HAKK ve BÂTIL

Latif YILDIZ ->Kul İhvÂNi

Azîz kardeşim,
İslâm Dininde esas olan,
Hakk'ı hak bilip Hakk'a itiba' (tâbi' olmak); Bâtılı bâtıl bilip bâtıldan ictiba' (kaçınma) i'tikadın esası olup,
Hayr ve şerri iyi tanıyıp, hayra yanaşıp şerden kaçmaktır...
İnsanoğlunun yapısı kâinâttâ en mükemmel ve mükerrem olandır.
İnsan, Ruhî yönüyle Semâvî (bâtınî);
Bedenî yönüyle Arzî (zâhirî) olup mikrokozmostur.
Dış âfâkında sonsuz şeyle karşı karşıya olan insan,
İç enfüsünde ise sabit bir NOKTA'ya dönüşür.
Nokta ise en küçük dâiredir.
Çapı sıfır olan Devrân Dâiresidir!...
Merkezde ve Muhitte Hakk nedir?..

Mutlak gerçeklik, sabitlik denge ve düzende oluş ve tesir edilemezlik ise küllî şey'in Haliki olan Mutlak El HAKK (celle celâluhu)'ya aittir.
Mutlak anlamda tevhid olduğundan eşitlik, zıtlık, aynılık ve gayrilik hâşâ olamaz.
Merkezde herşey : "BİR"dir.
Bu âlem mutlak HAKK âlemi olup ZÂTULLAH (celle celâluhu)'ya aittir.
İnsan ise en küçük dâiredir.
Nokta deyişimiz anlatım ve anlayış kolaylığı olsun diyedir.
Özdeki en küçük dâirede zıtlar bir aradadır.
Böyle oluş ise "Halk" olmanın birinci vasfıdır.
Aktif pasif,
Pozitif negatif,
Hak bâtıl, gibi...
.
Bu zıtların birliği (Tevhid) sağlanırsa maksad (Muradullah ve Emrullah) hasıl olur.
İç denge ve düzen sağlanmış olur.
Bu ise hakkın tecellîsidir.
Her canlı özünden dirilir...
Ve özünden ölür...

Hak : gerçek sabit ve doğru olandır.
Hak, insan olmanın lâzımı ve lâyıkıdır.
Çoğulu hukûktur.

El HAKK (celle celâluhu): Bu esmâ-i şerîf; RABB'ımızın mutlak (en kesin) olarak zâtının var, tek, gerçek oluşu ve hakk olarak kaza-kader-irade-meşiyyeti (dilemesi) ile halkını hikmeti gereği icâd eden oluşundan dolayı sıfatı ve ismidir.
RABB'ımızın fiilleri de aynı nedenlerle haktır.
Emirleri de haktır.
İnsanoğlu için hakk ise; kendisine EL HAKK (celle celâluhu)'tan Hakk olan Kur'ân-ı Kerîm ve hakk olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in hak olan tevhid tebliği inzârı ve tebşirini gerektiği şekilde anlayıp, inanıp ve her yerde, her zaman ve her hâlde sâlih ameller şeklinde fiilen icrâ' etmektir.

Hak;
Mutlak (kayıdsız – şartsız – yalnız – tek - salt) ,
Gerçeğe mutabık (uygun) ve
Muvafık (münâsib-rast gelen) olandır.
Buna uyanlara ise EHL-İ HAKK denilir.
Vuslata ERENler bunlardır!
Zıddı ise EHL-i BÂTILdır…

Ebü'l-Ferec ibnü'l-Cevzî, Kur'ân'da hak kelimesinin 18 anlamda;
ALLAH (celle celâluhu), Kur'ân, islâm, adâlet, tevhid, sıdk, mal, vücûd, ihtiyaç, pay, beyân, kâbe, haram ve helâli açıklama, kelime-i tevhid, ölüm, kesinlik, cürüm, bâtılın zıddı olarak tefsir edilebileceğini bildirmiştir.
(Nüzhetü'l-a'yn sh : 266-269)

Âcizâne fikrimce buna bir de ALLAH (celle celâluhu) ve Kur'ân'dan sonra, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i eklemek mutlaka şarttır.
Zîrâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Hakku'l-HAKK tır...
Kur'ân'dan örnekleri ilerde vereceğiz.
Ancak hadis-i şerîflerde de binlerce yerde hak kelimesi geçer...

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : "Allahım! Sen haksın, senin va'din haktır. Sana kavuşmak haktır, senin sözün haktır, cennet haktır, cehennem haktır, peygamberler haktır, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) haktır, kıyâmet haktır..." buyurmuştur.
(Buhârî-Teheccüd 1)

İnsan aklı yüzyıllardır varlığın gerçeğini “Hakk”ı aramakta ve insan oluşun esası ise hak bilgi ve doğru amellerdir.
Her varlığın ilk illeti (varlık sebebi) EL HAKK (celle celâluhu)'dur.
Hakkın Mutlak kaynağı EL HAKK (celle celâluhu) dur.
ALLAHU Tealâ ilk haktır.
Akıl için hak; içte ve dışta Halikını (cc) tanıyıp içi ve dışı tevhid edip aynîlik sırrıdır.

Aklın bilgi edindiği herşey, lâzımlık ve lâyıklık yönünden ,ya haktır ya da bâtıldır.

Onun için dinin temeli tevhid kelimesi:
"Eşhedü enlâ ilâhê illallah ve Eşhedü enne Muhammede'r Resûlullah" haktır.
Lâzımdır ve lâyıktır.
İnsanoğlu sonsuz bir haklar âleminde yaşamaktadır.
Şeytânın hakkından (ona uymamak) tutun da ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'in hakkına kadar...
Çoluk-çocuk hakkı, komşu hakkı, canlı hakkı ve hayvan hakkı…
(Müslim, Libâs 107; Ebu Dâvud Cihâd 51; Tirmizî Kıyâmet,2; Nesâî Dahayâ 42 v.d.) .

Beden ve nefsiyin üzerinde hakkı vardır.
(Buhârî Savm 55 : v.d.)
Bu hadis-i şerîflerin bitiminde :
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : "hak sahibine hakkını ver" hak sahibine konuşma hakkı vardır" buyurmuştur.
(Buhârî, Hibe; Müslim Müsâkât)

ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'in kulları üzerinde hakları olduğu gibi, kullarının da HAK Tealâ üzerinde hakları olduğu :
Yûnus 10/103; Rum 30/47 âyetlerinde ve Buhârî Libas 101; Müslim, İmân 48-51; İbn Mâce, Zühd 35 hadislerde Hukukullah ve Hukuku İbadullah bildirilmiştir.

İslâm fıkhı hak üzerine bina edilmiştir.
İslâm hukuku evrenseldir.
Kul hakları, affı çok zor, hatta imkânsız, olan haklardır.
Kul hakları ile ölenlerin ruhlarının kabirlerinde kıyâmete kadar hapis (tutuklu) kalacakları ile ilgili pek çok hadis-i şerîf vardır:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : "Mü'min nefsi (ruhu) kul borcu ödeninceye kadar muallak durumdadır, (tutsaktır, bağlıdır) ." buyurmuştur.
(Tirmizî-İbn-i Mâcell-Beyhakî; Ebu hüreyre den)

Enes ibn-i Mâlik : "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte oturuyorduk. Bir cenâze getirdiler. Namazını kılması için Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teklifte bulundular. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sordu : "Kul borcu var mıdır?" Onlar da "Evet, var" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) "Benim bu kişi üzerine namaz kılmam bir menfâat sağlamaz. Zîrâ bunun ruhu, (borcundan dolayı rehindir) murtehindir semâya çıkamaz. Eğer birisi borcunu öderse o zaman namazını kılarım ve ona da yararı olur." buyurmuştur.
(Tebarâni, Enes İbn-i Mâlik'ten)

Yine İmâm-ı Ahmed ve Beyhakî'nin Câbir İbn-i Abdullah'tan rivâyetinde "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte otururken bir cenâze getirdiler. Bu kimsenin 2 dinar borcu olduğundan dolayı Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) cenâze namazını kılmak istemedi. Fakat Ebu Katade gayretkeşlik edip 2 dinar borcu ödemeye kefil oldu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'de namazını kıldı. Bir gün sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ebu Katadeye "O iki dinar borcu ödedin mi?" diye sordu. Katade de : "Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ! Daha dün öldü!" dedi ve hemen ödeyince Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : "Şimdi onun hararetini söndürdün!" buyurdu.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ölenin her şeyinden önce borcunu ödemeyi emretmiştir. Sonraları ganimet artınca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sorardı "Kul borcu var mıdır! Var ise ve ödeyeni yoksa ben ödeyeceğim" buyurur ve ümmetinin borcunu öderdi.

Ebu Hureyre (ra) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : "Muhakkak hakları sahiblerine vereceksiniz. Hatta boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan kısas yoluyla hakkı alınacaktır." buyurdu.
(Müslim,Birr 60; Tirmizî,Kıyâmet 2; İ.Ahmed II/235)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : "Müslümanın müslüman üzerindeki hakları altıdır : Ona rastladığın vakit kendisine selam ver. Seni çağırır, davet ederse icabet et. Senden nasihat isterse nasihat eyle. Aksırır da ALLAH'a hamd ederse teşmit et. (ALLAH sana merhamet etsin de.) Hastalanırsa kendisini dolaş. Ölürse (cenazesinin) arkasından git." buyurdu.
(Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan; Müslim; ; Askalânî, Bûlüğü'l-Merâm 1466/1235)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : "ALLAH'ın rızası ebeveynin (ana-babanın) rızasında; gazabı da ebeveynin gazabındadır."buyurdu.
(Abdullah İbni Amr (radiyallahu anhu)'dan; Tirmizî; Askalânî, Bûlüğü'l-Merâm 1485/ 1254)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : "Ya Resulullah, kendisine güzel sohbette bulunmama en çok hakkı olan kimdir?" diye soran bir kimseye üç defa : "Annendir!" cevabını vermiş ve sonunda "Babandır!" buyurmuştur.
(Buharî; ; Askalânî, Bûlüğü'l-Merâm Şerhi 287)

Aişe (radiyallahu anha), Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e : "Kadının üzerinde hangi insanın en çok hakkı vardır?" dedim. "Kocasının." buyurdu. "Erkeğin üzerinde kimin?" dedim. "Annesinin." buyurdu.
(Nesaî; İmam Ahmed; ; Askalânî, Bûlüğü'l-Merâm Şerhi 288)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : "Nefsim kudret elinde olan ALLAH'â yemin ederim ki bir kul kendisi için dilediğini komşusu için de - yahut din kardeşi için de - dilemedikçe iman etmiş olamaz." buyurdu.
(Enes (radiyallahu anhu)'dan; Buharî; Müslim; Askalânî, Bûlüğü'l-Merâm 1486/1255)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : "Bir çorba pişirdiğin vakit suyunu çok koy ve komşularını gözet." buyurdu.
(Ebu Zer (radiyallahu anhu)'dan; Müslim; Askalânî, Bûlüğü'l-Merâm 1492/1261)

Canlı hakları da (bendenizce) kul borcu gibidir!
Hakk (celle celâluhu)'dan haberdâr olan Hakk dostları bilir ki Hayy Tevhidi : Dirilik birliği vardır ve kedinin kulağı, ağacın yaprağı ve benim kulağımın şu andaki tek ve hak olan gerçekliği Hayy birliğidir.
Dirilik kaynağımız HAKK (celle celâluhu)' tır.
Gereksiz yere ha yaprağı koparmışım ha da kendi kulağımı...
Hak sevgi, sevilenin (SUBHAN celle celâluhu) sistemine saygıdır...

Hukuk âleminde binlerce kalem haklardan tek tek bahis konu dışına taşırır diye kısaca arzedeceğim...
Kur'ân-ı Kerîmde yetim haklarıyla ilgili şiddet ve hiddet dolu âyetler mevcûdtur.
Yetim haklarını gözetip gönülleri hasbî hizmetle hoş edilince ise :

İbn Mes'ud (ra) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : "Her kim bir yetimin başını okşarsa elinin değdiği her kıla karşılık ona kıyâmet günü bir nur olur." buyurmuştur.
(İ.Ahmed V/250,265)

Tasavvufta ise, Hakk hüneri isbatlanır...
"HAKK'ta, HAKK'tan, HAKK'a, HAKK'la" diye fakîrin zevk ve şiirlerinde çokca görürsün ki hakk tasavuftur.

Şibli (kaddesallahu sırrıhu) : "HAKK hak ile kaim olduğu için hak ile HAKK'tan fâni olan kişi, abdlik (kulluk) bir yana Rübûbiyyetten bile fâni olur!"

İlme'l-hak, Ayne'l-hak, Hakka'l-hak...
"Halk içinde HAKK ile",
"HAKK'tan alıp halka verenler HAKK Dostları"
ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL HAKK'tır, ondan gelen ve el'an "Olan" her şey de Hükm-ü HAKK’tır...

Kul ihvânî sözüm sana
Alıp satma ona buna
İki kapılı bu Han'a
Giren
HAKK’tır, çıkan HAKK’tır!..

"HAKK'ta, HAKK'tan, HAKK'a, HAKK'la yürümek" haktır.
Salât (ulaşım) ise hakikâttir.
Hak; HALİK Tealâ'dan olup fitraten akla yansıyan "Oluş"tur.
Hazz ise, nefsin kendisinin, hak mayasıyla ürettiği en nadide "Duyum"dur...
Ve dâima kitab ve sünnet mihengine vurmak gerekir ki saf mı; sahte mi, anlaşıla...
Nefs kendi hakkını kullanır Hududullah'a tecâvüz etmezse, hak dâiresinde çalıp oynayabilir...
Ancak, bâtıl dâiresinde dua bile edemez...
HAKK : Tek ve mutlak olandır.
Dışında kalan her şey mâsivâdır ve kendi benliğine köleliği i'tibariyle bâtıldır ve adem (boşluktur,yokluktur) dir...
Âlem; HAKK (celle celâluhu)'ya dönük yüzüyle, hak (var) ve hayr; halka dönük yüzüyle, âdem (yok, hayal) ve şerdir...
Onun için insanoğlu, sırtına yüklenen kulluk yükü (emânet-i kübrâsı) olan "Lâ İlâhe"inkârı ile "İllâ ALLAH" ikrârını birleştirip tevhidini tamamlama (tekemmül) imkanı nisbetince imtihan edilmektedir.
HAKK (celle celâluhu)'nun hakkı Rübûbiyyet, Halkın hakkı ise Ubidiyyet (kulluk) tir.
Herşey haktır dedik...
Nicelik ve nitelik farklıdır...
Ölüm haktır...
Öldürmek, HAKK (celle celâluhu)'nun hakkı, ölmek ise halkın hakkıdır...
Sünnetullah (ALLAHU Tealâ'nın tavrı, tarzı, sistemi) böyledir!

ALLAHIM!

Bizi islâh eyle, iflâh eyle şuûr sahibi kıl, hakkı ve hayrı kalbimize ilhâm et ve icrâsında Muînimiz ol!
Yârimiz ve yardımcımız Sensin!

Âmin!

Haktan kasdımız nedir?
Gerçek olan nedir?
Tasavvufta anayasa kitabımız hak olan Kur'ân-ı Kerîm'de Hak kelimesi 247 yerde geçmektedir.
Örnekler :
"Bu, böyledir : Çünkü ALLAH, hakkın ta kendisidir. Onun dışındaki taptıkları ise bâtılın ta kendisidir. Ve tek yüksek yüce ve tek büyük ancak ALLAH'tır." (Hacc 22/62)

"Hak RABB'indendir öyle ise şüphecilerden olma!" (Âl-i İmrân 3/60;Bakara 2/147)

"De ki : Ey insanlar size RABB'inizden hak geldi. Artık hidâyeti kabul eden kendi nefsi için kabul etmiş olur. Sapkınlık eden de kendi aleyhine sapmış olur. Ve ben sizin üzerinize vekil değilim." (Yûnus 10/108)

"De ki : "Hak geldi; artık bâtıl ne bir şeyi ortaya çıkarabilir (ibtida) ne de geri getirebilir (iâde) (bâtılın önü de kalmaz sonu da)" (Sebe' 34/49)ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL kâfirler istemese de Hakkı yerine getirecektir :

"ALLAH kendi kelimesiyle hakkı hakk kılar (gerçeği açığa çıkarır) suçlular hoşlanmasalar bile..." (Yûnus 10/82)

".... Ve ALLAH bâtılı mahveder (yok eder) ve kendi kelimesiyle hakkı hak kılar (hakkı ortaya çıkarır) . O sadrların sahib olduklarını bilir." (Şurâ 42/24)

"O'dur, dinini bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidâyet kanunu ve hak dini ile gönderen; isterse müşrikler hoşlanmasınlar." (Saf 61/9)
Hakk asla şüphe edilmeyendir : ( Bakara 2/147; Âl-i İmrân 3/60; En'âm 6/114 Yûnus 10/94 bkz.)

Hakka bâtıl elbisesi giydirmemek gerekir :
"Hakkı bâtıla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin" (Bakara 2/42)

"ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL takvâ ehli olanlara Hak ile bâtılı ayıracak farkettirecek bir furkân, anlayış ve şuûru verir." (Enfal 8/29)Ya hak vardır ya bâtıl... Ya ışık ya da karanlık. :

"İşte O ALLAH sizin gerçek (EL HAKK) RABB'inizdir. Gerçeğin ötesinde (haktan ayrıldıktan sonra) sapıklıktan başka ne vardır! O hâlde (sapıklığa) nasıl çevriliyorsunuz?" (Yûnus 10/32)

"Günâhkârlar istemese de hakkı gerçekleştirmek ve bâtılı ortadan kaldırmak içindi" (Enfal 8/8)

"Suçluların hoşuna gitmesede ALLAH, sözleriyle hakkı açığa çıkaracaktır." (Yûnus 10/82)

".... Hayır onların çoğu hakkı bilmezler, bu yüzden de yüz çevirirler." (Enbiyâ 21/24)

"Onun için (Resûlüm) ! Sen sabret! Süphesiz ALLAH'ın va'di hakktır..." (Mü'min 40/77)

"Onlara çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zann, haktan hiçbir şeyin yerini tutmaz. ALLAH onların yapmakta olduklarını pek iyi bilendir." (Yûnus 10/36)

"ALLAH hakkı yerine getirir. Onların O'ndan başka yalvardıkları ise, hiçbir şeyi yerine getiremezler. Çünkü ALLAH'tır hakkıyla işiten, gören!" (Mü'min 40/20)

Hak gelince bâtıl yok olur... Güneş doğunca gece gündüz olur... aynı şey iken!

"Ve deki : Hak geldi, bâtıl yok oldu (yıkılıp gitti) . Zâten bâtıl yıkılmaya mahkûmdur (zavallıdır)" (İsrâ 17/81)

"Bilakis Biz, hakkı bâtılın tepesine bindiririz (fırlatırız) de o, bâtılın işini bitirir (beynini parçalar) . Bir de bakarsınız ki bâtıl yok olup gitmiştir. (ALLAH'a) isnad ettiğiniz o nitelikler (yakıştırdığınız sıfatlar) yüzünden Vay sizlere (yazıklar olsun!) " (Enbiyâ 21/18)

"ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL hak ile bâtıla misâl verip selin bıraktığı köpük ile maden eriyiklerinden kalan cürûfları bâtıla örnek gösteriyor." (Ra'd 13/17)

"Körle gören, karanlıkla aydınlık, gölge ile sıcak bir olmaz. (Fâtır 35/19-21)

"....Bâtıla inanıp ALLAH'ı inkâr edenler (var ya) işte hüsrânda (ziyânda) olanlar onlardır." (Ankebût 29/52)

"....Hâlâ bâtıla inanıp da ALLAH'ın ni'metine nankörlük mü ediyorlar?" (Ankebût 29/67)
Hakkı bâtıla karıştırmama : (Bakara 2/42; Âl-i İmrân 3/71 bkz.) .
Hakk'ın (celle celâluhu) bâtılı haktan ayıklayacağı : (Fussilet 41/22; Şuârâ 42/24 bkz.) .
Mallarınızı bâtıl yollarla yemeyin : (Nisâ 4/29 bkz.) .
Yer-gökler ve aralarındaki varlık bâtıl üzere yaratılmadığı : (Sad 38/27 bkz.) .
Bâtılın yaratıcı olamayacağı : (Sebe'34/49 bkz.) ,
Bâtıl puta tapıcılar (Nahl 16/72-73 bkz.) .
Bâtılın hüsranda kalacağı :. (Ankebût 29/25 bkz.).

Azîz kardeşim, bâtıl ise hakkın zıddı olan gerçek dışı , sapık inanç hüküm ve düşüncelerdir.
Butlan (boş-temelsiz-devâmsız) dan türer.
Kur'ân-ı Kerîm'de türevleriyle birlikte 36 yerde geçer.
Yalan, boşa çıkan amel, çirkin faydasız ve gayesiz iş, put, perde, hakkın zıddı, gerçek dışı delil v.s....
Bâtıl; Hadis-i şerîflerde de aynı anlamlarda kullanılmıştır.
ALLAH'tan başka herşeyin bâtıl olduğu (Buhârî Rikat 24 bkz.)
ALLAH'ın ehl-i hakkı, ehl-i bâtıla karşı koruduğu (Ebu Dâvud Fitem 1 bkz.)
Muslümünların hakkı, ötekilerinin bâtılı temsil ettiği (Buhârî Şurût 15 bkz.)
Şerîat dışı olan her iş bâtıl olarak vasıflandırılmıştır.
Kesin (kitab-sünnet) delil değil ise bâtıldır.
Değişken ve fâni olanı; hak, sanmakta, bâtıldır...

ZEVK 3060

Söz - Sohbet - Zevk - Hazz…

Ezel-ebed ElifDostu, Esmâ Sahrası’n Çiçeği
AzizCan AzizDostumuz, MuhammediNur Gerçeği
Hakk’ta Hakk’tan Hakk’a Hakk'la,Tevbe-Dua-Rıza-BİZ-BİR
Nasıl da Cem’ ettin El HAKK, Geçmiş ile Geleceği ! ! ! ! + ! !

17.12.07 00:41
gölbaşı – ankara