Şu An ForumumuzdaŞu An Forumumuzda

    Şu an 12 kullanıcı online. 0 Üye ve 12 Misafir Bulunmaktadır.

    SÜNNETULLAH Münir DERMAN



    Münir DERMAN (ks)

    SÜNNETULLAH


    Cesedi ta’zimle tut!
    Cesedini temiz tut!
    Midene haram lokma sokma!
    Helal yolunda yürü!
    Her an abdestli bulun!
    Daima abdestli olana şeytan katiyen yanaşamaz.
    Burada şeytanın işi yok câmide, hepimiz abdestliyiz.
    Çok uyuma! Mideni çok doldurma!
    Bunlar hep cesedî ta’zimdir.
    Dilinden şükrü bırakma!
    Belâlara sonsuz bir sabır göster! Kızma!
    Tövbe ve istiğfar fırçasıyla durmadan kaşağılan! Fırçala üstünü!
    Güler yüzlü ol!
    Büyüklere hürmet et! İ’timat et!
    Küçüklere şefkatli ol!
    Hayvanlara, nebatlara karşı sonsuz bir merhamet göster!
    Giderken dalı koparma!
    “Efendim hamam böceğidir” diye “rab!” diye ayağınnan ezme!
    Allah’ın mahlukudur. Hayy taşıyor!..



    Hangi selahiyetle bilmem ne!.
    “Küllün muzırrın yüktelun!”
    Ulan hamam böceği sana ne yaptı?
    Kurt atlar üzerine seni boğacak o zaman öldürürsün onu.
    Amma sen onlara hürmet edersen kurt yanından gelip geçer sana bir şey yapmaz.
    Çocukların elindeki kuşlara “pıt! Pıt!.”
    Şimdi bir serserilik daha oldu haaaa herkesin elinde bir kamış dere kenarında.
    Şu kadarcık bir balık!..
    Haydi eeee tut, on tane tut.
    Ulan o ne olacak. Bişerken su olur o.
    İşte bunlar, Allah’ın mahluklarına eziyyettir oğlum!
    Bunun babası anası yok mu o serseri çocuğun, kırsın o kamışı.
    Bu serseriliği de devam ettirmek için de balıkçı dükkanları, bilmem efendim ağlar, yok iğneler, yok rezâletler çıkıyor.
    Bırak balığı gitsin!
    Yemesen ne olur onu!
    İlla alacaksın onu yiyeceksin o iki lokmaynan onu, miden dört saat sonra afedersin onu maddi galileye çevirecek.
    O halde vücudun afedersiniz, sümme hâşâ sümme hâşâ “bok” i’mal ediyor vücudunuz!.
    İnsan pislik imal etmek için gelmemiştir dünyaya.
    Efendim açlıktan ölürüm.
    Ölmezsin Allah yaşatır insanı!.

    Ümmü’l- Hasan. Hasanın anası, “ÜMM” ana demektir.
    Bağdat’lı mübârek bir velî kadın.
    Bağdad’ın en zengin ailesine şey.
    Hiç kimseden bir lokma istemezmiş.
    Buyurun. Hikaye değil, menkıbe de değil hakikat.
    Bulursa yer, bulamazsa yemezmiş.
    Bütün aile efradı zengin hep kapıda geziyorlar:
    “Emret demiş sana her şeyi verelim!.”
    “Ihhhııııh! “
    Gitmişler zamanın Gavsuna.
    “Yâ Gavs. Senin sözün geçer Ümmü’l -Hasan’a git söyle de!” demiş.
    “Bir şey verelim buna.”
    Gelmiş Ümmü’l- Hasan’ın yanına Gavs.
    “Selâmün Aleyküm!. Hasan’ın anası Ümmü’l -Hasan!.”
    “Aleykümüs selâm Yâ Gavs!”.
    “Yâ Ümmü’l- Hasan bak ne hale geldin. Bir et, deriden bir kemik kaldın demiş.
    Bak akrabaların sana helal lokma getiriyorlar demiş. Ye bunları!.”
    “Ben öyle bir derde giriftar oldum ki demiş.
    Ben bütün kâinatı yakarken Kadir-i Mutlaktan bir parça ekmek istemeye utanıyorum!” demiş.
    “Bu zayıf kuldan mı isteyeceğim!.”
    Biz: “Heeeee!”
    Halak öğrencileri gibi dalkavuk: “Eeeeheeee Mehmet Bey! Haaa Hasan Bey, Murat Bey. Neeee efendim heeeeee!”
    Allah nerde oğlum?..
    Kafan dik olacak. Güler yüzlülükle...

    Onun için hiç kimse kendisine, parasına, arabasına şuna buna güvenmesin âyet-i kerime var, Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem’ e inen diyor ki:
    “Yâ Rasûll! Sende öleceksin. Onlarda ölecekler.” diyor Cenâb-ı Allah.
    Dünya hiç kimseye kalmaz yalınız Allahla olmaya bakın! Allahla olmaya bakın!.
    “Allahla nasıl olunur?”
    Şimdiye kadar öğrenmediysen “tühhh!..” yüzüne be!..
    İşte burada secde!.
    Allahla olanı hiç kimse korkutamaz.
    Ne cin, ne peri, ne yılan, ne aslan.!
    Aşşağıda çiyanlar yılanlar bile yanına yanaşamaz.
    Cesedine toprak bile dokunamaz
    Öyle insanın mezarda iken sual melekleri geldiği zaman iltifat ile böyle onun önünde dururlar.
    Suala cevabı ister verir o adam ister vermez!
    Yaaaa öyle edeb ederler ondan!..

    O demin ki Hz. Halvanî isminde bir zât-ı muhterem Velîyullah.
    Heybesi omuzunda seyahat ediyor.
    Çölde gidiyor. Akşam olmuş. Yatsı olmuş.
    Demiş artık yürümeyim. Ayda çıkmış böyle.
    Koymuş bir kum şeyinin yerine heybesini, kırbasını çıkarmış.
    Bir abdest tazelemiş. Yatsıyı kılmış. Selâm vermiş.Tam yatacak.
    Bakmış ki etraftan: “Uhuuuuu!” sesler mesler!.
    “Ulan ne oluyor?.”
    Aslanlar, kaplanlar, şey bir sürü vahşi hayvanlar gelmiş etrafına toplanmışlar böyle.
    Hayal deği,l rüyâ da değil.
    Hazreti Halvanî yalan da söylemez.
    Bakmış aslanlar: Huuu! Muuu!”
    Yılanlar felan: “Herhalde demiş ben bunlardan korkmuyorum yahu belki Allah beni korkusuzluk makamına çıkardı!” demiş.
    “Bismillâhirrahmânirrrahîm!” demiş yatmış uyumuş.
    Kalkmış sabah vakti. Abdest almış güzelce. Kılmış namazı.
    Güneş çıkmak üzere almış şeyine.
    O hayvanları ite ite ite, koyun sürüsü gibi ite ite çıkmış dışarı.
    En sonunda da bir Aslan şöyle duruyor.
    Ona da bir suratına vurmuş hiç aldırmıyor!.

    Bir saat gittikten sonra güneş epey bi yükselmiş.
    Bir dere kenarına gelmiş.
    Terlemiş. Omzundaki heybeyi şey etmiş, sıvamış kollarını.
    Demiş ki: “Şurada ellerimi bir yıkayım!.”
    “Yıkayım!” derken: “Pırrrr!” iki tane serçe..
    Bizim Halvanî “Küttt!” diye düşmüş bayılmış.
    Birazdan kendine gelmiş. Yüzünü yıkamış.
    “Yâ Rabbi!” demiş. “Ben demiş Akşam aslanların içinde hiç korkum yoktu demiş. İki tane serçeyle nerdeyse ölecektim korkudan!” demiş.
    Serçelerin gittiği yerden telsiz gelmiş içine, telsiz!.
    “Nasıl telsiz?”
    Ulan bunun telsizi burda öğrenilir.
    Öğrendikten sonra onun ismine “telsiz” denir.
    “Yaaa Halvanî demiş gece bizimle beraberdin de korkmadın!” demiş.
    “Gündüz nefsinlendin!” demiş.
    İnsan kendinnen olduğu zaman sinekten bile korkar.
    Kendinde olmadığı zaman, alevin içine girer.

    Geçen hafta Ankara’daydım, kızımı görmeye gittim bir haftalığına.
    Diyanet işleri Reisi ricâ etti.
    Hacı Bayramda bir vaaz ettim orda, iki saat.
    Bu müftüler de gelmişti.
    Türkiye’nin bütün müftüleri toplanmış, 150 kadar da varıdı.
    Gitmiş demek ki şeyi.
    Bir yerin bir müftüsü çıktı, oturduk namazdan sonra Hacı Bayramın dışında oturduk.
    Dıyanet İşleri Reisine dediki: “Efendi Hazretleri!” dedi.
    “Biz dedi bir çok hocalardan, profosörlerden, âlim, işte mühendislerden, doktorlardan bazı sual soruyorlar bize!” diyor.
    “İşin içinden çıkamadık. Diyanet işlerine yazdık diyor ordanda bir cevap gelmedi!” diyor.
    “Müsaade ederseniz” dedi. Benim için, “Doktor Bey’e soralım!” dedi.
    “Hay hay sorun müstefid olursun!” dedi.
    “Nedir o Hoca Efendi, Müftü Efendi?” dedim.
    Dedi: “Efendim. Ayda yıldızlarda insan, canlı varmıdırrr yok mudurrr?” dedi.
    “Bunun için âyet-i kerime yok!” dedi.
    “Kur’ân-ı Kerimde âyet-i kerime yok.
    “Hadisi Peygamberi de yok” dedi.
    “Hadisi peygamberi yok mu?” dedim..
    “Yok!” dedi. “Âyet-i kerime de yok! Yok!”
    Peki Diyanet İşleri Reisi Nasûlhi Efendi de ordaydı.
    Âlim adamlar bunlar.
    “Yok mu dedim Efendim?”
    “ Yok!” dedi.
    “Var!” dedim ben! “Var!”
    Şimdi hepisi: “Ulan bu herif atıyor mu, yalan mı söylüyor? Ne oluyor?” diye bakmağa başladılar.
    “Ne bakıyorsunuz?” dedim “âyet-i kerime var!”
    Herifler şaşırmadı şamşurdular.
    “Lâ havle vela kuvvete.”
    İşte tefsirci, tefsir yapan adam, hafızlar var Ankara burası, bura değil.
    “Nasıl olur Efendim?”
    “Var dedim yahu!”
    Cebimden çıkardım bir beş kuruş.
    Bak şurada bir civata var iskemlinin kıyısında bu civatayı çıkarmak için tornavida lâzım var değil mi.
    “Tornavida neye yarar?” derseniz bir çocuğa: “Efendim civatayı çıkarma çıkarmak için!”
    Bak dedim burda para dedim bak.
    Aha bununan da çıkar. Çıkıyor mu?
    Ama bu cıvata değil dedim.
    “Ben şimdi size âyet-i kerime söyleyeceğim bunan ayda insan olmadığını, hayvan canlı mahluk olmadığını anlayacaksınız!” dedim.
    “Söyle bakalım” dediler.
    “Acele etme yaaav. Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem’ in mu’cizesine inanır mısınız ?”dedim.
    “Âmennâ ve saddekna, inanarız!”
    “Mu’cize-yi Peygamberiyeye inandınız mı?”
    “Hay hay âmennâ ve saddeknâ!”.
    “Ay ikiye ayrıldı mı?”
    Ay böyle. Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem mübârek parmağını uzattı.
    Çünki, Cenâb-ı Allah kudretini insanlar muhatap olduğu için insan tarafından gösterilir.
    Hz. Musa Bahr-i Ahmere vurdu ikiye ayrıldı biliyorsunuz.
    Musa’nın Asâsından Kudret-i İlahîye tecellî etti.

    “İkterebetis sâatu ven şakkal kamer”

    Vaktaki saat geldi.
    Cenâb-ı Rasûll parmağını uzattı. Ay ikiye ayrıldı. Böyle ayrıldı.
    Gözler önemli değil.
    Mu’cizeler daima Sunnetullah içinde olur.
    Sünnetullah dan dışarı olmaz.
    “Ay Sünnetullah nedir? “
    Bütün fizikî, kimyevî, meorolojik bütün hadise.
    Bunların içinde olur.
    Allah bir an için o nizamı bozar kudretini gösterir orda, yani görülür.
    O halde ay tamamıyle ikiye ayrıldı böyle.
    Yani öyle göründü değil.
    Birinci âyet bu mu?.
    Buu!

    “La yükellifüllahü nefsen illa vüs'aha, leha ma kesebet ve aleyha mektesebet,”
    Allah kulun tahammülünün fevkinde korku, eziyet, şu, bu taşıyamayacağından fazla yük vermez insanlara.
    Doğru mu bu âyet-i kerime de?
    “Doğru!”
    La yükellifüllahü nefsen illa vüs'aha.
    Cenâb-ı Allah zâlim midir, Erhamer Rahîmin midir?
    “Erhamerrahîmindir.”
    Erhamerrahîmin olduğuna nazaran ayda canlı mahluk olaydı Cenâb-ı Allah celle celâlihu :
    “La yükellifüllahü nefsen illa vüs'aha” onların tahammülü ay ikiye ayrılır hepsi çıldırırlar.
    Zâlim olmadığı için yine ayı ayırmıştır.
    Eğer mahluk olaydı Cenâb-ı Allah ayın ikiye ayrılma mucizesini başka bir yerde yapardı o halde bunlara göre var mıdır yok mudur ay da şey?
    “Yoktur!.”
    Diyanet İşleri Reisi kalktı. Sarıldı bana vayy oğlum Allah razı olsun dedi ağlamağa başladı.
    Öteki Müfti Efendiye dedim: “Müftü Efendi âyet-i kerime var mıymış” dedim.
    “Var dedi Doktor Bey ama bizim gözlerimiz bulamamış!”
    Ulan her gün okuyoruz ya.
    Yahu Şeyi, Amener rasûllude her gün:”la yukellifullaha illa nefsen vusaha.”
    Yâ Erhamerrahîmin.

    O halde oğlum hepinizde var oğlu amma kâl ü gıll ile zımbırtıyla uğraşıyoruz.
    Secdeyi sevr lâzım mı değil mi?
    Yok efendim burda böyle miymiş.
    Ulan öyle diyeceğine secdeden kafanı ayırma!
    Onun için aziz Müslümanlar hepinizin kalbinde Nur-u Rasûllullah var.
    Bütün kâinat Nur-u Rasûllullah hürmetine şey etti.
    Salavatı şerife getirin!
    Midenizi helal lokma koyun! Çok yemeyin!
    Çok uyumayın! Gece namazına kalkın!
    İlla ve illa abdestsiz yere basmayın!
    Şimdi çıktın sıkıştın abdeste gittin değil mi?
    Hemen abdest al ondan sonra çık dışarıya.
    Hele bir devam et buna.
    Ulan nesi var bunun yav.
    Yolda bozuldu çeşmeye var yüz metre.
    Geç duvara. “Şak şak!.”
    Deli desinler sana sokakta bu herif duvarda ne yapıyor diye.
    Teyemmüm ettik.
    Belki yolda geberir insan.
    Daima abdestli gezmek demek: “Yâ Rabbi ben abdestsiz ölmeyeceğim!” demektir.
    İnat edeceksin inat.
    İnat etti mi Allah diyecek: “Ulan benim ne mübârek kulum. Bennen inat ediyor. Hadi bağışladım!” sana derse tamamıyla abdesti olursun.
    Bakma başkalarına sen kendine bak sen kendine bak.
    Allah cümlemizi islah eylesin.

    Biraz da dua edelim.
    Çünkü ben bu gün üç kişinin midesi patladı, bir kişinin de bağırsağı dolandı.
    Dört tane ameliyat yaptım.
    Şimdi bir bağırsağı dolanan daha var onu da yapacağım.
    Onun için çok yoruldum.

    Âmiiiin!
    Yâ Erhamerrahîmin!
    Bizi yolumuzdan şaşırtma!
    Bize sabır ihsan eyle!
    Kanaat hasletlerimizi takviye eyle!
    A’malımızı kabul eyle!
    Her şeyi hakkıyla duyan, kemâliyle bilen Sensin!
    Bizi cehennemden koru!
    Hatalarımızı bağışla!
    Rızıklarımızı helal yoldan nasip eyle!
    Bizlere sıhhat afiyet ve dirilik bahşeyle!
    Rahmetini ülkemizden esirgeme!
    Sen her şeye kadîrsin!
    Memleketimizi her türlü afattan masun kıl!
    Yâ İlahî Kudret-i Kemâlinin aşkına!..

    Yâ Rabbî!
    Es selâtü vesselâmu aleyke Yâ Seyyidî Yâ Rasûlullah!
    Huzbiye’dîhi kad tâkat hilleti edrikni yâ Rasûlullah!.


    Huve’l- Habibu’llezi turcau şefaatuhu bi küllî havlin minel ahvali muhtelin. Subhâneke Yâ Allâm taa aleyke Yâ Selâm!
    Ecirna min nari ve bi abdike Yâ Mücîr.
    Allahümme ente’l- Mennan Bediü’s- semavati ve’l- ardı ze’l- celali ve’l- ikram!
    Yâ Hayyu Yâ Kayyumu Yâ Allahu Celle Celalehu!.

    Bize Nur-u Muhammedi Havzında yıkanmak nasib eyle!.
    Bize kadar uzanan Rasûlullah ın yüzünü, nurunu kalb penceremizi açarak bize göstermeyi izin ver Yâ Rabbi!.
    Yarın mezarda sual meleklerini bize iltifatla karşılat Yâ İlahî!.
    Cehennem azabından koru Yâ Rabbi!.
    Son nefesimizdeki buyurun: “Eşhedu ellâ ilâhe İllallah ve eşhedu enne Muhammeden Abduhu ve Rasûluhü”
    Kelime-yi Tayyibesiynen bize çene kapatıp Rasûlullah Efendimize kavuşmak müyesser eyle Yâ Rabbi!.
    Lillahi’l- Fâtiha.


    Aziz Cemaat.
    İmam Efendi yine mihrabiyede güzel mihrabiye okudu.
    Son kısımlarında, Allah’ın Rıza Yolunda, Rasûlullah’ın çızdığı Trafik Yolunda düzgün gidenler ve Secde-yi Rahmâna başını Hulus-ii Kalb ile koyanlar için Allah ondan razı olduğunu bildiriyor.
    Ve onlara altından ırmaklar akan cenneti nasib ediyor.
    “Cennette huriler varmış, cennette yemekler varmış, cennetler şunlar varmış. Cennette her istediği olurmuş!”
    Bunları aklınızdan silin!
    Cennette Cemâlullah vardır.
    “Vücuhun yevme izin naziretün ila rabbiha nazira.”

    Alnı temiz olanlar Rasûlullah’ın çızdığı yol üzerinde gidenler,
    Allah’ın rızası peşinde koşanlar da insanların kendi içinde bulunan. “Vücuhun yevme izin naziretün” demek her insanda Nur-u Rasûlullah vardır.
    O Nur-u Rasûlullah’ı; biçimini, hünerini, usulünü bilip, alnında onu Fener haline getiren adam demektir.
    Ancak Cemâlullah, Nur-u Rasûlullah’la görülür.
    Onun için bu secdede o fener nasıl yakılır.
    O onun için âyet-i kerimede:
    “Vücuhun yevme izin naziretün ila Rabbiha naziratun”
    Alnındaki Nur-u Muhammedi Fenerini yakanlar “ilâ Rabbiha nazira” Allahını göreceklerdir.
    “Nereden?”
    “Cennetten!”
    “Cennette” değil haaa!.
    İslamdaki lakırtı Rasûlullah’ın sözleri, Allah’ın kelâmı konuşulurken çok dikkat etmek lazımdır insan sevab yapayım iyilik yapayım derken derhal esfel-i safiline yuvarlanır.
    “Cennetten” görülecektir.
    “Cennette” dediğiniz zaman, salaklık edersin.
    Cennete mekan verirsin, tam küfre girersin.
    Onun için İslam daima akıl süzgecinden akıl filitresinden söyleyeceğini süzecek, ondan sonra konuşacak.
    İslam geveze değildir.
    Dâima İslam yavaş konuşur, karşısındakinin duyabileceği şekilde.
    “Allah yavaş konuşanları sever” diyor Cenâb-ı Allah celle celâlihu, Hadis-i Peygamber. Hadis-i Peygamberisin de.
    “lâ terfeû asvâtekum fevka savtin nebiyyi”
    “Sesinizi Rasûlullah’ın sesinden fazla yükseltmeyiniz” buyuruyor Âyet-i Kerimede.
    “Ud'û rabbekum tedarruan ve hufyeh” hep âyet-i kerime bunlar.

    Dua ederken, dua etmek demek, Allah’nan senli benli konuşmak demektir. Senen konuşurken yavaş konuşur.
    Onun için İslam konuşurken: “Hasan Efendi nasılsın?” deme (sertçe deme!)
    “Hasan Efendi nasılsın” de! (yumuşakça de!)
    Çünki, karşındaki Nur-u Rasûlullah’ı taşıyor.
    Hayy Esması onda. Allah’tan bir parça var onda.
    Allah’la konuşur gibi edep içinde konuşacaksın.
    Bağıra bağıra bir insanla konuşursan o adam kızar: “Ben sağır mıyım?” der.
    Çünki Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz bir taraftan ses geldiği zaman mübarek re’slerini-baş-ı mübareklerini çevirmezdiler. Bedeniynen dönerdiler.
    Bu gün radar istasyonunda, radarı almak için o pervane mütemadiyyen geldiği cebheye dönüyor.
    Fırıldak bile rüzgara, şeye dönerse dönmeğe başlar.
    Kayık, rüzgara değil bu tarafa doğru gider.
    Yahutta yelkenini ona göre ayar edeceksin.
    Bazı budalalar vardır, İslama hucum etmiş:
    “Rasûlullahu sallallahu aleyhi vessellem Efendimizin boynunda ara sıra romatizma varımış da baş-ı mübarekelerini çeviremezmiş!.”
    Hayır öyle bir şey yok!.
    Ses gelen taraftan muhakkak Hayy Esmasını taşıyan, Nur-u Muhammedi olan, içinde Allah parça olan bir insandan geldiği için ona hürmeten vücud-u mübareklerini dönerdiler.
    Onun için kafanızı öteye beriye hokkabaz gibi çevirmeyin!.
    Biri sizi çağırdığı zaman dönün: “Buyurun efendim!.”
    İslam yavaş konuşur.
    İslamda kahkaha yoktur!.
    “Haaa haa haa!” yoktur!
    “El kahkahatü’l- mineşşeytan el tebessümüm min Allah.”
    Kahkaha şeytandandır, yani nefistendir.
    Tebessüm ise Allah’tandır.
    Rasûlullah Efendimiz yalınız tebessüm ederdi.
    Tebessümün biraz daha fazlası Arapçada “dahakk” derler dahakk, yani sırıtmak.
    Kahkaha İslamın işi değildir.
    “Haahahahaaaa çatladık, şeyden efendim gülmekten!”
    Çok halt ettin birisi bir şey söylemişte patlamış gülmekten.
    “Niçin efendim fazla gülmek şeydir?.”
    İslam men’etmiş!.
    “Günah mıdır?.”
    Hayır efendim günah değildir. Rasûlullah sevmiyor.
    “Rasûlullah’ın sevmediğini yaparsan ne olur?”
    Bir şey olmaz Mübareği rencide edersin.
    O’nun rencide olması sana bir azab getirmez amma sende bir edebsizlik olur.
    Hele Allah Korkusundan “Allah seni cehenneme atacak!” diye o korku değil.
    O salakların korkusudur.
    “Aman cehenneme girmeyim!” diye namaza gelen.
    Öyle namaz olmaz!.
    “Aceba Cenâb-ı Allah’ın sevmediği, bilmeden bir iş mi yaparım!” diye korkudur, Allah Korkusu.
    Allah’ı çok sevmekten ileri gelen. Yani sevgiden ileri gelir.
    “Bu yaşı ben yere dökmem!” diyor Cenâb-ı Allah “Yeri mahvederim.” diyor Hadis-i Kudsîde.
    Onun için Aziz Cemaat gece vaktı.
    Bir hadisi kudsi de Cenâb-ı Allah diyor ki: “Gece vaktı Benden isteyiniz!”



    KELİMELER:

    Ta’zim: Hürmet. Riayet. İkramda bulunmak. Bir zât hakkında büyük sayıldığına delâlet edecek surette güzel muâmelede ve hürmet ifade eden tavırda bulunmak.
    Müstefid: (C.: Müstefidân) İstifade eden, fayda gören, faydalanan.
    Havl: Potansiyel Güç. Kuvvet
    Allâm: En çok bilen, her şeyi hakkı ile bilen. (Cenâb-ı Hakka mahsus bir sıfat olup, başka mahluka denemez.)
    Mennân: İhsanı bol. Çok çok ihsan eden. En çok nimet veren. (Allah)
    İltifat: Güzel sözle samimi olarak okşamak. Yüz göstermek. Teveccüh etmek. İyilik etmek. Lütfetmek. Dikkat, itina
    Tayyibe: İyi, hoş. İyi davranış. Temiz. Hz. Peygamber'e (sav) Cenab-ı Allah (cc) en güzel kokular vermiştir. Bu yüzden kendisine Tayyib denilmiştir.
    Müyesser: (Yüsr. den) Kolaylıkla olan, kolay gelen, âsân olan, nasib.
    Mütemadiyen: Devamlı surette.
    Re’s: Baş, kafa. Tepe. Uç. Başlangıç. Reis.
    Cebhe: Yüz, ön taraf. Harp sahası. Muharebe edilen yer. Alın. Bir binanın veya o cinsten bir şeyin ön tarafı.
    Rencide: f. İncinmiş, kırılmış.
    Gaite: Necaset, neces, insan pisliği. Çukur yer. Düz ve geniş yer.
    İ’mal: Yapmak. İşlemek. İhdas eylemek. Kullanmak. Zabt, idare ve hâkimlik etmek. Fık: Sözü mühmel bırakmayıp bir mâna ile mukayyed ve yüklü eylemek.
    Kâl ü gıll: kötü, çirkin ve boş konuşmalar.
    Masun: Korunan, mahfuz, emin, muhafaza olunan. Sâlim, sağlam.



    ÂYETLER:

    اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانشَقَّ الْقَمَرُ
    " İkterebetis sâatu ven şakkal kamer(kameru): Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.” (Kamer 54/1)

    لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

    “La yükellifüllahü nefsen illa vüs'aha, leha ma kesebet ve aleyha mektesebet, rabbena la tüahizna in nesina ev ahta'na, rabbena ve la tahmil aleyna isran kema hameltehu alellezine min kablina, rabbena ve la tühammilna ma la takate lena bih, va'fü anna, vağfir lena, verhamna ente mevlane fensurna alel kavmil kafirin: Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağış.” (Bakara 2/286)

    وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ
    إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ

    " Vucuhun yevmeizin nadiretun. İla rabbiha naziretun: Nice yüzler o gün ışılar parlar. Rabbına nâzır- Rabbine bakar.” (Kıyamet 71/22-23)

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

    “Ya eyyuhellezîne âmenû lâ terfeû asvâtekum fevka savtin nebiyyi ve lâ techerû lehu bil kavli ke cehri ba’dıkum li ba’dın en tahbeta a’mâlukum ve entum lâ teş’urûn(teş’urûne).: Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkın avarmadan amelleriniz boşa gidiverir.” (Hucurât 49/2)

    إِنَّكَ مَيِّتٌ وَإِنَّهُم مَّيِّتُونَ

    "İnneke meyyitüv ve innehüm meyyitun: (Yâ Resûlüm) Elbet sen öleceksin ve elbet onlar da ölecekler” (Zümer 39/30)

    ادْعُواْ رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ

    “Ud'û rabbekum tedarruan ve hufyeh(hufyeten), innehu lâ yuhıbbul mu'tedîn(mu'tedîne):Rabbınıza yalvara yalvara ve için için dua edin ki her halde o haddi aşanları sevmez!” (A’raf 7/55)

    HADİSLER:

    “Küllün muzırrın yüktelun: Her zarar veren (haşaratı) öldürün!” Hadis-i Şerif

    Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “El kahkahatü minel şeytan et tebessümü miner rahman : Kahkaha şeytandan tebessüm rahmandandır.”
    (Şeyh Esad Erbilî, Kenzü’l-İrfan)
    Bu makalenin devamı ve orjinalı forumdadır SÜNNETULLAH Münir DERMAN started by nur-ye Check out original post: Click here

    Google Arama

    %u00D6zel Arama

    MuhaMMedi Kul

    Forum Favorilere Ekle Giris Sayfasi Yap Yonetimle irtibat Yardim

    Kardeş Sitelerimiz

    Uzerine Tikla

    Muhammedinur Eng

    Uzerine Tikla

    Facebook Bağlantılarımız

    Uzerine Tikla
    Uzerine Tikla

    Namaz Vakitleri

Review www.muhammedikul.com on alexa.com
SEO Stats powered by MyPagerank.Net
TOPlist