+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 10 Sayfa var
1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 94

Konu: Ehl-İ beyt hadİslerİ

  1. #1
    HAS-AN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.04.2010
    Mesajlar
    185
    Teşekkür Et
    0
    1 Konusuna 1 Teşekkür Almış

    Ehl-İ beyt hadİslerİ




    TERTEMİZ EHL-İ BEYT (aleyhumesselâm) İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Veda Haccı’ndan Medine’ye dönerken “Gadir-i Humm” denen su başında Hz.Ali’yi yanına alarak şunları buyurdu:
    Hicret’in Onuncu yılında Hz.Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) artık Risaleti’nin adetâ bir özeti ve tamamlayıcı olgusu olarak tarihlerde Veda Hacc’ı diye bilinen haccı yerine getirdi. Komşu kabilelerdeki Müslümanların da kendisine katılmalarını emretti ve Mekke’de 100 binin üzerinde insan toplandı; bir kişiyle başlayan İslâm davası 23 yıl gibi kısa bir zaman içerisinde 100 binden fazla kişiyi Hacc’da toplayabilecek hale gelmişti.
    Veda Hacc’ında “Veda Hutbesi” diye bilinen ve genel bir “tebliğ” niteliğindeki hutbesini okuyup Hacc’ını da tamamladıktan sonra Medine’ye doğru yola koyuldu.
    Yolda Gadir-i Humm denilen bir su başına geldiğinde kafile durdu ve Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) öğle vakti bir ağacın altına kurulan kürsüye çıkarak Hz.Ali’yi de yanına alıp şunları buyurdu:


    “Ey Müslümanlar! Ben ancak bir insanım! Rabbimin elçisi gelip de ona icabet etmem yakındır. Ben size iki kıymetli ve ağır şey bırakıyorum. Onlar birbirinden ayrılamaz. Eğer bunlara uyarsanız yolunuzu sapıtmazsınız. Bu iki kıymetli şeyden biri içinde Nur ve doğru yol bulunan Allah’ın Kitabı’dır ki O’nun gökten yere sarkıtılmış ipidir. Ona tutulan doğru yolu bulur Ondan ayrılan sapar. Diğeri de Ehl-i Beyt’i Itret’imdir. Ehl-i Beyt’im hakkında sizi uyarırım; Ehl-i Beyt’im hakkında sizi uyarırım; Ehl-i Beyt’im hakkında sizi uyarırım!"
    (Sahih-i Müslim 2: 325; Tirmizi H. No: 4036 4038; İ.Hanbel Müsned 5: 182 189 3: 26.)

    “Ey Müslümanlar! Ben bütün Mü’minlere öz canlarından daha evlâ değil miyim? Öyleyse ben kimin Mevlâsıysam Ali de onun mevlâsıdır. Ya Rabb! Onu Velî edinenlerin Velisi ol düşmanlarına da düşman ol!”
    (İ. Hanbel Müsned 4: 281 Buhari Tarih 1: 375 İ. Mace Sünen H. No:116)
    Share |

  2. #2
    HAS-AN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.04.2010
    Mesajlar
    185
    Teşekkür Et
    0
    1 Konusuna 1 Teşekkür Almış

    Ehl-İ beyt hadİslerİ



    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanındaydık; yanında bir kavim-topluluk oturmaktaydı. Ali (Keremullahiveche) içeriye girdi. O girince onlar çıktılar. Çıktıklarında onu kınamaya koyuldular ve dediler ki:
    “Vallahi o girdiği zaman çıkmayız”. Ondan sonra dönüp tekrar girdiler.
    Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Vallahi Onu sokup sizi çıkartan Ben değilim! Onu sokup sizi çıkartan bilakis Allah’tır!..”


    (İbrahim b. Sa’d b. Ebi Vakkas’tan Oda babasından; Hadislerle Hz. Ali Nesâi S. 38 H. 38.)
    Share |

  3. #3
    HAS-AN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.04.2010
    Mesajlar
    185
    Teşekkür Et
    0
    1 Konusuna 1 Teşekkür Almış

    Ehl-İ beyt hadİslerİ



    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Yâ Ali! Rabbim bana seni din incelikleriyle iyice eğitmemi ve öğretmemi emretti ki sen iyice kavrayıp kalbini dolduracak bir kudrete erişesin. Bunun üzerine de Kur’an’ın: ‘Onu kavrayıp belleyecek kulak kavrar ve korur.’ (Hakka-12) Âyeti nazil oldu. İşte bu yüzden sen Âyette geçen ‘iyice kavrayıp belleyecek kudret oldun.” buyurdu.

    (Ebu Nuaym Hilye C. 1 S. 80.)
    Share |

  4. #4
    HAS-AN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.04.2010
    Mesajlar
    185
    Teşekkür Et
    0
    1 Konusuna 1 Teşekkür Almış

    Ehl-İ beyt hadİslerİ



    ● Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mescidde ashabının arasında oturuyordu. O sırada Hz. Ali içeri girdi. Oturacak bir yer aradı bulamadı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hangisi ona yer verecek diye ashabının yüzüne bakıyordu.

    Resulullah(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’ın sağında oturmakta olan Hz. Ebubekir(r.a.):
    “- Ya Ebu Hasan gel buraya otur” dedi. Ali (Keremullahiveche) Ebu Bekir (r.a.)’le Hz. Peygamberin arasına oturdu. Peygamberimizin yüzü birdenbire ışıdı ve Ebu Bekir’e dönerek:
    “- Ya Ebu Bekir, büyüklerin kadrini büyükler bilir” dedi.


    (Enes (r.a.)’den; Hadislerle Müslümanlık - M.Yusuf Kandehlevî S. 1048.)



    Hadislerle Müslümanlık Müellifi Muhammed Yusuf Kandehlevî Kimdir?

    Muhammed Yusuf Kandehlevî, Muhammed İlyas Kandehlevî’nin oğlu olup Hindistan’ın Şah Cihan zamanında dindarlığıyla, müderris ve mürşitleriyle tanınmış meşhur bir ailesine mensuptur. Hicrî 25 Cemâdiye’l-Ûlâ 1335 (20 Mart 1917 Salı) tarihinde Hindistan’ın Dehli vilâyetinde dünyaya gelen müellif, ilim ve amelleriyle şöhret bulan bir aile çevresinde büyümüştür. Büyük âlimlerden okumuş, onların terbiye ve murâkabeleri altında yetişmiştir. On yaşında iken Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleyen Muhammed Yusuf Kandehlevî ilk tahsilinden sonra İslâmabad’da bir hadis mektebinin müdürü olan Şeyh Abdullatif ve benzeri âlimlerden ders almış; daha sonra da amcasının oğlu Şeyh Muhammed Zekeriya Kandehlevî gibi büyük muhaddislerden hadis okuyarak 1354 (Milâdî 1935) dolaylarında mezun olmuştur. Tam bir ilim âşığı olan müellif vaktinin çoğunu ilim tahsiline vermiştir. Hadis öğrenimi esnâsında Tahâvî’nin Meâni’l-Âsâr adlı kitabının şerhinin şerhi olan Emâni’l-Ahbâr isimli kitabıyla telife başlamıştır. Çevresi daima mürşit ve âlimlerle doluydu. Ailesinin bütün fertleri dinî ilimlerde kendilerini yetiştirmiş kişilerdi. Bunların her birinden çeşitli yönlerden feyiz alan Muhammed Yusuf nihayet 21 Recep 1362 (24 Temmuz 1943 Cumartesi) tarihinde babası, büyük mürşit Şeyh Muhammed İlyas’tan icâzet aldı. Bundan az bir zaman sonra babası vefat etti.

