ALLAH DOSTU
Münir DERMAN (ks)


ÖYLE AĞIZLAR GÖRDÜM Kİ!..

Ben senelerdir öyle ağızlar gördüm ki.
Sarımsak ile içki arasında bütün pislik kokuları orda.
Ben gine öyle ağızlar gördüm ki gül ve reyhan kokuyor!..
Ben gine öyle ağızlar gördüm ki gül ve reyhan kokuyor.
Öyle dudaklar gördüm ki küfür içinde.
Öyle dudaklar gördüm ki hikmet, güzel sözlerle, doğruluk akıyor dudaklarından..


Öyle mideler biliyorum ki içi haram ile tıklım tıklım dolu.
Öyle mideler biliyorum ki haram sokmamak için aç kalıyor adam!..

Öyle vücudlar gördüm ki elbisesi ile cildi arasında pireler, bitler, ter kokusu içinde.
Yine öyle vücudlar gördüm ki gül bahçesi kokuyor...



Sûreti güzel olan içi her zaman güzel değildiiiiir.
Fakat içi güzel olanın yüzü daima nur ile tecellî eder ve güzeldir?
Dışı süslemek, koku sürünmek gösteriştir.
Sen içini süsle, sende gizli olan güzel kokular güzellikler kendiliğinden ortaya çıkar.
Bu böyledir fazla düşünmeyin!.
Ama efendim felan Hoca böyle söyledi: “Bu böyledir!”
Kalbinde Nur-u Rasûlullah vardır.
Canlıların onu muhafazasında ne güzellikler yaratmıştır Cenâb-ı Allah.
Sen göremiyorsun, bilmiyorsun diye akıl mantıkla boşuna çifte atma.
Sonra görünmeyen Birinin tokatını yer insan!

Onun için aziz cemaat.
Daima söylediğim gibi abdestli geziiin!
Gece namazinâ kalkııın!
Gece namazında hiç olmazsa ömrünüzde bir defa, Hafız Efendinin mihrabda okuduğu âyet-i kerimeyi yüzünden hiç olmazsa bir defa ömrünüzde okuyun!
Allah cümlemizi islah eylesin!
Âmin!


Yâ Rabbî!

Es selâtü vesselâmu aleyke Yâ Seyyidî Yâ Rasûlullah!
Huzbiye’dîhi kad tâkat hilleti edrikni yâ Rasûlullah!.
Yâ İlahî biz asi değiliz.
Kabahatimiz vardır. Onu Nur-u Rasûlullah hürmetine reddi debb eyle Yâ Rabbî..
Midemize haramı, haramı nasîbi müyesser eyleme Yâ Rabbî.
Evimize, çoluğumuza çocuğumuza helâl lokma nasîbi müyesser eyle Yâ Rabbî.
Hastalarımıza şifâ, dertlilerimize devâ, sıkılmış olanlara ferahlık ihsan eyle Yâ Rabbî!
Hükümetimizi koru Yâ Rabbî!
Memleketimizi her türlü düşman istilasından, âfat-ı belâiye, âfat-ı maraziye, âfat-ı semâviyeden muhafaza buyur Yâ Rabbî!
Son nefesimizdeki buyurun: “Eşhedu enlâ İlâhe illallah ve eşhedu enne muhammeden abduhu ve rasûlullahu kelimei tayibesiynen can vermek nasîbi müyesser eyle Yâ Rabbi!
Kalbimizdeki Nur-u Rasûlullahın penceresini açmada bize yardım eyle Yâ Rabbî!
Yarın âhirette huzurunda Rasûl-i Kibriyanın elini öpmek nasip eyle Yâ Rabbî!
Bizi namazlarımızda, oruçlarımızda her türlü ibadetimizde İndi- İlahîde kabul u makbul eyle Yâ Rabbî!
Bize dirilik, sıfat, afiyet ihsan eyle Yâ Rabbî!
Lillahi’l- Fatiha!



SETR-İ AVRET

Muhteremler!
Sayınlar demedim, muhteremler dedim.
Sayın kelimesi de muhteremin mukabilidir.
Muhterem, kerem sahibi demektir.
Sayın insan kendi say’ı ile rütbesi ile kazanabilir.
Zengin olur, büyük bir meslek sahibi olur sayın ismini alabilir.
Fakat muhterem kelimesi Allah tarafından verilir.
Kerem sahibi demek.
Kerem, İlimnen, fennen, paraynan ele geçmez.
Allah’ın keremine sahip olmak demektir.
Sizde Allah’ın keremi şu kadarcık olmazsa başınızı secdeye koyamazsınız. Onun için size muhteremler dedim.
Hepinizin içinde Nur-u Rasûlullah Allah’ın korkusu vardır.
Onun için Allah Dostları Rasûlullah’ın mukerremiyeti olanların bir sözü vardır.
“Men lem yekün insanen la ya’rufu kadere’li insan.”
“İNSAN olmayan insanın kadrini bilmez.”
İki ayaklı, gözlü, burunlu değil.
Buradaki insan İnsan-ı Kâmil demektir.
Rasûlullahı memnun etmiş Allah’ın rızası yolunda gitmiş ve mertebe kazınmış insan demektir İnsanı kâmil.
İnsanın kıymetini insan bilir demektir.
İnsan-ı Kâmil her insana, her şeye iyi merhamet gözüyle bakan demektir. Böyle insan insandaki kıymeti derhal yüzüne söylemez.
Onun için tekrar gine bir büyüğün sözü vardır.
“El ârif la yete kellem.”
Bilen adam la yetekellem söylemez.
Vel mütekellim la yâ ârif.
Çok zırzır eden, konuşanda bişey bilmez.
Bu şey demektir “Edebli olmak lâzım.”
Ney çalarlar bilirsiniz. Güzel sesler çıkar ondan.
Fakat ney bir kamışla çalınır. Farkında değildir.
Âlemde her secdeye başını koyan şöyle düşünecek âlemde kendinizden başka nimet verilmiş hiçbir kul bulunmadığını düşüneceksiniz daima.
“Efendim bize ne nimet verdi?”
Nimet verilmemiş olsaydı Rasûlullaha inanıp secdeye Rahmâna başınızı koymazdınız.
Bundan daha büyük nimet mi olur.
Onun için bize en büyük nimet verilmiştir Allah tarafından diyeceksiniz. Ne cehennemleri var.
Ne azaplar var bu dünyada başlıyor.
Onun için en büyük nimet Secde-yi Rahmâna başını koyanlara vermiştir.
Onun için küffara kıymet etmeyin.
Kış gelir başım ağrıdı. Aman üşüdüm.
Bilmem bu akşam yemek bulamadım diye katiyen Secde-yi Rahmâna başını koyan Allah’tan şikâyet etmez.
Kader zincirini tırnaklamaz.
Tırnaklarınızı içine çekin kedi gibi!
Bir belâ geldiği zaman katiyen onun için üzülmeyiniz.
Çünkü Allah’ın takdirine isyan etmiş olursunuz.
İşte şirk, hakiki gizli şirk budur.
Herif senelerce namaz kılar, hacca gider, para sarf eder.
Şunu eder, bunu eder. Öküz gibi durur.
Onun için küçük bir şikâyet ettiğimiz zaman çünkü Cenâb-ı Allah’ın izni olmadan hiçbir yaprak bile kımıldamaz.
O halde bunu anlamakta güçtür.
Kaza kader hikayesi o, çok ince, uzun iştir.
Onun için bir belâ başınıza geldi mi yüzünüzü ekşitmeyiniz.
Çünkü Allah’ın kaderine isyan etmiş olursunuz.
Allah’ın kaderine isyan ettiniz mi şikâyet edecek Makam aramış demektir insan.
Değil mi bir şeye kızdı mı bir yere şikâyet.
O halde Allah’a ikilik verirsiniz. Şirk buradadır.
Allah birdir, ikidir, üçtür demenken insan kâfir olmaz.
Asıl kâfir olacak buradadır.
Onun için sırat kıldan incedir bilirsiniz, kıl.
Öyle kıl işte buradan başlar kılıç.
Edebsiz adam sokaktan geçerken korkar: “Beni tutacaklar mı?” diye.
Allahçıl adam dümdüz yürür. İşte sırat budur.
Böyle kıllar, mıllar, inceler minceler.
Bunlara bakmayın!
Bunlar insanların aklına sokabilmek için söylenmiş.
Sırat köprüsü var ama öyle bilmem efendim kıl kuyruğundan yapılmış değil onlar.
İşte sırat burada başlar.
O halde en büyük nimet şu câmide şu bir avuç müslümana verilmiş ki secdeye başınızı koyabiliyorsunuz.
Onun için sabaha kadar ağlasanız, günlerce ibadet etseniz bu nimetini yerini veremeyiz.
Yarın âhirete hepimiz gideceğiz.
Âyet-i kerime de diyor ki “Yâ Rasûlüm herkes ölecek, Sende öleceksin.” Rasûlullaha söylüyor Cenab-ı Allah hepimiz bir gün gelecek giç birimiz kalmayacağız.
Başka bir nesil gelecektir.
Onun için aşağıda bu adam doğru mu söylüyor, yoksa düzme mi söylüyor belli olur.
Onun için aşağıda oğlum buz gibi hesap var. Aklına istersen sok.
İstersen sokma. İstersen sok ama, istersen imkanı var.
Vallahi de billahi de aşağıda hesap var.
Onun için Allah indinde kıymet kazanmak lâzımdır.
Allah indinde kıymet kazanmak için ta’zim ile olur.
Ta’zim nedir? Hürmet demektir.
Onun için Kur’ân-ı Kerimde buyuruluyor anaya babaya hürmet Hz. Rasûle hurmettir.
Hz. Rasûle hurmet, Cenâb-ı Allah’a hürmettir. Ta’zim budur.
Anaya babaya isyan, Rasûle isyandır.
Rasûle isyan Allah’a isyandır.
Bu şu demektir. Kendi ana baban değil. Kendi ana baban.
Zâten kendi ana babana isyan eden insan değildir.
Onu zâten düşünemez hiç.
Burdaki ana baba bütün insan neslidir.
Herkese hürmet edeceksin.
“Efendim hürmet edersem ne olur?”
Benim anam babam yok. Oğlum. Anaya, babaya hürmet Rasûle, Rasûle hürmet Allah’a.
O halde sinsilei merakible gidiyor Cenâb-ı Allah’a. “Rabbb” diye gitmiyor.
Cenâb-ı Allah yalınız kulunnan bir namazda karşı karşıya gâyet kolay gelir.
Allahuekber dersin huzura çıkarsın.
Öteki işlerde mertebe lâzım.
Ölüne bir Fatiha göndermek için bile Rasûlullaha gönderiyorsun o kanaldan gidiyor.
Mü’mine yalınız Cenâb-ı Allahla karşı karşıya gelmek bir namazda müsaade edilmiştir.
“Allahuekber!” dedi mi Allah karşınızda.
Giriyorsunuz birbirinize hemhâl oluyorsunuz.
Ötekili işlerde mertebe lâzım.
Cenâb-ı Peygambere bile vahiy gelirken Cebrail tankerini dolduruyor. Gelip Rasûlullaha hortumunu uzatıyor öyle veriyor.
Rasûlullah da bize veriyor.
Onun için ta’zim iledir bu. Anaya, anadan Rasûle.
O anan baban yok, cesedine edeceksin.
Allah sana “şah damarından daha yakinim” diyor.
Cesede ta’zim edersen kendi vücuduna Allah’a ta’zim edersin.
Allah’a ta’zim etmiş olursun.
Onun için abdestli bulunmak sana senden yakin olan büyük Allah’a bir edebtir.
Onun için daima abdestli gezin diyorum. Şimdi anladın mı.
Daha bunun çok derinleri var.
Bunun derinlerini de dedi mi artık havuzun başından hiç biriniz ayrılmazsınız.
Yahutta ibriknan gezer herif sokağa giderken.
Aman abdestim bozulacak.
Sokakta durur abdest almağa başlarsın.
Deli diye tımarhaneye gönderirler, gezersin.
Onun için size Ezan-ı MuhammedîSallallahu Aleyhi Vessellem sesini işittiğiniz dakikada abdestli bulunun.
İşittiğiniz zaman abdest almayın.
Ezan yaklaştığı zaman abdestli bulunun.
Güneş batarken abdestli bulunun.
Güneş doğarken abdestli bulunun, senedini de sormayın!.
Güneş doğarken, çıkarken kendin abdestli olmuş ol.
Doğarken abdest alma.
Bi de güneş batarken abdestli duruun.
Ezanı Rasûlullah abdestli bulun.
Ezanı işitip de abdeste gitme.
“Efendim ben öyle gidiyorum”
Eeee git.
Öyle de olur olmaz demiyorum.
Amma biz başka şeyden bahsediyoruz muhteremler.
İslâm dininde bir avret kelimesi vardır. Setr-i avret.
Avret kelimesi Muhiddini Arabî bunu şöyle târif eder.
Kur’ânda sev’e kelimesi geçer sev’e.
Hafız hangi âyettedir bu.
Haaa Hafız yok mu içinizde. Sev’e.
Avret demek; insanın açığa çıkmasından utandığı ve gizli kalmasını istediği cismanî lezzetlerin, ahlâkî rezâletlerin, hayvanî arzuların, canavarca fiilerin her birine “avret” ismi verilir.
Arabçada “Setr” örtmek demek.
Eskiler setre derlerdi çekete bilirsiniz. Örten demek. Setr, örmek.
Örtmek de Arabçada utanarak, hicab duyarak edebten dolayı Settar Esmâsına hürmeten örtmek demektir. Settar örtücü.
Sana şah damarından daha yakin onu örtüyorsun kendini değil.
İçinde pislik dolu olan bağırsaklarını örtmüyorsun.
Kendini örtüyorsun. Onun için setr bütün vücuda lâzımdır.
“Ama efendim yok da avret yerini mi örtüyorsun?”
O avret yerini örttüğün zaman kendin için o, kendin için o!
Settar için değil.
Efendim yok. Cenâb-ı Allah rızkını kesmiş herifin.
Bakâlim yalınız vücudunu örtüyor.
Öteki işler için ne diyecek diye, imtihan için.
Erkek ve kadında setr-i avret müşterek cepheleri olduğu gibi hususî tarafları da vardır.
Çıplak gezmek insanı nasıl vücudunu hasta yaparsa, kışın çıplak gez. Hasta yatan, zaturre olun, şu olur bu olur yaparsa.
Setr-i avretsizlikte mânevî düzenden bozar.
İnsanın ruhunu berbat eder.
Yüz kızarmasını, yüzü hani bazı utanır da, o ruhun hicabıdır.
Cesed utanıyor demektir!
“Kul dan utanmayan Allah’tan utanmaz!” derler.
Dedelerin sözüdür.
Onun içi setr-i avret yedi türlüdür oğlum setr-i avret.
Etrafı için setr-i avret. Kimse bana bakıp da şöyle bu ne biçim adamdır ne biçim şeydir diye bana bakmasın diye şetr-i avret vardır.
İkincisi yakini için setr-i avret. Çocuğun, karın, kocan için kadınsa.
Bazı herifler vardır. Evin içinde kimsesi yok. Çoluğu çocuğu yok çırılçıplak gezer.
Bu ne islâmdır. Ne hristiyandır, ne mecusidir. Bu bir âlemdir bu.
Hiçe sayıyor Allah’ı.
Bu çok ayıp bir şeydir .
Hamamda da bazıları böyle yapar.
Aman aman aman secdeye başını koyan böyle şey yapmaz.
Huzur için setr-i avret. Nasıl ?
Efendim bazısının kravatı iri olur da canı sıkılır düzeltir.
Böyle yapar. Kendi huzuru için rahat edemez.
Bu da setr-i avrettir. Kendisi için setr-i avret.
Allah için setr-i avret. Yani El Settar Esmâsı için.
Şirkten kurtulmak için setr-i avret.
“Efendim ben baktım da bir kadın çıplak geziyor!” muymuş da efendim niye geziyormuş.
Sana ne. Dağ başında evliyalık kolaydır.
Tutamıyormuş kendini.
Ulan sen hayvansın. Hayvanlar bile muayyen zaman tutuyorlar kendine. Martta dama çıkıyorlar.
Öteki devirde edeb içinde.
Hanı birisinin iki kardeş varımış.
Evliya imişler bunlar.

Bayburt’tan yukarı Osluk denilen bir köy vardır.
Bayburt’ta gidenler varısa Gümüşhane ile şey arasında Osluk.
Buradan Hüsmen Efendi ile Kadri Efendi iki.
Hüsmen beş altı yaş büyük Kadri Efendiden.
Abdulhamid zamanında.
Kadri Efendi İstanbul’da Kapalı Çarşıda kunduracılık yapıyor.
Hüsmen de Oslukda Bayburt’un o Osluk köyünde çoban.
On onbeş sene birbirini görememişler.
Hüsmen Efendi bir torbaya doldurmuş sütü almış sırtına.
Binmiş gelmiş Trabzon’a oradan binmiş vapura haydi İstanbul’a.
Çoban kıyâfetiyle. Gelmiş, bulmuş kardeşini Kapalı Çarşıda mevsimde kış. Mangalda var orda.
“Nasılsın kardeşim?”
“İyiyim!” demiş.
Asmış torbayı oraya sana süt getirdim. Süt duruyor, torbanın içinde. Damlama yok. Eeee o kadar da hüneri olsun beyim. Allah yolunda bu kadar uğraşmış.
Torbanın içinde de sütü aktırmasın. O kadar hüneri olsun onun.
Acayiplik yok. Öteki de “Nasılsın kardeşim?”
“İyi işte!”, sarmaş dolaş olmuşlar.
O sıra Hüsmen ayağa takılmış mangala, mangal devrilmiş.
“Telaş etme!” demiş Kadri Efendi de toplamış şeyleri, mangalın içine kömürleri.
Onun da hüneri o.
Doldurmuş eli meli yanmamış.
Yanmamış. Yanmaz haaa. Ulan bir basit maşa tutuyor ateşi.
Bi de insan da. İnsan maşayı icad etti. İnsan niye tutmasın.
Ama benim elim yanıyor. Senin elin el değil ki yanmasın.
O sıra da diyor bir hristiyan madamı girmiş ayakkabı alacak.
Kadri Efendi oturtmuş kadını “bu ayakkabı böyle” falan derken bizim Hüsmen Efendi kadının ayağına dikmiş gözünü.
Derken süt çırp çırp çırp başlamış damlamağa.
Kadın gitmiş. Kadri Efendi demiş: “Abi demiş Osluk’da dağ başında evliyalık kolay. Burada asıl!”
Bazınız kızarsınız.
Efendim şimdi zaman şöyle karışmayın.
Sen kendini tut. Sen kendini hakiki tutarsan hiçbir şey görmezsin.
Hiç kimseye kimsenin söz söylemeye hakkı selahiyeti yoktur.
Ne dinen, ne kanunen, ne nizamen, ne edeben, ne nezaketen. Kendiliğinden setr-i avret tenasül a’zazsı açık olan mahlukta yoktur.
Göster bana bir mahluk ki tenasül a’zası açık olsun.
Hiç birinin yoktur. Kimisi tüynen, kimi kuyruk.
Yalınız insanda tenasül a’zası açık olduğu için insana setr-i avret emrolunmuştur.
Gözün burnun kulağı, yerin yemeğin vücudun için sihatin için bir çoook setr-i avretler vardır.
Bunları bir her müslümanın bilmesi lâzımdır.
Eğer bunu böyle yaparsan vücudun yarın Huzur-u İlahîye ye gittiği zaman bir şeyden utanmaz.
Utanmadı mı mezarda insanın cesedi çürümez.
Cesedin çürümesi, yarın cesede ruh geldiği zaman bakıp da:
“Yahu ben bu cesede iken şöyle edebsizlikler yaptım!” diye utanıp da Allah’tan Yâ Rabbî beni affet dememekten alı koymasın kendini diye Cenâb-ı Allah cesedi bile yok ediyor.
Onun için cesedine setr-i avret.
Nasıl olur muş cesede setr-i avret?
Elinde elma var yiyorsun, yere düştü al hemen.
Yok sokma ağzinâ yıka ye! Eline al yıka ye!
Aldığın üzümü yiyeceksin yıka ye!
Öküz gibi böyle hırsız gibi doldurma ağzına!
Bazısı hıyarı alır böyle sümüğünen beraber yer.
Bu İslâm değil!
İşte setr-i avret!
Bunlar insanı mahveder.
Aziz cemaat namaz kılmak kolay, hep kılıyoruz.
Namazın bize vereceği çengellerle Cenâb-ı Allah’ın makamlarına yükselmek için bunları yapmak lâzım.
Hııı pençereden dışarı burnunu, bi de kıçına sür!
Yahutta bak etrafına köprüye sür, duvara sür, ağaca sür.
Bu setr-i avretsizlikdir.
Bu insanın bin senelik namazını an-ı vahidde yok eder.
Onun için her şeyi gizlemek lâzım.
Evin içinde kimse yok diye çırıl çıplak gezme.
Onun için Cenâb-ı Allah Kur’ân-ı Kerimde tedâvi olunuz diyor. Vücudunuza hastalık gelirse tedavi olunuz diyor.
Yani: “Vücudunuzda Ben Hayy Esmâsıyla varım, Bana hürmet edin, Ben iyi besleyin!”
“Ben kulumla görürüm. Kulumla işitirim. Kulumla yürürüm!” hikayeleri bunlardan başka bir şey değildir.
Onun için vücud ibadetlerin hareketleriyle fenâlığa meyyal taraflarını temizler.
Sende ne. Setr-i avretle, vücuduna bakmakla, nefis, mânevî, ruhanî tarafını Nurlu kimselerin sohbet ve telkinleriyle ibadetin görünmeyen feyz kapılarından içeri girmeye başlar insan.
O zaman bu feyz iki türlü gelir.
İlk tarafta içerden, kendinden, kendini temizlersen, kendinden gelir, sonra da dışardan gelir.
“Kendinden nasıl?”
Hepimizde salâvat-ı şerife getirin.
Nur-u Muhammedînüvesi vardır biliyor sunuz.
O nüve açılır, kestane kabuğu gibi yarılır.
Vücud nurlanmağa başlar. Bu nuru görmek çok güç.
Göründü mü, ziyâya koşan kelebekler gibi ötelerden.
“Öte neresi?”
Anlamadıysan yuhhh sana.
Ötelerden yıldırım suratıyla feyz ve nurlar size yağmağa başlar!



