+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: İlim (İlm)

  1. #1
    aNKa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    25.03.2010
    Bulunduğu yer
    Kaf'dan
    Mesajlar
    23
    Teşekkür Et
    1
    4 Konusuna 6 Teşekkür Almış

    İlim (İlm)


    İLİM (İLM)


    Bilmek, bilgi, bilim anlamındadır.
    Bütünsel ve kişiselleri gerçek yönüyle kavrayıştır.
    Bilgisizlik olan cehlin zıddıdır.
    Âlim, allâme, ma'lûm, ma'lûmât, muallim de türevleridir.
    İlmin kâmili HAKK Tealâ'dadır.
    El Alîm (celle celâluhu) ism-i şerîfi mutlak anlamda ALLAH (celle celâluhu)'yâ aittir.
    Âlim, âlamet de bu köktendir.
    İlmin çeşitli teknik kazanımları olan irfân, fıkh, şuûr, itkân da kendi sahalarında bilmek demektir.
    İlim umumîdir.
    İrfân ise hususîdir...

    Kur'ân-ı Kerîm'de ilim türevi kelimeler 750 yerde geçmektedir.
    Kur'ânda ilim, ilâhî bilgi veya vahy anlamındadır;
    Kendilerine ilim verilenler, verilen bu bilginin doğruluğuna inanırlardı (Bakara 2/145; Âl-i İmrân 3/19; İsrâ 17/107 bkz.).

    İlâhî gerçeğin ne olduğu konusunda câhilce tartışanların düştüğü kötü durum (En'âm 6/108; Hac 22/3; Rum 30/29 bkz.).

    İlimsiz zanlarına uyanlar (Necm 53/28 bkz).

    İnsanların gerçeği; ilme'l-yakînle (kesin ilimle), ayne'l-yakînle (müşahede), hakka'l-yâkînle (yaşayarak) bilecekleri (Vâkıa 56/95; Hakka 69/51;Tekâsür 102/5,7 bkz.).

    Her nefs ne gönderdiyse kıyâmette bileceği (Tekvîr 8/112-14 bkz.).

    Her ilim sahibinin üzerinde daha fazla bilgi sahibi başka bir âlim olduğu (Âl-i İmrân 3/7; Yûsuf 12/76 bkz.).

    Âlimlerin, akledip ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'e saygı duyanlar olduğu (Ankebût 29/35; Rum 30/22;Fâtır 35/28 bkz.).

    Bilenle bilmeyenlerin kesinlikle bir olmayacağı (Zümer 39/9 bkz.)

    "RABB'im, ilmimi artır!" buyruğu (Kehf 20/114 bkz.).

    Kur'ân'ın ALLAH'dan gelen bilgi olduğu (Bakara 2/120,145; Ra'd 13/37 bkz.).

    Bunları bizlere Kur'ân-ı Kerîm'de bildirilmiştir..

    Hadis-i şerîflerde ise;
    İslâmî değerler sisteminin devâmlılığının ilme bağlı olduğu; ilmin nâfile ibâdetten üstün olduğu (Tirmizî, ilim 19 bkz.).

    İlmin yok olmayacağı, ülemânın zevâl bulacağı (Müslim, İlim 14 bkz.).

    Bilginlerin azalması veya yok olmasının İslâm ümmetinin istikâmeti ve âkıbeti için çok kötü sonuçlar doğuracağı (İbn Mâce, Fiten 26 bkz.).

    İlmiyle âmil âlimlerin Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in vârisi olduğu (Buhârî, İlim 10; İbn Mâce, Mukaddime 17 bkz.).

    Bilgi edinme ve yaymanın önemi (Tirmizî, ilim 3,19; İmâm Ahmed, Müsned V-269 bkz.).

    İlmiyle âmil olma (Müslim, Zikr ve'd- Duhâ 73; İbn Mâce, Edeb 28 bkz.).

    Erdemli bilginlerin gökteki yıldızlar gibi olduğu (İmâm-ı Ahmed, Müsned III-157 bkz.) bildirilmiştir.

    --- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İlim öğrenmek her müslümana farzdır. İlmi, ehli olmayana öğretmek, domuzların boyunlarına cevher, inci ve altın takmaya benzer..." buyurdu.
    (Enes İbni Mâlik (radiyallahu anhu) dan İbn Mâce ve diğerleri)

    --- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Yâ Eba Zer! Gidip ALLAH'ın kitabından bir âyet öğrenmen senin için yüz rekat nâfile namaz kılmandan daha hayırlıdır. Amel edilsin veya edilmesin ilmî bir konuyu öğrenmen ise, senin için bin rekat nâfile namaz kılmandan daha hayırlıdır." buyurdu.
    (Ebi Zer (radiyallahu anhu)'dan İbn Mâce hâsen isnadla)

    --- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH (celle celâluhu)'nun benimle birlikte gönderdiği hidâyet ve ilim, yere yağan yağmurabenzer. Bu yerin bir bölümü güzel, verimli, suyu emer, otlar ve bitkiler bitirir. Bir kısmı da çorak arazidir ki hiçbir şey bitmez (ama) suyu tutar. ALLAH (celle celâluhu) bu toprakla insanlara yarar sağlar. İnsanlar ondan sularını alırlar. Hayvanlarını ve tarlalarını sularlar. Bazı yerlere de yağmur yağar ama orası suyu tutmaz. Yağan yağmur akar gider. Bir şey de bitirmez. İşte bu; ALLAH (celle celâluhu)'nun dinini öğrenip ve ALLAH (celle celâluhu)'nun benim vasıtamla gönderdiğinden yararlanıp da hem öğrenen hem de öğreten bir kişiyle buna kulak asmayan ve ALLAH (celle celâluhu)'nun benimle gönderdiği hidâyeti kabul etmeyen kişiye benzer." buyurmuştur.
    (Ebu Musa (radiyallahu anhu)'dan Buhârî ve Müslim)

    --- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İnsan ölünce amellerinin sevâbı kesilir. Ancak şu üç amelinin sevâbı devâm eder. Verdiği sadaka-i câriye veya (bıraktığı) faydalanılan ilim veya (yetiştirdiği) kendisine dua eden sâlih evlâd." buyurmuştur.
    (Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan Müslim ve diğerleri)

    --- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İslâmı anlayan (fıkh eden, ilm eden) bir kişi, şeytâna karşı bin abidden (anlamadan ibâdetle meşgul olan kişi) daha üstündür." buyurmuştur.
    (İbn Abbas (radiyallahu anhu)'dan Tirmizî, İbn Mâce)

    --- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH'ım! Faydasız ilimden, huşû' duymayan (Sana tazim etmeyen) kalbden, doymayan nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım." buyurmuştur.
    (Zeyd İbn Erkam (radiyallahu anhu)'dan Müslim, Tirmizî, Nesâî)

    --- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Âlimlere öğünmek ve câhillerle mücâdele etmek veya (ilmiyle) insanların teveccühünü kazanmak amacıyla ilim tahsil eden kişi cehennemdedir." buyurmuştur.
    (İbn ömer (radiyallahu anhu) dan İbn Mâce)

    --- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bir kimse ALLAH (celle celâluhu)'nun insanlara yararlı kılacağı dini bir meseleyi (dini işleri) gizler, onu söylemezse, kıyâmet gününde ALLAH (celle celâluhu) o kimseye ateşten bir gem vurur." buyurmuştur.
    (Ebi Saîd El Hudri (radiyallahu anhu) dan İbn Mâce)

    Bu hadis-i şerîf de bizi ilgilendirmektedir.
    Karınca kaderince anladığımızı arz ediyoruz.
    Kusurumuzu affedersiniz.
    Biz ciddî ve samîmi ashabız. Kardeşiz, arkadaşız.
    Muhammedîyiz hamd olsun...

    --- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Yâ Resûlullah! Hangi arkadaşlarımız daha hayırlıdır?" diye soran İbn Abbas (radiyallahu anhu)'ya: "Görülmesi size ALLAH (celle celâluhu)'ı hatırlatan, konuşması bilginizi artıran, yaptığı amel size âhireti andıran kimselerdir." buyurdu.
    (İbn Abbas (radiyallahu anhu)'dan Ebu Ya'lâ)

    İşte biz böyle arkadaşlarız İnşâallah...
    İslâm dini ve şerîatı, kendine lâzım ve lâyık olan ilimleri çeşitli dallarda doğurup geliştirmiştir.
    Tefsir usûlünün pek çok dalları vardır.
    Hadis İlmi...
    Fıkıh İlmi ki İmâm-ı Azam'ın: "Bir kimsenin hak ve sorumluluklarını bilmesi" diye târif ettiği ilim.
    İlm-i kelâm...
    Sûfîlerce: İlim; irfândır, mârifettir.
    "Âlim kâl (söz) ilmiyle, Ârif hâl ilmiyle uğraşır." derler...
    Derler de "İlimsiz irfân nasıl olacakmış?" buna cevâb veremezler... Tasavvuf bir bütündür.
    Bir bedendir; el, ayaktan değerli olamaz!...

    Şer'î (naklî ve dinî) İlimler: Tefsir, hadis, fıkıh, kelâm ve tasavvuf ilimleri. Usûl ilmi ise: tefsir, hadis ve fıkhı usûlünce (ilmî ilke ve metodoloji içinde) inceleyen disiplinin adıdır.

    Aklî İlimler:
    a-) Nazarî (teorik) aklî ilimler: İlâhiyat (metafizik), riyâzât (matematik), tabiat (fizik) vs.
    b-) Amelî (prâtik) aklî ilimler: Ahlâk ilmi, siyâset v.s.

    İmâm-ı Alî (keremullahi veche): "İlim bir nokta idi, onu câhiller çoğalttı!.." ve yine: "İlim, besmelenin "be" harfinin altındaki noktadır..."
    Buyurması ilmin menşe'inin yüceliğine işârettir...

    Gerçekten, teknikte de nokta: esâs, asıl, ana ve temeldir.
    Noktanın hareketinden doğru (hat: sırât-ı müstakîm), doğrunun hareketinden düzlem (satıh), düzlemin hareketinden ise hacim (3 boyut: cisim) doğar...
    Nokta ilk ve anadır.
    Noktanın harekesinden harfler doğar.
    Harfler ise mânâ kaplarıdır.
    Hareketten doğan hat ile harekeden doğan haber işin anasıdır sistemde...

    Arapça'da "Elif" birinci şahsın fiildeki çekim zamiridir.
    Besmelenin başındaki "Be" harfinin çıkıntısında gizlenmiştir.
    "Ben, ALLAH (celle celâluhu) ismi ile (başlıyorum)..." demek olduğu aşikârdır.
    Ve Ahadiyyetî, Ulûhiyyetî, Vahdaniyyetî ve Rübûbiyyetî ile Dâim, Kaim ve Hayy olan ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL var...

    İlk halk edilen (nokta) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in nuru (ruhu, özü) dür.
    Bu öz ise besmelenin "Be" sinin noktası mesabesindedir.
    Öyle bir sabit nokta ki tüm özlerimizde nümûnesi mevcûddur ve öyle bir nokta ki harekete geçirildiği anda herşey ondan doğar ve neticelenir. İnsanî ilmin ilk kaynağı bu noktadadır.

    Zâhirde fiilin zamiri gibi olan Elif, Bâtında Ulûhiyyet varlığına delildir.
    Elif ise asil bir harftir. Müstakil olup kimseyle birleşmez.
    Ne var ki ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL, mahlûkatı (varlığı) var etmeyi kaza, kader, irade ve dilemesi (meşiyyeti) ile Celâlden Cemâle; Âzamet (zâhirî) ve Kudretten (bâtınî) ref'et ve merhâmete; Vahdaniyyetten, Ünsiyyet ve Ülfet'e tenezzül buyurunca...
    Elif, Be'ye "bast" eyleyip merhamet ve muhabbet kanatlarını sermiştir.
    Her varlık buna mecbur ve muhtaçtır.
    Âciz, fakîr, zelil ve âlîl (yok olucu) nesne; var olmak için, elbette "VAR EDEN" in muhabbetine ve merhametine muhtaç ve mecbur kalacaktır.
    Gizli Elif'in bağrında doğan Be' nin sinesindeki "Sin" harfi üç dişli olup
    ALLAHÎ (İlâhî) sırdır.
    Sin'in sinesindeki "Mim" ise, muhabbetin ve merhametin ta kendisi olan Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in hakikatidir.
    Murad-ı Muhammeddir.
    Menbağ-ı Muhammeddir.

    "Bism" "mim" de yuvarlanıp, mümdemiç olup (dürülüp, bükülüp) enfüs-merkez-öz noktası içine sokulur.
    Ve bu nokta "Devrân" edip "Be" nin altına konulur ve Rübûbiyyet tevhidinin sırrını taşır.
    Muhammed (aleyhi's-selâm)'ın; tek ve eşsiz, mübârek, mükemmel ve mükerrem mürebbîlik sırrı ile, Muhammedî bilelik sırrı olan bu nokta, tohumun (Kulluk Tohumunun) içinde mündemiçtir.
    Nokta ise, bu ilâhî devrân sonucu aslından ayrıldı.
    Aslın altında yerini aldı. Kulluk makamına oturdu.
    Gurbete düştü!...

