Şu An ForumumuzdaŞu An Forumumuzda

    Şu an 15 kullanıcı online. 0 Üye ve 15 Misafir Bulunmaktadır.

    Kul İhvani Fecr Suresi Sohbeti



    KUL İHVANÎ FECR SÛRESİ SOHBETİ

    Halim : Hocam, Derman Hocamız, gülmek ve ağlamaktan bahsediyor ve “çok arada bir sırr vardır” diyor o aklınızda mı hatırlıyor musunuz?

    Kul İhvanî : Evet, çünkü onları ben hazırlıyorum. Genellikle tekrar gözden geçiriyorum, gerçekten inceliyorum.

    Halim : Onu düşünüyordum ben de o söz ne olabilir diye hocam.
    Yani şey gözümde şey canlandı. Hani böyle suyun içine ters kabı böyle bastırınca hava almazsa büyük bir basınç oluşur. Bir süre sonra da yanlardan hava almaya başlıyor. Mutlaka hava alacak ki içine su girsin.
    Gülmek ve ağlamak da onun gibi düşündün ya aklıma geldi de.
    Siz ne dersiniz o şeye. Başka misal yani birisi diğerinin varlık nedeni olarak o şekilde bir SIRRdan mı bahsediyor yoksa. O söylenemez dediği hususlardan bir sırr mı var acaba.

    Kul İhvanî : Şimdi isterseniz biz yine normal şöyle yapalım. Buraya döneceğiz dönelim fakat önce sünnete uygun girelim sohbete inşaallah.

    Euzübillâhimineşşeytânirracîm!

    Bismillâhirrahmânirrahîm!


    Euzu besmeleyle başlayalım.

    ''Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyidina Muhammedîn abdike ve nebiyyike ve Rasûluki Nebiyyil Ümmiyyi ve ala alihi ve sahbihi ve Ehl-i Beytihi Yâ Rabbü’l- Âlemin ''

    “Ey Yüce Rabbımız!” dediğimiz Rabbımız şah damarımızdan yakın olan daha doğrusu, BİZ Testisinin “BEN” i OL-ANımız...
    Ben ne demek?
    Bizim Türkçedeki ben Arapça aynen “EN”…
    Elif ve Nun dur ena.
    Ena, Nun yaratık demektir zâten sıfat olduğu için.
    Başka söylenecek kelime yoktur çünkü.
    Allah celle celâlihu’nun neyinden dediğinde Nur’undan diye kaçacak bir yere.
    Elf baştaki Elif bunun ayan olsa AYN olsa bu zamana geliverir hemen şimdiye AYNA olur, Kâinât olur “Kûn!.”
    Elif le olduğu zaman kendi ZÂTına kaçar zaman.
    Yok olur orda çünkü Allah celle celâlihu: “Ena!” ben der yani.
    “Benim Ben sadece ben el İlah Olan Allah celle celâlihu!”

    إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي

    --- "İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî.: Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.” (TâHâ 20/14)

    Ama o Elif aynlaşsa, ayanlaşsa buzlaşsa bize doğru Zât Sıfat, Esma Eşya dönüşse Halim can AN olur an.
    ŞE’EN olur. Şu ANda AN olur yani . Şimdi olur!.
    Şu ANdaki nurundan halk edilenler bütün kainat bir saniye dahi sürmeden yeniden halk edilmiş gibi sistem yeniden ENA dan AN olur yani .
    Böyle bir acaiplik var burda.
    Münir Hocamın “Söylenemezler” dediği SIRRlar bunlar.
    AN ile ENA arasındaku bu muazzam Rububiyet Sırrı söylenmesi küfürdür diyor. Küfürdür!.
    Onu söylüyor ağlamak AN’a ait.
    Gülmek bunların Arapçaları var Lekaedir.
    Gülmek başka şeydir yani bunlar.
    Onun için: “Nice ağlanmamış doğum nice gülünmemiş ölüm var!” gibi sözler vardır şiirlerimde...
    Hani zaman zaman söyleriz.

    İşte bu salavat bizim An’dan Ena’ya yani nefisten Rabba akışlarımızı, iç sistemlerimizi akıl, fikir, vicdan vs. dediğimiz.
    Kendimize göre isimler verdiğimiz ama hakikatta vücudumuzdaki hormanlar gibi kendi başına çalışan bizim farkında olup olmadığımıza aldırmayın fakat bizde de var olan fark edince fark ettiğimiz.
    Fark etmediğimiz zaman ömür boyu bilmediğimiz canımız gibi hep durmadan aldığımız nefes ve kendi kişiliğimiz gibi bize ait, bizim olan bu güzelliklerin bağlantısını diliyoruz SALL ile.
    Sad da SALL, sin de de SALL var. Peltek S ile de SALL var Arapçada.
    Harflerin değişmesi sadece yerlerini değiştirir.
    Aynı kelimeyi ağlayarak söyleyebilirsiniz, söyleyebiliriz, kahkaha atarak da söyleyebiliriz. İkisinin ortasında da söyleyebiliriz.
    “Seviyorum!” derken hıçkırıklar boğazınızda kitlenebilir, çok seviyoruz dediğiniz için.
    “Çok seviyorum!” dediğiniz zaman gözünüzün bebeği değil ruhunuzun bebeği gülebilir.
    “ Seviyorum!” dediğiniz zaman orta seviyede de kalabilrsiniz.
    “Ben ne diyorum farkında değilim!” diyebilirsiniz.
    Bütün bunlar Münir Hocamın, Sıratın sırtına durup bir taraftaki hıçkırığa bir taraftaki kahkahaya tarafsız kalan kimseye bir şey söyleyenemeyeceğini,
    “ İlâhe İllâ Allah” ortasındaki ESRARın,
    “Lâ Huve İllâ Huve” Terazisinin milinde, denge noktasına durup: “Hayret ki ne hayret ne gül varımış ne gübre varımış, ben bir rüya mı gördüm acaba?” demektir.
    Bunu söylemek kolay amma yaşamak zordur!.

    Çünkü, burada şu AN ezan okunuyor “Hayyale’l- selâh velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l- Aliyyi’l- Azîm!”
    Hayyale’l- selâh: Hadi salaha, sulha gelin!.
    Hayyale’l- Felâh velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l- Aliyyi’l- Azîm!”
    Hadi felâha, kutuluşa gelin!.
    “Allahuekber! Allahuekber! Lâ İlâhe İllâllahu vAllahuekber Allahuekber velillâhi’l- hamd.''
    Hamden kesiran mübareken tayiben fihi.
    Ya Rabbü’l- Âlemin Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyidina Muhammedîn abdike ve nebiyyike ve Rasûluke Nebiyyil Ümmiyyi ve ala alihi ve sahbihi ve ehli beytihi”


    --Câbir radıyallahu anh'den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim ezanı işittiği zaman şu duayı okursa, kıyamet gününde o kimseye şefâatim vâcip olur "
    (Buhârî, Ezân 8, Tefsîru sûre(17), 11 Ayrıca bk Ebû Dâvûd, Salât 37; Tirmizî, Mevâkît 43; Nesâî, Ezân 38; İbni Mâce, Ezân 4)

    "Allahumme Rabbe hazihi'd - da'veti't - tâmmeh Vessalâti’l- kâimeh Âti Muhammedeni’l vesîlete ve’l- fadîlete ve'dderacete’r- rafî’ah Veb’ashu makamen Mahmûdenillezî va’adtehu inneke lâ tuhlifu’l- mîâd”

    “Amennâ ve saddaknâ ve şehidnâ Ya Rabbü’l- Âlemin!.”


    Hâşâ Allahu Zülcelâl verdiği sözden geri mi döner, neden nasıl yani?.
    Kendi yaratıyor kendi kuruyor, kendi düzenliyor.
    Çok basit bir cüz’i iradeyle Hakkı Ve Hayrı tercihle imtihan olmaktayız KUL olarak...

    Bu gün yine Barbaros can Allah razı olsun söylüyordu.
    Kaza küllî irade Muradullahtır. Bu O’na ait bir iştir.
    “Bir yudumda Akdenizi içerim!” demek bir çılgınlıktır, olmayacar bir yalandır.
    Anlaşılması mümkün değildir.
    Fakat kader, cüz’i iradeyle Emrullahı işlemektir.
    İkisi de iradedir.
    Kaza Allahu Zülcelâl in bakışıdır.
    Kader benim senin onu yaşayışmızdır.
    Bu muhteşem bir güzelliktir ve özelliktir.
    İşte böyle SALL etmekteyiz. Dilemekteyiz.
    Kalan nefeslerimizin SALL içinde geçmesini, ANlarımızın Mutlak Tevhide ulaşmasını,yani “ İlâhe İllâ Allah” Şeriat Âleminde anlamamız mümkün olmayan Son Tevhid… Fenâfillah vs denilen..
    Neden mümkün değil?
    Çünkü Allahu Zülcelâl in kendisinin ZÂT anlamı mümkün değil.
    Târifsiz târif!. Ne idiği belli değil. Ettiğiyle belli tümünü yuttuğu için.
    Bunu herkes söyler serbest.
    Allah celle celâlihu, Lafzullahtır. Harf-i târifsiz Esmaullah Zarfı..
    Ama tarikatta “Lâ İlâhe” artık.
    Onu söyleyecek kişi “Lâ İlâhe İllâ Hu” “O’ndan başka ilâh yok!.”
    “O kim?” dediğiniz de “Huve.”
    Bunu aşağı yukarı edeb sahipi herkes bilir.
    Edebi olanlar, ilmi olup da edebi olanlar bunu bilir. “O kim?” diye.
    O her yerde ben, bunu ben yapıyorum fakat hiç tanımadığı için O der.
    Üçüncü şahis kullanır yani.
    “O yapıyor O kim?” deseniz. Gaibtır, olduğu halde gözükmüyordur.
    Size bir şeyler anlatır.
    Bu Pir Makamıdır. Kâmil Makamıdır. Bilenlerin edebli olanların makamıdır.
    Münir Hocamın makamıdır.
    Yunus Babanın makamıdır.
    Ali Keremullahi veche’nin makamıdır.

    Buradaki eğitim işi EDEB.
    İşin aslı astarı edebi fakat Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem sınırına geçtiğimiz anda “Lâ İlâhe İllâ Ente” olur.
    “Senden başka ilâh yoktur” çünkü o muhatabtır Allah celle celâlihu ya.
    Bizzât muhatab. İlâhe İllâ Allah Muhammeder Rasûlulahtır” o.
    Allah’a ve Rasûlune Teslim OLunuz!
    Allah’a ve Rasûlune İman Ediniz!
    Allah’a ve Rasûlune Tabi’ OLunuz!
    Allah’a ve Rasûlune İtaat Ediniz!
    Muhatabı, âyetlerinin hükmüdür.
    Allah ve Rasûlune iman edenizin ordaki iki.
    Allah ve Rasûlune denilen Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem dir.
    Onun için Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem döner de buyurur ki:
    “Lâ İlâhe İllâ Ente!.”
    “Sen var ya Sen. Senden başka ilâh yok!.”
    Ben desem ne yazar. Ben nerden bileyim “Sen!” diyeyim.
    Benim muhatabım değil ki, olamaz kimsenin olamaz.
    Ancak Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem in olur işte bu “Lâ İlâhe İllâ Ente!” bu Mârifet-İrfan Makamı Tevhididir.

    Fakat Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem bu oluşumunu hayata, yaşayışa geçirdi mi şah damarından yakın olan Rabbü’l- Âlemin, El Hayy Esmasıyla gerçekten tek yaşayan oldu mu:
    “Lâ İlâhe İllâ Ene!” buyuruyor âyette.
    Ey Musa Benden başka ilâh yok.

    يَا مُوسَى إِنَّهُ أَنَا اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

    ---"Yâ mûsâ innehû enallâhul azîzul hakîm(hakîmu): Ey Mûsa! Her şeye gâlib ve hikmet sahibi olan Allah benim.” (Neml 27/9)

    Yaratılanların Mevcudundan bir ses var mı?..
    Yok! Çünkü, Mülk âlemi Vahüdül Kahhar olan Allah’a aittir.

    قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ …

    “--kulillâhu hâliku kulli şey’in ve huvel vâhidul kahhâr(kahhâru).: .. De ki: Allah her şeyi yaratandır. Ve O, birdir, karşı durulamaz güç sahibidir.” (Ra’d 13/16)

    يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ

    ---“Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulkul yevm(yevme), lillâhil vâhidil kahhâr(kahhâri).: O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar: ) "Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhar olan Allah'ındır."
    (Mü’min 40/16)

    Var mı ses veren, yok.
    Yaratıcı var mı başka? Sıfır, ses yok!.
    İşte bu muhteşem ulaşım, bu bilişler, bu oluşlar ve bu yaşayışlar yaşamaya değen şeylerdir.
    Gerisi gıvır zıvır işlerdir.

    Yumruk kadar mide ile yumruk kadar kalbin arasında bir borudur insan.
    Bunu kullanmadığı zaman insanoğlu bir pislik fabrikasıdır.
    Basit bir şehvet ve vahşet çukurudur.
    Bunun için “azâbun muhîn” demektedir.

    اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَن سَبِيلِ اللَّهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ

    ---" İttehazû eymânehum cunneten fe saddû an sebîlillâhi fe lehum azâbun muhîn(muhînun).: Onlar yeminlerini kalkan yapıp Allah'ın yolundan alıkoydular. Bu yüzden onlara küçük düşürücü bir azap vardır.” (Mucadele 58/16)

    “İhanet azabını hak ettiniz!” demektir.
    “Nankörlük yaptınız” demektir.
    “Kediye vermediğimi sana verdim. Kedi kedilik yaptı ama sen yapmadın!” demektir.
    Bunlar akıl oyunları asla değildir.
    Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem in izinde, yüzünde, sözünde ve özünde hiç Allah’ın izni ve inâyetiyle olmamıştır ve olmaz batıl bir şey.
    Olursa Hakk olur, haksızlık onunla olmayışının adıdır.
    Haksızlık diye bir şey yoktur, Hakk gelince.
    Gece diye bir şey yoktur, güneş doğmuşsa.
    Şeytan diye de bir şey yoktur, eğer müslüman edebildiysen onu.
    “Lâ İlâhe” diye de bir şey yoktur eğer “İllâ Allah” la seviyelediysen ki TEVHİDdir.
    Bunların tümü Hakkın olmayışından ve Haksızlıktır.
    Güneşin olmayışıdır gece.
    İllallahın bulunmayışıdır Lâ İlâhe .
    Onun için akıllarımız aklını başına toplamalı, son ana varmadan ŞE’EN içinde ŞÂHİD olmalı yaşayarak.
    Bunun için ise;
    Muhammedî Gayret gerekir.
    Mutlaka Muhammedî Merhametin ve bir Kâmilin Kapısını çalmak gerek.
    Bu KAPI kendi kalbiyin kapısıdır!..
    Çünkü kâmil bulunmaz, kâmil o kimseyi arar bulur.
    O kimse ise Kâmile ya teslimiyet gösterir ya da nankörlük yapar.
    Kime gösterir, o Kâmile mi?
    Hâşâ Allahu Zülcelâl ve Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem’e göstermiş olur.
    Allahu Zülcelâl in eli, el ele onların eli üzerindedir.

    إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا

    ---"İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen).: Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah'a biat etmektedirler. ALLAH'IN ELİ ONLARIN ELLERİNİN ÜZERİNDEDİR. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.” (Fetih 48/10)

    Onlar kendi başlarına bir şey değildirler.
    Her şeyin sonucudurlar o kadar!
    Onlar çekildi mi başka sonuçlar gelir!
    Başka sonuçlar başka sonuçlar!.
    Arka arakya uçlar uçlar sonuçlar,
    EKlenir gider hep ellerin üzerinde Allah’ın eli vardır Yedullah!..

    (KUL İHVANÎ FECR SÛRESİ SOHBETİ Devam Edecek)
    Bu makalenin devamı ve orjinalı forumdadır Kul İhvanÎ fecr sÛresİ sohbetİ started by nur-ye Check out original post: Click here

    Google Arama

    %u00D6zel Arama

    MuhaMMedi Kul

    Forum Favorilere Ekle Giris Sayfasi Yap Yonetimle irtibat Yardim

    Kardeş Sitelerimiz

    Uzerine Tikla

    Muhammedinur Eng

    Uzerine Tikla

    Facebook Bağlantılarımız

    Uzerine Tikla
    Uzerine Tikla

    Namaz Vakitleri

Review www.muhammedikul.com on alexa.com
SEO Stats powered by MyPagerank.Net
TOPlist