    Babasının vefatından sonra Şeyh Muhammed Yusuf’un hayatında büyük değişiklikler oldu. Bütün vakitlerini ilme ve telife vermişken ani bir şekilde irşada yöneldi. Artık bir yerde durmuyor, köy köy, kasaba kasaba bütün Hind kıtasını (Hindistan ve Pakistân’ı) dolaşıyor, gece-gündüz, yılmadan-yorulmadan çalışıyordu. Yirmidört saatinin ancak iki veya üç saatini istirahata ayırıyordu; boş vakti yoktu. Katıldığı toplantılarda saatlerce konuşuyordu. Konuşmalarının çoğu Hz. Peygamber’in ve sahabilerinin hayatlarından örnekler vermekle geçiyordu. İrşad ve tebliğ vazifesini yerine getirirken birçok uzun konuşmalar ve meşakkatli yolculuklar yaptı. Yirmi küsür senelik irşad hayatı boyunca elliden fazla büyük toplantı düzenledi. Hindistan’la Pakistan’ın ayrılmasından sonra Doğu ve Batı Pakistan şehirlerine onaltı sefer yaparak buralarda toplantılar tertip edip konuşmalar yaptı. Kendisi İslâmiyet’in beşiği mesâbesinde olan Mekke ve Medine’de de irşad ve tebliğ çalışmaları yapmak ve buraların halkından ilgi görmek istiyordu. Bu şekilde her sene hacca gelenler vasıtasıyla bütün dünyaya yayılma imkânı bulacağını ümit ediyordu. Bunun için de önceleri Hindistan’ın büyük liman şehirlerinde deniz yoluyla hacca gidenlere İslâm’ı tebliğ etmeye başladı; bunların arasından tebliğ vazifesine cân u gönülden katılanlar oluyordu. Sonraları ise Hicaz’a (Arabistan’a) bizzat yolculuklar yaptı; kendisi gitmese bile heyetler gönderiyordu. Onun bu faaliyetlerinden haberdar olan İslâm ülkelerinin yöneticileri onu kendi memleketlerine dâvet ediyorlardı. Başında bulunduğu Tebliğ Cemaati’nin faaliyetleri Hz. Peygamber(sallalahu aleyhi ve sellem)’in ve ashâb-ı kirâmının yaşantılarını anlatmak suretiyle İslâm dinini tebliğ etmekten ibaretti. Muhammed Yusuf Mekke ve Medine’den sonra Mısır, Sudan ve Irak’a da heyetler göndermiştir. Böylece kısa bir süre içerisinde bu tebliğ ameliyesi bütün Arap yarımadasına yayıldı. Şeyh Muhammed Yusuf Kandehlevî’nin faaliyet merkezi Hindistan’ın Dehli şehriydi. Bu merkeze çeşitli İslâm ülkelerinden devamlı olarak heyetler gelip gitmekteydi. Onun zamanında Teblig Cemaati’nin faaliyetleri Asya, Avrupa ve Afrika’ya yayılmıştı. Onun içten gelen konuşmaları dinleyicilerin kalbinde meşâleler tutuştururdu.

    Şeyh Muhammed Yusuf Kandehlevî son hac seferinden döndükten bir yıl kadar sonra, tebliğ ve irşad vazifesini ifa amacıyla, hazırlıklarını tamamlayarak 10 Şevval 1384 (12 Şubat 1965) tarihinde uzun bir yolculuğa çıktı. Gittiği yerlerde tarihin belki de benzerini kaydetmediği büyük ve kalabalık toplantılar düzenleniyordu. Bu toplantılarda bütün kuvvetiyle konuştuğu için ses telleri bozulmuş; öksürük dâhil birçok rahatsızlıklara ve hastalıklara yakalanmıştı. Çıktığı bu büyük yolculuğun sonunda Hindistan’a dönmek üzere olduğu bir sırada Lahor’da düzenlenen büyük bir toplantıda konuştuğu günün gecesinde sabaha kadar ter dökmüş, ertesi günü hastaneye götürülürken yolda vefat etmiştir (Hicrî 29 Zilkâde 1384 Milâdî 2 Nisan 1965). Müellif merhum vefatı esnasında kelime-i tevhidi tekrarlıyor. Hz. Peygamber(sallalahu aleyhi ve sellem)’e salât u selam getirerek ondan rivâyet edilen duaları okuyordu. Lahor’da büyük bir kalabalık tarafından iki defa cenaze namazı kılındıktan sonra na’şı Dehli’ye götürüldü. Burada da güneşin doğuşuyla birlikte yetmişbin kişi tarafından ikinci bir cenaze namazı daha kılındı. Bu namazı amcasının oğlu, muhaddis Muhammed Zekeriyya Kandehlevî kıldırdı. Namazdan sonra da babasının defnedilmiş olduğu Nizamuddin kabristanına defnedildi.

    Müellif merhum orta boylu, elâ gözlü, siyah sakallı ve gür saçlı idi. Çehresi geniş, gözleri parlak ve son derece çekiciydi. Kendisi dalgın görünürdü. Müritlerinin her biri ‘Şeyhim beni herkesten daha çok seviyor’ kanaatinde idi. Sohbetlerinde sadece dinî konuşmalar yapar ve dinlerdi. Samimi ve inançlı bir kimse idi. Özellikle Hz. Peygamber(sallalahu aleyhi ve sellem)’in ve ashâbının ve onların tâbiinlerinin yaşadığı devirler hakkında derin bir bilgiye sahipti. Bu zat Allah Teâlâ’nın, kendisini üstün ve güzel sıfatlarla donattığı bir hârikası idi. Konuşmaları ve yaptığı dualar dinleyiciler üzerinde büyük bir etki bırakırdı. Öyle ki, onu dinleyenler çoğu zaman ağlarlar, bazan da kendilerinden geçerlerdi. Allah Teâlâ’nın kendisine bahşetmiş olduğu olağanüstü gayret ile kısa bir zamanda hedefine ulaştı. Bütün hayatı dopdolu olmasına rağmen Hayâtü’s-Sahâbe ve Emâni’l-Ahbâr adında iki büyük kitap telif etmiştir. Kendisinden sonra mirasçısı olan oğlu Muhammed Harun onun yolundan gitmektedir. Ruhu şâd olsun! Allah’ın salât ve selâmı onun ve tüm müslümanların üzerine olsun.