    "Bism"in noktaya dönüşü (devri), tohum oluşu...
    Kâinâtın "DEVRÂN"ına delildir.
    Her tohum bu kâinât tarlasına düşüp de can içinde can buldu mu, ağaç olup (dal-budak ve ufacık yemyeşil elleriyle duada) SEYRÂN'a geçer.
    Çiçek açıp, meyve verip CEVLÂN'a geçer...
    Binlerce tohum üreterek, tohumdan tohuma HAYRÂN'a geçer...
    Âcizâne zevklerimizde zuhûratlar bunlardır...
    Şiirlerimizdeki Devr – Seyr – Cevl ve Hayr şe'enleri de...

    Azîz efendim İmâm-ı Alî (keremullahi veche)'nin:
    "Ey insan! Senin cirmin (cüssen, cismin) küçücüktür, fakat Âlem-i Ekber (Evvel-Âhir-Zâhir-Bâtın sırları) sende tâvadır (dürülüp, yerleştirilmiştir)."
    Buyurmasındaki insan, elbette prototip (ilk örnek) olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dir.
    Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ise;
    ALLAH (İsm-i celâl) (celle celâluhu)'nun Azamet ve Kudreti karşısında : "ABDULLAH"ı olarak kulluk vasıflarını (acziyet, fakriyet, zillet ve illetini; yâni mahviyetini) ilâhî ilim, irade, idrak ve iştirak tevhidi ile ebedîyyen giyinip tenezzül ve tevâzu' ile DEVRÂN edip,
    Yuvarlanıp "Nokta" (ilk=ümm=ana=halkın aslı) olarak RABB'ısı huzurunda küçüldükçe küçülüp en sonunda beyaz kağıda (var etme iradesi) İlâhî Kâlemin (Nurullah) ucu ile konulan nokta hasıl olmuştur.

    --- Câbir bin Abdullah (radiyallahu anhu)'dan: "Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Anam babam sana fedâ olsun, ALLAH'ın en evvel yarattığı şeyi bana söyler misin?" dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Yâ Câbir! eşyâdan önce, kendi nurundan (Nurullah) senin Peygamberinin nurunu yarattı." Ve şöyle buyurdu: "O nur ALLAH'ın kudretiyle dilediği yerlerde devredip gezerdi. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, cehennem, ne melek, ne gök, ne güneş, ne ay, ne cin ne de ins var idi." Ondan sonra buyurdu ki: "ALLAH Tealâ mahlûkatı yaratmak istediği zaman, o nuru taksim edip 4 parça yaptı: İlk parçadan Kâlemi yarattı. İkinci parçadan Levh'i yarattı. Üçüncü parçadan Arş'ı yarattı. Dördüncü parçayı taksim edip dört parça yaptı: İlkinden gökleri yarattı. İkincisinden yeri yarattı. Üçüncüsünden cennet ve cehennemi yarattı. Dördüncü parçayı yine taksim edip dört parçaya ayırdı: Birincisinden mü'minlerin gözlerinin nurunu yarattı. İkincisinden kalblerinin nurunu yarattı ki o, ALLAH'ı bilmedir. Üçüncüsünden dillerinin nurunu yarattı ki o da Kelimeyi Tevhiddir...." buyurdu.
    (İmâm Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404)

    Cümle hatlar (kâinât, eşyâ) ve harfler (sözler, ahdler vs.) bu noktanın evvel, âhir, zâhir ve bâtın hareketi, mârifeti ve hünerleridir.
    Ülûhiyyet zâtîyyettir, elif gibi müstakildir.
    Rübûbiyyet, sıfatiyyettir, be gibi bileliktir...

    RABB' Tealâ'nın iki ana vasfı:
    Medârriyetî: Küllî şeyi döndüren nokta oluşu (sabit nokta).
    Mürebbiyeti: Tüm terbiye; ortaya çıkarıp, besleyip, bakıp, büyütüp ne gerekiyorsa yapmak, çekip çevirmek...

    Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in mürebbîliği:
    İlâhî Edib oluşu, ekremiyeti, muhabbeti ve merhametiyle ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'in tek Halifesi ve insanlar için tek İmâm-ı Mutlak'ı...

    Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in medârlığı ise:
    Sünneti seniyyesinin, gezegenlerin izlemek zorunda (mecbur ve memur) olduğu yörünge (ki bu yörüngelere de medâr denilir.) gibi oluşudur. İzlenecek iz oluşudur.
    Ham akıllılar, uydur kaydır yapıyoruz sanmasın...
    Kur'ân-ı Kerîm'de (arz etmişiz ki) pek çok yerde "ALLAH'a ve Resûlüne tâbi' olunuz..." buyurulmasının sırrı budur.
    Bu sır ise tek ve kesin olarak tasavvufun sırrıdır.
    Sırrr-ı sıfırdır...

    Abd olan RABB'ısına muhtaçtır.
    "Be" de bast (açıcılı, yayıcılık) vasfı vardır.
    "RABB" da böyledir...
    Be'nin altındaki bilelik rızasını (nokta) bulan kendisini de RABB'ını da bilir ve bulur.
    Nereden nereye geldik yine!...

    Ne var ki ilim hususundaki bir başka buyruğunda:
    Hazreti İmâm-ı Alî (keremullahi veche):
    "Her ilmin câmi'i Kur'ân, Onun câmi'i Fâtiha, onun câmi'i besmele ve onun câmi'i "Be" harfi, onun da câmi'i noktasıdır..." buyurmuştur.

    İşte bu nokta, mâsivâ (ALLAH celle celâluhu'dan gayrısı) nın anasıdır.
    ABDULLAH'ın fuadlarımızdaki envâr (nurlar) ve esrâr (sırlar) noktasıdır.
    Tekemmül ise, bu noktaya sall (ulaşım), vesile, salâvat ve salâttır.
    Önce Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslimiyet, sonra ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'e istikamet...
    Bizim salâmız (Mim de cem'e çağrımız); sılası (anavatanı), âhirinde sine-yi Muhammed olanlaradır...
    Sılası, dünyası olanlara sözümüz yok, fırsatını bulmuşken yiyip içip tepinsinler!...
    Şeytânlarının ve şaşkın nefslerinin keyfini edip, çalıp oynasınlar!...
    Yığılıp kalıncaya, ölüm zili çalıncaya, hiç çâresiz oluncaya kadar!...
    Ümmet-i Muhammed'e ise umûmen islâh, iflâh, ferec (çıkış yolu) ve Rahmetullah'ı dileriz...

    ZEVK - 1388

    "DEVE KUŞU" şu nefsim, başın kuma sokuyor.
    "Yük" desem: "Kuşum" diyor, "Uç" desem: "Ben deveyim"
    Dışta derviş davası, içim kibir kokuyor.
    İki arada bir derede, bilemedim Ben de neyim...

    ZEVK - 1262

    Resim-isim, cesed-cisim, CAN olmuş çıkmış cihâne
    Parayla alınır sanma, AŞK'ın bahası bahâne
    Parmak izin gibi "SEN" de, senin tevhidin İhvânî
    Şe'en şâhidiysen HAK'ka, FECR'in şafağı şahâne...

    ZEVK - 1263

    İki gözüm sanır idim, tüm âşıklar giryân imiş
    Dışı yeşil yanar dağlar, içi kızıl püryân imiş
    MİDE'yle KALB'in arası, dört parmaktır Kul İhvânî
    Ben, bana perde olmuşum, meğer MEVLÂM üryân imiş...

    ZEVK - 1264

    Yeşil ağaç hidrokarbon, AŞK GÜNEŞ'in HAY aynası
    Her seher saçların tarar, EHLULLAH'ın Haslar Hası
    "Fûlki'l-meşhun" AŞK GEMİSİ: dirilik döken sahile
    Gönül lambam yanmıyorsa; engel olan BENLİK PASI...
    (Yâsîn 36/41,80 Bkz.)

    ZEVK - 1265

    Varlık Cübbesi altında, "Lâ hüve illâ hüve" Hak
    Mütekellim-Muhatab kim? Ne demekmiş "gaib" olmak
    "AŞK SUYU"n testisi "BUZ" dan, ahkâm kesme Kul İhvânî
    Rüşdüne erendir MÜRŞİD, o ise, BİR ŞEY olmamak...

    Kul İhvani Divanı'ndan
    Muhammedinur.com

    http://www.muhammedinur.com/modules....owpage&pid=948
    Share |

  2. aNKa Bu Konu İçin Teşekkür Edenler Listesi


+ Konu Cevaplama Paneli

Bu konuyu okuyan üyeler toplam : 3

Hareketler : (Hepsi)

  1. aNKa
  2. Lâle
  3. nur-ye

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok