 2.54 cm’dir.

Bu balık tarafından nasıl yaralanabileceğimizi görüyor musunuz? Salımızın dört yanı da saldırıya açık. Eğer kapalı bir teknede yolculuğa çıksaydık korunmuş olurduk, fakat böyle açıkta durarak hayatta kalmak istiyorsak çok dikkatli olmak zorundayız. Bu tehlikeli deniz hayvanlarını etkileyecek herhangi bir ışık taşımamalıyız. Tek taşınması emniyetli ışık içimizde gizli olan irfan ışığıdır. Bu ışık bize yardım edecektir ama tek başına bizi karşıya geçirmeye yeterli değildir. Ayrıca bu ışığa ek olarak bu karanlıkta bize rehberlik edecek doğal bir ışığa, Allah tarafından yaratılmış bir ışığa ihtiyacımız vardır. Gökyüzündeki yıldızlara bakın. Bunlar Allah’ın bize verdiği doğal ışıklardır. Onlara bakarak sahile ne zaman varacağımızı tahmin edebiliriz. Bakın, şu yıldız geceleyin doğuyor. Bu da saat üçde. Şu yıldız saat ikide ortaya çıkıyor ve şu da sabaha karşı. Hangi yıldızın ne zaman belirdiğini bilirsek, bize rehberlik edebilirler. Ve bir kere sağlimen vardık mı, büyük mutluluk ve rahatlık duyacağız.

Gözlerimin nurları, anladınız mı? Bu okyanus, yaşamımızın hayali-tarafını yanılsamayı temsil etmektedir. Beş element salına binerek onu geçmek zorundayız: toprak, ateş, su, hava ve esir. Bu salı kullanması gereken ruhtur ve ona yol gösterecek olan da irfandır.

Bu seyahatte, bizi aşağıya çekmekle korkutacak pek çok akımlar, girdaplar ve enerjiler vardır. Bizi bu dalgalar ve fırtınalar aşağı ve yukarı fırlattığıda, çevirdiğinde ve aşağıya çektiğinde, sağlam durabileceğimiz inanç, azim ve kararlılık kuvvetine sahip olmak zorundayız. Bu yanılsama denizinde bize sorun çıkarabilecek pek çok Allah’ın yarattığı mahlukat vardır. Bazıları kocamandır! Eğer kendi yaptığımız herhangi bir ışığı kullanmaya çalışırsak, bu tehlikeli yaratıklar etkilenirler ve bize saldırırlar. İrfanın içsel ışığını kullanmak zorundayız.

Yavrularım, eğer bu varlıklar denizden sıçrar ve bize saldırırlarsa, onlara sevgi ve şefkat göstermek zorundayız. Onların fena olduklarını bilsek bile, onlara zarar vermemeliyiz, basitçe kendimizi korumalı ve kurtulmalıyız. Sadece üzerimize zıpladıkları için bu varlıklara zarar vermemeliyiz. Onların neşelerini anlamalıyız. Onlara demeliyiz ki, “Pekala, sen kendi yoluna git ve ben de kendiminkine,” ve sonra dikkatlice saldan dışarı bırakmalı ve doğal yerlerine dönmelerine izin vermeliyiz. Onlara zarar vermeye gerek yoktur. Eğer onlara zarar verirsek, onlar da bize zarar verirler.

Torunlarım, gelişmek ve O’nun sabrını beslemek zorundayız. İrfanın ve Hakk’ın sıfatlarının ışığı yaşamımızdaki bu büyük yanılsama okyanusundan emniyetli bir şekilde geçmemiz için rehberlik etmek üzere bizimle olmalıdır. Pek çok sıkıntıyla yüzleşerek karşı kıyıya geçmek için, gayret sahibi olmak zorundayız. Tüm bu zorluklarla bu şekilde başa çıkmalıyız.

Yaşamımızda okyanus ortasına geldiğimizde, karanlık tarafından kuşatılmış olacağız. Tüm yönlere baktığımızda, suda, kızarmış gibi duran pek çok parıltılar göreceğiz; dalgaların tepesi beyaz ve parlak yükselir. Bu parıltılara irfanımızla bakmalıyız, çünkü eğer irfanla bakmazsak hiçbir şeyi net olarak göremeyiz.

Sevgili torunlarım,hadi bu karanlıklar denizinde biraz daha yol alalım. Bu noktada çok dikkatli olmak zorundayız. Kendimizi Allah’a sevgi ile teslim etme özelliğine sahip olmak zorundayız. Sahile varışımıza yardım edecek olan şey budur. Dengemizi kaybetmemeliyiz. Yaşamın fırtına ve rüzgarları bizi çalkalayıp durmakta, bu sebeple dikkatli olmak zorundayız. Her zaman dikkatli olmalı, kalbimizi asıl gayemize çevirmeli ve benliğimizi teslim etmeliyiz. Esas olan budur.

İrfan nuru bize yol gösterecektir ve Allah bize aynı zamanda oli’lerin [1] nurunu da vermiştir. Gökteki yıldızlar gibi, O’nun bu ışıkları ulaşmak için gayret ettiğimiz sahilin yönünü belirlememizde yardımcı olacaktır. Doğuda başladık ve batıya doğru yol alıyoruz, Allah tarafına doğru. Bu yolda gitmeli ve O’nun bolluk sahiline ulaşmalıyız. Orada ruhumuzun özgürlüğünü bulacak ve akıl ve arzularımızın asla görmediği olağanüstü şeylere tanık olacağız.

[1] Oli(T): Tamilce’de oli nur demektir. Fakat nurlu varliklar olarak Oli’nin karsiligi Veli’dir.

Şimdi daha yakına çekiliyoruz, neredeyse geldik. Bakın! O’nu görebiliyoruz. Hakk’ı görebiliyoruz! Yavaşça, ufak ufak, O’nun hükümranlığının sahiline, sadece O’nun azamet ve nurunu göreceğimiz saf hükümranlığına geliyoruz.

En sonunda karaya ayak bastık! Yaradanımızın evini görmeye geldik. Şimdi Yaradanımızın hükümranlığını araştıralım. Hadi bu başlangıcı ve sonu olmayan, sonsuz rahmet hazinesi olan, kıyaslanamaz sevgi ve tükenmek bilmeyen zenginlik yurdu olan bu yeri inceleyelim. Burada üç dünyanında zenginliğini, rahmet zenginliğini, gnanam [2]’ın uyanık irfan zenginliğini ve kutsal ilmin zenginliğini bulacağız. Burası Yaradanımızın hazinesi. Ondan neye ihtiyacımız olduğuna karar vermeli ve onu almalıyız. Acak bu okyanusu geçip sahile ulaşanlara verilecek olan bu zenginliği anlamaya ve almaya çalışmalıyız.

[2] Gnanam: Tamilce bir kelime. Ilahi irfan. Rahmetle uyanık olan irfan. Marifet.

Sevgili yavrularım, bir kere bu hayal okyanusunu geçtik mi, bu dünyayı bırakmalı ve ötesine geçmeliyiz. Bu seyahatin öncesinde ve sonrasında ne olacağını anlamalıyız. Bunu yaşadığımız hayat sürecinde öğrenmemiz önemli. Allah’ın vasıflarıyla ve irfanla gayret göstermeli, ruhumuzun seyahatini güzel bir şekilde yürütmeliyiz. Bu yolculuğu yapmalıyız.

Allah hepimize yeter. O hepimizi koruyacaktır. Sevgili yavrularım. Allah yardımcımız olsun.

Gariban
Sat, 01.05.2010, 10:43
Gizli Bahçe’ye Gelin!

Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.233-235
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Bu dünya pazarında kim iyi?

Sevgili yavrularım, torunlarım, kardeşlerim. Şimdi sabah ortası. Biraz dışarı çıkalım mı? Şu ilerdeki pazaryerindeki insan kalabalığını görüyor musunuz? Bazıları bisikletlerinde, bazıları arabalarda ve at arabalarında ve kimisi de yürüyor. Bazıları çanta taşıyor ve bazısının eli boş. Farklı ırklardan ve renklerden pek çok insan çarşıyı keyifle dolaşıyorlar. Çoğu güzel giyimli fakat yürüdükçe pek çok kolu bacağı olmayan veya kör olan fakir dilencileri görebiliyoruz. Tüm uzuvları yerinde olup dilenenler de var çünkü tembeller. Bazı insanlar dilencilere sadaka veriyor, bazısı da vermiyor. Sadece onlara bağırıyorlar.

Sevgim sizlere yavrularım. Bu kadar farklı insanları bu pazaryerinde görmüş oldunuz. Peki, hangisinin iyi ve hangisinin kötü olduğunu söyleyebilir misiniz? Kim itibarlı, kim değil? Ya da Allah hangisini kabul edecek? Kabul ettiğini kıyafete, unvana yahut parasına göre mi değerlendirecek? Arabası olduğu için mi kabul edecek? Bu insanlara baktığımızda, Allah’ın hangisini kabul edeceğine dair bir işaret görebiliyor muyuz? Hayır, hiç de öyle bir işaret yok.

Allah kimi kabul eder? İyi olanı kabul eder. Bir insanı ne iyi yapar? Torunlarım, kalbinde iyi bir insan olan Allah tarafından da iyi sayılır. Kendi hatalarını düzelten insan iyidir. Huylarını değiştiren ve kin, aldatma, ayırımcılık, vefasızlık ve önyargıdan kaçınan insan iyidir. Öfkesini, kibrini, karmasını, yanılsamasını, kıskançlığını, gururunu ve övülme arzusunu çıkarabilen kişi iyi insandır.

Başkalarının açlığını kendisininki gibi sayan, başkalarının dertlerini ve acısını kendisinin ki gibi gören ve başkalarının hastalık ve kederlerini kendisininki sayan insan iyi insandır. Başkalarında bu zorlukları gören, onlara yardım eden ve onlara huzur veren kimse iyi insandır. Başkalarını kusurlarını görmeyen, fakat onun yerine kendi hatalarına bakan ve özür dileyen insan iyi insandır.

Allah’ın sıfatlarıyla yaşayan ve onlara göre davranan insan iyi insandır. Ruhuna, insanlara, dünyaya ve Allah’a karşı görevlerini yerine getiren insan iyi insandır. Tam bir iman sahibi, irfanı ve ilmiyle Allah’ın sıfatlarını arayan kimse iyi insandır. Kalbi sabır, şükür, tevekkül ve Allah’a hamd ile dolu insan iyi insandır. Bu sıfatlar iman-islam’ın başlangıcıdır. Bu vasıfları kalbine alan ve onlarla amel eden kişi iyidir. Böyle bir insan Allah’ın makbul kuludur.

İbadete, kulluğa layık Allah’tan gayrı bir varlık yoktur. O her şeyin hakimi olan sınırsız sevgi sahibidir. Tüm övgüler O’na aittir. O’nun işlerini yapan, O’na temsilci olan kimse bu dünyada da, ruhlar âleminde de, öbür âlemde de iyi insandır. İnsanlık âlemine, kendisine, kalbine ve Allah’a karşı iyidir.

Sevgili torunlarım, bu zenginliklere sahip bir kulu Allah ‘iyi bir insan’ olarak isimlendirecektir. Allah onu kabul edecek, saracak, koruyacak ve ona göz kulak olacaktır. Böyle bir insan hakikate, adalete ve sevgiye karışacaktır. Allah kendi kısmını yapacak ve bu insan da kendi kısmını yapacaktır. Burada ve diğer âlemde başkalarına hizmet için bir araya geleceklerdir.

Çocuklarım, bu dünya Allah’ın milyonlarca yarattığını yerleştirdiği bir pazaryeridir. Bu çarşıda iyi insan, güzel ahlakı olandır. Allah ona üç âlemin zenginliğini, rahmetinin zenginliğini, ilminin zenginliğini, irfan zenginliği, iman zenginliği ve kemal zenginliği verecektir. Bu zenginliğe erişen birisi hem bu dünyada ve hem de diğerinde huzur ve sükûnet sahibi olacaktır.

Fakat bu güzel vasıflara erişememiş birisi huzuru bilemez. Kıyafetler, ünvanlar, dünyevi itibarlar yahut zenginlik, hiçbirisi ona huzur sağlayamaz. Dışındaki şeylerin hiçbirisi onu yaşamında iyi bir insan yapmazlar. Bunu biraz düşünmelisiniz. Görevinizi yapın ve iyi bir insan olarak yaşayın. O zaman Allah sizi kabul edecek ve Kendisine alacaktır.

Sevgili yavrularım, gözümün mücevherleri. Allah’a tam bir iman sahibi olun, O’na sadece inanıyormuş gibi davranmayın. Allah’ı kandıramazsınız ve bunu denemek çok tehlikeli olur. Bunun yerine yavrularım, dünyaya inanıyormuş gibi davranın fakat gerçekten inanmayın. Bu da tehlikeli olur. Dünyaya ayağınızı sağlam basamazsınız. Dünya pazarının tehlikelerinden kendi-nizi kurtarın, hafifçe yürüyün ve görevinizi yapın. Tüm varlıklara sevgi sunun. O zaman iyi bir insan olursunuz.

Allah hepinize lutfetsin. Amin.

Gariban
Sat, 01.05.2010, 10:44
Gizli Bahçe’ye Gelin!

Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s. ?-?
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Çocuklar, iyi olun

Sevgili yavrularım, herbiriniz söyleyeceğim şeyleri dikkatle dinlemelisiniz. Kendinizi nasıl uygun şekilde idare etmeniz gerektiğini öğrenmelisiniz. Yaşamınız çok hassas ve onu ince bir irfanla idare etmelisiniz.

Önce neyin iyi ve neyin kötü olduğunu düşünmelisiniz., sonra kötü olan herşeyi fırlatıp atmalı ve sadece iyi olanı yapmalısınız. Bu iyi şeylerin tadına bakın. Ve birisi sizin için iyi bir şey yaparsa, karşılığını da güzel bir şekilde gösterin. Fakat eğer birisi size kötü bir şey yaparsa, onu unutun gitsin. Asla karşılık olarak kötülük yapmayın.

Aynı zamanda, anne ve babanıza her zaman saygı göstermelisiniz torunlarım. Onlara yalnızca saygı göstermekle kalmayıp, söz de dinlemelisiniz. Eğer birisi sizden biraz büyükse, ona abi veya abla gibi davranmalısınız. Eğer daha büyükse babanız gibi saygılı olmalısınız. Eğer birisi sizden küçükse, ona sevgi ve şevkatle muamele etmeli ve kanatlarınızın altına alarak bir evlat yahut kardeş gibi davranmalısınız. Ona da saygı duymalısınız. İneklere, keçilere ve diğer hayvanlara da sevgi ve şevkat duymalısınız. Yaşamınız boyunca Allah’ın üçbin sıfatını tüm insanlara göstermelisiniz. Görevinizi yerine getirmeli ve aşağınızda olanlara da üstünüzde olanlar kadar saygı duymalısınız. Bunu, onların hayattaki konumlarına önem vermeden ve ayırım göstermeden yapmalısınız.

Başkaları için ne görev yapıyor olursanız olun, bu görevi sevgiyle, şevkatle, hakikatle ve açık bir kalple yerine getirmelisiniz. Herhangi bir bağlılık yahut bencillikle yapmayın ve ödül de beklemeyin. Genç bir çocuğa da, bir yetişkine de yardım etseniz, karşılık olarak bir yardım beklemeyin. Onlara sevgi gösterin ve işiniz bittiğinde de yolunuza mutlu bir şekilde devam edin.

Hiç bir zaman “Bunu senin için yaptım, öyleyse sen benim için ne yapacaksın?” gibi bir düşünceye sahip olmayın. Asla böyle düşünceler barındırmayın. Eğer birisine yardım eder ve bir karşılık beklerseniz, bencilce iş yapan bencil bir insan olursunuz ve verdiğiniz herhangi bir sevgi, yardım yahut hakikat size gerisin geri zarar verecektir. Sizin için karma toplayacaktır. Bu şekilde yardım ederseniz, bu fena bir şeydir, iyi değil. Asla bu halde olmamalısınız. Ödülünüz etmiş olduğunuz yardımdan dolayı gelmektedir, yardım ettiğiniz kimseden değil. Aldığı yardımı hatır-lamak onun sorumluluğudur, sizin değil. Basitçe yardım etmeli ve yolunuza devam etmelisiniz. Karşılık olarak bir şey beklemek yanlıştır.

Bununla beraber, herhangi bir hayata kalbiniz sevgiyle dolu olarak yardım ederseniz, bu sevgi bir okyanustan bile büyüktür. Her bir kimsenin kalbinde sınırsız bir hazine olacaktır. Eğer görevinizi doğru yolda yerine getirirseniz, onu bitirin, sonra devam edin. Bu başkalarının kalbine huzur verecektir. Böyle bir görev Allah’ın rahmet hazinesi olacaktır.

Torunlarım, asla öfkelenmemelisiniz. Öfke günahların önderidir. Sizi günaha yönlendirecek ve sonra dosdoğru cehenneme götürecektir. Acelecilik sizin iyi ve gerçek irfanınızı tüketecektir. Sabırsızlık, irfanınızın düşmanıdır. Her parlayan altın değildir. Gördüğünüz herşeyi gerçek sanmayın. Altın bir kabın süse ihtiyacı yoktur, hakikat sahibi kalbin de öyle. Hakikatın süslenmeye ihtiyacı yoktur.