    Ali ARSLAN İstanbul
    Share |

  5. #5
    HAS-AN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.04.2010
    Mesajlar
    185
    Teşekkür Et
    0
    1 Konusuna 1 Teşekkür Almış

    Ehl-İ beyt hadİslerİ




    ● Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “İnsanların en şakisi olan iki adamı size bildireyim mi?
    Birisi deveyi öldüren Semud kavminin Uhaymir’i (kızıl suratlısı)dir. Diğeri de Senin şurana (başına) vuracak olandır ey Ali! Hatta (akan kandan) şuran ıslanacaktır”.

    (Hz. Ammar bin Yasir’den; Buharî, Ebu Muhammed B. İsmail. Tecrid-i Sarih Terc. Diy. İşl. Bşk. Yayın. Hz. Peygamberin Dilinden Dört Halifesi. Çev. A. Fikri Yavuz, Sönmez Neşr. S. 249.)



    ● Amir b. Sa’d b. Ebi Vakkas babasından naklediyor: Muaviye b. Ebi Süfyan Sa’d’e Hz. Ali’ye (k.v.) küfretmesini emretti. Küfretmeyince O’na:
    “-Senin Ali’ye sövmene mani olan nedir?” diye sordu. Sa’d:
    “-Allah Resulü (s.a.v)’in onun hakkında söylediği üç şey vardır ki birine sahip olmam benim için kızıl tüylü deve sürüsüne sahip olmamdan daha iyidir hatırladığım sürece ona asla sövemem! Bu üç şey şunlardır:
    1-Vahiy indiği zaman Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ali, iki oğlu ve Fâtıma (r.a.)’yu alıp onları elbisesinin altına koyup şöyle buyurdu: “Rabbim! İşte bunlar benim Ehlim Ehl-i Beyt’imdir”.
    2-Savaşlarından birine çıktığı zaman Ali Ona dedi ki: “Beni çocuklar ve kadınlarla bıraktın.” Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Benim katımda Sen Hârûn’un Mûsâ’nın katında ihrâz ettiği dereceyi ihrâz etmekten hoşlanmaz mısın? Ne var ki Benden sonra peygamber yoktur!” İşte bunu da hatırladığımda Ona katiyen sövemem!
    3-Hayber günü Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): şöyle buyurdu: “Mutlaka sancağı Allah(Celle Celali Hu)’ı ve elçisini seven bir adama vereceğim. Allah onun elinde Hayber’in fethini müyesser kılacaktır”. Hepimiz heyecanla bekledik: Derken “Ali nerede?” diye sordu. “Gözü ağrıyor” dediler.
    “Çağırın gelsin!” buyurdu (çağırdılar geldi ve) Gözlerine mübarek tükürüğünü sürdü. (Hemen iyileşti) ve Sancağı ona verdi. Onun eliyle Allah fethi müyesser kıldı.
    Vallahi (bundan sonra) Muaviye Medine’den çıkıncaya kadar Ali (Keremullahiveche) hakkında tek kelime bile söyleyemedi.
    (Amir b. Sa’d b. Ebi Vakkas o da babasından; Hadislerle Müslümanlık - M.Yusuf Kandehlevî S. 1049-1050.)
    Share |

  6. #6
    HAS-AN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.04.2010
    Mesajlar
    185
    Teşekkür Et
    0
    1 Konusuna 1 Teşekkür Almış

    Ehl-İ beyt hadİslerİ



    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):Ali’ye şöyle dedi:
    “Sen katımda Harun’un derecesine sahipsin. Ben sendenim”.
    Cafer’e de şöyle dedi:
    “Sen benim hilkatıma ve ahlâkıma benzedin”.
    (El Kasım el-Cermi’den O da İsrail’den o da Ebu İshak’dan O da hubeyre bin Yerim ile Hâni bin hani’den ikisi de Ali (Keremullahiveche)’den; Hadislerle Hz. Ali Nesâî, S. 60 H. 68.)


    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    “Ey Ali! Sen dünyada da Seyyidsin Âhirette de Seyyidsin”.
    (Buharî, Ebu Muhammed B. İsmail. Tecrid-i Sarih Terc. Diy. İşl. Bşk. Yayın. Hz. Peygamberin Dilinden Dört Halifesi. Çev. A. Fikri Yavuz, Sönmez Neşr.Halifesi. Çev. A. Fikri Yavuz, Sönmez Neşr S. 250.)


    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Ey Ali! Seni sevene ve sözünü tasdik edene müjdeler olsun.
    Sana buğz edene ve sözünü yalanlayana yazıklar olsun”.
    (Ammar bin Yasir (r.a.)’den; Buharî, Ebu Muhammed B. İsmail. Tecrid-i Sarih Terc. Diy. İşl. Bşk. Yayın. Hz. Peygamberin Dilinden Dört Halifesi. Çev. A. Fikri Yavuz, Sönmez Neşr. S. 250.)



    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    “ Ali (Keremullahiveche) günahları düşürmeye sebep olan bir yoldur
    (Onun yolunu takip etmek lazım gelir).
    O yoldan giren Mü’min olur Ondan çıkan ise kafir olur”.
    (Buharî, Ebu Muhammed B. İsmail. Tecrid-i Sarih Terc. Diy. İşl. Bşk. Yayın. Hz. Peygamberin Dilinden Dört Halifesi. Çev. A. Fikri Yavuz, Sönmez Neşr.Halifesi. Çev. A. Fikri Yavuz, Sönmez Neşr, S. 251)


    Bir adam babama gelip şöyle sordu:
    “İnsanlar arasında Allah Resulünün (s.a.v.) en çok sevdiği kişi kimdir?”
    “Kadınlar arasında Fâtıma erkekler arasında ise Ali (Keremullahiveche)’dir”
    diye cevap verdi.
    (Tirmizî C. 10 S. 370 Tuhfe; Nesâi Hadislerle Hz. Ali.)



    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Ya Ali! Sen Kâbe gibisin (menzilesindesin)”
    (Münavî Künuz ül Hakaik S.188.)



    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Ali Kur’an ile beraberdir; Kur’an da Ali iledir.
    (cennetteki) havuzda bana gelmelerine kadar asla ayrılmazlar”.
    (Ümmü Seleme annemiz’den; Taberânî Mucemu’s-Sağir.)


    İMAM Taberânî

    Meşhur tefsir, hadis ve fıkıh âlimlerinden. İsmi, Süleymân bin Ahmed bin Eyyub bin Mutayr eş-Şâmi el-Lahmi et-Taberani; künyesi Ebul-Kasımdır. 873 (H.260) senesi Safer ayında Şam’ın Taberiyye kasabasında doğdu. İsfehan’a yerleşti. 970 (H.360) senesi Zilkâde ayının sonlarına doğru 100 yaşlarında vefat etti. İsfehan şehrinin girişinde Resulullah(sallallahu aleyhi ve sellem)ın Eshabından olan Hammâd ed-Devri’nin kabri yanına defnedildi.

    Taberani; Hâşim bin Mürsed et-Taberani, Ebu Zür’a-es-Sekafi, İshâk ed-Debri, İdris el-Attar, Beşir bin Musâ, Hafs bin Ömer, Abdullah bin Mahmud bin Said bin Ebi Meryem, Ali bin Abdülaziz el-Begâvi, Mikdâm bin Dâvud er-Re’yini, Yahya bin Eyyub el-Allât, Ebu Abdurrahman en-Nesai gibi pek çok âlimden ilim öğrendi ve hadis-i şerif rivayetinde bulundu. Kendisinden de; Ebu Huleyfe el-Cemhi, İbni Ukde, Ebu Nuaym el-Hâfız, Ebu Hüseyin bin Fâzişâh, Abdân, Câfer el-Feryâbi, Ebu Abdullah bin Merde el-Hâfız ve daha birçok âlim ilim öğrendi ve hadis-i şerif rivayet etti.

    Büyük hadis âlimlerinden olan Taberani hazretleri, güvenilir, sağlam, hadiste hüccet, yani üç yüz binden fazla hadis-i şerifi senetleriyle birlikte ezbere bilen unvanına sahiptir. Onun ilmi ve rivayet ettiği hadis-i şerifler, bütün İslam âlemine yayıldı. Kendisine; ‘Bu kadar hadis-i şerifi ezberleme bahtiyârlığına nasıl kavuştun?’ diye sorulduğunda; ‘Otuz sene kuru hasır üzerinde uyudum’ buyurdu.

    İlim tahsili için rahatı terk ederek sade bir hayat yaşadı. Otuz üç sene ilim uğrunda seyahat yaptı. Bu yolda fedakârlıktan kaçınmadı. Her işini Allahü teâlânın rızası için yapar ve insanları Cehennem ateşinden kurtarmak için çalışırdı. Talebelerinden Ebu Abbas Şirazi, Taberani’den üç yüz bin hadis-i şerif yazdığını, güvenilir, sağlam bir muhaddis olduğunu bildirmekte ve hocasının ne derece ilim sahibi olduğunu vesikalandırmaktadır.

    Yazmış olduğu başlıca eserleri; Mu’cem-ül-Kebir, Mu’cem-ül-Evsat ve Mu’cem-üs-Sagiridir.
    Share |

  7. #7
    HAS-AN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.04.2010
    Mesajlar
    185
    Teşekkür Et
    0
    1 Konusuna 1 Teşekkür Almış

    Ehl-İ beyt hadİslerİ



    ● Necran Hıristiyanlarından bir grup elçi Peygamberimize (Sallallahu aleyhi ve sellem) geldiler. Hz. İsa’nın Tanrı olduğunu iddia ediyorlardı. Peygamberimiz onlara: “Hepimiz Ehl-i Beytimizi toplayalım Dua edelim. Allah’ın lânetini yalancıların üzerine dileyelim” dedi.
    “Hz. Peygamber; Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin (Onlara selam olsun)’i çağırdı. Yapacağı duaya âmin demelerini istedi. Dua etti ve Allah’ım benim Ehl-i Beytim işte bunlardır dedi. Fakat Necran’lılar işin sonunun aleyhlerine olacağından korkarak çekip gittiler.


    Aşağıdaki Âyet bu sebeple nâzil olmuştur:
    “Artık sana bu ilim geldikten sonra kim seninle Onun hakkında çekişirse de ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım ve kendimiz de gelelim. Hep bir arada dua ve niyaz edelim de Allah’ın lânetini yalancıların üstüne okuyalım (Al-i İmran-61)”.


    (Amir b. Sa’d b. Ebi Vakkas o da babasından; Hadislerle Müslümanlık - M.Yusuf Kandehlevî Ahmed b. Hanbel Müsned) Müslim Tirmizî.)