KELİMELER:


Mükerrem: Hürmet ve tâzim edilen. İkram olunmuş. Muhterem. Kerim olan.
Küffar: (Kâfir. C.) Gâvurlar. Hak din olan İslâmiyeti inkâr edenler. Kâfirler.
İnd: Arapçada zaman veya mekân ismi yerine kullanılır. Hissî ve manevî mekân. Maddî ve manevî huzura delâlet eder. Nezd, huzur, yan, vakt, taraf gibi mânâlara gelir.
Ta’zim: Hürmet. Riayet. İkramda bulunmak. Bir zât hakkında büyük sayıldığına delâlet edecek surette güzel muâmelede ve hürmet ifade eden tavırda bulunmak.
Mertebe: Derece. Basamak. Rütbe. Pâye.
Avret: Eksik. Gedik. Gizlenmesi lâzım gelen şey. Dinen örtülmesi vâcib olan âzâ, ud yeri. Utanılacak ve hayâ edilecek şey. Erkeklerde göbek ile diz kapağı arasındaki kısım. Kadın. Zevce. Nikâhlı. Gece uykuya yatacağı vakit ve seherden evvel uykudan kalkılacak saate de şeriat örfünde "avret" denir. Öğlen ve öğle uykusu zamanına da kezâ aynı isim verilmiştir.
Setr-i avret: Başkalarına gösterilmesi haram olan yerleri örtmek. Şer'an örtülmesi lâzım gelen yerlerini örtmek. (Bak: Avret-Tesettür)
Settar: Örten, kapayan gizleyen. En çok gizleyen ve örten.
Tenasül: Türemek. Nesil yetiştirmek. Üremek. Birbirinden doğup türemek.
A’za: (Uzv. C.) Bedenin her bir uzvu. Bir cemiyete mensup kimse.
Meyyal: Çok meyleden, eğilen. Çok istekli, düşkün.
Nüve: Çekirdek, asıl, menba.


ÂYETLER:

Allah’ın keremi ne:

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً
.
---" Ve le kad kerramna beni ademe ve hamelnahüm fil berri vel bahri ve razaknahüm minet tayyibati ve faddalnahüm ala kesirim mimmen halakna tefdiyla:
Andolsun ki, Biz adem-oğullarını mükerrem kıldık ve onları karada ve denizde (nakil vasıtalarına) yükledik ve onları leziz, temiz şeylerden merzûk ettik ve onları mahlûkatımızdan birçokları üzerine ziyâdesiyle üstün kıldık.” (İsrâ 17/70)

Yâ Rasûlüm herkes ölecek, Sende öleceksin:

إِنَّكَ مَيِّتٌ وَإِنَّهُم مَّيِّتُونَ

---" İnneke meyyitüv ve innehüm meyyitun: Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler.” (Zümer 39/30)

Şah damarından daha yakinim:

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
.
---" Ve le kad halaknel insane ve na'lemu ma tuvesvisu bihi nefsuh ve nahnu akrabu ileyhi min hablil verid:
Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf 50/16)