ALLAH DOSTU
Münir DERMAN (ks)

EŞŞEKLİK!..

Sen Cenâb-ı Allah’la görmeye, Cenâb-ı Allah’la işitmeğe alışırsan onların seslerini de işitirsin.
Zikirlerini de işitirsin. Hepisini görmeğe başlarsın.
“Nasıl Cenâb-ı Allah’la görülürmüş?”
“Ben kulumla görürüm, kulumla işitirim!” diyor Cenâb-ı Allah bir Hadis-i Kudsîde.
Sen hakiki şah damarından daha yakin olan Cenâb-ı Allah’la hembezm olup onnan karışırsan o zaman işitirsin onların zikirlerini.
Onun için onların zikirlerini işiten insan ot koparamaz, çiçek koparamaz hiçbir şey yapamaz bir üzüntü içindedir onlar.
Onlar büyük insanlardır.
Onlar: “Evliyai tahte kubabi la yarifühüm ğayri”
Benim velîlerimdir ki onlar Benim sitremin altında gizlidirler.
Onları kimse belli etmez. Belli etmez onları.
Yağma mı var. Bulalım onları da herifler iliğini çıkarır be.
“Beni kurtar, seni kurtar, şunu yap, bunu yap!”
Onlar gizlidirler.
Bütün bu varlıklar Allah’ın Sır Perdesi altındadır...

Tatlı yemekler, güzel elbiseler, güzeller. Allah’a yanaşmayan insanları alıkor.
Allah’ın Velîsini tanımazlar. Dil uzatırlar, dururlar. Hatta düşmanlık ederler.
Karaya mensup olan insanlar, denizde olup denizde mensup olan seçkin insanların hallerini anlayamazlar.
Onlara kendi kuvvetleri, vus’atları taakatları nispetinde bir ibadet tahsis edilmiştir. Yatar kalkar işte o.
“Oruç geldi, ramazan geldi haaaa ben rakıyı bıraktım Ramazan geldi. Haaa Ramazan geldi ben artık namaz kılayım! bu, bu, bu!” başka bir şey yok.
Balıkların suda bulunmaları gibi daima şeriatın içinde bulunmak ve dışına çıkmamak onları ancak kurtarır.
Testideki suyu Fırattan, gülü gül bağından ayrı zannederler.
Balıkların rızıkları, uykuları, uyanıkları hep bir cinstendir.
Testiye koymuş suyu getirmiş Fırattan: “Ben Fırattan getirdim!”
Fırat da aynı, hepisi de aynıdır.
Onun için bir âyet-i kerime de:
“Allah’ı ayakta iken, uyurken, yatarken, otururken hülasa her yerde her zaman ve her yerde zikrederler!”

Dikenle gül yan yana omuz omuzadır oğlum.
Bu sana bir şey söylemiyor mu?
Gül ağacında dikennen şey bir birine yakındır.
Niye bu arkadaşlık? Neden?
Heee işte gül dikenlidir, diken güllüdür falan. Ara onda çok hikmet gizlidir.
Niçin Rasûlulahın vücud-u mübâreki menekşe kokmadı da gül koktu?
Gülde bir şey var o halde.
Menekşe de tiken yok.
Yalınız çiçeklerde gülde tiken varıdır.
Bir git de gül ağacının yanına komşu da vardır bir bak hele, bir konuş onnan.
“Nasıl konuş?”
Konuşulur.
“Nasıl konuşacağım?”
Konuşulur dedim.
Allah’ı ancak Allah Adamı gösterir insana.
Rasûlün yaptığı işte itiraz etme, Ona itiraz eden kimse: “Onu topraktan, seni de ateşten yarattık!” diyor. Âyet-i kerime.
“Onu topraktan, seni ateşten!” yarattık diyor.
“Âdem’i topraktan yarattım. Seni de ateşten daha iyiden yarattım. Gine inat ettin secde etmedin!” diyor ona.

Bunlarda dersi ibret, ibret dersi vardır.
Biraz zihninizi açın, bunu ben açıklayamam açılırsa kaybolur gider.
Gül ile diken omuz omuzadır aziz müvekkitlerr.
Secdeye başını koyanlar.
Niye Allah’a itiraz eden sınıfından olur insan haaa?
Âyet-i kerimede diyo ki: “onu topraktan, seni ateşten yarattık!”
Onun için Rasûlullah’ın sözlerine, Rasûlullah’ın şeriatına, Rasûlulah’ın hadislerine hele Allah’ın kelâmına aksi gidenler bu âyetin sınıfından olurlar.
“Senin attığın, bizim attığımızdır. Senin sözün bizim sözümüzdür”
Bunlar hep âyet-i kerime.
“Onu sen atmadın biz attık!” diyor.
O halde insan hakiki temizlikle yaptığı işi muhakkak Cenâb-ı Allah yapar.
“Amma efendim Cenâb-ı Allah beni, götürdü felan yere!”
Ulan o senin eşekliğin götürdü.
İrade-yi cüzziyeni eşşekçe kullandın. Allah’ın orda dahli yok.
Allah daima: “Ve hüve hayrün hadisen ve hüve’r- rahimin”
Bu hudud içinde insanlar şeydir.
Herkesin içinde Allah şah damarından daha yakin olduğu halde bu kadar küffara ne dersin?
Farkında değiller. İçki almış sarhoş.
Kendinden geçmiş bir takım sözler söyler, mırıldanır durur.
Kendisi ayıldığı zaman ulan sen bunları söyledin dersen yok efendim ben bunları söylemedim.
Hatırlayamaz.
Söyleyen kendisi değildir o anda içkidir.
Bazısını cin çarpar. Başlar hezeyan etmeye.
Kendi söylemiyor onu cin, peri söyletiyor.
Allah’ın Nuru bir insanda parlarsa, o da farkında değildir.
Söyleyen Allah’tır.
Eğer ona tahammül ederse Velî olur.
Eğer tahammül edemezse kendinden geçer.
Beyazidi Bestamî Hazretleri bir gün: “Ben kendimi tesbih ederim. Allahu lem yezel cübbemin altındadır!” demiş.
Dünyanın en büyük velîsi.
Kendine geldiği zaman efendim, etrafındakiler demiş ki: “Efendi hazretleri sen böyle söyledin!” demiş.
“Ben böyle bir şey söylemedim demiş. Bir daha böyle yaparda söylersem demiş. Beni kılıçlarla vurun parçalayın!” demiş.
Bir gün yine kendinden geçmiş, müridleri kılıçlarınan vurmağa başlamışlar.
Kılıç mılıç tesir etmemiş buna.
Bakmışlar ki kendi ellerini kesmişler.

Onlar İsmail Neslindedir oğlum.
O anda İsmail neslinden olur bıçak kesmez onları.
Allah adamı ne yaparsa doğrudur câhiller eğri görür bunu.
Kâbenin, gidiyorsun bir yerde hava bulutlu.
İkindi namazı kılacaksın o tarafa baktın, şu tarafa baktın.
Ne taraf kıble bilmiyorsun Soran da yok.
Ulan şu taraftır kıble.
“Allahuekber İkindi namazının dört rekât farzına.”
“Esselâmün aleyküm ve rahmetullah.”
Birisi ordan: “Yav sen ne yapıyorsun?”
“İkindi namazı kıldım ağam!”
“Ulan kıble bu taraf değil arka taraf!”
Senin namazın olmuştur oğlum. Yenilemeye lüzum yoktur.
Amma güneş varıken: “Ben bu tarafa kılacağım!” dersen o namaz olmaz.
Kâbenin içinde olan adam yüzünü ne tarafa çevirirse kıbledir.
Kâbede uzak olan kıbleye dönmekle namazı olmaz.
Sen Allahnan bir olduğunu zaman Kâbe’yi ne arıyorsun.
Mâdem ki o hengamede sen Cenâb-ı Allah’a secdeyi aradın.
Çölün ortasında döndüğün taraf kıbledir.
Allah kalbinde tecellî etmiştir.

Allah’ın yarattıkları dünyada üç cinstir üç.
Bir, iki, üç:
Birisi her iki âlemden habersizdir bunlar:
Ne dünyadan haberi var ne âhiretten.
Bunlar hayvan zümresidir, hayvanlardır.
Hayvanlarda ahval ve harekât kaleme almaz.
Yani makinada yazılmaz bunların sevabı bilmem nesi.
Hiç kimse karışmaz onlara.
Tamamiyle cismanîdirler vücudnan.
Onun için öküz kiloyla satılır. Kiloyla tabi.
“Bu öküz deliydi. Bu öküz haşarıydı. Bu öküz çok hâlimdi?” diye kasap sorar mı. Kilosuna bakar.
“Bu hırçındır tekme atar, bu bilmem?” ona hiç bakmaz. Ağır mı kilosu?
O halde hayvan sınıfında olan kiloyla tartılır.
Bunun işi uyku yemekten başka bir şey olmaz.

İkinci Allah’ın yarattıkları meleklerdir:
Suda yaşayan balık gibidirler bunlar.
Daima taat ve tesbihle meşguldurler.
Onlarda günah, sevab yoktur. Onların tabiatları böyledir.

Üçüncüsü insanlar: Yarısı melek, yarısı hayvan, yarısı suflî, yarası ulvî, yarısı toprak, yarısı temiz olan cihandan bir parça Nur-u Rasûlullah.

Hülasa hayvanlar yerde yaşayan yılanlar gibidir.
Melekler suda yaşayan balıklar gibidir.
İnsanlarda yılan ve balık gibidir.
Ya sokar, yahutta kendinden geçer secdeden başını kaldıramaz.
“Kur’ân-ı Kerim, Rasülün dudaklarından, ağzından, dilinden harf ve söz olarak çıktığı halde ona Hakk’ın Kelâmı diyoruz!” dedim vaazın başlangıcında.
Resülün Sözü demezler.
Hem kim söyle söylerse küfür içindedir, bunu söyledi diye.
Allah’ın kelâmıdır.
Bu arada bocalayanlar şirke girerler.
Şirk iki türlüdür.
Şirk: “Allah beştir. Allah ondur. Allah yirmidir!”
Bu şirk değil, bu eşşek şirki bu! Buna eşşek şirki derler!
Allah’ın üç, beş olan denmez bu bunu deli bile söylemez.
Şirk iki türlüdür.
Bir söz ile misal: “Allah’ın oğlu var!” demek şirktir.
Hal ile ikinci şirk. İçinde Allah’tan başka şeylere yer verdi mi şirke gitti o an. Yaaaa.
“Apartumanım olsun!”
Ulan var kuluben otur aşağıya.
Paranda var akşama çorbanı yiyorsun.
“Aman efendim, şu da olsun, bu da olsun!”
Olsun oğlu olsun. Şirk içindesin haaa.
İstediğin kadar Hacca git.
Sabahtan akşama kadar namaz kıl.
Eşşeklikten başka bir şey değildir.
Böyle insanların Hakkın Celâlı, güneşin yüzüne tahammülleri yoktur.
Hep sinsi karanlık yerde yaşarlar.
Onun için Cenâb-ı Allah’ın hakiki cemalini, kudretini görmek bu âlemde kimseye nasip değildir.
Ancak âhirette bize Cenâb-ı Allah başka bir bünye başka bir künye verecek o zaman görebileceğiz.
Bilirsiniz Hz. Musa bir gün Tûr’a gidiyor. Tûr’a iniyor vahiy oradan aksediyor ona.
Musa’nın vücudu bile mütahammül değil o şeye.
Vah-yi İlahîyi Cebrail Aleyhisselâm gidiyor tankerine dolduruyor.
Geliyor Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellemin tahammül edeceği sûrette veriyor.
Yoksa esas menbağından almak kimin haddine.
Onun için bizde de Rasûlullah onun kuvvetini indiriyor.
Bize kadar.
Bizim tahammül hududumuza getiriyor.
Artık Rasûlulah’ın vücudunun yaradışının kuvvetini tasavvur edin.
Onun için peygamberler tahammül edemiyor.
Bazı serseriler var ben: “Rüyada Allah’ı gördüm!” diyor.
Tövbe, tövbe. Serseriler çoktur dünyada.
Üçbin çeşit serseri vardır.
Hadi Ulan Rasûlullahı gördün amenna ve sadekna.
Allah’ı nasıl gördün sen. Var mı öyle deliler.
Ben bilakis bana gelip söyleyenleri biliyorum.
İyi oğlum Allah mübârek etsin deyim.
Ne deyim ona. Öyle diyen adama.
Deveye dersin ki yav şu bacaklarını kestir, boynunu kestir ikimiz bir adam olalım demeğe gelir.

“Lev enzelna hazelkur''ane ''ala cebelin lereeytehu haşi''an mutesaddi ''an min haşyetillah.”
Biz eğer Kur’ân-ı dağa indirseydik dağ haşyetinden, korkusundan değil edebinden, buradaki haşyet edebdir.
Allah’a bir kusur mu, ben bunu nasıl tahammül edipte taşıyabilirim.
Bir edebsizlik mi yaparım diye param parça oluyor dağ.
Ordaki bin haşyetillah Allah’a karşı acaba bir ben neyim ki bir taş parçası. Bana âyet iniyor.
Ben aman, aman, aman, aman eriyip gidiyor.
Şimdi bazı şeyler var. İnsanlar var. Oturuyorlar.
Euzu Billahimineşşeytanürracim.
BismillâhirRahmânîrrahim.
Tâ Hâ ma enzelna areykel Kur’ân’el teşka.
İkide bir gözüynen etrafa bakıyor ki para verecekler.
Ulan Allah’ın kelâmıynan para toplamak küfrün kendisidir. Küfrün kendisidir.
Allah’ın verdiği rızka şükretmeyen insanda iman yoktur.

Bir gün Medine’de bir Ebu Hasan isminde birisi.
Çocuklarını altı ay terk etmiş gitmiş.
Çalışmış çabalamış gelmiş.
Üç yüz atmış dört günlük nafakasını çıkarmış.
Ama gelmiş ama.İstis kail bakın olmuş.
İstiskai’l- batn Arabçada bu günkü siroz hastalığı var ya.
Hanı karaciğer büyüyor. Karnın içeri tutuluyo. Ölecek artık.
Çocuklarına demiş ki beni: “Koltuklayın Rasûlullah’ın huzuruna götürün!” demiş.
Götürmüşler Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem.
“Yâ Rasûlullah demiş. Ben altı ay dışarılarda çalıştım. Üç çocuğum var. Karım var demiş. Bunların demiş üçyüz atmış dört günlük nafakasını şey ettim demiş. Temin ettim demiş. Yalınız ben bak istiskail batına uğradım demiş. Herhalde ecelim yakındır öleceğim. Emir buyurun dedi beytil maldan bana bir günlük yevmiye versinler de şunu üç yüz atmış beş yapayım da demiş vereyim aileme demiş içim rahat öleyim!” demiş.
Peki demiş Rasûlallah: “Şu ekmeği al. Bu çocukların seni Nakiyye Mahallesinde bir kadıncağız var. Benden selâm söyle. Ona götür. Git ver gel. Bende paranı getirttireyim!” demiş.
Koluna girmişler. Gitmişler Nakiyye mahallesine. Çalmış kapıyı.
Kırk kırk beş yaşlarında bir kadıncağız çıkmış. Dul bir kadın.
İki tane küçük çocuğu var. Bu adam demiş ki:
“Ebul Hasan Rasûlullahu Sallallahu Aleyhi Vessellemin selâmı vardı!” demiş. Ve Aleykümesselâm Yâ Rasûlullah. “Bu ekmeği sana gönderdi” demiş.
Kadın başlamış ağlamağa.
Demiş ki: “Rasûlullahın ellerini öperim demiş. Ben bu gün demiş çocuklarıma ekmek buldum demiş. Onu götür de başka bir fakire versin. Kusura bakmasın ellerinden öperim. Bu günkü rızkımız çıktı!” demiş. Adamcağız ekmek elinde dönmüş.
Rasûlullahu Sallallahu Aleyhi Vessellemin huzurunda verdiği ekmeği bırakmış.
Geri geri çekilmiş. Rasûlullahu Sallallahu Aleyhi Vessellem:
“Yâ Ebul Hasan taal demiş. Gel bakâlim demiş Senin demiş de mi akçen burada! demiş.
“Yok Yâ Rasûlullah demiş ben üç yüz atmış dört günlük kazandığımız da tasadduk ettim!” demiş.

Çarşıya gidiyorsun lahana alacaksın.
Sakallı herif. Namaza gidiyor: “Kaç para bu amuca?”
“Atmış beş kuruş!”
“Yav atmış kuruşum olmaz!”
Tartarken buraya parmağını takıyor.
Ben pazarda ne soytarılıklar seyrediyorum.
Bir şey almak için değil gidip milletin soytarılığını görmek için.
Sakalı da burasında. Beş kuruş fazla alıyor.
Bunlar insanı cehenneme götürür oğlum. Cehenneme götürür.
Cehennem size lakırtı haline geliyor.
Yarın hepimiz geçeceğiz oradan.
Velîyullah da geçecek, dinsizi de geçecek. Hepisi geçecek.
Bir cadde vardır ki onun üzerinde atlayacağız hepimiz. Kurtuluş yoktur.
Amma edebsizliğin olursa kancayı takarlar insana.
Orada, ulan iki dakikada yanar kül olurum.
Yok. Ölmeyeceksin, cayır cayır yanacaksın.
Bir şey edebsizlik olur, bir şey yaparda yarın mahkemeye çıkacağım diye uyuyamazsın uykun kaçar. İşte o üzüntüyü dünya kadar büyüt. Allah muhafaza buyursun. Hakkın Nuru ile incelenmiştir. Rasûlullah, peygamberler. Ve evliyaların canları kendi nuruyla doldurmuştur Cenâb-ı Allah.
İnsanlar o kalıplarla o nuru ancak alırlar ve tahammül edebilirler.
Yıldızlar ezeli bir güneş olan peygamberin ve evliyanın hizmetinde müridler gibidir.
Güneş nasıl bütün yıldızlar ondan ziyâyı alıyorsa peygamberin etrafında da bütün Ümmet-i Muhammed yıldız parçaları gibidir.
Onun için Cenâb-ı Peygamber bir hadiste Benim ashabım yıldız gibidir. Hangisine uyarsanız hidâyete erersiniz buyurmuştur.
Sahabeler bir yıldız gibidir.
Allah Hüviyet-i Asliyesi itibariyle tamamıyla gizlidir.
Sanat ve sıfatı bakımından gözükebilir.
Ben bir gizli hazineydim kendimi göstermek için kâinatı yarattım demiş. Bir aynayı kırın.
Duz, buz parça ayırın.
Ayna yoktur ortada fakat her yerde pırıltısı vardır.
Ağaca bakarsın Allah’ın El Rezzâk, El Hayy, El Bedi’ Esmâsını görürsün. Onun için Cenâb-ı Allah her yerde hazır ve nazırdır.
Her yerde hazır ve nazır olan bir kâinatın Hâlıkı önünde edebsizlik nasıl edebilir insan.
Onun için İslâmda yalnızken bile çıplak edeb yerini gösterme yasaktır.
Çünkü Allah her şeyi görür şeyindeki.
Gusul ederken bile peştamal sarılırlar bilirsiniz.
İslâm hakiki İslâm.
Ama zımpırtı İslâm çır çıplak ortasında aynaya geçer.
Kıçına bakar, şurasına bakar. Maazallah hu teala bunlar berbat işlerdir.
Hz. Osman Radiyallahuan bir defa ömründe edeb yerine bakmamıştır kendisi.
Yarın Huzur-u mahşerde haya makımında haşrolunacaktır.
Hz. Osmana sual yoktur.
Cenâb-ı Peygamberin hadisi vardır. Huzur-u İlahîye gidecek.
Döndürülecek doğru makama gidecektir. Söz yok.
Birde Ebu Zerr hakkında hadisi peygamberi vardır.
Ebu Zerr zamanın milyarderiydi. Uhvelleriydi. Bütün şeyini, servetini tasadduk etti.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellemden sonra Beytu’l- Maldan kendisine Hz. Ebubekir, Ömer zamanına kadar yaşamıştır. Çil verirlerdi.
Ay başında otuz günlük parasını verirlerdi. Yirmi dokuzunu tasadduk eder, birinle dururdu.
Onun hakkında hadis şudur: “Ebu Zerr yalınız doğdu, yalınız ölecek, ve yalınız haşrolacaktır!” diyor.
Allah’ın huzurunda haşır meydanı yalınız Ebu Zerr içindir.
Büyüklüğe bakınız!
Can insanın vücudunda hem âşikâr, hem gizlidir.
Herif kollarını sallıyor canlı der, göster canını bulamazsınız.
Cenâb-ı Allah da kâinatta böyledir. Hem zâhirdir, hem batındır.
Canı vücudsuz olarak görmek mümkün değildir.
Vücuda gerecek ki can canlılığı belli olsun.
Çıktı mı vücudtan artık can yoktur.
“Ben bir gizli hazine idim, bilinmek istedim bunun için halkı yarattım” diyor bir Hadis-i Kudsî de Allahu Lem-yezel.
Onun için şah damarınızdan daha yakin olan Allah’la hembezm olun. Kâbenin içinde namazı ne tarafa kılarsa kıl doğrudur.
İçi Allah ile dolu olanın her işi de doğrudur.
Ondan yanlışlık südur etmez.
Şekeri bilmiş tadını tatmış olanlar şekerler arasında fark görmez.
Yediği zaman hepisinden aynı tadı alır.
Akide şekerinden de, baklavadan da, şundan da bundan da.
Eğer şu şeker bundan da daha tatlı derse şekeri hâlâ olduğu gibi bilmediğinden onda hamlık damarı mevcut demektir.
Daha şüphede demektir. İslâmda şüphe yoktur.
Meşhur Kaside-i Kantaranîye diye bir kaside vardır:

“Ya halli kaddel beled bil bali bali bali bal.
Bin nevmi izel zeletti fil akdi zali zal.”

Sana söylenen güzel bir sözle kafanı karıştırıp da:
“Ulan bu böylemidir, şöyle midir, böylemidir?” deme onun kokusunu, o ne demek istiyor onu anlamağa savaş.
Eğer mantığınnan aklınnan onu örselemeye karışırsan, karıştırırsan aklının zelzelesi başlar.
Akıl zelzelesi olan insan da şüphe içindedir.
Şüphe içinde olan insan küfürdedir.
Küfürde olan ister insan ne Allah’ın yüzünü, ne Rasûlün şefaatini, tam cehennemin içine düşer Maazallahu Teala.
Onun için aziz cemaat şüphede olmayın!
Ben senelerdir öyle ağızlar gördüm ki.
Sarımsak ile içki arasında bütün pislik kokuları orda.
Ben gine öyle ağızlar gördüm ki gül ve reyhan kokuyor!..



KELİMELER:

Sitre: (C.: Estâr) Örtü. Perde.
Küffar: (Kâfir. C.) Gâvurlar. Hak din olan İslâmiyeti inkâr edenler. Kâfirler.
Ahval: Haller. Vaziyetler. Oluşlar.
Suflî: Aşağıda bulunan. Alçak, pek aşağı olan.
Ulvî: (Ulviye) Yüksek, yüce. Manevî ve göğe mensub.
Künye: Bir kimsenin nereden ve kimden olduğunu bildiren ve hüviyeti yazılı olan kâğıt.
Lem-yezel: Zâil olmaz, bâki, zeval bulmaz. Daimî olan.
Hembezm: Yakın. Aynı mecliste.
Müvekkid: Gereği gibi bağlanmış esir.
Vus’at: Kudret, tâkat, güç, kuvvet.


ÂYETLER:

الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

---"Ellezine yezkürunellahe kiyamev ve kuudev ve ala cünubihim ve yetefekkerune fi halkis semavati vel ard, rabbena ma halakte haza batila, sübhaneke fekina azaben nar: Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah''ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!” (Âl-i İmrân 3/191)


فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَـكِنَّ اللّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَـكِنَّ اللّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلاء حَسَناً إِنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

---" Fe lem taktüluhüm ve lakinnellahe katelehüm ve ma rameyte iz rameyte ve lakinnellahe rama ve li yübliyel mü''minine minhü belaen hasena innellahe semiun alim: (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı (onu). Ve bunu, müminleri güzel bir imtihanla denemek için (yaptı). Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.” (Enfâl 8/17)


لَوْ أَنزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَّرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُّتَصَدِّعًا مِّنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

---" Lev enzelna hazelkur''ane ''ala cebelin lereeytehu haşi''an mutesaddi ''an min haşyetillahi ve tilkel''emsalu nadribuha linnasi le''allehum yetefekkerune.: Eğer biz bu Kur''an''ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.” (Haşr 59/21)


HADİSLER:

---Kudsî Hadisinde Cenâb-ı Allah buyuruyor: “Evliyai tahte kubabi la yarifühüm ğayri :Benim gök kubbemin altında öyle dostlarım vardır ki onları benden başka kimseler bilmez!”Niyazi Mısrî (ks) Hazretleri bunu açıklamıştır.

---Enes (ra) rivayetle, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ALLAH-U ZܒL-CELÂL’den : “Benim her hangi bir dostumu hakir düşüren kimse Bana karşı savaş ilan etmiş olur ve Ben kendi dostlarımın yardımına herşeyden çabuk koşarım ve şüphesiz Ben kızgın arslanın kızdığı gibi onlar için gazablanırım.
Ölümden hoşlanmayan, bununla birlikte benim de kendisine kötülük yapmak istemediğim fakat kendisi için de ölümün kaçınılmaz olduğu mü’min kulumun ruhunu kabzetmekte tereddüd ettiğim kadar yaptığım hiçbir işte tereddüd etmem.
Mü’min kulum Bana kendisine farz kıldığım şeyleri edâ etmekte yaklaştığı gibi hiçbir şeyle yaklaşmaz.
Mü’min kulum nafilelerle Bana yakınlaşmya devam eder durur. Nihayet Ben onu severim, onu sevdim mi onun işitmesi, görmesi, dili, eli olurum. Onun destekçisi olurum.
Benden bir şey isterse verirrim.
Bana duâ ederse duâsını kabul ederim, Mü’min kullarım arasından benden ir türlü ibadette bulunmayı ister ve Ben çok iyi biliyorum ki eğer o ibadet türünü ona verecek olursam, bu sefer ucb (kendini beğenmek) ona gelir ve onun o amelini ifsad eder.
Yine Mü’min kullarım arasından ancak zenginliğin kendisini düzelttiği kimseler vardır ve eğer Ben onu fakir kılacak olursam, fakirlik onu ifsad eder.
Aynı şakilde Mü’min kullarım arasından ancak fakirliğin islah ettiği kimseler de vardır.
Onları zengin edecek olursam, zenginlik onu ifsad eder.
Ben kullarımı, onların kalblerini bildiğime göre tedbir ederim. Şüphesiz ki Ben her şeyi çok iyi bilenim, her şeyden haberdar olanım.”

Daha sonra Enes şöyle dedi:
“ALLAH’ım! Ben ancak zenginliğin kendilerini isalah ettiği Mü’min kullarındanım. Rahmetinile Sen beni fakir kılma!”
(Hakim et Tirmizî, Nevadirü’l-Usul II-232; Heysemî, Mecmau’z- Zevaid II-248, X-270; Taberanî, Evsat I-92; Beyhakî, Es Sünenü’l- Kübra III-346)

---Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allahu Teâla hazretleri şöyle ferman buyurdu: "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı [aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden birşey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü''min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem." (Buhârî, Rikak 38.)

---Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah, Ebû Zerr''e merhamet etsin! O, yalnız yaşar, yalnız başına ölür ve yalnız başına haşrolur!"
(İbn Hişam, Sîre, 3-4, 523-4; İbn Abdi’l- Birr, 1, 83; İbn Sa''d, 4,235.)

---"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allahu Teâla hazretleri şöyle buyurdu: "Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek için mahlukatı yarattım" hadisinin “Muhyiddin-i Arabî''nin ‘Mahlûkatı yarattım ki, bana bir ayine olsun ve o âyinede cemalimi göreyim’ demiştir” şeklinde naklettiğini belirtmektedir.

Bu hadisin kaynağı:
1. Ed-Dürerü’l-Müntesire, Celalettin-i Suyuti,125
2. El-Esraru’l-Merfua, Aliyyu’l-Kâri, 273
3. Keşfu’l-Hafa, Aclunî, 2:133
4. El-Fetevâ, El-Halîlî, 1:72
5. Mesnevi, Celâleddin-i Rumî, 5:104
6. Divan-ı Mevlânâ Câmî, 37
7. Divân-ı Niyaz-i Mısrî, 2
8. Divân-ı Şeyh Ahmet Cezerî, 1:190
9. İşârâtu’l-İ’câz, Bediüzzaman Said Nursi, 23