    ● İmam Ahmed b. Hanbel ●


    Ebu Abdullah Ahmed b. Muhammed b. Hanbel b. eş-Şeybâni el-Mervezî, Hanbelî mezhebinin imamı, muhaddis, mutlak müctehid.
    164/780 yılında Bağdat'ta doğan Ahmed'in babası Muhammed b. Hanbel otuz yaşında ölmüş, onu annesi Sâfiyye binti Meymune büyütmüştür. Kendisi Arap olup, Şeybân kabilesine mensuptur ve soyu, Nizar kabilesinde Hz. Peygamber (s.a.s.)'in soyu ile birleşmektedir. Ahmed'in dedesi Hanbel, Emeviler döneminde Serahs valiliği yapmıştır.
    İlk eğitimini bir ilim ve kültür merkezi ve aynı zamanda Abbâsîlere başkent olan Bağdat'ta aldıktan sonra dini ilimlere yönelen Ahmed, İslâm'ı bütün yönleriyle yaşamak istedi. Bu arzu onu Peygamber (s.a.s.)'in hadisleriyle uğraşmaya götürdü. Daha çocukken Kur'an-ı Kerîm'i ezberlemişti. Diğer dini ilimleri okuduktan; Arapça'yı ve dil bilgisini geliştirdikten sonra bütün mesaisini hadislere ayırmıştı. O, ayrıca Farsça da bilmekteydi. Hadis toplama, ezberleme ve yazma onda bir tutku haline gelince, Basra, Hicaz, Kûfe ve Yemen gibi ilim merkezlerine birçok seyahatler yaparak buralarda bulunan ulema ve muhaddislerle görüşmüş, râvileri bulmuş ve onlardan hadis almıştır. (İbnü'l Cevzî, Menakıbu'l İmam Ahmed b. Hanbel, s. 183 vd.) Üçünde parasızlıktan ötürü yaya olmak üzere beş defa hacca gittiği, İmam Şâfiî ile ilk defa Hicaz'da tanıştığı, yolculuklarında fakir olduğundan büyük sıkıntılarla karşılaştığı, Yemen'deki muhaddis Abdurrezzak b. Hemmam (ö. 211)'dan hadis almak için Yemen'e giderken yolda parası bitince hamallık yaptığı kaydedilmektedir. (İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, X, 329) Ravilerden hadislerle birlikte sahâbe ve tabiine dair ulaşan butun rivayetleri almıştır. Fıkhi bilgisini ve usûl-i fıkhı Ebu Yusuf* ve imam Şafii'*den aldığı derslerle kuvvetlendirmiş, toplayıp tedvin ettiği hadis ve sahâbe fetvalarını fıkhının dayanağı yapmıştır. Kırk yaşından sonra, topladığı beş bine yakın talebeye ders vermiştir.
    Tarihte büyük müctehidlerin birçoğuna zulmedildiği görülmektedir. imam Ahmed de bu gruptandır. Abbasîler zamanında "Halku'l-Kur'an Kur'an mahluktur" ideolojisi yayılıp, halife Me'mun'un (813-833) bunu zorla ulemaya kabul ettirmek istemesi, hristiyan âlimi Yuhanna el-Dimaşkî'nin fitnesi ve Mutezile'nin ortalığı karıştırmasıyla başlayan zulüm, devlet desteği ve despotluğuyla ilim çevrelerine dayatılmak istenince ulemanın çoğu bu görüşü kabul ettiğini söylerken, (h. 218) Ahmed b. Hanbel, el-Kavârîrî, Muhammed b. Nuh, Sücâde gibi bir grup âlim "Kur'an mahluktur" görüşüne katılmadıklarından dolayı zincirlere vurularak hapse atılmışlar, işkence görmüşlerdir. Bu arada Kavârîrî ve Sücâde de resmi görüşü kabul ettiklerini söyleyerek serbest bırakılmışlardır. Halife Me'mun ortada kalan Hanbel ve Muhammed b. Nuh'la görüşmek istemiştir. Ancak, halife vefat edip, Muhammed b. Nuh da yolda ölünce Ahmed b. Hanbel Bağdat'ta tekrar hapsedilmiş, Mu'tasım (833-842) zamanında kadı İbn Ebu Duâd'ın teşvik ve etkisiyle işkence edilmiştir. Yirmi sekiz ay hapiste kalan Ahmed b. Hanbel, serbest bırakıldıktan sonra iktidara gelen el-Vâsık (ö. 232/847) devrinde de aynı muhalifliğini sürdürdüğünden gözetim altında tutulmuş, beş yıl hadis dersi verememiştir. Nihayet el-Mütevekkil (ö. 247/861) devrinde Me'mun'un "Kur'an mahluk değildir diyen kimse kalmasın" vasiyetine ve bu katı siyasete son verildikten sonra yeniden hadis çalışmalarına dönmüştür. Onun bu zorluklarla dolu günleri ondört yıl sürmüştür. Halife el-Mütevekkil'in gönlünü almak amacıyla hediye ve maaş vermek istemesini de reddetmiş, hatta halifenin yardımını kabul eden oğullarına kırılmış, kendisi hiçbir zaman kimseden bir karşılık almamıştır.
    İmam Ahmed b. Hanbel, 241/855 yılında Bağdat'ta vefat ettiğinde cenazesine on binlerce kişi katılmış, namazı Cuma günü kılınmıştır. Türbesi VII. asırda Dicle nehrinin taşmasında sulara kapılıp kaybolmuştur.
    İmam Ahmed'in hayatı -babasından kalan bir kira geliri dışında- fakirlik ile geçmiş iki evliliğinden, oğulları Salih ile Abdullah, cariyesinden de üç oğlu, bir kızı olmuştur. imam ibn Hanbel halk arasında mihne olaylarındaki tavrı dolayısıyla sevilmiş, takvası ve sünnete her yönden bağlılığıyla meşhur olmuştur. Yoksul olmasına rağmen, devlet bünyesinde görev almamış, hiç kimseye muhtaç kalmadan sünnete uygun bir şekilde yaş**ıştır. Onun hakkında "Yahudiler arasında çıksaydı peygamber olurdu" gibi övgüler nakledilmiş, kimseden onun aleyhinde söylenen bir söz işitilmemiştir.
    İtikadı, ilmi "Halku'l Kur'an" olayında Mutezile* mezhebi, "yalnız Allah kadimdir"diye Kur'an'ın hâdis olduğunu ortaya attığında ve bu görüş zorla herkese kabul ettirilmek için devletin baskı ve zulmü imamlara dayatıldığında Ahmed b. Hanbel bunu bir bid'at* olarak gördü. Konuyu asr-ı saadette kimse tartışmamıştı. Üstelik sünnette "Kur'an Allah kelâmıdır" bilgisi ile nasıl tavır alınmışsa öyle tavır takınılmalıydı. Ahmed b. Hanbel, Kur'ân'ın mahlûk olduğunu söyleyenin Cehmî, mahluk olmadığını söyleyenin ise bid'atçı olduğuna hükmeder. Kendisi bu meselenin sünnette var olmayan, aklen ortaya konulan bir iddia olduğunu savunur. Çünkü sünnette bu tür bir tartışma yoktur ve Kur'an "Allah'ın kelâmı" ve indirdiği hükümler olarak nitelenmiştir. Zaten sünnet* usûlünde böyle konularda tartışma olmaz; tartışma ihtilafa, ihtilaf kavga ve fitneye götürür.
    Ahmed b. Hanbel itikatta, amelde, ahlâkta sünnetten başka bir yol izlemez. Cedelden, münakaşadan, salt rey ile hüküm vermekten kaçınır; sahâbe ve tabiinin yolunu izler. Sabırlı, mütevazî, ciddi, yumuşak, kanaatkâr, takva sahibi, ihlâslı bir müctehiddir. Onun itikadı, fıkhî nasslardan doğar. Daha doğru bir deyimle o, Kitap ve Sünnet olan şeriatın asli delillerini delil olarak alıp birtakım hükümlere varmada, onları kullanmadan çok nassları oldukları gibi alıp, sünnetin açıklamasını aynen uygular. iman, kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve uzuvlarla amel olup, artar ve eksilebilir. Büyük günah işleyen dinden çıkmış olmaz. Allah'ın sıfatları nasslardaki gibidir, tevil edilmez. Müteşabihleri yorumlamaktansa susmak evladır. Bir halife adil veya zalim olsa da ona itaat edilir, isyan çıkar yol olmayıp, bağiy'dir. Ahmed b. Hanbel'in yanında yetiştiği Huşeym b. Beşir b. Ebu Hazim (104/722-183/799) adında bir üstadı vardır. Ayrıca Umeyr b. Abdullah b Halid Abdurrahman b. Mehdi, Ebu Uyeyne, imam Şâfiî, Ebu Yusuf, Abdurrezzak b. Hümâm, İsmail b. Aliyye, -gıyaben- Ebubekir b. Ayaş, Yahya b. Saîd'den faydalanmıştır. Ahmed b. Hanbel'den hadîs rivayet edenler arasında da Buhârî, Müslim, Ebû Davud, Ali b. el-Medîni en önemli muhaddislerdir.

    Eserleri

    Ahmed b. Hanbel'in bizzat yazdığı tek eseri "el-Müsned"dir. Ona atfedilen eserler, Hanbelî imamlarınca yazılmıştır. es-Sünne, Zühd, Salat, Ver'a ve'l-İman; Reddi ale'l Cehmiyye ve'z-Zenadıka; Eşribe; Mesail; Cüz fi Usûlu's-Sünne; Fedailu's-Sahabe; Er-Reddü ala men iddea't-Tenâkuza fi'l-Kur'ân; et-Tefsir; en-Nasih ve'l Mensuh; Tarih; el-Mukaddem ve'l Muahhar fi'l Kur'an; Vücubâtü'l Kur'an; Menâsikü'l Kebir ve's Sağir; el-Cerhu ve't Ta'dil; el-İlel ve Marifetu'r-Rical bunlardandır.

    Müsned

    Ahmed b. Hanbel, bir hadis ve bir fıkıh imamıdır. Her fâkîhin ilimde ağır basan bir yönü vardır ve hiç kimse bütün ilimlerde aynı dirayette yetişemez. Başka bir deyişle imamların fıkha intisabında önceki ilimlerinin bir kısmının etkisi görülür. Ebu Hanife*nin fıkhı, nasıl rey ağırlıklı ise; Ahmed b. Hanbel'in fıkhı da hadis ağırlıklıdır. Bu yönüyle İbn Cerir et-Tâberî, İbn Kuteybe, onun sadece hadis âlimi olduğunu söylemişlerdir. Başlangıçta Ahmed b. Hanbel, talebelerine kendisinden yalnız hadis yazmalarını söylemişti. Çünkü o, geniş anlamıyla hukukî metinlerle uğraşmanın hadisi unutturacağını, hukukçuların çekişmeleri ve ihtilaflarıyla uğraşmanın insanları şaşırtacağını biliyordu. Fer'î meselelerle uğraşmak sebebiyle Kur'an ve Sünnet'in ikinci plânda kalacağından endişe ediyordu. Buna rağmen talebeleri onun fetvalarını, görüşlerini yazdılar. Sonraları kendisi de bu tedvîn işini olumlu karşıladı. Kendisi "Müsned"i yazdı. Bu kitap onun yüz elli bin hadis içinden seçtiği otuzbin civarında hadisten oluşmuştur. İmam, insanlar hadislerde ihtilaf edince Müsned'e başvurabilsinler diye bu kitabı yazmıştır. Müsned'i dağınık kâğıtlara yazıp, temize çekemeden vefat edince, oğlu Abdullah (213-290) kendi rivayetlerini de ekleyerek Müsned'i tedvin ve rivayet etmiştir. Müsned, bâblara göre değil, senetlere göre düzenlenmiş olup, hasen ve garib hadislerin çoğunu ihtiva etmektedir. İslâm tarihçisi, "Ş**'ın hâfızı" İmâdeddin Ebu'l-Fidâ İsmail b. Ömer b. Kesir; sahabe isimlerine göre tertib edilmiş Müsned'e Kütübü Sitte'yi, Taberanî'nin Mu'cem'ini, Bezzâr'ın Ebu Ya'la'nın Müsnedlerini birleştirmiş, ancak tamamlayamadan ölmüştür. (M. Ebu Zehra, Ahmed b. Hanbel, Çev: Keskioğlu, Ankara 1984, s. 195) Müsned, terkibi itibariyle, akademik bir kitaptır ve kullanımı zordur. Ancak hadis ehli olanlar bu tertibi, yani aşere-i mübeşşere hadisleriyle başlayıp ashaba, tabiine geçen senedlere ve ravi tarihine göre düzenlenmiş hadislere başvurmada zorlanmazlar. Ahmed b. Hanbel, Müsned'i yazarken hadisleri devamlı tashih etmiş, uygun bulmadığını çıkarmıştır. Dolayısıyla kitabı, mevsuk (sağlam, güvenilir) bir kitap olmuştur. Meşhur sünneti, zayıf hadisleri elemekte kullanmış; sahih, hasen ve garib hadisleri kitabına almıştır. Hatta zayıf hadisleri de toplamıştır. Müsned'de mevzu hadisler de vardır ve bunlar büyük ihtimalle İmam Ahmed'ten sonra ilâve edilmiştir. Müsned'de hadisler şu râvî sıralamasıyla tertip edilmiştir: Aşere-i Mübeşşere, Ehl-i Beyt, Abbâs, Fazl b. Abbas, Abdullah b. Abbas, İbn Mes'ud, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Amr b. el-Âs, Ebu Rimse Rıfaa b. Yesribî, Ebu Hureyre, Enes b. Mâlik, Ebu Saîd el-Hudrî, Câbir b. Abdullah el-Ensarî, Mekkelîler, Medineliler, Kûfelîler, Basralılar, Şamlılar, Ensar, Hz. Âişe ve diğer kadın sahabîler.
    Share |

  8. #8
    HAS-AN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.04.2010
    Mesajlar
    185
    Teşekkür Et
    0
    1 Konusuna 1 Teşekkür Almış

    Ehl-İ beyt hadİslerİ



    Hüseyn b. Sebre ve Amr b. Müslim Zeyd b. Erkam (r.a.)’a gittiler.
    “-Zeyd’e Resulullah (s.a.v.)’dan duyduklarından bize biraz anlat” dedi. Zeyd: “Birgün Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke ile Medine arasındaki ‘Humma’ denilen yerde bize bir konuşma yaptı. Allah’a Hamd ve sena etti. Bize öğütler verdi ve bazı şeyleri hatırlattıktan sonra şöyle dedi:
    “Ben de sizin gibi insanım. Rabbime kavuşma günüm yaklaştı. Size iki şey bırakıyorum. Birisi Allah’ın Kitab’ıdır. Hidâyet ve Nur Ondadır. Ona sahip olun sımsıkı sarılın”. Bu sözlerle Kur’an-ı Kerim’e karşı ilgi ve rağbeti teşvik ettikten sonra:
    “İkincisi de Ehl-i Beyt’imdir” diyerek ‘İki defa’ “Ehl-i Beyt’ime yapacağınız muamelede şahidinizin Allah olduğunu unutmayın. Ehl-i Beyt’ime yapacağınız muamelede şahidinizin Allah olduğunu unutmayın” buyurdu dedi.
    Hüseyn:
    “- Zeyd Resulullah’ın Ehl-i Beyt’i kimlerdir? Hanımları da Ehl-i Beyt’inden değil midir?” diye sordu. Zeyd:
    “- Evet kadınlar da Ehl-i Beyt’indendir. Fakat Ehl-i Beyt’i kendisinden sonra sadaka ve zekat almaları haram olan kimselerdir” dedi.
    Hüseyn:
    “- Kim Onlar? “diye sordu. Zeyd:
    “- Hz. Ali’nin Abbas’ın Cafer’in ve Akil’in nesilleridir” diye cevap verdi. Hüseyn:
    “- Bunların hepsine de sadaka haram mı? “ dedi. Zeyd de:
    “- Evet” cevabını verdi.
    (Hüseyn b. Sebre ve Amr b. Müslim’den; Hadislerle Müslümanlık - M.Yusuf Kandehlevî S. 1044-1045.)



    İMÂM MÜSLİM HAZRETLERİ

    Altı meşhûr hadis-i şerif kitâbı kütüb-i sitte'nin ikincisi Sahih-i Müslim'dir. Bu kıymetli eserin müellifi de Müslim b. Müslim el-Kuşeyri en-Nişâbûri hazretleridir.Arabların ''Beni Kuşeyr'' kabilesine mensûb olmasına rağmen Nişâbûr'da doğmuştur.Bu sebeble Nişâbûri olarak anılır. Künyesi: Ebü'l-Hüseyn'dir. En büyük hadis-i şerif imâmlarından biridir! İlim öğrenmek ve hadis dinlemek üzere hicâz Irak Şam ve Mısır diyârlarını dolaştı.
    Oralarda Ahmed b. Hanbel Kureybe b. Sâid Ebû Bekr b. Ebi şeybe ve İmâm Şafii hazretlerinin talebelerinden ve daha bir çok âlimden hadis dinleyip rivayette bulunmuştur. :Büyük muhaddis İmâm Muhammed Buhari hazretleriyle Nişâbûr'da görüşmüştür. Bir sohbet esnâsında kendisinin bilmediği bir hususu Buhâri hazretleri gösterince ayağa kalkarak onu alnından öpmüş ve: ''Ey Muhammed Buhâri! senin dünyada bir benzerin olmadığına şehâdet ederim! sana buğz edenler ancak hasedlerinden buğz ederler.'' demiş ve çok iltifat etmiştir.Ömrünün son yıllarını doğduğu yerde (Nişâbûr'da) geçirdi.
    Bütün zamanını hadis-i şerif dersi vermekle geçiriyordu. Nafakasını çıkaracak kadar ticâret de yapıyordu. Ancak 55 sene yaşamış ve 875 (261h.) yılında Nişâbûr'da vefât etmiştir.
    Sahia-i Müslim'de bildirilen bir hadis-i kudside Resûlullah Efendimiz Allahü teâlânın şöyle buyurduğunu naklederdi: ''Ey kullarım! Zulm etmeyi kendime haram kıldığım gibi sizin aranızda da haram kıldım! Binâenaleyh birbirinize zulmetmeyiniz;'' ''Ey kullarım! sizden öncekiler ve sonrakiler bütün insanlar ve cinler bir yere toplanıp; benden ihtiyaçlarını dileyecek olsalar. ve hepsinin dileklerini yerine getirsem. Benim mülkümden ancak iğne denize batırıldığında onun denizden noksanlaştırdığı kadar azalır. Allahü teâlâ "Sahih" hadisleri; bize ulaştıranlardan râzı olsun âmin.

    Sahih-i Müslim

    Sahih-i Müslim adlı büyük eserinde; 4.000 kadar hadis-i şerif mevcuttur. Bunları bizzat kendisinin topladığı 300.000 hadis arasından seçtiğini bildirir. Bu büyük eserini 52 kitaba ayırmıştır. Buhâri gibi ayrıca bâblara (bölümlere) bölmemiştir. Eserin baş tarafında; hadis ilmiyle alâkalı mühim açıklamalar mevcuttur. Bilhassa isnâd üzerinde önemle durmuştur. Çünkü kitabına koyduğu farklı metinler için; değişik isnâdlarda bulunur. Değişik verilen metinlerİ (hâ) harfiyle gösterilmiştir. İmâm Müslim hazretlerinin Sahih'inden başka; 12 kadar orijinal eseri mevcuttur.Müslim'deki hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
    ● ''Herhangi bir müslümanın başına yorgunluk hastalık düşünce keder acı diken batmasına kadar her ne gelirse. Allahü Teâlâ bunları o müslümanın hatâlarına keffâret kılar!''
    ● ''Bir kimse; hanımına buğz etmesin. Çünkü hoşlanmadığı huyları varsa (bile) bunlara karşılık memnûn olacağı huyları da vardır.
    ● ''Yarım hurma bile olsa sadaka vermek sûretiyle! Cehennemden korunmaya çalışınız!''
    ● ''Bir kimseye şer olarak müslüman kardeşine hakâret etmesi yeter!''
    ● ''Kendi aleyhinizi evlâd ve mallarınız aleyhine; sakın bedduâ etmeyiniz! ki duaların kabul olunacağı bir saate rastlar da; bedduânız kabul olunur.''
    ● ''Cennet ehlinin kimler olduğunu size bildireyim mi? Herkes tarafından hor görülüp hiçe sayılan zaif vemütevazi bir mü'mindir ki; Allahü Teâlâ’ya yemin ederse muhakkak Allahü Teâlâ onun yeminini yerine getirir!''
    ● ''İki kimse arasında adâlet etmek; sadakadır! Güzel söz; sadakadır!''
    ● ''Kolaylaştırın zorlaştırmayın! Müjdeleyin nefret ettirmeyin!''
    Share |

  9. #9
    HAS-AN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.04.2010
    Mesajlar
    185
    Teşekkür Et
    0
    1 Konusuna 1 Teşekkür Almış

    Ehl-İ beyt hadİslerİ

    Fâtıma (r.a.) tıpkı Allah Resulü’nün (s.a.v.) yürüyüşünü andıran
    bir yürüyüşle geldi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): Ona: “Merhaba kızım!” dedi
    ve Onu sağına (veya soluna) oturttu. Sonra Ona gizli bir şey söyledi.
    O ağladı sonra bir daha gizli bir şey söyledi bu defa güldü…
    Sonra sorduğumda şöyle dedi:
    “Kulağıma gizli olarak şunu dedi: ‘ Cibril her yıl bir kere gelip mukabele şeklinde Onunla Kur’an okurduk; Bu sene iki kere gelip karşılıklı Kur’an okuduk… Benden sonra Ehl-i Beyt’imden bana ilk kavuşacak olan Sensin. Senden önce gitmemle bana ne mutlu!’
    Onun için ağladım. Sonra bana: ‘Bu ümmettin veya Mü’min kadınların ulusu olmaktan hoşnut olmaz mısın?’ deyince sevindim ve güldüm”.

    (Mesruk’tan O da Ayşe annemizden; Buharî C. 2 S.79-80 Feth; Müslim C.16 S. 5 El-Hâkim C. 3 S.156 Nesâi H.128.)




    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Fâtıma Benim bir parçamdır; Ona zor gelen şey Bana da zor gelir Onu üzen Beni de üzer.Kim de Allah Resulü’nü üzerse amelleri heder olur”.

    (İbn Ebi Müleyke Misver b. Mahreme’den; Buharî C. 7 S. 105 Feth; Müslim C.16 S. 2 Nevevi; Ebu Davûd C. 6 S. 80-81 Avnu’l Ma’bud Tirmizî C.1 S. 319 Ahmed bin Hanbel C. 4 S. 328 Nesâî, H. 130.)




    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Dikkat et (Ey Ali) Benden sonra zahmet çekeceksin.
    Hz.Ali (Keremullahiveche) şöyle dedi:
    -Dinim hakkında bir selametten mi?
    Hz. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): :
    “-Evet!” buyurdular.

    (İbn-i Abbas’dan; Suyutî Camiu’l- Kebir)




    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Cenab-ı Allah Hz. İbrahim’i dost edindiği gibi beni de dost edindi. Cennette benim köşkümle İbrahim’in köşkü karşı karşıyadır. Ebu Tâlib’in oğlu Hz. Ali’nin köşkü ise Hz. İbrahim’in köşkü ile Benim köşküm arasındadır. Ey iki dost arasında bulunan sevgili (Ali) dir.

    (Huzeyfe (r.a.)’den; Suyutî Camiu’l- Kebir).




    “Kıyamet koptuğu zaman Arş’ın sağında benim için kırmızı yakuttan bir kubbe kurulacaktır. İbrahim (a.s.) için de Arş’ın solunda yeşil yakuttan bir kubbe yapılacaktır.
    Aramızda da Ebu Tâlib’in oğlu Ali (Keremullahiveche) için beyaz inciden bir kubbe bina edilecektir.
    İki dost arasındaki bir sevgili hakkında zannınız nedir?”

    (Selman (r.a.)’dan; Suyutî Camiu’l- Kebir)




    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Kıyamet koptuğu zaman Arş’ın ortasından bana şöyle çağrılacak: - Ey Peygamber! Senin baban Hz. İbrahim ne güzel bir babadır! Ve senin kardeşin Ali de ne güzel bir kardeştir”.

    (Hz. Ali (Keremullahiveche)’den; Suyutî Camiu’l- Kebir)




    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “-Ey amr ! Yemek yiyen meşrubat içen ve sokaklarda yürüyen Cennet gezegenini sana göstereyim mi? Şu (gördüğün) Cennet gezegenidir. (Hz. Peygamber ) Ebu Tâlib’in oğlu
    Ali’yi gösterdiler”.

    (Amr İbn-i Hamk’dan; Taberânî Mu’cemül Kebir)
    Share |

  10. #10
    HAS-AN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.04.2010
    Mesajlar
    185
    Teşekkür Et
    0
    1 Konusuna 1 Teşekkür Almış

    Ehl-İ beyt hadİslerİ


    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Bir kimse Hacer-i Esved’le Makam-ı İbrahim arasında durup namaz kılsa ve oruç tutsa, eğer Muhammed’in Ehl-i Beyt’ine buğz ediyorsa ölünce cehenneme girer”.

    (İbni Abbas (ra)’dan; Taberanî Mecma’uz-Zevaid. C. 9 S. 171.)



    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Mi’raca çıkarıldığım gece nurdan bir taht üzerine oturan bir melek gördüm. Ayaklarının biri doğuda diğeri de batıdaydı. Önünde ise bakmakta olduğu bir levha vardı. Bütün dünya gözleri önündeydi. Hep halk dizleri arasındaydı eli de doğu ve batıya ulaşıyordu. Dedim ki Ey Cibril(a.s.)! Bu kimdir? O şöyle dedi: Bu Azrail(a.s.)’dir. Öne geç ve ona selam ver. Ben de öne geçtim ve selam verdim. O şöyle dedi: Ve Aleyke Selamı Ya Ahmed! Amcanın oğlu ne yapıyor?
    Dedim ki amcamın oğlu Ali’yi tanıyor musun?
    Şöyle cevap verdi: onu nasıl tanımayayım ki ancak senin Ruhunla amcanın oğlu Ali İbni Ebû Talib’in Ruhu müstesna olmak üzere bütün mahlukatın Ruhlarını almaya Allah beni vekil etti. Zira Allah her ikinizi dileği ile kabz edecek (Ruhlarınızı alacaktır)”.

    (Ebû Zer (ra)’ den; Buharî, Ebu Muhammed B. İsmail. Tecrid-i Sarih Terc. Diy. İşl. Bşk. Yayın. Hz. Peygamberin Dilinden Dört Halifesi. Çev. A. Fikri Yavuz, Sönmez Neşr.S. 308.)



    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Ey Ali cömert ol! Çünkü Allah cömerdi sever. Cesur ol çünkü Allah cesuru sever. Gayretli ol çünkü Allah gayretliyi sever. Eğer bir kimse senden bir ihtiyacının karşılanmasını isterse onu yerine getir. Eğer o adam bu işe ehil değilse sen o işe ehil olmuş olursun (Sevap kazanırsın)”.

    (Hz. Ali (Keremullahiveche)’ den; Suyutî Camiü’l Kebir)



    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Ey Ali! Mazlumun (haksızlığa uğramışın) duasından sakın ve kork! Çünkü o Allah Tealâ’dan hakkını ister şüphe yok ki Allah da hak sahibinin hakkını zai etmez”.

    (Hz. Ali (Keremullahiveche)’ den; Suyutî Camiü’l Kebir.)



    Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Hayatım gibi yaşamak ölümüm gibi ölmek isteyen ve (ağaçlarını) Rabbim diktiği Adn Cennetlerinde oturmayı seven kimse benden sonra Ali’yi Veli edinsin. Onun dostunu da dost edinsin ve benden sonra Ehl-i Beyt’ime bağlansın çünkü onlar benim soyumdur. Tıynetimden yaratıldılar anlayışımla ve ilmimle rızıklandılar. Ümmetimden onların faziletini inkar edenlere ve onlar hakkında selamı kesenlere azab olsun… Allah şefeatımı onlara ulaştırmasın…”.

    (İbni Abbas (ra)’ den; Taberanî Mü’cemül Kebir)



    “Bayram hutbesini okuma işini namazdan öne alanın ilki Mervan’dır. O bu işe tevessül edince cemaattan birisi ayağı kalkarak: “yanlış iş yapıyorsun namazın hutbeden önce kılınması gerekir” dedi. Mervan “artık o usul terk edildi”. Diyerek devam etmek istedi. Ebu Said-ul Hudri (ra) ortaya atılarak “bu adam üzerine düşen uyarma görevini yaptı. Zira ben Peygamber (a.s.v.)’ın şöyle söylediğini işittim: ‘sizden kim (Sünnetimize uymayan) bir münker görürse (seyirci kalmayıp) onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin buna da gücü yetmezse kalbi ile buğz etsin. Bu kadarı imanın en zayıf mertebesidir”.

    (Târık ibn Şihab’dan; Melahim 17; Müslim İman 78; Ebu Davûd Salat-ı İydeyn 248; Tirmizî Fiten 11;Nesâî, 17 İbn Mace Fiten 20.)

    Not: Emevi sultanları hutbe sırasında cemaati rahatsız eden siyasi sözler söylerlerdi. Başta Hz. Ali (Keremullahiveche)'ye olmak üzere Ehl-i Beyt’e hakaret eder lanet okurlardı (okuyanlara olsun). İbadetini yapmak fakat bu küfürleri dinlemek istemeyenler namazı kılar kılmaz mescidi terk ederek hutbeyi dinlemiyorlardı. Bu durumu önlemek için mervan hutbeyi öne almıştı.



    Hz. Ali (keremullahiveche)’yi dinledim. Demişti ki: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    “ Maveraünnehir’den bir adam çıkacak Ona el-Haris Harras (çiftçi) denecek. (ordusunun) önünde Mansur denen bir adam olacak. Bu Zât Âl-i Muhammed için (malıyla hazineleriyle silahıyla zemin) hazırlayacak hilafeti mümkün kılacaktır. Tıpkı Kureyş’in Resulullah (a.s.v.)’a mümkün kıldığı gibi. Ona yardımcı olmak her Müslüman’a vacip olmuştur- veya icabet etmesi vacip olmuştur” dedi.

    (Hilal İbnü Amr’dan; Ebu Davûd Mehdi 1.)
    Share |

+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 10 Sayfa var
1 2 3 ... SonuncuSonuncu

Bu konuyu okuyan üyeler toplam : 5

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok