+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: GAYEMİZ ve GAYRETİMİZ

  1. #1
    aNKa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    25.03.2010
    Bulunduğu yer
    Kaf'dan
    Mesajlar
    23
    Teşekkür Et
    1
    4 Konusuna 6 Teşekkür Almış

    GAYEMİZ ve GAYRETİMİZ


    GAYEMİZ ve GAYRETİMİZ

    Özü :
    Toplumumuzun çok büyük bir kesimini oluşturan gençlerimize kendi çağ ve bilgi seviyelerinde Tasavvuf İlmi’ni tanıtmak, anlatmak ve anlaşmak için hizmet etmek.
    1 - Kafa ve kalb mutluluklarına ulaşmalarına engel olan tüm tasavvufî sorularına ayırmadan - gayırmadan ilim ve edeb içinde cevaplar aramak ve fikir paylaşmak.

    2 - Kâinât dedigimiz canlı - cansız resimler ile Ressam Sanatkârı arasındaki var ediş, devam ettiriş ve sonuç ilişkilerinin İlâhî, Kur’ânî, Muhammedî ve aklî anlatım ve anlayışı…

    3 - İnsanoğlunun mânevî yapısı, kimliği, kişiliği, yaratılış gayesi, görevleri ve sonunda hesaba çekiliş serüveninin öz anlatımı ve hayata aktarımı yorumu…

    4 - İnsanın dünya, din ve âhiret hayatında en kudsal İlâhi bağı olan aklın; ne olduğu, sistem içindeki yeri, yaratılıştan gelen görevi, önemi, fonksiyonu, çeldirici ve yoldan çıkarıcıları, ilmî ögretimi ve edebî eğitimi ile sonuçları gibi konularda görüş paylaşımı…

    5 - İnsanın dünya, din ve âhiret hayatında; İlâhî buyruk Kur’ân-ı Kerîm ile Resûlî buyruk doğru hadislere dayalı sünnet-i seniyye olan naklin işlevi, akıl-nakil hattı, can ceryanı ve nûr şuûru…

    6 - İlâhî Vekîl ve Rahmetenli’l-âlemin olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in görevi, yetki ve etkisi, önemi ve ilginç sonuçları…

    7 - Sistemin Sahibi ve ustası olan Rabbü’l-âlemin’in Kur’ânî ve Resûlî anlatımının çağımız penceresinden görünümü…

    8 - İslâm Dini inancının özü olan Muhammedî oluş şuûrunun bilinmesi, anlaşılması ve yaşanması…

    9 - Muhammedî Tasavvuf’un sadece tarikat demek olmayıp; şerîat, tarikat, mârifet ve hakikatın birlikte, bizlikte ve bilelikte sentezi olduğu zevki…

    10 - Günümüzdeki bu konularda yaşanmakta olan kavram kargaşası, alışkanlık ve anlayışlardan Kur’ân-ı Kerîm’ ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in tebliğine asıl, ana, ve temel olan; tenzir, tebşir ve şâhidi oluş şuûru’na yeniden dönüş devri, seyri, cevli ve hayrında buluşma paylaşımı…

    11 - İmânda, amelde, ahlâkta ve hâllerde Rabbânî, Kur’ânî, Muhammedî ve kâmil insanî oluş şuûru ve şehâdetinin zevkedilmesi…

    12 - Beden, nefis, kalb, ruh, sır, hâfi, ahfa ve akdes kemâlât (gelişim) aşamaları ve hayatta hayalen değil de hakikat olarak bizzât yaşanması…

    13 - Yaratılış, kader, yaşam, âhiret vs. konularının naklî, aklî ve teknik anlatım ve anlayışının paylaşımı…

    14 - Her akıl sahibinin kendi özünden İlâhî çağrıyı duyunca uyacağı kulluk kemâlâtı işi olan tasavvufî hayatı kolay, rahat ve minnetsizce yaşayıp, Emrullah’ı işleyip Muradullah’a kavuşacağı müjdesi…