Eğer gerçek bir irfana sahipseniz, bir şeyi taklit etmenize gerek yoktur. Söylediğiniz her söz güzel, sevimli ve şevkat dolu olacaktır. Bu sözlerde tatlılık ve kıymet bulunacaktır. Eğer irfanınız hakikatten kaynak alıyorsa, kendisi güzel olacaktır zaten. Makyaja ihtiyacı yoktur. Şu halde oradan buradan topladığınız, kitaplardan okuduğunuz sözleri konuşmayın. Sözleriniz kalbinizden kendiliğinden gelsin ve hakikati açığa çıkarsın. Basitçe bu hakikatten bahsedin. Onu süslemenize ve tıkamanıza gerek yok.

Sevgili torunlarım, hırsızlık yapmayın. Ebeveynlerinizden korktuğunuz için onlara yalan söylemeyin. Onlara doğruyu sevgiyle söyleyin. Deyin ki; “Bir hata yaptım. Lütfen yaptığım şeyden dolayı beni affedin” Önce Allah’tan sizi bağışlamasını isteyin, sonra da ailenizden. Sonrasında da yanlış yaptığınız her kimse onlardan af dileyin. Eğer hatanızı anlar ve pişman olursanız, günahınız silinir. Fakat eğer hatanızı anlamıyorsanız, bağışlanma dilemiyorsanız, bu günah sizinle kalacaktır.

Başkasını kıracak şeyler asla söylemeyin; her zaman sevgiyle konuşun. Başkalarına sevgi ve şevkat nazarıyla bakın; kaplanlar gibi süzmeyin. Başkalarıyla kavga etmeyin; onlarla sevgi, muhabbet, güven ve huzur içinde yaşayın.

Kalbinizde başkalarına karşı düşmanlık beslememelisiniz. İçinizdeki bu düşmanlığı ve fena huyları uzaklaştırın. Şüphe duymayın, o çok büyük bir kanserli hastalıktır. Ondan sakının. Başkalarına karşı her ne şüpheniz varsa uzaklaştırın. Onlar sizin kardeşleriniz. Şüphe barındırmadan yaşamaya çalışın. Bu sizi mutlu eder. Sizin için cennet olur.

Hiçbir canlıya zarar, işkence ve acı vermeyin. Yük arabası çeken öküzlere bile sevgiyle yaklaşın. Taşıyabileceğinden fazla yüklemeyin. Nihayetinde üzerinize çok ağır bir yük verildiğinde taşıyabilir misiniz? Sizin için zor değil mi? O halde taşıyabileceğinden fazla yük yüklediğiniz öküzün sıkıntısını biraz düşünün. Sevgili çocuklarım, herkesin bedeninin ve halinin kapasitesini bilmek zorundasınız. Ancak o zaman doğru işi verebilir, ona saygıyla davranır ve onu korursunuz

Sevgim sizlere torunlarım. Ne zaman birisine yemek verseniz, midesinin kapasitesini bilip onu doldurmaya gerekecek kadar verin. Eğer çok fazla verirseniz, yiyemeyecektir; eğer çok az verirseniz, açlığı geçmediği için sıkıntısı devam edecektir.

Herkesin kalbindeki vasıfları bilip ona göre hizmet edin. Ama öncelikle kendi kalbinizi tanımaya çalışın. Ancak o zaman başkalarının kalbini anlayabilirsiniz. Eğer bu anlayışa sahipseniz, ne söylerseniz söyleyin ve ne yaparsanız yapın gerçek görev, Hakk’ın daim görevi olacaktır. Eğer bu haldeyseniz, her bir kimseye gösterdiğiniz sevgi Hakk’ın sevgisi olacaktır. Her durumda, görevinizi bu anlayışla yerine getirin.

Gözümün nurları, sevgili torunlarım, kardeşlerim; okula gittiğiniz zaman öğrendiğiniz şeylere dikkat edin. Başkalarının yaptıklarıyla ilgilenmeyin. Etraftaki başka şeylere bakarak vaktinizi harcamayın. O an yaptığınız her neyse, ona konsantre olun. Bitene kadar düşünmek zorunda olduğunuz tek şey budur. Eğer ibadete giderseniz, ona yoğunlaşın. Kitap okursanız okuduğunuza yoğunlaşın. Başka işleriniz varsa, onlara yoğunlaşın. İrfanınızla derin konsantre olun. Her şeyi bu niyetle yapmaya çalışın ve her şeyi Allah’ın adıyla yapın.

Başka insanların söylediklerini dinlemeyin yavrularım. Sizin yahut benim hakkımda mı konuşuyorlar diye dinlemeyin. Dünyada pek çok konuşmalar ve cehalet var. Kulaklarınıza dünyanın, cehaletin sesini dinletmeyin. Kulağınızı Hakk’ın sesini verin. Yerine getirmeniz gereken işe sevgi duyun ve kulaklarınızı bu işe verin.

Canım yavrularım, her bir işinizi güzel bir şekilde, içinizdeki dünyaya kulak vermeden yerine getirin. Bu yolla, her gün yaptığınız sayısız davranışları yerine getirin. Cehalet, yanılsama, ve şeytan her zaman orada içinde oynuyorlar.İçteki devam eden bu oyunu uzaklaştırın ve dıştaki oyunu da unutun.

Her biriniz bunu düşünmeli sevgili torunlarım. Daima kötü olanı def edin, iyiyi muhafaza edin ve iyiye göre davranın. Allah’ın vasıflarını, yapış ve davranışlarını elde edin ve tüm diğer sıfatları uzaklaştırın.

Eğer bu iyilik halinde büyürseniz, Hakk’ın dostu olursunuz. Bu dünyada iyi çocuklar olarak yaşarsınız, hem burada ve hem de diğer dünyada ihtiyaç duyulursunuz. Allah sizi iman ve hakikat çocuğu olarak kabul eder. O’nun iyiliğini alır, ve bu iyilikle ebedi faydalar kazanırsınız.

Herkese ve Allah’a iyi çocuklar olarak yaşayın. Kendi kalbinize iyi olun ve irfanınıza da iyi olun.

Sevgim sizlere torunlarım. Bunları düşünün ve bu ince yolda hayatınızı yaşayın. Allah yardımcınız olsun.

Gariban
Fri, 07.05.2010, 08:18
Gizli Bahçe’ye Gelin!

Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.255-258
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Demircinin dükkânındaki kızıl-alevli ateş

Sevgili yavrularım, hadi demirci dükkânına doğru yürüyelim ve işini yaparken onu seyredelim.

Körüğü pompalayarak alevin nasıl daha da parladığını ve ateşi bu şekilde hazırladığını görüyor musunuz? Şimdi biraz daha çıra ekliyor ve kuvvetle tekrar körükleri kuvvetlice pompalıyor. Pompalamayı ne zaman bıraksa ateş sönmeye başlıyor, fakat başladığında hemen alevleniyor ve parlayarak yanıyor.

Yaklaşın çocuklarım, demircinin bir at nalını nasıl yaptığına bakalım. Önce bir parça demir alıyor ve ateşe koyuyor. Demir kızarana kadar bekliyor ve sonra vurarak “U” şeklinde kıvırıyor. Sonra daha ufak bir demiri üç parçaya kesiyor ve üç adet çivi yapıyor. Sonra başka bir alet alıyor ve çiviler için üç tane delik açıyor. Böylece nal hazırlanmış oluyor.

Şimdi de araba çeken kağnılar için değişik tipte bir ayakkabıyı nasıl yaptığını seyredelim. Önce düz ve sıcak bir parça demir alıyor. Onu iki parçaya ayırıyor ve yukarı doğru kıvırıyor; böylece öküzlerin toynağının bir şeye çarptığında yarılmasını engelleyecek. İşte, demirci farklı amaçlar için demire farklı biçimleri bu şekilde veriyor. At için oval bir ayakkabı yaparken, öküz için de yarık toynaklı bir ayakkabı yapıyor. Tekerler için jantlar ve baltalar için yuvarlak kaplamalar yapıyor.

Demirci demirle pek çok şey yapabilir. Metali kıvırabilir ve ihtiyacına göre şekil verebilir. Eğer demir kendi istediğini yapsa demirci bu kadar farklı şeyi yapabilir miydi? Hayır, demiri kontrol etmek zorunda. Ancak emri altına aldığı zaman kendisine ve başkalarının işine yarar kalıba dökebilir.

Dinleyin sevgili torunlarım, ıslık gibi gelen sesi duyuyor musunuz? Demir ağlıyor çünkü ateşin içinde. Fakat demirci onun ağlayışına kulak asmıyor ve ateşe hava vermeye devam ediyor. Demir kızıl hale geldiğinde arzulanan şekli vermek için vurmaya başlıyor.

Demir kalıbı “Oh, hayır! Önce beni ateşte yaktı, şimdi de bana vuruyor!” diye düşünür. Örs dahi kızıl demir üzerine koyulunca acı hissediyor. Hem örs ve hem de çekiç şikayetleniyorlar, “Demire vurduğu zaman biz de zarar görüyoruz, üzerimizde çentikler oluşuyor. Bu sıcaktan ne kadar da eziyet çekiyoruz böyle!”

Fakat örs ve çekiç acı duyuyor diye demirci işini bırakıyor mu? Demir ağladığı için işini bırakıyor mu? Hayır, çalışırken hepsini de, niyetini yerine getirmeleri için kontrol altında tutuyor. Bir kere demirci işini bitirdi mi, demir güzel ve kullanılabilir bir şekle dönüşüyor. Sonra örs, çekiç ve demir ağlaşmayı bırakıyor ve mutlu oluyorlar.

Torunlarım, bizler de demirci gibi olmalıyız. Aklımızı irfan ateşinde yakmalıyız. Arzularımızı, beş elementi, karmayı, yanılsamayı ve ‘ben’ kibrini bu irfanını kızıl ateşine koymalı, zikir nefesiyle havalandırmalı ve O’nunla olan bağımızı sağlamalıyız. Sonra O’nun kelimesinin kudretiyle bu ateşi daha da kuvvetlendiren havayı pompalamalıyız. Akıl kızarıp esner hale gelince ona vurup başkalarına faydası olacak bir şekle sokmalıyız. Aklı kontrol etmeli ve ondan istediğimiz şekilde davranacağı hale getirmeliyiz.

Bu aklı hangi yeni şekle sokmalıyız? Her davranışımıza sevgi getiren ve başkalarını kalbimizle kucaklayabileceğimiz bir kalıba sokmalıyız. Onu başkalarına yardım edecek olan vasıflara sokmalıyız. Dört yüz trilyon on bin enerji dövülmeli ve faydalı hale getirilmeli. Öfke, kibir ve tüm bu sert demir parçaları dövülmeli ve Allah’ın davranış ve görevleri olan üç bin sıfatına dönüştürülmelidir.

Yavrularım, aklınızı dövün ve bu irfan ateşinde yakın. Elbette maymun aklı dövmeye başlayınca acı duyacaktır. Arzular acı duyacaktır. Dinler ve felsefeler acı hissedecektir. Irk ve renk farklılıkları ve önyargılar acı hissedecektir. Sen ve ben ayırımı eziyet çekecektir. Bencillik, kibir ve öfke acı çekecektir. Gurur acı çekecektir. Yanılsama, kibir ve karma ızdırap duyacaktır. Hepside acı hissedecektir ama onları bir şekilde dövmeye devam etmelisiniz.

Bu bağrışmalara kulak asmadan, aklınızı ve arzularınızı dönüştürmelisiniz. Böylece sizin için çalışacaklardır. Ateşte onları yumuşatın, sonra onlara vurun ve onları sevgi, şevkat, irfan ve sabrın güzel hallerine getirin. Allah’ın şevkat nazarıyla onları Hakk’ın güzel sıfatlarının haline getirin. Aklı Allah’la ve diğerleriyle bağ kurabileceği şekle kıvırın. Onu başkalarına güzellik verebilecek ve ihtiyaçlarını giderebilecek bir şey haline getirin. Görüştüğünüz her kalbin durumuna göre verin.

Eğer bunu yapmayı öğrenebilirseniz, gerçek bir insan haline gelirsiniz. Ancak o zaman insan ile Allah arasındaki bağın hikâyesini anlayabileceksiniz. O zaman tüm varlıkların akıl ve kalplerini anlayabileceksiniz. Kesilmesi gereken kısımları keserek onlara yardımcı olacaksınız ve kalplerinde ihtiyaç duydukları huzuru vererek onlara yardımcı olacaksınız.

Bununla birlikte, eğer aklınızı kontrol etmede başarısız olursanız, eğer dilediğini yapmasına izin verirseniz, o zaman asla bir şeyleri değiştiremeyecek ve başkalarına yardımınız olmayacak. Eğer kibre, karmaya ve yanılsamaya hoşnut olacakları şeyleri yapmaları için izin verirseniz, başkalarına hiçbir zaman huzur sağlayamayacaksınız. Bunu düşünün. Demirciden bu dersi öğrenin ve yaşamınıza uygun şekilde tatbik edin.

Yanılsama cehenneminde dik durmayın ve karma tarafından kuşatılmayın. Aklınızı irfan ateşinde yakın ve kelime ile hava verin. Ona vurun, şekle sokun ve kullanılır bir şey haline dönüştürün. O zaman olgun bir insan olursunuz. O zaman Hakk’ın halifesi olursunuz. Eğer aklınızı doğru biçimde tamamen dönüştürebilirseniz, o zaman O’nun kulu olursunuz. Bunu düşünün yavrularım..

Gariban
Fri, 07.05.2010, 08:21
Gizli Bahçe’ye Gelin!

Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.109-113
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Dünyanın çekişi ötesindeki krallık


Sevgili yavrularım, gelin ve gökyüzüne bakın. Burada dünyanın üzerindeyiz ve üstümüzde de gökyüzü var. Bu iki alem arasında bir bağlantı var, yerden göğe ve gökten yere. Burada dünya üzerinde yaşayan beş çeşit hayat gökte de vardır: ateş, hava, su, toprak ve esir yaşamları.

Bu elementlerden herbiri diğerine düşmandır sevgili çocuklarım. Toprakla ateş arasında düşmanlık vardır; ateş toprağı yakabilir ve rengini değiştirebilir. Ateşle su arasında düşmanlık vardır; su ateşi söndürür.Su ve toprak arasında düşmanlık vardır; su toprağı aşındırabilir. Ve yağmurla hava arasında düşmalık vardır. Her unsur “Ben! Ben! Ben büyüğüm” diye ilan eder. Toprak bağırır, “Ben en büyüğüm!” Hava bağırır, “Ben en büyüğüm!” Ateş bağırır, “Ben en büyüğüm!” Ve su bağırır “Ben en büyüğüm!” Aynı şekilde hakikatle yalan ve gerçekle yanılsa-ma(ilüzyon, vehim v.s) arasında da düşmanlık süregider. Yanılsama da bağırır, “Ben en büyüğüm!”

Bu düşman vasıflar, siz beş unsura, yanılsamaya, karmaya ve kibre sahip olduğunuz sürece sizin içinizde de bağıracaklardır. Aklınızdaki düşmanlığın sebebi olacaklardır. Dünyanın manyetizması sizi çekecektir, yanılsama üzerinize ağ atacaktır ve uyuşukluk da sizi aşağıya, kendi seviyesine doğru çekecektir. Unsurlardan asla huzur ortaya çıkmaz. İçinizde bu beş surete sahip olduğunuz sürece, ızdırap, eziyet ve sıkıntıya sebep olacaklardır. Bir düşmanlık vaziyetinde kalacaksınız. Diğer dinleri, ırkları ve dilleri düşmanınız olarak düşüneceksiniz. Diğer renkler ve diğer insanların Tanrılarına nefret duyacaksınız ve onlardan daha iyi olduğunuzu düşüneceksiniz. Fakat önyargı, büyüler, mantralar ve hipnotizmalar sizde bulunacak.
Torunlarım, içinizdeki bu farlkı çeşit hipnotik cazibeleri düşünmek zorundasınız. Gökyüzüne bakın. Güneş, ay ve yıldızlarda ışık var. Hayatınızın her günü ışığa ve karanlığa, gece ve gündüze ayrılmıştır. Gündüz vakti büyük krallık, berraklık zamanı, ruh ve irfan zamanıdır. İrfan güneştir ve sizin içinizde doğduğu zaman ruhunuzun saflığı dışarıya doğru parlayacaktır. Gece sizin bu beşeri krallığa ve yanılsama krallığına bağınızı temsil eder. O, doğumun karanlık zamanıdır. Yanılsamanın güzelliği bu karanlıkta parlar ve ayın dünyayı çekişi gibi sizi çeker. Berraklık sahibi olmadığınız, irfandan yoksun olduğunuz ve diğer şeylere bağlı olduğunuz sürece bu olacaktır.

Bu enerjiler içinizde geliştiği sürece, dünya sizi büyüleyecektir.Onun kudretiyle hipnotize olmuş ceset gibi olacaksınız. Beş unsurdan ve beş duyudan etkilenmiş kimse kıyafetlerinin üstünde olup olmadığının farkında olmayan ve vücudunun kısımlarını göstermekten utanmayan bir ayyaş gibidir. Ve tıpkı ayyaşın bedeniyle ilgi utanmasının olmayışı gibi, irfanını kaybeden de önyargılarıyla ilgili utanma duymaz. Bir durum en az dğeri kadar sarhoş edicidir. Bu uyuşukluk halinde hiç edebiniz, samimiyetiniz, saygınız, yanlış yapmaktan korkunuz ve iyi ameliniz olmayacaktır.

Fakat unsurların ötesinde varolan bir kudret vardır. Bu Allah’ın kudretidir. Ateş, hava, su, toprak ve esir içermez ve onlara bağlantısı yoktur. Bu O’nun hükümranlığında, ruhların hükümranlığında, saflığın hükümranlığında rahmet olarak, ruhların nuru olarak mevcuttur. Bu sırr aleminde ruh bir nurdur, hakikat bir nurdur, irfan bir nurdur, iyilik sıfatları nurdur ve Hakk nurdur. Bu kudret Alim olan, herşeyi kapsayan bolluk hükümranlığıdır ki kendisini idare eder.

Bu yüce hükümranlıkta, dünyaya ve esire bağlılıktan ortaya çıkan dertlerden hiçbirisi var olmaz. Fakat eğer, bunun yerine bu bağlantılara tutunarak düşük bir seviyede kalırsanız, yağmur, fırtına ve hortumlara maruz kalırsınız, ve dünya üzerinizdeki yerçekimi kuvvetini kullanmaya devam eder. Esrarlı güçler geliştirseniz ve beş unsur kuvvetiyle büyü yapmayı öğrenseniz bile, bu güçler sizi yine dünyaya bağlayacaktır. Ne kadar yükseğe uçsanız da, gene de yerçekimi tarafından çekilecek ve uyuşukluğu hissedeceksiniz.

Bu esrarlı güçlerin ve mucizelerin ötesine geçmelisiniz. O zaman bu dünyadaki hiçbir şey sizi etkileyemeyecektir. Dünyanın çekişinin ötesine geçmeli ve içinizde varolan bağları, büyülenmeleri, önyargıları, nefreti ve ayrılığı kesmelisiniz. Bu bağlantılar kesildiğinde, tüm varlıklara kendi canınız gibi bakabilirsiniz. Gerçek birliği anlar ve diğerlerinin açlığını, ızdırabını ve dertlerini kendinizinki gibi bilen merhamete sahip olursunuz. Merhametiniz, sevginiz, adaletiniz, doğruluğunuz ve vicdanınız sizinle hayata gelir. O zaman başka bir halde olursunuz. Ötelerde varolan kudrete bağlanırsınız, büyük hükümranlığa. Hakk’ın rahmeti size geldiğinde ve mükemmel irfana eriştiğinizde ve ruhunuz, irfanınız ve vasıflarınız Allah’ın sıfatları düzeyine geldiğinde, o zaman sadece bunlar tarafından çekilirsiniz. Ruhun ışığı yüce hazine olan Allah’a doğru sürüklenir ve kudret sizi çeker.

Torunlarım, bu hazineye erişmelisiniz. İçinizde yok olmasına izin vermemelisiniz. Anlayışınız geliştikçe bu şeyleri öğrenmeye başlayacaksınız. Allah yardımcınız olsun.

Gariban
Fri, 07.05.2010, 08:22
Gizli Bahçe’ye Gelin!

Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.287 -289
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



Elektrik balığı kendisini çarpmaz

Sevgili yavrularım, Allah okyanuslarda yaşayan pek çok varlık yaratmıştır. Hiç okyanusa dalıp bunlardan bazılarını gördünüz mü? Hadi beraber gidip bazılarına bakalım.

Bu varlıklar ne kadar da hayret verici! Pek çok farklı renk, şekil ve yapı sergiliyorlar. Bazı balıklar çiçeklere benziyor, bazıları da insandan bile daha güzel görünüyorlar. Her biri diğerinden daha harika.

Şu ince, keskin kuyruğu ve geniş vücudu olan balığa bakın. Bu bir elektrik balığı. Kuyruğundaki akım beş yüz Watt’lık ampulden daha güçlüdür. Kuyruğu başka balıklara dokunduğu zaman akım onlara geçer ve onları felç eder hatta öldürebilir. Böylece pek çok balık diğerini yakalayıp yediği halde, hiçbirisi elektrik balığını yakalayamaz. Allah bu balığı büyük bir kudretle yaratmıştır. Fakat gücünü o kadar hassas biçimde kullanır ki asla diğer balıklar ona doğrudan dokunmadıkça onlara zarar vermez.

Elektrik balığı da insan gibi aynı beş elementten var edilmiştir. Vücudu bizimki gibi kan ve su ihtiva eder. Fakat aynı zamanda kuvvetli bir elektrik akımı taşır. Bu akım bizim alıştığımızdan biraz farklıdır. Kullandığımız akımın geçtiği bir suya veya metale temas edersek bir şok tesiri yapar. Fakat bu balık elektrikle dolu olmasına rağmen, suyun içinde kendisini çarpmadan yaşayabilmektedir. Allah bu varlığı ne kadar da hassas yaratmıştır!

Torunlarım, Allah insanın bedenine de farklı bir özel kuvvet yerleştirmiştir. Bu kuvvet irfandan doğar ve gizemli bir şekilde var olur. İnsanın nefesinde, irfanında ve kendisindeki Allah’ın sıfatlarında var olur. Eğer insan bu kutsal saf irfanın kudretiyle bağlantı kurabilir ve onu geliştirebilirse, bu şekilde karşılaştığı her bir şeyi dikkatlice inceleyebilecek ve bedeni beş elementten meydana gelmiş olsa da bu sanal okyanustaki hiçbir akım ona zarar veremeyecektir.

Eğer bu kudreti doğru şekilde kullanabilirse, kendisine zarar vermeye gelen dört yüz trilyon on bin tehlike dokundukları anda sarsılacaklardır. Hiçbir şey onu yakalamayı başaramayacaktır; ne yanılsama, ne karanlık, ne uyuşukluk, ne şeytanlar ve hayaletler. Bu sayısız fena varlıklardan ve hayvani sıfatlardan hiçbirisi ona zarar veremeyecektir. Allah’ın kudreti böyledir, Allah’ın irfanı böyledir, Allah’ın sıfat ve davranışları böyledir. Eğer insanın görev ve fiilleri bu kutsal saf irfanın elektrik halinde yapılırsa, o zaman herhangi bir çeşit kazadan kurtulacak keskinlikte olacaktır. Fakat öncelikle bu gücü kendi içinde vücuda getirmelidir.

Sevgili torunlarım, Allah’ın kudreti elektriktir. İlmi, sevgisi ve merhameti elektriktir. Eğer kendimizi bu güce bağlar ve içimizde çalışmasını sağlayabilirsek, biz de çok fazla güce sahip olacağız. Ve bu kuvveti de uygun şekilde kullanacağız; tıpkı elektrik balığının akımı kendisini korumak için kullanması gibi. O zaman ne toprak, ne su ve ne de herhangi başka bir şey bize zarar veremez; ne dokunursa bir şok alır ve derhal terk eder. Ne çeşit tehlike yaklaşırsa yaklaşsın kızaracak ve bu onun sonu olacaktır. Kalbimizdeki bu kuvvet bizi koruyacaktır.

Sizleri seviyorum yavrularım, bunları düşünün. Balığa bu elektriği veren aynı varlık, insana da harikulade bir kudret vermiştir. Fakat insan bunu kullanmıyor. İçindeki kudret ve güzellikle bağlantısını kaybetmiş ve onun yerine dışındaki görüntülere bakarak “Bu çok güzel! Şu çok güzel!” diye bağırıp çağırmaktadır. Fakat dışında gördükleri neticede kendisini öldürecektir. Elementlere olan bağlantısından dolayı dünyanın elektriği ona şok verecek, havalandıracak ve yere fırlatacaktır.

İnsan yalnızca dünyanın elektriğinden haberdar. İçinde Allah tarafından verilen kudreti düşünmüyor. Elektrik balığı kendisine Allah tarafından verilen doğal gücü kullanıyor ama insan yanılsama okyanusunda sahte kuvvetlere güvenerek yüzüyor ve bu sebepten pek çok kazalara maruz kalıyor. İnsanoğlu ancak bu gerçek kudretle bağlantı kurabilirse ilerleyebilir. İhtiyaç duyduğu her gıdayı elde edebilir, huzur ve mutluluk içinde yaşayabilir.

Yavrularım, Allah’ın bu doğal ilminin kudretini anlayın. O zaman size hiçbir zarar gelmez. Size zarar vermeye gelen her neyse şoka uğrar ve terk eder. Allah yardımcımız olsun.

Gariban
Fri, 07.05.2010, 08:25
Gizli Bahçe’ye Gelin!

Bawa Muhyiddin(K.S)

Yazar: M.R.Bawa Muhyiddin(K.S)
Kitabın Orijinal Adı: Come to the Secret Garden:Sufi Tales of Wisdom
Kitabın Türkçe İsmi: Gizli Bahçe’ye Gelin:Sufilerin irfan hikâyeleri
Cevrilen Sayfalar: s.271 -274
Basım Yılı: 1985
Çevirmen: Emre Yaşar



En yüksek dağ


Sevgili torunlarım, yavrularım. Bugün hadi Himalayalar denilen yüksek sıradağların bulunduğu Hindistan’a gidelim. Nepal ve Hindistan Himalaya’ların batısında ve Çin de doğusunda kalır. Bu sırada pek çok yüksek dağ var fakat en meşhuru Everest Dağıdır.

Çocuklarım, Everest Dağı’nın dünyadaki en yüksek(Uydu ile 8850m yukseklik olculmustur) dağ olduğu söylenir. Çok hayret verici bir dağdır. İnsanlar dünyanın dört bir yanından buraya tırmanma yeteneklerini denemek ve isim yapmak için gelirler. Sonrasında gururla “Ben Everest Dağı’na tırmandım!” diye ilan ederler. Geçen yüz yıl boyunca bu başarıya imza atmak isteyen pek çok kimseler oldu ve başarılı olanlar gazetelerde, dergi ve televizyonlarda övgüler aldılar. Bu maceralarla ilgili sayısız hikâyeler yazıldı.

Dağın tepesine bakın. Buzullarla kaplanmış. Dağcıların buzlu meyilleri geçebilmek için nasıl uğraştıklarını görüyor musunuz? Kazmalar, ipler ve daha ihtiyaç duydukları pek çok eşyayı beraberlerinde getirmişler. Bakın, şimdi de çıkmaya çalışıyorlar. Her birinin farklı bir görevi var gibi. Asıl tırmanmayı yapan birkaç kişi var sadece, pek çoğu çalışıyor. Macerayı kaydetmek için bir haberci ve fotoğrafçı bile var. Fakat tüm itibarı zirveye tırmanan dağcılar alacak. Hepsinden daha becerikli olduğu düşünülecek. Bakın bizimle beraber izlemek için ne çok insan toplandı.

Torunlarım, bu dağları övmek için pek çok şeyler söyleniyor. Bazıları Kailas Dağı olarak isimlendiriyor ve ‘Tanrı orada yaşıyor’ diyor. Kimileri Everest Dağı olarak isimlendiriyor ve ‘Bu, dünyadaki en yüksek dağdır. Ona tırmanmak, ona karşı zafer kazanmak demektir’ diyorlar. Fakat eğer zamanımız bilim adamları onun üzerine bir parça atom bombası bıraksa, dağ alevler içinde kalacak ve gözden kaybolacaktır.

İnsanlar bu dağın çok yüksek olduğunu düşünürler fakat aslında o kadar değildir. Küçük buz kuşları onun üzerinde uçabilir ve hatta bazıları evlerini oraya yapabilirler. Bazı kuşlar için bu mümkündür. Bazı hayvanlar da buzullarda yaşayabilirler. Hatta yılanlar ve başka hayvanlar bu dağa çıkabilirler. Bunu uzun zamandır yapıyorlar ve onlar için normaldir. Fakat insanlar için nadir ve zor olan bir şeydir. Yalnızca bir unvan alabilmek için pek çok zorluklara katlanır.

Sevgili çocuklarım. Everest Dağından yetmiş bin kere daha yüksek olan bir dağ daha vardır ve insanın içindedir. Orada on sekiz bin âlem görünür. Onun zirvesi Allah’ın hükümranlığına ulaşır ve eğer bu dağın zirvesine çıkabilirseniz bu hükümranlığı görebilirsiniz. Ne inanılmaz bir manzara! Bu dağ çok yüksektir ve tırmanması son derece zordur. İnsanoğlunun var olduğu iki yüz milyon yıldan beri çok nadir insanlar bu dağa çıkabilmiş ve Allah’ın hükümranlığını ve O’nu görebilmişlerdir.

Bu yüksek dağ nedir? İnsanın cehaletinden oluşan kibir dağıdır. Dünyada, yaşamda ve on sekiz bin âlemde bu dağdan yükseği yoktur. İrfan yokluğundan, bencillikten, yanılsamadan ve onun enerjilerinden çıkar, nefret, şehvet, açgözlülük, fanatizm, toprak, altın ve bedensel zevkler, tüm bu enerjiler bu dağda hayat sürer ve insanlarda milyonlarca yeniden doğuşa maruz bırakırlar. Bir insan için tüm bunların üstesinden gelmek çok zordur. Fakat torunlarım, bu dağa tırmanmaya çabalamadığımız her gün, yaşamımızda sıkıntılarla yüzleşeceğiz.

Tüm bu fena enerjilerin üstesinden gelen ve kenara itebilen çok nadir insanlar zirveye ulaşmış ve Hak ile konuşmuş ve O’nun sıfatlarından, ilminden, rahmetinden, aşkından ve huzurundan bahsetmişlerdir. Bu sıfatları öğrenen ve yukarı tırmanan herkes tüm bu hazineleri Allah’tan alacak ve ruhunun özgürlüğüne erişecektir. Ruhunun saflığını bilecektir. Ruhtaki nur olan Hakk’ı bileceklerdir. Yaratanı tarafından kendisine verilen ödülü, unvanı ve övgüyü elde edecektir. İlahi marifet tacını giyecek ve gerçek bir insan olacaktır.

Torunlarım, Everest’e tırmanmak çok şaşılacak bir durum değildir. Akrepler, kuşlar ve yılanlar da bunu yapabilirler. Bu benlik dağı çok daha yüksektir ve tırmanması çok daha zordur. Bunu bilmeli ve yaşamınızda üstesinden gelebilmek için olağanüstü çaba harcamalısınız. Fakat bu içsel dağa tırmanabilmek için Allah’ın vasıflarına, davranışlarına ve sevgisine sahip olmak zorundasınız. Yaratanınıza iman etmelisiniz. İrfana, Allah’ın merhametine, huzuruna ve iyi işlerine sahip olmalısınız. Ve sabır, şükür, tevekkül ve hamd sahibi de olmalısınız.

Eğer Allah’ın sıfatlarıyla tırmanmayı başarabilir ve bu benlik dağının zirvesine ulaşabilirseniz, Allah sizinle tıpkı Sina Dağı’nda Musa peygamberle konuştuğu gibi konuşacaktır. Fakat eğer bu zirvenin hakkından gelemezseniz, ne kadar zaman ibadet etseniz, de, tefekkür etseniz de cehalet sizi büyüleyecek ve ağıyla sizi yakalayacaktır. Bu enerjiler daima sizi kontrol edecektir.

Sevgim sizlere yavrularım, bunu anlayın lütfen. İnsanın irfan arayışında bu, karşısına çıkabilecek en yüksek engeldir. Bu tüm ağların en heybetlisidir ve bunun üstesinden gelmek en büyük mucizedir. Her biriniz bu dağı tırmanmak zorundasınız. Bu dağın zirvesine ulaştığınızda Yaratanınızla beraber olacaksınız. Özgür olacaksınız. Anlıyor musunuz?

Allah yardımcınız olsun ve bu dağa çıkıp O’nunla konuşabilmeniz için size lütufta bulunsun.

kulihvani
Fri, 07.05.2010, 08:29
Sevgili dost gariban,
Bawa Hazretlerinin, değerli kardeşimiz Emre Yaşarın ve sizin bu çalışmalrınızı toplumumuza kazandırmanız ne güzel hizmettir.
İslam Dinimizde Hayvan hakları ile ilgili pek çok eserler kaleme alınmış kanunlar çıkarılmıştır ve hatta vakıflar kurulmuştur.
Bendenizde derlemelerle katılmak diledim hadisleri ekledim..



----Abdurrahman İbnu Abdullah, babası Abdurrahman (ra)'dan rivayet eder ki şöyle demiştir: "Biz bir seferde Resulullah (sav) ile beraber idik. Resulullah bir ara bir ihtiyacı için yanımızdan ayrıldı. O sırada hummara denen bir kuş gördük, iki tane de yavrusu vardı. (Kuş kaçtı) yavrularını aldık. Kuşcağız etrafımıza yaklaşıp çırpınmaya, kanatlarını çırpıp havada inip çıkmaya başladı. Resulullah (sav) efendimiz gelince: "Kim bu zavallının yavrusunu alıp onu izdıraba attı? Yavrusunu geri verin!" diye emretti. Bir ara, ateşe verdiğimiz bir karınca yuvası gördü. "Kim yaktı bunu?" diye sordu. "Biz!" dedik. "Ateşle azab vermek sadece ateşin Rabbine hastır" buyurdu." [Ebu Davud, Cihad 122, (2675), Edeb, 176, (5268)]

----Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İnsanlara merhamet etmeyene ALLAH Tealâ merhamet etmez." buyurmuştur. (Ebi Saîd El Hudri (ra) dan; Tirmizî, Birr 16-1923; Cerir (ra) dan; Buhârî, Edeb 27; Müslim, Fezâil 66-2319)


ـ3ـ وعن ابن عمر رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما قال: ]قال رَسول اللّهِ #: دَخَلَتِ امْرَأة النَّارَ في هِرَّةٍ رَبَطَتْهَا فَلَمْ تُطْعِمْهَا ولَمْ تَدَعْهَا تَأْكُلُ مِنْ خَشَاشِ ا‘رْضِ[. أخرجه الشيخان.»خَشَاشُ ا‘رْضِ« هَوَامُّهَا وَحشراتها .

----İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşerâtından yemeye de salmamıştı."

[Buhârî, Bed'ü'l-Halk 17, Şirb 9, Enbiya 50; Müslim, Birr 151, (2242).]


ـ1ـ عن أبى هريرة رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قال رسول اللّهِ #: بَيْنَمَا رَجُلٌ يَمْشى بِطَرِيقٍ اشْتَدَّ عَلَيْهِ الْعَطَشُ فَوَجَدَ بِئْراً فَنَزَلَ فِيهَا فَشرِبَ ثُمَّ خَرَجَ وَإذَا كَلْبٌ يَلْهَثُ يَأكُلُ الثَّرَى مِنَ الْعَطَش. فقَالَ الرَّجُلُ: لَقَدْ بَلَغَ هذَا الْكَلْبُ مِنَ الْعَطَشِ مِثْلَ الَّذِى كانَ بَلَغَ مِنِّى فَنَزَلَ الْبِئْرَ فَمَ‘َ خُفَّهُ مَاءً ثُمَّ أمْسَكَهُ بِفيهِ حَتَّى رَقِىَ فسَقَى الكَلْبَ فَشَكَرَ اللّهُ تَعالى لَهُ فَغَفَرَ لَهُ. قَالُوا يَا رسُولَ اللّهِ وَإنَّ لَنَا في الْبَهَائِمِ أجْراً؟ قالَ: في كُلِّ كَبِدٍ رَطْبَةٍ أجْرٌ[. أخرجه الثثة وأبو داود .

----Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "Bir adam yolda, yürürken susadı ve susuzluğu arttı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: "Bu köpük de benim gibi susamış" deyip tekrar kuyuya inip, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve günahlarını affetti."
Resûlullah'ın yanındakilerden bazıları:
"Ey Allah'ın Resûlü! Yani bize hayvanlar (a yaptığımız iyilikler) için de ücret mi var?" dediler. Aleyhissalâtu vesselâm:
"Evet! Her "yaş ciğer" (sahibi) için bir ücret vardır" buyurdu."

[Buhârî, Şirb 9, Vudû 33, Mezâlim 23, Edeb 27; Müslim, Selâm 153, (2244); Muvatta, Sıfatu'n Nebi 23, (2, 929-930); Ebû Dâvud, Cihâd 47, (2550).]


ـ2ـ وفي أخرى: ]أنَّ امْرأةً بَغِيّاً رَأَتْ كَلباً في يَوْمٍ حَارٍّ يَطِيفُ بِبِئْرٍ قَدْ أدْلَعَ لِسَانَهُ مِنَ الْعَطَش فَنَزَعَتْ لَهُ مُوقَها فَغُفِرَ لَهَا بِهِ[ .
»لَهَثَ الْكَلْبُ« وَغَيره إذا أخرج لسانه من شِدَّةِ العطش والحرّ. وكذا »أدْلَعَ لِسَانَهُ«.»والثَّرَى« التراب النَّدِى، والمراد هنا التراب مطلقاً.»وَالْكَبِدُ الرَّطْبَةُ« كل ذات رُوحٍ وَ تكون رَطبَةً إَّ إذَا كانَ صَاحِبها حيا.»وَالْبَغَىُّ« المرأة الزانية. »وَالمُوقُ« الخُفُّ .

----Bir diğer rivâyette şöyle denmiştir: "Fâhişe bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrafında dönen bir köpek gördü, susuzluktan dilini çıkarmış soluyordu. Kadıncağız mestini çıkararak (onunla su çekip köpeği suladı). Bu sebeple kadın mağfiret olundu."
[Müslim, Tevbe 155, (2245).]

----Abdullah İbnu Câfer (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm)'ın kazâ-i hâcet yaparken geri tarafından istitar (perdelenme) için en ziyâde tercih ettiği sütre, bir bina veya bir hurma kümesi idi. Bir seferinde Ensârdan bir zâtın bahçesine girdi. Orada bir deve vardı. Deve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı görünce inledi ve gözlerinden yaşlar aktı. Aleyhissalâtu vesselâm deveye yaklaştı ve gözyaşlarını sildi. Hayvan sâkinleşti.
"Bu devenin sâhibi kim?" diye sorarak ilgi gösterdi. Ensâr'dan bir genç:
"O bana aittir ey Allah'ın Resûlü!" deyip ortaya çıkınca Hz. Peygamber onu payladı:
"Allah'ın sana mülk kıldığı bu deve hakkında Allah'tan korkmuyor musun? Bak! Bu bana şikayette bulundu. Sen bunu acıktırıyor ve fazla çalıştırarak da yoruyormuşsun."

[Ebû Dâvud, Cihâd 47, (2549).]


ـ5ـ وعن أبى هريرة رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قالَ رسولُ اللّهِ # َتتَّخِذُوا ظُهُورَ دَوَابِّكُمْ مَنَابِرَ إنَّمَا سَخّرَهَا اللّهُ لَكُمْ لِتُبَلِّغَكُمْ إلى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بِالغِيهِ إَّ بِشِقِّ ا‘نْفُسِ وَجَعَلَ لَكُمُ ا‘رْضَ، فَعَلَيْهَا فَافْضُوا حَاجَتَكُمْ[. أخرجه أبو داود.»شِقُّ ا‘نْفُسِ« جَهْدُهَا وَشِدَّةُ مَا تقيه عند مقاساة ا‘مور الصعبة .

----Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "Hayvanlarınızın sırtını minberler yerine koymayın. Şurası muhakkak ki tek başınıza güçlükle gidebileceğiniz bir yere sizi götürmeleri için Allah onları sizlere musahhar (hizmetçi) kıldı. Arzı da sizin (durma yeriniz) kıldı, öyleyse ihtiyaçlarınızı (duran hayvanının sırtında değil) arz üzerinde görün."

[Ebû Dâvud, Cihâd 61, (2567).]


ـ6ـ وعن عبدالرحمن بن عبداللّه عن أبيه رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]كُنَّا مَعَ رسولِ اللّهِ # في سَفَر. فَرَأيْنَا حُمْرَّةً مَعَهَا فَرْخَانِ لَهَا فَأخَذْنَاهُمَا. فَجَاءَتِ الحُمْرَّةُ تُعَرِّشُ. فَلَمَّا جَاءَ رسولُ اللّهِ # قال: مَنْ فَجَعَ هذِهِ بِوَلَدِهَا؟ رُدُّوا وَلَدَهَا إلَيْهَا، وَرَأى قَرْيَةَ نَمْلٍ قَدْ أحْرَقْنَاهَا. فقَالَ: مَنْ أحْرَقَ هذِهِ؟ قُلْنَا نَحْنُ. قَالَ: إنَّهُ َ يَنْبَغِى أنْ يُعَذِّبَ بِالنَّارِ إَّ رَبُّ النَّارِ[. أخرجه أبو داود.»الحُمَّرَرةُ« بضم الحاء المهملة وتشديد الميم: نوع من الطير في شكل الْعُصْفُورِ.وقوله: »تُعَرِّشُ« بالعين المهملة والشين المعجمة: أى تُرَفْرِفُ وَتُرْخِى جَنَاحَيْهَا وَتَدنو من ا‘رض لتقع عليها و تقع، وروى.»تَفْرُشُ« بالفاءِ من فَرَش الجناح وَبَسَطَهُ .

----Abdurrahman İbnu Abdullah, babası Abdurrahman (radıyallâhu anh)'dan rivâyet eder ki şöyle demiştir: "Biz bir seferde Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) ile beraber idik. Resûlullah bir ara bir ihtiyacı için yanımızdan ayrıldı. O sırada hummara denen bir kuş gördük, iki tane de yavrusu vardı. (Kuş kaçtı) yavrularını aldık. Kuşcağız etrafımıza yaklaşıp çırpınmaya, kanatlarını çırpıp havada inip çıkmaya başladı. Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) efendimiz gelince:
"Kim bu zavallının yavrusunu alıp onu ızdıraba attı? Yavrusunu geri verin!" diye emretti.
Bir ara, ateşe verdiğimiz bir karınca yuvası gördü.
"Kim yaktı bunu?" diye sordu.
"Biz!" dedik.
"Ateşle azab vermek sâdece ateşin Rabbine hastır" buyurdu."

[Ebû Dâvud, Cihâd 122, (2675), Edeb, 176, (5268).]


ـ8ـ وعن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]قال رسولُ اللّه #: قَرَصَتْ نَمْلَةٌ نَبيّاً مِنَ ا‘نْبيَاءِ. فَأمَرَ بِقَرْيَةِ النَّمْلِ فَحُرِّقَتْ. فأوْحَى اللّهُ تَعَالى إلَيْهِ: أنْ قَرَصَتْكَ نَمْلَةٌ أحْرَقْتَ أُمَّةً مِنَ ا‘مَمِ تُسَبِّحُ؟« أخرجه الخمسة إ الترمذي.»وَقَرْيَةُ النَّمْلِ« مسكنها .

----Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: "peygamberlerden birini bir karınca ısırdı. O da (öfkelenerek) karıncanın yuvasının yakılmasını emretti ve yakıldı. Allah Teâla Hazretleri ona şöyle vahyetti: "Seni bir karınca ısırmışken, sen tesbih eden bir ümmeti yaktın."

[Buhârî, Cihâd 152, Bed'ü'l-Halk 14; Müslim, Selâm 148, (2241); Ebû Dâvud, Edeb 176, (5265); Nesâî, Sayd 38, (7, 210, 211).]



Kur'ân-ı Kerîm, hayvanların da insanlar gibi birer ümmet olduklarını, Kitap'ta onları da ihmal etmediğini bildirir:
“Yerde yürüyen hayvan ve iki kanadıyla uçan kuşlardan hepsi, ancak sizin gibi ümmetlerdir. Biz Kitap'ta hiçbir şeyi noksan bırakmadık. Sonra ancak Rabbine toplanıp getirilirler" (En'âm 38).
Âyette, Kitap'ta ihmal edilmedikleri bildirilen hayvanlardan:
Sinek (Hacc 73), sivrisinek (Bakara 22), örümcek (Ankebût 41), karınca (Neml 18), arı (Nahl 68), kurt (Yûsuf 13, 14, 17), eşek (Cum'a 5, Bakara 259, Nahl 8), katır (Nahl 8), at (Âl-i İmrân 14, Enfâl 60, Nahl 8), öküz ve inek (Bakara 67-71, En'âm 144, 146, Yûsuf 43, 46), deve (En'âm 144, Gâşiye 17), koyun (En'âm 146, Enbiyâ 78, Tâhâ 18), yılan (Tâhâ 20, A'râf 107 vs.) domuz (Bakara 173, Mâide 60 vs.), maymun (Bakara 65, Mâide 60), köpek (A'râf 176, Kehf 22) gibi pek çok vahşi ve ehlî hayvanın ismi çeşitli vesîlelerle Kur'ânı Kerîm'de zikredilmektedir.
Ayrıca Sûre-i Bakara, Sûre-i Nahl, Sûre-i Ankebût, Sûre-i Neml gibi bâzı sûreler de isimlerini metinde zikri geçen bu hayvanlardan alır.
Kur'ân-ı Kerîm, beşer hayatında büyük rol oynayan deve, at, katır gibi bir kısım hayvanlara daha dikkat çekici ifâdelerle yer vererek ehemmiyetlerine parmak basmaktadır:
"Hem kendilerine binesiniz, hem de zînet olsun diye atları, katırları, merkebleri yarattı" (Nahl 8);
“(O kâfirler ibret gözüyle) bakmazlar mı deveye, nasıl yaratılmış?" (Gâşiye 17);
"Andolsun soluyarak koşanlara (gâzilerin atlarına), o tırnaklarıyla ateş çıkaranlara..." (Âdiyât 1-2)


HZ. PEYGAMBER'İN SÜNNETİNDE HAYVANIN YERİ

Dinimizin hayvanlarla ilgili tâlimâtını hadisler tamamlar.
Bu mevzu üzerine Hz. Peygamber (aleyhissalâtü vesselâm) pek çok durmuştur.
Onun hayvanla alâkalı olarak vaz'ettiği teferruâta başka dinlerde ve başka büyüklerin sözleri arasında rastlamak mümkün değildir.
Hayvanlara gösterilmesi gereken merhametten, eziyet ve hakâreti yasaklamaya; onları sevip okşamaya, gıda ve temizliklerine ihtimâma, yavrularının bakım ve korunmasına kadar hiçbir şeyi ihmal etmemiştir. Bunları kısaca görelim.


İYİ MUÂMELE VE MERHAMET

Hayvanlarla ilgili olarak gelen hadislerde en ziyâde onlara karşı almamız gereken tavırla alâkalı olanlar dikkatimizi çeker.
Zîra pek çok hadis merhamet ve iyi muâmele üzerinedir.
Önce şunu belirtelim ki, iyi davranış ve merhamet, her müslümanda, her hususta bulunması gereken bir vasıftır. Bunun hayvanlara karşı da gösterilmesi ayrıca istenmektedir.
Bir hadiste şöyle buyrulur: "Merhametli olanlara Rahmân (yâni merhamet sâhibi olan Allah) merhamet eder. Yerde olanlara merhametli olun ki, gökte olanlar da (melekler) size rahmet etsinler..."
Burada geçen "yerde olanlara" tâbirindeki ıtlâkı nazar-ı dikkate alan âlimler "buraya müslüman, kâfir, hayvan, memlûk... gibi her çeşit canlının dâhil olduğu" hükmünü çıkarmışlardır.
Yine mutlak bir ifâde ile: "Merhametten nasîbi olmayanın hayırdan da nasîbi yoktur" buyrularak daha tehditkâr bir üslûbla merhametli olmak taleb edilmiştir.


HAYVAN HAKLARI:

Bâzı hadisler, hayvanların, üzerimizde riâyet etmemiz gereken bir kısım "hakları" olduğunu, bunların ihlâli hâlinde Kıyâmet gününde hesap verileceği ifâde edilmektedir.
Üsâme İbn-i Zeyd'e Peygamberimiz (aleyhissalâtü vesselâm):
"Ey Üsâme, acıkan ciğer sâhibi her hayvan husûsunda dikkatli ol, Kıyâmet günü Allah'a şikâyet edilirsin" demiştir.
Hayvan hakları fikrini te'kîd eden bir başka hadiste:
"Eğer hayvanlara yaptığınız haksızlıklardan dolayı Allah sizi affedecek olursa, pek çok affa mazhar kılmış demektir" buyrulur.
Sünnet'e göre, hayvanların riâyet edilmesi gereken hakları çeşitlidir ve onlara karşı izhar edilmesi gereken iyi muâmele ve merhamet bunların yerine getirilmesi ile tahakkuk eder.
Bunların başlıcalarını şöylece sıralayabiliriz:
Hayat haklarına riâyet, gıdalarını ihtimam, temizlik ve bakım, yavrularına ihtimam ve hayvan neslinin korunması, fazla yük vurmamak, hayvanları fıtrî vazîfelerinde kullanmak, eziyet etmemek... Şimdi bunları açıklayalım:
* Hayat Haklarına Riâyet:
Bu, sayıları belli ve mahdud bâzı hayvanlar dışında kalan bütün hayvanların fuzûli yere öldürülmemesi gerektiğini, aksi takdirde mes'ûliyeti mûcib olduğunu ifâde eder.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtü vesselâm) karga, çaylak, akrep, fare, kelb-i akûr ve yılan gibi gerek insanlara ve gerekse diğer hayvanlara zararlı olanlar hâriç "ruh sâhibi mahlûkların" faidesiz ve keyfi bir şekilde öldürülmesini yasaklamıştır.
Dârimî ve Nesâî'nin, "Herhangi bir hayvanı fuzûli yere öldürmenin hükmü" başlığı altında sundukları bir hadiste Hz. Peygamber (aleyhissalâtü vesselâm) şöyle buyurur:
"Haksız olarak serçeyi öldürenden Cenâb-ı Hak Kıyâmet günü hesap soracaktır."
Cemâat: "Kuşun hakkı da nedir?" diye sorunca: "Onu kesmesi ve sonra da yemesidir" cevâbını verir. Münâvî Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm)'ın burada serçeyi zikretmekle, büyük hayvanların hukukunun daha ehemmiyetli olduğuna dikkat çektiğini belirtir.
Bu meyanda kurbağa, karınca, arı, hüdhüd, çekirge gibi bir kısım hayvanların öldürülmesinin de kesin bir lisanla yasaklandığını kaydedelim.
Bilhassa karıncalar hususunda ısrarla duran Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm), ısırdığı için karınca yuvasını yaktıran bir peygamberin, "Seni ısıran bir tek karınca idi, sen ise tesbih eden bir ümmeti helâk ettin" diye vahiy gelerek, Allah tarafından, itâb edildiğini anlatır.
O peygamber devrinde ateşle cezânın yasaklanılmamış olabileceğini söyleyen şârihler, bunun İslâm şeriatinde Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm)'ın, "Ateşle azâb vermek, ateşin sâhibine âittir" hükmüne binaen yasaklandığını ifâde ederler.
Karıncalara karşı şefkati son derece ileri görünerek, onların yuvalarının yakınlarında ateş yakılmasını da yasaklayan Hz. Peygamber (aleyhissalâtü vesselâm) onlar hakkında bir de şu hikâyeyi anlatır:
"Bir peygamber ümmetiyle yağmur duasına çıkmıştı, bu esnâda bazı ayaklarını havaya kaldırmış vaziyette bir karınca görmüştü ki, ümmetine:
"Dönün artık, karıncanın durumu sebebiyle duânız kabûl edilmiştir" demiştir."
Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm)'ın karınca ve diğer hayvanlar karşısındaki tutumu arkadan gelen nesiller üzerinde fazlasıyla müessir olarak, "hayvanın insan üzerindeki hakkı" fikrini şuur hâline getirmiştir. Rivâyete göre, Ashâb'tan Adiyy İbn-i Hâtim (radıyallâhu anh), ekmek ufalayarak karıncalara atar ve şöyle derdi:
"Bu mahluklar komşularımızdır, üzerimizde hakları vardır."