    15 - İslâm Dini’nde insanın, aklı ve imkanları kadar kulluk imtihanı olacağı, kendi dinî gelişimini sadece kendisinin sağlayabileceği, tüm insanların ve sistemin ona efendi değil hizmetçi olduğu kuralı…

    16 - Muhammedî Tasavvuf’ta; İmâm-ı Mutlak, Rehber-i Mutlak ve Mürşid-i Mutlak’ın Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) olup diğer tüm Müslümanların namaz safındaki cemâattan birisi gibi olduğu ğerçeği…

    17 - Nesir anlatımlarıyla birlikte 15 ciltlik tasavvuf, aşk ve hayatı içeren; hece vezinli şiirlerle dörtlükler hâlindeki zevklerin paylaşımı…

    18 - Kısacası, geleceğimiz olan gençlerimizi dinamik bir denge, düzen ve disiplin içinde; bilen, bulan, olan, iletken, üretken, öğretken ve eğitken bir nesil olarak yetiştirmede kemâlât ve hayat katkısında bulunmak… “Üzme – üzülme – sev – sevil” parolasıyla Rabbânî, Kur’ânî, Muhammedî ve kâmil insanî gelecek ve gerçekler bırakmakta hasbî ve habibî hizmetçileri olmak azmimiz ve gayretimiz var İnşâallah…


    Kul İhvani
    ~Muhammedinur~
    Share |

  2. #2
    aNKa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    25.03.2010
    Bulunduğu yer
    Kaf'dan
    Mesajlar
    23
    Teşekkür Et
    1
    4 Konusuna 6 Teşekkür Almış

    İçinde yaşamakta ve bir bireyi olduğumuz şu muazzam ve muhteşem kâinât sisteminde sebebsiz ve maksadsız yaratılan birşey ve nesne olmadığını akıl sahibi olan her insan bilir.
    Her zerre zâtına (kendine) mahsus bir kimlik, kişilik özellik, güzellik, denge ve düzen içinde bu âlemde mevcûddur ve varlığını sürdürmektedir.
    Zerre olsun kürre olsun fark etmez.
    En küçük kabul edilen atomun çekirdeğindeki İlâhî çekicilik ve etrafındaki elektronların tavafî dönüşü ile yer çekimi ve üzerindeki her kütlenin yusyuvarlak dünyanın neresinde olursa olsun daima yukarıda, dik ve yaşayabileceği hâlde oluşu ve daha nice harika hâller aynı kurallar içinde iş başındadır.
    Bu Subhanî Sistemin içinde; varlıkları var edeni tarafından bağışlanan ve ondan daha üstün ana değer özelliği ve güzelliği taşıyan şey bulunmayan aklından dolayı insanoğlu sistemin göz bebeğidir.
    Bu muhteşem sistem, insanoğlunun mükemmel ve mutlu yaşamasında İlâhî hizmetçilerdir.
    Birkaç sözle söylenen; sistemin ustası ve sahibi, sistem ve insan arasındaki sebeb-sonuç, doğum-ölüm, kemâlât-cehâlet, mutlu-mutsuz yaşam v.s. ilişkilerini bilecek, anlayacak ve yaşayacak olan insan aklının da tıpkı yeni doğan bir bebeğin olgunluk çağına (rüşd) ulaşıncaya kadar ana-babası tarafından bedensel bakıma ihtiyacı olduğu gibi insan aklının da sürekli, ciddi ve samimi bir öğretim (talim) ve eğitime (terbiye) yaradılışı (fıtrî) itibariyle muhtaç (ihtiyacı olan), mahkum (böyle hükmedilip, dizayn edilip ayarlanmış), mecbur (yapmak ve yaşamak zorunda) ve memur (böyle emredilmiş) olduğu açık bir gerçektir.
    Tarih boyunca insan aklı bu ihtiyacında ya kendi başına kalıp ne yapabildiyse onu yapmış ya çok akıllı insanların öğretilerini kabullenip uyduları olarak aklî felsefe yolunda onlara kanıp sonucuna ulaşıp katlanmışlar ya da sistemin ve her zerrenin kendi özündeki; ana, temel, esas, masdar ve sabit olup dönmeyen kudsî merkezinden Sistemin Sahibini duymuşlar ve uymuşlardır.
    Bu son hâlde Sistemin Sahibi ile sistemin özü olan insan aklı arasındaki naklî ilişki bağı olan din ve gereklerini görmekteyiz.
    İslam Dinine inancımız naklen, alken ve şeklen tam olmakla beraber tüm dinlerin değer yargılarındaki isimlerin yerine işaretler koysak ve x,y,z gibi değerlerle ifade etsek, rüşdüne ermiş ve salim aklımızla kâinâtı, kendimizi, maddî–mânevi (somut–soyut) yaratıkları ve olayları incelesek sonuçta, eğer gerçekse, meselâ x değeri sistemin sahibi olarak karşımıza çıkacaktır.
    Gerisi aklın doğru–eğriyi ayırt etme işidir.
    Bu değerin günümüzdeki çeşitli algılanış ve uygulanışı ise Satanistlerde Şeytan; inekperestlerde, inek; güneşperestlerde, güneş…
    Semavî dinlerin ikisinde ise Sistemin Sahibinin oğlu diyenlerde hâşâ İsa (a.s) ve Üzeyr (a.s).
    İslam dininde ise “La ilâhe illa Allah” şartsız şartıyla Sistemin Sahibi El Ahadü’l–Vâhid olan Allahü Zülcelâl karşımıza çıkmaktadır.
    Netice şu ki aklı selim sistemi bilip anlayınca kendi kimlik ve kişiliğini ve dolayısıyla eserlerin ustasını, resimlerin ressamını ve yaratıkların yaratanını bilecek ve bulacaktır.


    Kul İhvani
    Share |

  3. #3
    aNKa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    25.03.2010
    Bulunduğu yer
    Kaf'dan
    Mesajlar
    23
    Teşekkür Et
    1
    4 Konusuna 6 Teşekkür Almış

    Neden Muhammedî Tasavvuf ve Muhammedî kelimesini kullanışımızın tek ve gerçek sebebi şimdi yaşamakta ve uygulamakta olduğumuz ve sonunda hesaba çekileceğimiz imanda, amelde, ahlâkta ve hâlde başka ifâdeyle sözde, fiilde, ahlâkta ve hâlde (asla değişmeyen huy ve kişisel iç âlem hâllerinde) Muhammedî tebliğ, tenzir, tebşir, ve teşhide (şâhid oluş) uygun muyuz değil miyiz?
    Sorusunun vicdanlarımızdaki samimî ve ciddî cevabıdır.
    Elbette İslam Dininde her müslüman Muhammedî olmak zorundadır.
    Bugün İslamî gelişim, iletişim, bileşim, yaşayış şekli ve şuûrunun temel kavram adı hâline gelen tasavvufu basitçe ve sâdece tarikat olarak anlamıyoruz.
    Şeriât, tarikat, mârifet ve hakikatın dördünü birlikte ve bile bilip, anlayıp, yaşama tarzına ve tavrına Muhammedî Tasavvuf diyoruz.
    Asırlardır aktarılan târiflere karşı da değiliz.
    Ancak bu dört nefsi kemâlât oluşumunun ayrı ayrı olmadığını çocukluk, gençlik, olgunluk ve pir-i fânilik gibi gelişim; ilkokul, orta okul, lise ve üniversite gibi nefsin gelişim ve rüştüne eriş aşamaları olarak anlıyoruz ve yaşamaya çalışıyoruz.
    Bu konu daha detaylı olarak, Kur’an- ı Kerim ve sahih hadislerle, “Muhammedî Tasavvufta, kâinât- insan – akıl- nakil–Vekil Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)–Asıl ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL” isimli kitabımızda anlatılmıştır.

    Biz asla hiçbir tarikata, cemâata ve kimseye ne karşıyız ne de tarafız.
    Biz sâdece ve sâdece ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e tâbiyiz.
    Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i İmam–ı Mutlak, Rehber–i Mutlak ve Mürşid–i Mutlak bilir; dinimiz, dünyamız ve âhretimizle ilgili inanç, iş, ahlâk ve hâllerde ona uyar, el bağlar ve uyguladığının benzerini uygulamaya azmeder sonrasında ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL’i vekil ediniriz.
    Muhammedî cemâat şuûrunda herkes parmak izi ve alın yazısındaki kaderi gereği olan yerde, zamanda ve hâldeki salât safındadır.
    Birbirimizin önünde, arkasında, sağında, solunda oluşumuzun asla önemi yoktur.
    Üstte ve altta oluş ise bu şuûra zâten aykırıdır.
    Muhammedî oluş şuûruyla hayat namazı olan kulluk imtihanına iştirak edenler de tıbkı câmide saftaki namaz kılan kişi gibi paşaymış- ermiş, zengimiş- fakirmiş, günahsızmış–günahkarmış, dini bilgisi çokmuş–azmış vs ölçüleri geçersizdir.
    Çünkü İmam-ı Mutlak duyulmuş ve ona uyulmuştur.
    Kişisel her fikir, söz ve davranış bu kudsî salâtın dışına çıkarır.
    Elbette Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i duyuş ve sıla salâtına uyuş her nefse tercihi, cüz’i iradesi, istidadı, kabiliyeti, gayreti, samimiyeti ve ciddiyeti ölçüsünde Muhammedî nur, şuûr, şeref, sürur, onur, mukaddeslik, mübareklik vs verecektir.
    Ve bu kişi bu özellik ve güzellikleri önce özünde, sonra aile, toplum, kâinât ve Rabbü’l -âlemin karşısında yaşayacak ve yaşatacaktır.

    Hâşâ Muhammedîcilik diye bir şey yoktur.
    İslam dini inancında zâten küllî şey bu âlemde var olabilmesinde, var oluş rahmeti için Rahmetenli’l-âlemin olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in nuruna muhtaç ve ondan halk olmuştur.
    İlk nokta, masdar, menbağ ve anadır.
    Kısacası canlı-cansız her şeyin hakikatı (aslı) Muhammedîdir.
    İnsan sûretinde yaratılan ve aklı olan varlıklar için zâten Muhammedî olduğunu fark ediş, biliş, buluş ve yaşayış şuûru vardır.
    Biz asla yeni bir şey söylüyor da değiliz.
    “ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL, Kur’ân-ı Kerim, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), sahih hadisler ve dolayısıyla sahabenin kitaba ve sünnete uygun söz ve davranışları.” deyip noktayı koyuyor ve altını çiziyoruz.
    Bundan sonrasında herkes konuşsun ve ne istiyorsa yapsın.
    Biz de elbette hak, doğru, güzel ve iyi olanları baş tacı eder gayrısına karışmayız.
    Yüce dağlarda doğan ırmakların diyâr diyâr akışında köy, kasaba ve şehirler geçerken bilinçli-bilinçsiz kirlenmesi gibi tarikat ırmakları da kavram kargaşaları, kişiselleşme, aileselleşme, şirketleşme, dini değer yargılarını sollayıp geçme vs olmuştur, oluyor ve olacaktır da… hâşâ hepsi böyle demiyoruz.
    Ancak ve doğrusu, klişeleşmiş alışkanlıklar dışında doğrudan ve direkt olarak Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e sıla edip, duyup, uyup işimize bakmak hakkımız da bizim tercih ve özgür irademizdir.
    Saldırı ve savunmaya vaktimiz ve ihtiyacımız şükürler olsun yoktur.
    Sen görme, duyma, bilme, anlama ben senin adına görür, duyar, bilir ve sana anlatırım ilkel bencilliği kördüğümünü hiç değilse gelecek gençlerimiz adına kabullenemeyiz.
    Şimdiki ve gelecek gençlerimize yalıtkan, kısır, ilimsiz, edepsiz, yasakçı, korkutucu, ürkütücü, horlayıcı, dışlayıcı, nefret ettirici, üzücü ve bazen de düzmece olan iletişimsizlik iletimi yerine; insan oluş şeref ve haysiyetinden sonra Kur’ân-ı Kerim ve sünneti seniyye sahasında, Muhammedî nur ve şuûr ışığında iletken, üretken, öğretken, eğitken, ilimli, edepli, üzmeyen, üzülmeyen, seven, sevilen, sevdirici, olgun ve hayale değil de hakikate inanan; sözünde, işinde, ahlâkında, hâlinde ve hayatında güneşin ısı ve ışığı, bulutların rahmet damlası olamazsa olmazlığı, rüzgarın hafif serinliği ve gerekliliği ve toprağın bitmez bereketi ve analığı gibi olma öğretim ve eğitimi aslî, vicdanî ve mecburî görevlerimizdir.

    Her gencimizin kendi özündeki tevhid tohumunun çimlenmesinde, yetişip meyveler vermesinde, kafa ve kalb mutluluğuna ulaşıp yaşamasında hasbî ve habibî hizmetçiler olmayız.
    Ve unutmamalıyız ki kendimizden bir şeyleri onlara asla veremeyiz, onların yerine su içemeyiz.
    Onlardaki, onlara ait gerçeklerin açığa çıkmasında, yerine gelmesinde, işlerine yaramasında, yaşamalarında ve yaşatmalarında hizmetçileri olabiliriz.
    Onlardakini açığa çıkarabiliriz.
    Bu yol ise zâten Rabbanî, Kur’ânî ve Muhammedî metodun yoludur.
    Halkına en büyük hizmeti karşılık söz konusu olmadan ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), diğer Nebî Aleyhi’s-selâmlar, herkes ve her şey kadarınca ve kaderince yapmaktadır.
    Elbette gençlerimizin aklı, İlâhî öğretim ve Resûlî eğitime muhtaçtır.
    Onları peşin peşin yargılamadan kendi seviyemize çekmeden ve onların seviyesine çıkarak dinlemeliyiz, anlamalıyız, anlatmalıyız ve anlaşmalıyız ki yarınlarda onlarla biz ve inançlarımız birlikte yaşayabilelim inşallah…

    Sözde Şerîatçı gençinip geçlerini ve geleceklerini saltanat hırsıyla ve cehâlet taassubuyla mahveden, toplumlarını güyâ din adına susturup, sindirip, uyuşturup ve sonunda da kendi kurdukları ihânet tuzaklarına düşüp düşmanlarından merhamet dileyen ve islâm devleti olduğunu söyleyenlerin hâllerini içimiz kan ağlayarak izlemekteyiz!..
    Ateş düşen yerlerdeki mâsum müslümanların çırpınışları, biçâre bebeklerin bitmeyen hıçkırıkları, anlatılmaz acılar içinde anaların haykırışları ve zülûm üstüne zülûmler!..
    Susan sultanlar, krallar, emirler vs.ler!..

    Sözün özü şu ki hürriyet, adalet ve merhametin yok edildiği müslüman toplumlarda bu yürekler acısı durumlara düşüşün gerçek sebebi tek olup; Rabbânî, Kur’ânî ve Muhammedî Şuûr’dan ayrılıştır…
    Her kafadan bir ses çıkarken sinsi hâinlerce paylaşılmaya çalışılan genç neslimize karşı en önemli ve hayatî görevimiz; hiç birini ayırmadan-gayırmadan hep birlikte yeniden kendimizde kendimizi bulmada, Rabbımızı bilmede ve Bizlik ve Birlik’te bile olmada, hakka inanıp hayrı işlemede ve insanca yaşamada fikir ve düşüncelerimizi paylaşımın öğretim ve eğitimini vermektir…
    Bu çile çağrısına emek verip alın teri dökeceklerin ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL yardımcısı, Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) yâri ve kıyamete kadar gelecek nesillerimiz de duacıları ve rahmet ırmakları olsun İnşâallah!

    Âmin!..

    Kul İhvani
    Share |

+ Konu Cevaplama Paneli

Bu konuyu okuyan üyeler toplam : 9

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Review www.muhammedikul.com on alexa.com
SEO Stats powered by MyPagerank.Net
TOPlist